Giriş Yap
İlân-ı aşk makamından bir mısrâ, Yeşerip, kımıldar içimde Düşer aklıma gözlerin…
Reklam
VUR PATLASIN - ÇAL OYNASIN! Üçüncü Ahmed'in Baltacı'ya hissî zaafı, kendi şehzadeliği ve onun Baltacılığı zamanındaki bir aşk münasebetinden gelmekteymiş... Güya Baltacı Mehmed Paşa, Üçüncü Ahmed'in Şehzadeliğinde onun zevk hayatına ve bazı aşk maceralarına yardımcı olmuş... Bu, mesnetsiz bir rivayetten ibarettir; fakat emin olan şudur ki, Üçüncü Ahmed'in zevk ve sefa mizacı, ona yardımcı olana her kapıyı açacak kadar zengindir. Nitekim Nevşehirli Dâmad İbrahim Paşa bu yoldan yürümüş ve kukla eli gibi kullandığı Padişahın eliyle devleti aynı yola sürmüş; ve Büyük Petro'nun rotasını çizdiği Rusya'yı, rahatça ve kolayca menziline varması için serbest bırakmıştır. Raşit Tarihinin «Padişah-ı Eflâtun şuur: Eflâtun akıllı Padişah» diye kaydettiği Üçüncü Ahmed, bütün bir iç temizliği içinde, zevk ve sefahat damarlarından kolayca yakalanabilecek ve tamamen şuursuz kılınacak, insanlık ve cemiyet dâvalariyle alâkasız bir Sultandır. İlâhi takdir, onu, Moskof u tasfiye etmek şerefinin yanı başına getirmişken bu kahramanlığı elinden almış ve «vur patlasın çal oynasın!» devrinin sultanlığına lâyık görmüştür. Ahmed Cevdet Paşa, meşhur «Tarih-i Cevdet» inde Baltacı'yı yarım ağızla tenkit, hattâ bası noktalarda müdafaa ettikten sonra arkasından gelen Dâmad Ali Paşa'yı göklere çıkarır, padişahlar arasında en büyük fetihleri Yavuz'a, vezirler içinde de Damat Ali Paşaya yakıştırır ve onun sadece bir öfke yüzünden Venedik seferini Avusturya üzerine çevirdiğini, neticede hezimete uğradığını ve böylece şehit düştüğünü pek hesaba katmaz. Gayret ve himmet sahibi bir recül olduğu muhakkak bulunan şehit Ali Paşa'yı birtakım boş vezirler ve serdarlar takip etti, fesat ve ihtilâl hareketleri her tarafı sardı, Osmanlı ordusu hiçbir başarı gösteremedi ve Sırbistanda Tameşvar Kalesi Avusturyalıların eline geçti. O sırada «vur patlasın - çal oynasın» devrinin büyük rejisörü Nevşehirli tbrahim Paşa «Rükâb-ı Hümayup kaimmakamı»dır ve Nemçeli'den intikam almak fikrinin aleyhindedir. İlle de sulh, ille de sulh!.. Fakat hallerine bakmadan «ille de cenk!» narasını basanlar ağır bastılar, harbe devam edildi, bu defa da Belgrat düştü; ve Nevşehirli İbrahim Paşa gibi dâvanın kökünde haksız bir adam, ister istemez haklı çıktı. Bunun üzerine Dâmad İbrahim Paşa «Mühr-ü şerif»e nail oldu ve 1718 Pasarofça anlaşmasiyle, Belgrat dahil, yukarı Sırbistan ve Batı Eflâk topyekûn Avusturya'ya, Dalmaçya ve Bosna, Arnavutluk sahillerinden bir kısım da Venediğe bırakıldı. Nevşehirli İbrahim Paşa «sulh, sulh!» diye haykırmış bulunduğu için «Vezir-i Âzam» olur ve cephelerde yıkılma yerine zevk ve sefa zehiriyle içeriden devrilmeyi hazırlarken, Osmanlı Devleti, Deli Petro'yu kapandan salıvermenin uyuşukluk ve anlayışsızlığını Avusturya üzerine çullanmakla gösteriyor ve