1.

Bu satırları yazmak zorunda hissettim kendimi. Çünkü hep hatayı dışarda aradığımı(zı) düşünüyorum. Bir bakalım beraber.

Hayat seçimlerden ibarettir, sanırım hepiniz katılırsınız. Peki, bedelsiz bir şey var mıdır bu dünyada? Muhtemelen yoktur diyeceksiniz. En basit örnekle; seçtiğimiz bir şey, belki de seçeceklerimizin yerine geçtiği için aslında o kadar değerli değildir. Çünkü vazgeçtiklerimizin hepsi birer bedeldir. Karmaşık duruyor sanırım. Biraz detaylandırayım izninizle.

Bir restorana gittiniz. Tüm masalar boş. Hangisini seçerseniz seçin, seçmedikleriniz aklınızda kalacaktır. Şunu mu seçseydik, o mu daha iyiydi vesaire. Fakat gittiğinizde tek masa olsaydı, hatta o da tuvaletin dibindeki masa olsaydı, yer bulduğunuz için şükredecektiniz. Ayrıca başka seçim olmaması da sizi kaybettiğiniz her hangi bir şey olduğuna dair üzmeyecekti.

Bir de hepimizin bildiği kapitalizm (sermayecilik) var. Konuyla alakasız demeyin sakın. Artık hepimizin içinde (elbette başta ben) bir kapitalist var, tüketmek için can atan. Siteyle alakalı örnek verecek olursak; kim bilir birçoğunuzda aylarca okumaya yetecek kadar kitap olmasına rağmen gidip yenisini alıyorsunuz (ben de yaptım bunu birçok kez). Doymuyoruz. Açız hepimiz. Daha çok, daha fazla, daha yeni, daha, daha, daha…

Çok kolay partner (eş) buluyoruz. Daha ilişki sürerken yenilerini aramaya başlıyoruz. Ne de olsa ikamesi (yerini doldurabilecek) çok çünkü. Zira size sinyal yakan kişi de muhtemeldir ki kendi ilişkisindeki her hangi bir çıkmaz ya da sıkıntıdan dolayı yenilerin peşindedir.
Hep yeniler, hep daha iyiler arıyoruz. Kıymet bilmek, vefa göstermek, sabretmek, kabullenmek, fedakarlık etmek… Şu kelimeleri bile okurken eminim birçoğunuzun içinden bu kelimelerin bazılarının tahammül edilemez olduğuna dair bir his geçmiştir. Nerden mi biliyorum? Çünkü ben de yazarken öyle hissettim.:)

Biz artık birer makineyiz. Eğitimle, sistemle, televizyonla, internetle ve diğer kitle iletişim aletleriyle programlanan. Üstelik bazılarımız direnmiyor bile. Hatta programlanmış şeklini en doğru hali olarak kabul edenler bile var.

İnsan hep böyleydi. Hep nefsi vardı. Hep kendine dönüktü. Menfaatçiydi. Fakat zamanımızın (bence tabii) çok önemli, elle tutulur ve gözle görülür bir farkı var. ‘Artık menfaatçi olmak ve sadece kendini düşünmek’ normal karşılanıyor. Bildiğim kadarıyla eskiden bunlar hep ‘etik dışı’ görülürdü. Şimdi kimsenin umurunda değil.

Sonra aşkı arıyoruz.

Hem kendimizden başkasını düşünmeyeceğiz, hem ilk fırsatta yenisine meyledeceğiz, hem tüm hatayı karşıda arayacağız, hem de aşk bizi bulacak ve mutlu olacağız.

Şaka gibi değil mi? :)))

Oysa hayatta hiçbir şey bedelsiz değildir!

2.

''Seni beklemekle harcadığım, gençliğimden özür dilerim..''

3.

Çöpten 30 bin lira çıktı (!)
Pazartesi akşamı atv'nin 'Kim Milyoner Olmak İster?' yarışmasında koltuğa Ahmet isimli gencecik bir temizlik işçisi oturdu.
Tarzı, rap'çileri andırıyordu.
Konuşmalarından çıkardığım kadarıyla rap müziğine ilgi duyuyor ve amatör çalışmalar da sergiliyordu.
Ahmet, öncelikle 15 bin liralık banka borcunu kapatmak için yarışmaya katılmıştı. Ama hedefini geçti. 30 bin liralık soruda ünlü edebiyatçı Amin Maalouf'u bile bildi. Şaşırdım...
Sebebini Ahmet anlattı.
Meğer çöplerden bulduğu kitapları biriktirirmiş. Onları okur, sonra ihtiyaç sahiplerine verir, kalanları da kütüphanesinde saklarmış...
Ahmet'ten sonra yarışmacı koltuğuna Derya isimli genç kız oturdu.
Üniversite üçüncü sınıfta Halkla İlişkiler okuyordu.
Mezuniyetine sadece bir yıl kalmıştı. ABD başkanlığı için Hillary Clinton ile Donald Trump'ın yarıştığını seyircilere sorarak öğrendi!
Yarışmadan öğrendim ki, kimi bilgiyi çöpten çıkartır, kimi önüne altın tepsi ile sunulan bilgiyi çöpe süpürür!

