• Açmıyor kapıyı. Açmaz..

    Buz kesti içimin cehennemi. Ne akla hizmet geldim o kadar yolu sanki.. Ben onu dinledim mi ki o beni dinlesin?..
    Oysa bir okyanus var yüreğimde kabına sığamayan. Bir başlasam, saatlerce konuşabilirim. Düğüm düğüm, alev alev, rüzgar rüzgar.. Öyle dolu, öyle yarım, öyle eksiğim.

    Kim bilir ne kadar yaşlanmıştır şimdi. Elimden tutup okula götürüşü geliyor aklıma, jilet gibi ütülü pantolonu, uzun gri kabanı.. Adımlarımı onun adımlarına uyduruşum, sonra elimi bırakır bırakmaz pamuk şeker almaya koşuşum..

    "Alma şunu, söz vermiştin!" diyerek çatardı kaşlarını.
    Her seferinde zafer kazanmış gibi ;
    "Ama bu sayılmaz baba.." derdim.

    Evet, verdiğim sözleri tutamıyorum bazen. Buluta benzer bir yürek var sol yanımda ; kararıyor, yağıyor, esiyor zaman zaman. Ama ben ona bir şekil veremiyorum.

    Açmıyor kapıyı. Açmaz..

    Akşam oldu bile, yorgunum, üşüdüm, çıldırtan bir ağrı var başımda. İçeride ışık görünüyor, demek ki evde. Bir kere daha mı çalsam zili? Gerek yok, fayda etmez..

    Pencerenin kenarından bakıyor mudur acaba? Ben bakmamıştım bile o bana geldiğinde. Madem annemden boşanıyor, nereye giderse gitsin, demiştim, şeytan görsün yüzünü.. Dinlememiştim, sesini bile duymak istememiştim. Bıraktığı boşluğu doldurabilirim sanmıştım, nasıl da yanılmışım..

    Bir anahtar sesi ardından kapı gıcırtısı duyuyorum. Yarı şaşkın, yarı ürkek çeviriyorum başımı, ama onu göremiyorum. Kapıyı aralayıp geri çekilmiş belli ki. Bu, affetmedim ama yine de gel, demek. Ben nasıl da inatçıydım, o nasıl da merhametli..

    Bavulumu çekerek ilerliyorum, ardına kadar açıyorum kapıyı. Sessiz bir kırgınlık suratıma çarpıyor.

    "Kuru avuntular yetmiyor artık baba!" demek istiyorum.
    "Yüreğimin en yetim yanını getirdim sana..."

    İçeriye girip kapıyı kapatıyorum, uzun bir koridor boyunca ilerleyip soldaki odaya giriyorum. Tepeden tırnağa alev alev her yanım ;işte karşımda, on dört yıl sonra babamı yeniden görüyorum. Katran rengi bir hasret var içimde. Koşup ellerine sarılmak istiyorum. Yapamıyorum..

    Tam karşısındaki kanepeye ilişiyorum bir yabancı gibi. Ellerimi nereye koyacağımı bilmiyorum. Bacaklarımı nasıl hareket ettireceğimi bilmiyorum, nasıl nefes alacağımı bilmiyorum. Tüm bedenim fazlalık gibi geliyor bana.

    Bakmıyor yüzüme. Bakmaz..
    Oysa şimdi susarsam bir daha hiç konuşamam.

    "Özledim baba.." diyorum.
    Lügatime yabancı bir kelimeyi o an keşfetmiş gibi hissediyorum kendimi. Her hecem, içimde milyon kere yankılanıyor.

    "Sen beni yaşanmadan ufalan dünlere mi, her yanı bağbozumu zincirlere vurulmuş yarınlara mı emanet ettin?
    'Bir gün,' diyordun, 'Bir gün..'
    'Bir gün canına tak ederse yokluğum, paylaştıkça çoğalttığımız umudumuz hatrına,
    Gel, desem, gelir misin?'