Avrupa'dan kovulmanın kapılarını öz eliyle açıyordu. Buna karşılık, başkalarının harp hatasını, kendisinin daha ağır «vur patlasın -çal oynasın!» mânasında sulh hatasiyle ortaya çıkaran Nevşehirli ibrahim Paşa, artık Türk'ü bir daha belini doğrultamaz hale getirmenin eşiğinde bekliyordu. Ahmed Cevdet Paşa : «— Şimdilik sulh olunsa da askere nizam verilsin deyû bir seneden beri vird-i zeban etmiş (diline dolamış) olduğu kavli (lâfı) samimi olsa ve ameline mutabık gelseydi, cümle kusuru affolunurdu. Halbuki on iki seneden mütecaviz istiklâl-i tam ile makamı sadârette bulunup askere nizam vermek şöyle dursun, devletin eski usul ve nizamını bile muhtel etti (bozdu) ve israf ve sefahatten başka bir şey düşünmeyip, hele asker ve muharebe sözü, nazarında kelime-i küfür gibi addolunurdu.» Evet; dışarıda Batılıya göre a vur patlasın!» içeride de Nevşehirli İbrahim Paşa'ya göre «çal oynasın!»... DERKEN Türk'ün Prut hezimeti ve Moskof'un Prut zaferinden sonra Büyük Petro, şimale yönelmiş, İsveçle dâvasını halledip Baltık kıyılarına yerleşmiş, (Petersburg)a kurulmuş ve 1721'de imparatorluğunu ilân etmiştir. Türklerle yeni bir kapışmaya girişmeksizin de Hazer Denizi sahillerine sarkmayı ve Kafkasları uzaktan kıskaçlamayı ihmal etmemiştir. Aynı zamanda gözü Türkistan Hanlıklarında olan Petro, buraları toslayamamış olsa da, Türk'ün büyük Osmanlı vatanına göç yolunu kesmiştir. Ana vatandan aslî vatana göç yolumuzun kesilmesi böyledir. Hâlâ ve daima, Deli Petro'nun iç ve dış gelişmelerine İstanbul'da dikkat yoktur. Lâle devri, bütün dış parlaklığı ve iç karanlığıyla devamda... Dış aydınlık nefsaniyetleri gıcıklamakta, iç karanlık da gözlere dünyayı perdelemekte... Sâdabat bahçelerinde sırtlarına mumlar dikilmiş kaplumbağalar gezerken, Petro, gözlerini, Türkiye'yi geriden meşgul etmesine çalıştığı İran'a yöneltilmiş bulunuyor. İran'da Sünnî-Şii boğuşması ...Safevi hükümdarı Şah Hüseyin, İran sünnilerini zorla şiî yapmak sevdasında ...Kafkasya ve Şimalî İran sünnî Müslümanları Babıâli'nin tokmağına sarılmış: — Bizi kurtarın! Diye haykırıyor. Doğuda Ergan sünnileri de isyanda. Bunların başına geçen Mahmud Hân Kandihar'ı zaptedip hükümdarlığını ilân etti ve Efganistan'ın temelini attı. Derken Şah Hüseyin'in üzerine vardı ve onu esir aldı. Şah Hüseyin'in oğlu Tahmasp ile muharebe devam ediyor. Büyük Petro için tam fırsat... Kafkasya'ya girdi ve Derbent ve Baku taraflarım aldı. Artık buna da mı göz yumulacak?.. Osmanlı devleti de karşı davranışa geçti ve Hoy, Kirmanşah üzerinden Kafkasya'ya girdi. Bu durum, taraflar arasında yeni ve büyük bir cengi körükleyebilir. Ama iki taraf da hazır değil... Hele Türkiye, hazırlığa bile hazırlanamaz. Fransa vasıta oldu. İstanbul'da bir konferans, müzakere kapısı açıldı. Burada Rusya ile Osmanlı devleti İran topraklarını pay eden bir anlaşma imzaladılar. Bu anlaşmaya göre, Ruslar, Dağıstan ve