Sabah / YÜKSEL AYTUĞ (A)
(Alıntı)

4.

Yalnız insan çaresizce sarılır gelen her umuda

Bu yüzden aldanışları ve aldatılışları kolay olur.

5.

Günaydın
Kendilerini tanımakla müşerref olduğum şairenin kaleminden bir pasaj;

"Çağ atlıyor zamana yayılan acılarım
Yaşlarım süzülüyor yanağımın vadilerinden."

6.

Selamünaleyküm
Çalınan her kapı hemen açılsaydı,

Ümidin, sabrın ve isteğin derecesi anlaşılmazdı..!

-Hz.Mevlana

Çayınız demli sabahımız hayırlı olsun
AŞK OLSUN...

7.

Keşfi bekleyen cümleler içindir bütün çabam, 

Kelimelerden kalpler yaptım, kimini deştim acımadan.

Yunus Özyavuz

9.

Dünya aklı başında bir yer olsaydı, deli gibi dönmezdi....

"Sanırım Günaydın"

10.

Üzülmüyorum...
Bir gün diner elbet gönlümdeki derin sızı.

Hep hayırsız değil ya
bu insanlar;

Bir gün beni de bulur hayırlısı...


/Sunay Akın

11.

BB (baby boomer)kuşağı dediğimiz 1944-1960 doğumlu insanların;
– Delinen pantolonlarına yama vurmaları,
– Yıpranan giysilerini onarmaları,
– Sökülen ayakkabılarını dikmeleri,
– Patlayan futbol topunu sağlamlamaları,
– Bozulan radyoyu tamir ettirmeleri, sırf yoksulluktan değildi. Sadece tutumluluktan da değildi.
Onlar bunları yapmakla, kendinden sonraki nesile çok önemli bir mesaj veriyorlardı. Onlara;
– Eşleriyle araları açıldığında, alternatiflere yönelmeden aralarını düzeltmelerinin mümkün olduğuna,
– Çocuklarıyla aralarına kara kediler girdiğinde bu durumun vakit geçirmeden telafi edilmesinin gerekliliğine,
– Arkadaşlarıyla, komşularıyla, dostlarıyla bağları koptuğunda; yenilerini aramakla vakit kaybetmeyip, aralarındaki bağları tekrardan bağlamalarının kaçınılmaz olduğuna…müthiş bir örnek olması için, onların böyle bir yetenek geliştirmeleri için onlara “prototip” olmaya da çalışıyorlardı.
Yani bir yandan yeni neslin;
– Onarıcı,
– Telafi edici,
– Tamir edici,
– “Arabulucu” özellik kazanmasına önayak oluyorlardı.
Onların bu çabalarının “çaresizlikten”, yokluktan, fakirlikten, cimrilikten ileri geldiğini düşünen 1965-2000 kuşağı olan “X” ve “Y” nesli, bu sinyali alamadı. “Z” jenerasyonu da bu atıcı, değiştirici, vazgeçmeye hazır, çabuk sıkılan neslin özeti olarak hayata girdiler.
Bu nedenle yeni kuşak nesil;
-Aşırı alıngan
-Aşırı özgürlükçü
- Kendi ne kadar verdiğini değil de, ne kadar aldığını önemseyen
– Eşiyle bozuştuğunda,
– Arkadaşıyla atıştığında,
– Komşusuyla kavga ettiğinde, ortamı yumuşatmayı, aralarını düzeltmeyi, barışabilmeyi düşünemediğinden, beceremediğinden onları “değiştirmeyi” seçmek gibi stratejik bir hatanın içine düşebiliyor.
Söz gelimi;
– Bana arkadaş mı yok?
– Başka komşu mu yok sanki.
– Hiç dert değil, elimi sallasam ellisi.
– Küserse küssün…gibi “sanal efelik” taslayarak fıtratını bozabilmektedir. Bu nedenle önceki kuşak onlar için “Nereden türedi bu nesil?” diyerek hayretini ifade etmek zorunda kalabiliyor. Yani onların beceriksizliğine vurgu yapıyor.
Galiba;
“Tamirciliği” unutan yeni kuşağı gelecekte zor günler bekliyor.
Bu yazıyı güzel mirası için 1944-1960 doğumlulara ve tamirciliği unutan gençlere hatırlaması için gönderin….

Üşenip ,okumayanlar için;
Z kuşağı gerçeğinin nedenlerini anlatan yazıdır ...

12.

Abdurrahim Karakoç
...
Bir kör düğüm baştan sona tamamı
Çözemedim çözülmüyor Mihriban