• Muhammed'in kılıçla İslamı yayma siyasetini, ondan sonra gelen halifeler de izlemişlerdir. Bu siyasetin kurbanları arasında Türkler başyeri işgal ederler. Şu bakımdan ki, Hazar bölgesindeki Türklere karşı Arap saldırıları Halife Osman zamanında ve hicretin 32. yılında başlar. Öte yandan Kuteybe'nin Horasan valiliği sırasında Araplar Türkleri kılıçla Müslümanlığa zorlamışlardır. Kuteybe, Ceyhun nehri ile Buhara kenti arasında bulunan Baykent’i yağma ettikten sonra her şeyi yakıp yıkar, halkı İslama zorlar, İslam olmayanları öldürtür. Kuteybe'nin yerini alan Yezit bin Muhalleb aynı yöntemlerle aynı siyaseti sürdürür. Daha sonra Emevi orduları, Türk topraklarında yağma ve talan işini aynı şiddetle izlerler. Giderek artan bu şiddet siyaseti Samanilerin Maveraünnehirde bir İslam devleti kurmaları sonucu Türklerin kitle halinde İslama girmeleri yolunu açtı. 963 tarihinde Türklerden 200 bin çadır halkın hep birden İslam dinini kabul ettiği görülür.
  • Muhammed'in getirdiği buyruklara göre müşrikler mutlaka öldürülmelidirler; nerede bulunurlarsa yakalanmalı ve yok edilmelidirler; meğer ki Müslümanlığı kabul etsinler. K ur’anda şöyle yazılı:
    "Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse (yani Müslüman olurlarsa), artık yollarını serbest bırakın..." (Tevbe Suresi, ayet 5) Ve işte Muhammed, özellikle Medine döneminde (yani çete saldırıları ve ganimet siyaseti sayesinde güçlendiği dönemde) yerleştirmiş olduğu bu tür buyruklara dayanarak müşriklere karşı saldırılara girişmiş ve onların tümünü kılıç zoruyla Müslüman yapmıştır.
    İslamcılar, Muhammed'in Müşrikleri Kılıçtan Geçirmesini Haklı Bulurlar, Çünkü Güya "Müşrik"ler "Kötü"dürler ve Bu Nedenle Öldürülmeleri Gerekir!
  • Tevrat'da şöyle yazılı: "O zaman (düşman Kent'ini) muhasara
    edeceksin, ve Allah’ın Rab onu senin eline verdiği zaman, onun her erkeğini kılıçtan geçireceksin; ancak kadınları ve çocukları ve hayvanları ve Kent'de olan her seyi, bütün mali kendin için çapul edeceksin ve Allah’ın Rab’ın sana verdiği düşmanlarının malini yiyeceksin. Bu milletlerin şehirlerinden olmayıp senden uzakta bulunan bütün şehirlere böyle yapacaksin..." (Bk. Tevrat/ Tesniye, Bap 20) Görülüyor ki Yahudilerin Tanrısi, İsrail oğullarına ganimet almayı "fazilet" olarak tanıtan bir Tanrı’dır. Ve işte Muhammed, böyle bir siyasetin kendisine yararlı olabileceğini düşünmüş
    olmalıdır ki, Medine'ye geçtikten hemen sonra, Mekke kervanları üzerine çeteler göndermeye başlamış, daha sonra bunu savaş saldırıları şekline dönüştürmüş ve elde edilen "ganimet'in" paylaşımı konusunda Tanrı'dan vahiy indiğini söylemiştir.
  • _Kuranda: "Evlatlıklarınızın eşleriyle evlenmek caizdir.” der.
    _Kim İslâmiyetten başka bir dîn'e yönelirse, o sapıktır. Artık onların boyunlarını vurun, parmaklarını doğrayın..."
