Tüketim toplumunda, geçmişin yüzyıllara dayanan büyük yazarları, sanatçıları ucuz-eğlendirici versiyonlarıyla sunulur. Düşündürmek için üretilmiş şeylere, eğlendirme işlevi yüklenir; üretim toplumunda kontrol edilen ihtiyaçlar, dürtülüp uyandırılır. Finkielkraut'a göre, "post-modern birey, özgürlüğün, televizyon kanalını değiştirebilmekten başka bir şey olduğunu ve kültürün denetlenmiş bir dürtü olduğunu unutmuştur".
«Tekrar eden evrenselcilik (Walzer)» diğer insanları da bizim kadar, bir moral üreticisi sayar ve diğerlerine saygı gerektirir. Bu saptama, onların ve bizim morallerimizin eşdeğerli olduğunu göstermez. Değerlerin ölümsüz bir ölçütü yoktur; ölçütlerin de tekrar etmesi gerekir.
... Moralin en büyük gereği, bu etkinliğe angaje olmanın bir yolunu bulmaya çalışırken, aynı şeyi yapan diğer insanlarla barış içinde yaşamaktır.
Savaşlar, nefretler ve birbirini anlamamalar, insanın kötülüğünün ürünü olmaktan önce, bir komşuluk durumundan doğarlar. Yabancıyla ilişki, antipati ile cazibe arasında bir ikirciklikte başlar. Gönlüm ne kadar geniş, hazım kapasitem ne kadar büyük olursa olsun, bana doğru dışarıdan gelenin dışsallığına asla yok edemem. Diğerleri daima olacaktır.