    Geldim baba... "
  • 👉🏻Oğuz Atay : Yazarın en ünlü romanı olan Tutunamayanlar’daki karakterler aslında Atay’ın kendi hayatındaki kişiler. İçine kapanık bir çocukluk dönemi geçiren Atay’ın en sevdiği yazarlar Kafka ve Dostoyevski’ymiş. Gençlik yıllarında karikatür çizen ve mizah yönü oldukça güçlü olan Oğuz Atay, ölümün onu banyoda yakaladığı gün, dışarıdan ona seslenenlere; “Sevinmeyin daha ölmedim” demiş. Bu sözleri orada bulunanlara tebessüm ettirse de yazarın son sözleri olmuştu.
    👉🏻Sabahattin Ali :Diksiyon takıntısı varmış. Kelimeleri birisi yanlış şekilde kullanınca, hemen düzeltme isteği duyarmış. Bu huyu üzerine eşi Aliye Hanım’ın şikayetlerini de arkadaşlarına: “Bu yüzden Aliye Hanım bana fena içerliyor. Karı koca ağız tadıyla kavga edemiyoruz. Kavganın en can alacak yerinde tutup diksiyon yanlışlarını düzeltiyorum” sözleriyle anlatmış.
    👉🏻Cemil Meriç : okumaktan hiçbir zaman vazgeçmemiş. Artık yazılanları seçemeyecek duruma geldiği dönemlerde, ışığa yakın olmak için, sandalyesini masanın üstüne çıkarır, yine de okurmuş. Yazmaya ve okumaya olan aşkı, gözlerini tamamen yitirdiğinde bile bitmemiş. Gözleri görmez hale gelince, çevresindekilerin yardımıyla yazmaya devam etmiş. Hatta yazarın en üretken çağının bu olaydan sonra başladığı biliniyor.
    👉🏻Franz Kafka: Franz Kafka, et yemeyi cinayetle bir tutuyordu. Vasiyetinde yakın arkadaşı Brod’dan Yargı, Ocakçı, Dönüşüm, Ceza Sömürgesi ve Köy Doktoru hariç bütün eserlerini yakmasını istedi. Arkadaşı Max Brod onun vasiyetini yerine getirmeyerek Kafka’nın yazarlık kariyerine büyük katkı sağladı.
    👉🏻Dostoyevski : Tam bir kumar bağımlısıydı.
    👉🏻Tolstoy: Tolstoy’un 13 çocuğu vardı. 48 yıllık evliliğinin ardından karısına “Benim yaşımdaki insanların sıkça yaptıkları bir şeyi yapıyorum. Son günlerimi tek başıma ve sükunet içinde geçirebilmek için dünyadan vazgeçiyorum,” yazan bir not bırakarak evini terk ettiğinde 82 yaşındaydı. Birkaç gün sonra bir tren istasyonunda donarak öldü.
    👉🏻Jack London : Tam bir kitap kurduydu. Şahsi kütüphanesinde 15 bin kitap vardı. John Baryelcorn isimli eseri adsız alkolikler birliğinin okuma listesinde yer alır.
    👉🏻Virginia Woolf: Virginia Woolf konuşmayı çok severdi. Bir seferinde 48 saat aralıksız konuşmuştu. Bütün eserlerini ressam olan kız kardeşinin çalışma biçimden ilham alarak, ayakta durarak yazmıştır.
    👉🏻Agatha Christie: Agatha Christie, 1926 yılında 36 yaşındayken ortadan kayboldu. Yerel polis, halk ve istihbaratçılar her yerde onu aradı. 10 gün sonra sahte bir kimlikle bir otelde bulundu. Soranlara ne olduğunu hatırlamadığını söyledi. Gerçekte ne olduğu ise bir sır olarak kaldı.
    👉🏻Balzac: Balzac öldüğünde 51 yaşındaydı ama arkasında onlarca ölümsüz eser bırakmıştı. Günde yaklaşık 50 fincan kahve içtiği söylenen Balzac, kahve yapacak birisi olmadığında kahve çekirdeklerini çiğnerdi.
    👉🏻Charles Dickens: Dünyanın en tanınmış yazarlarından, Büyük Umutlar’ın yazarı Charles Dickens dünyanın belki de en tuhaf uyku alışkanlığına sahipti. Yatarken yüzü mutlaka kuzey kutbuna bakacak şekilde uzanırdı. Bu tercihini açıklarken ‘yerküre elektrik akımları, pozitif ve negatif elektrik’ gibi şeyler söylemişti. En fazla vakit geçirdiği yer de kimsesizler morguydu.
    👉🏻Edgar Allan Poe: Karanlık hikâyelerin ustası Edgar Allan Poe‘nun karanlıktan çok içkiyle başı dertteydi. Ömrü boyunca alacaklılarından bir adım önde, alkoliklikten bir adım gerideydi.