    _Şeriat Eğitiminden Geçmiş Arap ve Türk, Türk Düşmanlığında Birleşir. Şeriatçı Türk, atalarına kendi objektif gözleriyle değil, şeriarçı arabın nefretiyle bakar. Müslüman Arap, ne kadar "milli" duygularla gururlanır ve kendi ecdadına karşı iftihar duyarsa, Müslüman Türk de aksine o kadar millilikten yoksun ve eski geçmişine ve ecdadına karşı yabancı kalır_Ümmetçi siyasetin tuzağına düşen bir Müslüman ülke için asıl olan şey kendi öz ve kendi milli çıkarları yerine İslam çıkarlarıdır. Meşrutiyet döneminde Türkçülük akımları şeklinde ortaya çıkan davranışları Arap yazarlar "dinsizlik" ve "İslama aykırılık" olarak mahkûm etmişlerdi. Şu inkâr edilemez ki, eski Arap gelenekleri İslam hukukunun ayrılmaz bir bütününü teşkil eder
    _Arap saldırıları ve yağma ve talanları dini yaymak için değil, tıpkı haçlı seferleri gibi din adına varlık sağlamak uğrunadır
    __İslam, Arabın ulusal dinidir. Araplar şeriat tuzağıyla Türkleri kendilerine köle yapmışlardır. Türkler Araplaşarak kendi tarihlerine düşman arap melezlerine dönüşmüşlerdir. Öylesine Araplaştırmıştır ki, vaktiyle Türk yurtlarını işgal eden Arap ordularının, görülmedik bir vahşet ve zorbalıkla atalarımızı Müslümanlaştırmalarnı dahi haklı sayan ve muhtemelen alkışlayanlar vardır.
    _İslam, Türkün tarihinden ve geleneklerinden çıkma bir şey olmadığı İçin İslamiyet ile Türk milliyetçiliği birlikte yürümez. Araplar için bu mümkündür, çünkü İslam dini, Arabın kendi geleneklerinin, zihniyetinin ve İslam öncesi tarihinin ürünü olmak üzere doğmuştur. İslamın özüne yönelmekle Arap kendi milliyetçiliğine kavuşmuş olur. Fakat Türk İslama gömülmekle Arap geleneklerine sarılmış olacağından Türkleşmek yerine Araplaşmak durumuyla karşılaşmış olacaktır
    _Muhammed ilk Arap milliyetçisi olarak bilinir. Kendisini Arap ümmetine Arapça Kur'an ile gönderilmiş "peygamber" şeklinde tanımlamış ve Arapları 'dil birliği', 'ırk birliği', 'gelenek birliği' vs. gibi unsurlar yoluyla devlet halinde toplamış. Sonra cennet ve ganimet vaatleriyle savaşçı ve saldırgan bir ruha sahip kılarak emperyalist yönde hazırlamıştır.
    _20. yüzyılın Arap milliyetçiliğinin en güçlü otoritesi sayılan al-Bazzaz şöyle der: İslam, Arabın kendi öz dinidir. Peygamber Araplardan seçilmiştir, Kur'an onların diliyle indirilmiştir, İslamiyet Arapların İslam öncesi geleneklerini sürdürmüştür._Araplar için en önemli şey Arapçılıktır.
    _Biz Türklüğü İslamcılığa yani Arapçılığa feda etmişiz. İslamcılarımız Türkün Türklük duygularının şeriatın Arap kardeşliği safsatalarıyla, Türkün öz ve güzel dilinin şeriat dili Arapçadır bahaneleriyle, Türkün gerçekten övünebilecek birçok geleneklerinin Arabın çöl gelenekleriyle ne duruma getirildiğinden habersizdirler. Türkün ulusal benliğine kavuşmasını sağlayabilecek her şeye, şeriata aykırıdır diye karşı koyar ve karşı koyarken de, üstelik kendi aklına değil, Arabın aklına göre davranır. Araplar kendi milliyetçiliklerini islama uygun bulurar ama başka ülkelerin milliyetçiliklerini uygun bulmazlar onunu için ezanın Türkçe okunmasını islama aykırı diyerek reddederler
    _Atatürk 1923 tarihinde Konya gençleriyle yaptığı bir konuşmada: yüzyıllar boyunca millilik bilincinden yoksun kalmışlığımızın sonuçlarını anlatırken, "Osmanlı İmparatorluğu içindeki çeşitli halklar hep milli akidelere sarılarak, milliyet ülküsünün gücüyle kendilerini kurtardılar. Biz, ne olduğumuzu, onlardan ayrı ve onlara yabancı bir millet olduğumuzu sopayla içlerinden kovulunca anladık. Gücümüzün zayıfladığı anda bizi tahkir, tezlil elliler. Anladık ki, kabahatimiz, kendimizi unutmakhğımıznıış. Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, önce bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu saygıyı hissen, fikren, fiilen biitüıı (davranışlarımızla) gösterelim; bilelim ki. milli benliği bulunmayan milletler başka milletlerin avıdır" demişti
    _Bir yazar: Büyük devlet örgütü kurmakla ve fetihler yapmakla üstünlük kuran Türkler (İslama girdikten sonra) Türk asıllı olmayan öğelerden ordu ve yönetici sınıf yaratmışlardır ve bu öğeler kendilerini Türk halkına daima üstün saymışlardır. Bunlar, halkı Türk diye aşağı gören Osmanlı hanedanına bağlı kimseler olarak ve Osmanlı adıyla çağırılmışlardır."