Hazer kıyılarını işgal edecekler, Osmanlılar da İran'ın batı illerini, Gence Karadağ, Revan ve Tebriz'i alacaklardı. Yani Türkiye, kendi ölümü pahasına Rusya'yı beslemekten kaçınmıyor... Istanbul antlaşmasından Sonra Osmanlı ve Rus kuvvetleri paylarına düşen yerleri işgal etmeye başladılar. O sırada Şah Hüseyin'in yerine geçen Şah Tahmasp, Istanbul antlaşmasını kabul etmeyerek iki devletle de savaşa başladı. Fakat başa çıkamayacağını anlayınca Horasan'a çekilerek orada bulunan Afşar Türklerinden yardım istedi. Afşarların başkanı bulunan Nadir Han, şahın hizmetine girerek Şahkulu unvanını aldı. Bu sırada Afgan hükümdarı Mahmut Han ölmüş yerine Eşref Şah geçmişti. Eşref, Osmanlı ve Rus devletlerine baş vurarak kendisinin İran şahlığı tasdik edildiği takdirde, İstanbul antlaşması şartlarını kabul edeceğini bildirdi. Bu teklif iki devletçe de uygun görüldü. Eşrefin İran şahlığı tasdik edildi. Büyük Petro, uyku tatili bile yapmayan ırgat misali çalıştığı bu hengamede, Nevşehirli İbrahim Paşa Türkiye'sinin ne hal aldığım yakından görmüş ve tek tek Prut anlaşmasının maddelerini çiğnemeye başlamıştı. İstanbul'a bir murahhas göndermiş ve ona, Bâbıâliye hitaben şu sözü söyletmiş ti: — Biz Prut'da mağlup ve mecbur olduğumuz için sulh yaptık. Bugünkü vaziyetimiz o değildir. İstanbul'da sefir bulundurmamızı yasaklayan maddeyle devletler arası haysiyetimiz kırılmıştır. Eğer anlaşma yenilenmez, İstanbul'a elçi göndermemiz kabul olunmaz, öbür maddelerde de değişiklik yapılmazsa kılıca sarılacağımızı biliniz! Sefirin bu teklifleri, Moskof'un Lehistan'a müdahale hakkına kadar kabul edildi ve Prut Anlaşması paramparça edilmiş oldu. Buyurun şanlı neticeyi, Baltacı Hazretleri!... Bu, daha başlangıç!.. O şuralarda din adına olanca gayret, âlim geçinen bazı hamların ortaya attığı «dad harfi dâ diye mi okunur, zâ diye mi?» meselesinden ibarettir; ve az kalsın, bir fitneye kadar varmak istidadını gösteren bu mesele bazı kürsü şeyhlerinin sürgün edilmeleriyle önlenebilmiştir. Bir lâle soğanı İstanbul'da 500 altuna; buna mukabil İran macerası yüzünden devletin, hazineleri suyunu çekmiş... Derken her tarafı yenen Nadir Şah İran Hükümdarı ve paylaşılan İran topraklarının yeni sahibi... Koca İmparatorluğun, kendisine «İran şahlarının kulu» unvanını takmış bir maceracıya bile yenilmesi?.. İstanbul'da için için kaynaşma ve ayaklanma istidadı... «İlle de Vezir İran'a gitsin!» sesleri... Vezir hiç Çerağan sefalarından ayrılabilir mi? Üsküdar'a «gitti, gidiyor!» gibilerden bir otağ kurdurur, fakat gitmez. Patrona Halil isyanı, Nevşehirlinin öldürülmesi ve Üçüncü Ahmed'in sonu (1730).,. Büyük Petro öleli 5 yıl geçmiş ve artık boyuna «Moskof yumruğu altında Türk» şeklinde gidecek olan Petro sonrası devrenin ilk büyük çatışmasına 6 yıl kalmıştır. Şu var ki, bu çatışma, sanıldığı gibi neticelenmeyecek, bir (sürpıiz) getirecektir. Arkası ise feci!..
