Okurken “bana bu duygular, bu öykü yabancı değil” diyorsunuz. Belki böyle bir olay, belki bu şekilde, başınıza gelmemiştir ama eminim ki herkes “korku”nun en etkili şekilde betimlendiği bu kitabı okumalı. Korku duyduğunuz, endişelendiğiniz an vücudunuzda, beyninizde yaşanan etkileri somut bir şekilde Stefan Zweig kalemiyle okumalısınız.
Kitap o kadar akıllıca ve zekice yazılmış ki kendinizi sayfalar arasında sürüklenirken buluyorsunuz. Olay örgüsünden çok betimlemeler ve anlatımlar benim dikkatimi çekti.
Hayatımda okuduğum en güzel kitaplardan bir tanesi. Kuşkusuz bunu yazacak kadar sağlam bir kalemi olan Reşat Nuri Güntekin de unutulmamalı. Okurken Feride oldum, Munise oldum, Kâmran oldum. Bana bu kadar insanı tek bir hayatta yaşamama imkan veren bu kitaba ve yazara çok şey borçlu olduğumu hissediyorum.
Bu güzel eser çocuk kalpli bir Çalıkuşu’nun Gülbeşeker’e dönüşünün, bir beyefendi olan Kâmran’ın biricik Feridesi ile aralarında geçen özlemin, sevginin, muhabbetin hikayesi…