Kitabı bir arkadaşım bana geçen kış hediye etmişti. O zamanlar sahip olduğum sıkıntılar, mutsuzluklar uzun bir süre kitap okuma alışkanlığıma veda etme durumunda bırakmıştı beni. Okumaya çalışmıştım ama kafamdaki düşünceler beni kocaman bir çıkmaza sürüklediği ve bu düşünceler bozuk bir plak gibi beynimin içinde sürekli çaldığı için bir türlü kendimi verememiştim. O zamanlar kitabın arkasına karaladığım bir kaç cümleyi paylaşmak istiyorum: “Ben nasıl büyük beklentiler içerisine girip kendi küçük mutlu hayatımı böyle büyük bir mutsuzluğa sürükledim. Ben ne yaptım kendime? Ne yaptım.”
Aslında kitapta Dr. Breuer ve Nietzsche’nin yaşamış olduğu gibi zaman zaman kendi kafamızda oluşturduğunuz yanılsamaları kişilere yükleyebiliyoruz. Bu durum bizi hiç ummadığımız başka bir hale dönüştürebiliyor. Önemli olan kişinin bu hâlin farkına varıp kendi kurtarması ve kendine yeni bir ruh inşa edebilmesidir.
Bu sebepten ötürü artık çok fazla klişe olmuş bir cümle söyleyeceğim sizlere: Her kitabın bir zamanı vardır. İyi ki şu an okudum bu kitabı diyorum kendime ve geriye dönüp baktığımda aştığım yolları gördükçe kendimle gurur duyuyorum.
Son olarak Nietzsche’nin Böyle Söyledi Zerdüşt kitabından kulağıma küpe olan bir alıntıyla incelememi bitirmek istiyorum.
Ama sen önce kendini inşa etmelisin, dimdik bir beden ve dimdik bir ruhla.
“parlayan bir ruhun” alevleri olmazsa hayat renksiz bir moloz yığınıdır. Ama onun yası dünyaya karşı güçsüzdür, melankolisi müzikten yoksundur: Sabah kızıllığının şairi, sessizce şafak sökümünde kalır.