Ve seni düşünürüm, Karanlık, hırslı... Seni, cihanların aziz meyvası. İlân-ı aşk makamından bir misrâ, Yeşerip, kımıldar içimde, Düşer aklıma gözlerin...
" Emmare" eğilerek filden yere indi."Aşk"ın önünde diz çöktü: -"Sen herkesin olduğu gibi benim de efendim , varlığımın nedenisin . Çaresizliğimi ilan ederek işte sana secde ediyorum" dedi.
Reklam
Kuyucaklı Yusuf'un konusu İkinci Meşrutiyet'in ilanından önce başlar ve Birinci Dünya Savaş'ının ilanından sonra biter. İlle bir tarih söylemek gerekirse, 1903 1915 yılları öne sürülebilir. Nitekim, romana şu satırlarla girilir: "1903 senesi sonbaharında ve yağmurlu bir günde... " Sonra, kitabın değişik sayfalarında Meşrutiyet'ten, 1911 İtalyan ve 1912 Balkan Harplerinden, 1914 Birinci Dünya Savaşından ve Seferberlikten kısaca söz edilir. Osmanlı İmparatorluğunun 23 Ekim 1914'te savaşa katıldığı Salahattin Bey'in Seferberliğin ortasında öldüğü, ardından Yusuf'un bir süre tahsildarlık ettiği düşünülürse, romanın 1915 yılının ilk üç ayı içinde bittiği savunulabilir. Kuyucaklı Yusuf'un konusunu sayılarıyla kısım kısım ve bölüm bölüm şöyle özetleyebiliriz.: Birinci Kısım: Nazilli ilçesine bağlı Kuyucak köyünü 1903 yılında eşkıyalar hasarlar. Bir karı kocayı öldürürler. Bunu haber alan kaymakam Salahattin Bey, savcı ile doktoru yanına alarak köye gelir. Evde gereken inceleme yapılır. Bu sırada öldürülenlerin yaralı çocuğu Yusuf'u görürler. Kaymakam acıyarak çocuğu yanına alır. Fakat karısı Şahinde Hanım bundan hiç memnun olmaz. Zaten basit, geçimsiz, dırdırcı bir kadındır. Kocasıyla aralarında büyük yaş ve kültür ayrımı vardır. Bir türlü anlaşamazlar. Bu yüzden Salahattin Bey kendini içkiye vermiştir. Yusuf durgun, soğukkanlı, içine kapanık bir çocuktur. Şahinde Hanım'ı sevmez, ama kızı Muazzez'e bayılır. Kardeş gibi birlikte büyürler. Salahattin Bey Edremit’e naklolur. Yusuf okula gider, fakat sıkılır. Okuyup yazma öğrendikten sonra okulu bırakır. Çevreye ısınamaz. Çocukların oyunlarına pek katılmaz. Mahalleden ancak birkaç kişiyle arkadaş olur. Yıllar geçer. Yusuf on altı, Muazzez on yaşına varır. Yusuf babasının zeytinliğiyle uğraşır. Bir Ramazan bayramı Yusuf arkadaşı Ali ve Muazzez'le gezmeye çıkar. Ali'yle Muazzez salıncağa binerler. Şakir adlı delikanlı kardeşine söz atar. Yusuf onu yakalar ve döver. Şakir, Edremit'in eşrafından fabrikatör Hilmi Bey'in oğludur. Şımarık, sarhoş ve hovardadır. Zenginliğine güvenerek her gün bir rezalet çıkarır. Nitekim, evlerine hizmetçi aldıkları bir kadının kızını, Çineli Kübra'yı zorla kirletir. Yusuf'a bir oyun oynamak ister. Bunun için babası Hilmi Bey'den yardım ister. Hilmi Bey, Salahatin Bey'i sarhoşken kumarda hileyle yutar. 