    _Kanuni sultan zamanı, Hafız Hamdi Çelebi, padişaha sunduğu bir şiirinde, özellikle Muhammed'in Türkü küçültücü sözlerinden esinlenmiş olarak, "Padişahım... Turk'ü öldür, baban alsa da; O iyilik madeni, yüce peygamber: -'Türk'ü öldürünüz, kam helâldir'- demiştir" demekle sakınca bulmamıştır. Padişah da bunu onaylamıştır
    _Osmanlılığı Savunur Görünüp Araplılık Davasını Yürüten Arap: Muhammed Abdullah, Celâleddin Afganî. Osmanlılık demek, İslamın özüne dönmek dernek olduğundan, Araplar için Osmanlılığı savunmak kadar kendi çıkarlarına uygun başka bir davranış yoktur. İslamı özü itibariyle benimsemek ve uygulamak demek, Kur'an'a sarılmak, Arapçayı bilmek ve anadili saymak, Arap tarihini öğrenmek, Arap gelenekleri gereğince yaşamak, Arap kültürünü ve edebiyatını, her şeyini sevmek ve bilmek demektir. Araplılığı Osmanlılık kisvesi altında geliştirmek, güçlendirmek, yaşatmak için her şeyi yapmaktır.
    _İbn Haldun. Mukaddime adlı yapıtında, Arap karakterini incelerken, "Hırsız ve talan ruhlu", "kaba ve haşin", "ayağını bastığı yeri harabeye çeviren", "kanun ve hukuk duygusundan yoksun", "toplum düzeni duygusuna yabancı", "otorite tanımaz ve anarşik ruhlu", "uygarlık düşmanı" ve bu nedenle "insan iradesi mahsulü olan kanunlarla değil, ancak gökten inme korkutucu emirlerle idare edilebilen yaratık" tanımlarını ortaya koymuştur__Kendilerini Tanrı emri gereğince İslamı yaymak ve bunun için de savaşlar yapmakla görevli sanan Araplar, şu ya da bu suretle çeşitli uluslarla ve örneğin İranlılarla, Türklerle temasa gelmişlerdir. İslam ülkelerindeki din okullarında ya da camilerde okutulan ve öğretilen İslam tarihi, genellikle bu savaşların ve dolayısıyla Arap ordularının bu "kahramanlıklarının hikayeleriyle doludur
    _Neyzen Tevfık'in deyişiyle, "Bir Küreyşî kîn için fedakârane" yandığımızı anlayamamış ve üstelik "Arap açmazı" yüzünden batağa saplanmış olmayı kader saymışızdır
    _ Arapların türke ihaneti sadece bir özgürlük savaşıdır
    _İslamcılara göre Müslümanlar arasında ayrı ve farklı vatan anlayışı diye bir şey yoktur. Dar-ül İslam vardır, vatan yok iman vardır. İslamcılara Göre "Milliyetçilik", Hatta "Yurtseverlik", İslama Bağlılık Duygularını Sarsabilir…İslam, Arap milliyetçiliğinin aracı.