    👉🏻Henry David Thoreau:Sivil İtaatsizlik teorisini ortaya atan Henry David Thoreau nadiren banyo yapar, saçlarını neredeyse hiç taramaz, yamalı giysiler giyerdi. Thoreau aynı zamanda ilk üzümlü ekmeği yaptı.
    👉🏻Mehmet Akif Ersoy: Haksızlığa asla tahammül etmeyen Mehmet Akif Ersoy Veteriner İşleri Müdür Yardımcısı görevinden müdürünün haksız bir karar ile azledilmesi üzerine istifa etmiştir.
    👉🏻Hüseyin Rahmi Gürpınar: 100 tane eldiveni vardı. Sokakta eldivensiz görülmedi. 'Aşırı şıklık' merakından değildi eldiven düşkünlüğü… Mikrop korkusundandı. Sokakta hiçbir yeri katiyen çıplak elle tutmazdı. Çıplak elle dolaşanlara çok şaşırır, bu durum için “Manasız bir cesaret” yorumunu yapardı.
    👉🏻Orhan Kemal: Türk edebiyatının ustalarından Orhan Kemal'in gençliğinde başlayan kahvehane tutkusu hayatı boyunca sürdü. Orhan Kemal'e göre kahvehaneler bir çeşit laboratuvardı
    👉🏻Recaizade Ekrem: Devir kamışla yazı yazılan devir. Recaizade Ekrem Bey, kağıdı dizlerine dayar, kamış kalemle yazardı. Gayet zor bir şekilde yazardı. En ufak bir mektup için bile müsveddeler yapardı. Yazar, çizer, düzeltir; bir başka cümle kurar, kelimeyi beğenmez, değiştirir, saatlerce 'işitilmemiş bir kelime' arardı.
    👉🏻Tevfik Fikret: Eskiden bizde bir şair laubaliliği, derbederliği vardı. Şairler kıyafetlerine özen göstermezlerdi. Tevfik Fikret, şık giyimiyle 'perişan şair kıyafeti'ni maziye karıştıranların başında gelir.
    👉🏻İvan Turgenyev: Tolstoy, çağdaşı İvan Turgenyev’i düelloya davet etti. Hatta tabancalar bile geldi ama araya giren hatırlı dostlar sayesinde düello yapılmadı. Bu olayın ardından ikili uzun yıllar boyunca hiç görüşmedi.
    👉🏻Lewis Carroll: Alice Harikalar Diyarında’nın yazarı Lewis Carroll bir matematik dehasıydı. Kelime üretmekte üstüne yoktu. Halen İngilizcede onun uydurduğu onlarca kelime kullanılmaktadır. Kütüphanelerde kitapların daha kolay bulunabilmesi için kitap adını cildin sırtına yazma fikrini hayata geçirdi. Scrabble kelime oyununun ilk örneğini yaptı. En sevdiği ulaşım aracı kendi icat ettiği üç tekerlekli bisikletti.
    👉🏻Friedrich Schiller :Yazılarını elma olmadan yazamıyormuş. Çalışırken masasında mutlaka bir elma bulunduran yazar, ara sıra bu elmayı koklayıp ilham aldığını söylüyormuş.
    👉🏻Aleksandr Puşkin : İlk ve son yurtdışı gezisinin Erzurum olduğunu söylüyormuş.
    👉🏻 Friedrich Nietzsche :24 yaşındayken profesör olan Nietzsche o döneme kadar olan en genç profesör unvanına sahip oldu.
    👉🏻Sezai Karakoç :En ünlü şiiri Mona Rosa olan Sezai Karakoç’un bilinen en ilginç özelliği fotoğraf çektirmeyi sevmemesi. Günümüz koşullarına baktığımızda, bu özellik bize çok tuhaf gelse de eski zamanlara göre belki de olağan bir seçimdi. Fotoğraf çektirmeyi hiçbir zaman istemeyen Karakoç’un, şu an var olan fotoğrafları ise ondan habersiz çekilmiş.
    👉🏻Özdemir Asaf : R harfini söyleyemiyormuş
    👉🏻Bizim Halikarnas Balıkçısı olarak bildiğimiz roman yazarımızın asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı Bodrum’a sürgün edildiği için gitmez zorunda kalmıştır.
  • Güvenmiyorum, iyi niyetiniz bile kötü...✍️
  • •••
    +Evliliğe karşı mısın ?
    -Hayır. Birbirini sevmeyen karı kocalara karşıyım,
    mutsuz çocuklara, sevgisiz evlere karşıyım.

    Kırık Bir Aşk Hikayesi (Ömer Kavur, 1981)
  • Kalk haydi, ebediyen uyuyacağız zaten!

    Ömer Hayyam
  • "Dünyadaki en güzel üç kadın:
    Annem, gölgesi ve aynadaki yansıması. "