320 altın lira borca sokar. Bu, büyük bir paradır, Salahattin Bey'in ödemesi olanaksızdır. Hilmi Bey, bu borçtan yararlanarak Muazzez'i Şakir'e almayı kurmaktadır. Bu amaçla karısını kaymakamlara gönderir. Şahinde Hanım bu işe sevinir, ama kocası oralı olmaz. (Muazzez, Yusuf'a kendisini istediklerini anlatır. Yusuf kızar, Şakir gibi bir serseriyle evlenmemesini öğütler. Salahattin Bey Yusuf'a durumu açar. Yusuf, Kübra'nın başından geçenleri babasına anlatarak onu uyarır. Bunun üzerine Salahaddin Bey kızı vermeye yanaşmaz, ama borç yüzünden eli kolu bağlıdır. Yusuf, 320 altın lirayı bularak babalığının borcunu öder. Böylece Şakir'in planı bozulur.Parayı okul arkadaşı bakkal Ali'den alır. Ali, Muazzez'e tutkundur. Evlenmelerine yardım etmesi dileğiyle parayı verir. Muazzez olayı öğrenince üzülür, çünkü Yusuf'u sevmektedir. Bir akşam sevgisini açar. Yusuf da onu sevdiğini anlar, ama elinden bir şey gelmez. Çaresizlik içinde kıvranır. Ali'nin annesi Muazzez'i istemeye gelir. Çineli Kübra ile annesi hizmetçi olarak Salahatlin Bey'in evine girerler. Yusuf'un arkadaşlarından İhsan evlenir. Düğünde sarhoş olan Şakir, Ali'yi vurur. Şakir'i jandarmalar götürür. Fakat Şakir'in adamı Hacı Etem karakola gelir. Rüşvet vererek tabaneayı değiştirir. Tanıkları kandırarak ifadelerini ayarlar. Bir hafta sonra Şakir salıverilir. Muhakeme aklanmayla sonuçlanır. Salahattin Bey çektiği üzüntüden dolayı kalp krizi geçirir. Ali'nin ölümü üzerine Şahinde Hanım gene Hilmi Beylere yanaşır. Ne yapıp yaparak Muazzez'i Şakir'e vermek niyetindedir. Muazzez durumu Yusuf'a bildirir.Bir gün Yusuf, analığının, kızıyla Şakir'lere gittiğini öğrenir. Bir araba tutarak o da onlara gider. Muazzez'i alıp kaçırır. Kozak taraflarında bir köye götürür. Orada imam nikahıyla evlenirler. Şahinde Hanım ve kocası meraka düşerler. Salahattin Bey ortalığa jandarmalar salar. Yusuf bir haberci gönderir. Babalığı gelir. Yusuf olanları anlatır. Edremit'e dönmek istemez. Fakat Salahattin Bey'in diretmesi üzerine razı olur. Edremit’e dönülür. Yusufla Muazzez'in düğünü yapılır. Yeni evliler babalarının yanında kalırlar. Kübra ile annesi çekip giderler. Yusuf işsizlikten sıkılır. Babalığı ona kaymakamlıkta bir iş bulur: Tahrirat katipliği. Bu sırada seferberlik ilan edilir, Birinci Dünya Savaşı başlamıştır. Salahattin Bey yeniden kriz geçirir ve ölür. Büyük bir cenaze töreni yapılır. Kaymakamı sevdiklerinden bütün Edremitliler törene katılır.Kaymakamlığa İzzet Bey adında biri gelir. Hemen eşrafla ilişki kurar. Bu arada Hilmi Beyle de tanışır. Bunu öğrenen Yusuf işkillenir. Korktuğuna uğrar: Kaymakam onu yanına çağınr: "Sana gönlüne göre bir iş buldum," der. Katiplikten alarak tahsildarlığa verir. Yusuf önce üzülür, sonra düşününce sevinir. Çünkü eski işini sevmemektedir. Bir at