    _ Bin Bir Gece Masalları, Arabın Türk aleyhtarlığının kutsal kitabıdır. Beyaz tenli, pembe güzel yüzlü, kumral saçlı Türk çocuğu" tanımı yer almıştır. Bütün bunlar, hiç kuşkusuz kara tenli Arabın kıskandığı, haset ettiği şeyler olmuştur. Bu masallarda Türk, kaba kuvvet temsilcisi, küstah, Bağdat sokaklarında -sanki halkın efendisiymiş gibi- kibirle dolaşan, Tanrı'yı, Tanrı emirlerini ve kutsal ne varsa her şeyi hakir gören bir tiptir. Halk, Türkün merhametsiz davranışlarından yılmıştır, fakat her şeye rağmen onun zekâ ve idrak yoksunluğuyla gizliden gizliye alay etmektedir. Zira Türk, bu masallara göre, kaba kuvvetle zekâ yoksunluğunu nefsinde toplamıştır…….Ayağını bastığı yeri harabeye çeviren"
    _Abû Süleyman, Türkler, aynen zenciler gibi hayvan niteliğinde şeylerdir; şu farkla ki, zenciler zayıf ve zavallı yaratıklar kategorisine sokulabilirken, Türkler, güçlü vahşi hayvanlara benzetilmelidir.
    _ Mes'ûdî'ye göre Tanrı'nın üstün bir ırk olmak üzere yarattığı Sami ırkından Araplar çıkmıştır; Türkler ise, farklı bir aileden, Yafıs'ten gelmedirler. Sami, Nuh'un en sevgili oğludur; bu nedenle Tanrı'dan dileği, olmuştur ki, bu oğlundan çıkma uluslar üstün nitelikte olsun. Nuh'un bu.duasını kabul eden Tanrı, tüm peygamberleri Sami ırkından çıkardı ve kitaplarım da onlar aracılığıyla yolladı." Arap inançları odur ki, huzur, bolluk ve refah, Türklerin yok olmasıyla sağlanacaktır."
  • Hz. Muhammed'in kılıçla İslam'ı yayma siyasetini, ondan sonra gelen halifeler de izlemişlerdir. Bu siyasetin kurbanları arasında Türkler baş köşeyi işgal ederler. Şu bakımdan ki, Hazar bölgesindeki Türklere karşı Arap saldırıları Halife Osman zamanında ve hicretin 32. yılında başlar. Öte yandan Kuteybe'nin Horasan valiliği sırasında Araplar Türkleri kılıçla Müslümalığa zorlamışlardır. Kuteybe, Ceyhun nehri ile Buhara kenti arasında bulunan Baykent'i yağma ettikten sonra her şeyi yakıp yıkar, halkı İslam'a zorlar, İslam olmayanları öldürtür. Kuteybe'nin yerini alan Yezit bin Muhalleb aynı yöntemlerle aynı siyaseti sürdürür. Daha sonra Emevi orduları, Türk topraklarında yağma ve talan işini aynı şiddetle izlerler. Giderek artan bu şiddet siyaseti Samanilerin Maveraünnehir'de bir İslam devleti kurmaları sonucu Türklerin kitle halinde İslam'a girmeleri yolunu açtı. 963 tarihinde Türklerden 200 bin çadır halkın hep birden İslam dinini kabul ettiği görülür.
    İlhan Arsel
    Sayfa 333 - Kaynak Yayınları
  • Muhammed'in getirdiği buyruklara göre müşrikler mutlaka öldürülmelidirler; nerede bulunurlarsa yakalanmalı ve yok edilmelidirler; meğer ki Müslümanlığı kabul etsinler. Kur'an'da şöyle yazılı:
    "Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse (yani Müslüman olurlarsa), artık yollarını serbest bırakın..." (Tevbe Suresi, ayet 5)
    Ve işte Muhammed, özellikle Medine döneminde (yani çete saldırıları ve ganimet siyaseti sayesinde güçlendiği dönemde) yerleştirmiş olduğu bu tür buyruklara dayanarak müşriklere karşı saldırılara girişmiş ve onların tümünü kılıç zoruyla Müslüman yapmıştır.