Bu kitabı elime aldığımda sadece eski bir metin okuyacağımı sanıyordum, ama meğer kendimle, o güne kadar ertelediğim en derin yüzleşmemi yaşayacakmışım. Eskiden en ufak bir aksilikte dünyamın başına yıkıldığını hisseder, insanların ne düşündüğünü dert etmekten kendi sesimi duyamazdım. Marcus Aurelius bana, zihnimin içinde sığınabileceğim güvenli bir liman olduğunu hatırlattı. Sayfaları çevirdikçe, aslında beni üzen şeyin olaylar değil, olaylara yüklediğim o felaket senaryoları olduğunu fark ettim ve o an, omuzlarımdan koca bir yükün kalktığını hissettim.
Bana kattığı en kıymetli şey, "kabullenmenin" getirdiği o muazzam hafiflik oldu. Kontrol edemediğim şeyler için üzülmeyi, öfkelenmeyi, kendimi hırpalamayı bıraktım; çünkü bu kitap bana enerjimi sadece kendi tutumuma harcamam gerektiğini öğretti. Artık zorluklarla karşılaştığımda "Neden ben?" diye sormuyorum, Aurelius’un o sakin sesi kulağımda yankılanıyor ve "Bu da hayatın bir parçası, şimdi buna nasıl onurlu bir tepki verebilirim?" diyorum. Zihnimdeki o bitmek bilmeyen gürültünün yerini, bu kitap sayesinde derin bir dinginliğe bıraktım.
Şimdi "Kendime Düşünceler", kütüphanemde duran bir kitaptan çok daha fazlası; daraldığımda kaçtığım bir sığınak, pusulam şaştığında baktığım bir harita gibi. Sabahları güne başlarken veya geceleri zihnim susmadığında rastgele bir sayfa açıp okumak, bana kendi gücümü hatırlatıyor. Bir kitap insanın karakterini baştan aşağı değiştirir mi? Eğer doğru zamanda okursanız, evet değiştiriyormuş; ben bunun canlı kanıtıyım.