alarak hemen göreve başlar. Dört günlük bir ayrılıktan sonra döner. Evde geçim sıkıntısı başgöstermiştir. Analığıyla tartışırlar. Muazzez üzgündür. Yusuf sıkıntı içindedir. Bir arkadaşından aldığı iki mecidiyeyi eve bırakarak tekrar köylere tahsilata çıkar. On gün gelmez. Süse, eğlenceye ve yemeye düşkün olan Şahinde Hanım niyeti bozar. Muazzez'i de kandırmaya koyulur. Önce Hilmi Beylerle, sonra kaymakmla ilişki kurar. Kendisine karşı çıkan kızını yavaş yavaş yumuşatır. Çalgılı eğlenceler düzenlenmekte ve Muazzez'e rakı içirilmektedir. Bir öğle üzeri Yusuf döner. Karısı hala yataktadır. Rengi sararmış ve ağzı içki kokmaktadır. Yusuf durumu sezer. Analığına sorar. Şahinde Hanım olanları gizler, geçim sıkıntısı çektiklerini ve kaymakamın kendilerine yardım ettiğini söyler. Yusuf pek inanmaz, ama elinden de bir şey gelmez. Yalnız analığına sıkı sıkı tembihte bulunmakla kalır. Bir hafta sonra köylere tahsilata gider. Daha doğrusu kaymakam gönderir. Yolda üşütür, hastalanır. Bir köyde dört gün yatar. Tam iyileşmeden kalkar. içini kuşku kemirmektedir. Geceleyin Edremit'e döner. Sessizce eve girer. Yukarıdan ud sesi gelmektedir. Odanın kapısını açar: Şakir, Hacı Etem, kaymakam İzzet Bey, Jandarma kumandanı Kadri Bey, Şahinde Hanım hepsi içeridedir. Kadri Bey Muazzez' i kucağına almış, öpmeye çalışmaktadır. Yusuf kamçıyla önüne gelene vurur. Kamçı lambaya çarparak söndürür. Bunun üzerine tabancasını çeker, her kımıltı olan yere ateş eder. Sonra Muazzez' i alarak kaçar. Muazzez yaralıdır. Ormanlık bir yerde dururlar. Yusuf geceleyin onu gocuğuyla sarar. Sabah olunca bakar, karısının ölmüş olduğunu görür. Bıçağıyla bir mezar kazar. Muazzez' i oraya gömer. Atını dağlara doğru sürer. Romanın içeriğini öğrenmek, kişilerini tanımak, örülüşünü bilmek amacıyla yapılan bu özetlemeden de anlaşılacağı üzere, Kuyucaklı Yusuf bir aşk hikâyesidir. Ne var ki bu, bir "eksen konu"dur. Onun çevresinde daha önemli "yan konu"lar yatmaktadır. Meşrutiyet döneminde Edremit'in görünümü, toplum yapısı, memurların yaşayışı, eşrafla yönetimin ilişkileri, halkın durumu... Ve bunlara bağlı olarak birtakım gerçekler: Çiftler arasında anlaşma ve eşitlik bulunmayan evlenmelerin çürüklüğü, sağlam bir ekonomik temele dayanmayan ailelerin çöküşü, yöneticiler ile yasaların eşraf/burjuvazi karşısındaki güçsüzlüğü, zenginlerin egemenliği ve halkın kimsesizliği... Bütün bu konular ve gerçekler, birbirlerine geçmiş halkalar halinde, romanın içeriğini oluştururlar. Yazar, bu geniş içeriği romanın kuruluşunu örselemeden ustaca ortaya koyar. Herhalde, Kuyucaklı Yusuf'u başarılı ve değerli kılan nedenlerin başında bu "ortaya koyuş" gelmektedir.
Reklam
2
151
1.502 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42