• Hoş ve veciz sözler yazıp çizerek kurtuluşa eremezsin. Sana lüzumlu olanlar: İlim, amel, ihlas ve mücahededir.
  • 236 syf.
    ·14 günde·Beğendi·10/10
    Amelin kabul olunmasının şartı ve sebebi dörttür:
    1) İlim
    2) Niyet
    3) İhlâs
    4) Sabır

    İlim olmayınca amel olmaz, niyet olmayınca amel olmaz, ihlâs olmayınca amel makbul olmaz. Ama sabır hepsinden öndedir. Şanı yüce olan Allah: ‘Allah sabredenlerle beraberdir’ (Bakara, 153.ayet) buyurmuştur”

    11 Ocak’ta başladığım Mızraklı İlmihâl’i dün gece bitirdim. Uzun sürmesinin sebebi bir ânda okumak yerine; parça parça okumamdan ileri geliyor. Ve şöyle bir karar aldım. Her ay bu kitaptan parça parça da olsa okuyacağım inşâallah. Müellifi bilinmemekle beraber yıllardır Anadolu’da Hanefî fıkhında bilinen ve okunan bir eser olan Mızraklı İlmihal, her Müslüman’ın bilmesi gereken fıkıh, akaid, Hz. Peygamber’in ailesi, dört büyük halife, büyük günahlar, evlilik, ölüm gibi daha birçok mes’eleyi ihtiva eden çok güzel bir eser. Okunması tavsiye olunur. Ben tekrar tekrar okuduğumda ‘tekrar tekrar okunması tavsiye olunur’ diyeceğim inşâallah Herkese keyifli, ilimli, istifadeli okumalar diliyorum. Hoşça kalın. Mızraklı İlmihal Eyyüp Beyhan
  • İhsan

    Müslümanların iman ve ibadet itibariyle çeşitli dereceleri vardır. Bir hadis-i şerifte imanın altı, İslâm’ın beş şartı sayıldıktan sonra en büyük mertebenin ihsan olduğu bildirilip şöyle tarif edilmiştir: “İhsan, Allah’a, O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmektir, her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir.” Ayrıca, “İhsan üzerine olunuz, Allah ihsan üzere olanları sever” buyrulmuştur.

    Mutasavvıflar iman hadisinden İslâm’ın üç mertebesi olduğu sonucunu çıkarmışlardır. Bunlar sırasıyla İslâm, iman ve ihsan mertebeleridir. İslâm zâhir, iman zâhir ve bâtındır. İhsan ise zâhir ve bâtının hakikatidir. İslâm’da bilgi amelle, amel ihlâsla, ihlâs da Allah’ın rızasını taleple kemale erer. Bilgi, ihlâs ve rıza bu üç mertebenin başka bir ifadesidir. Müminler ilim, amel ve mertebe itibariyle birbirinden farklıdırlar. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Allah [celle celâluhû], kullara verilen ilimlerin derece derece olduğu, bazılarının bazılarına amel ve ilimde üstün oldukları bildirmiştir.

    Semerkand Takvimi
  • Keramet Değil, Ölçü

    Seyyid Tâhâ (kuddise sırruhû) müridi ve halifesi Seyyid Sıbgatullah Arvâsî (kuddise sırruhû) gönderdiği bir mektupta şöyle diyor:

    “Bir kişi, ihlâs ve muhabbet sahibi olup, Kur’an ve Sünnet’in ölçülerine göre amel yapıyorsa, biliniz ki o zat Allah dostudur. İsterse bu kişide hiçbir keramet görülmesin.”

    İlmin Değerini Korumalıyız

    Resûlüllah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz buyuruyor:

    “İlmin âfeti unutmaktır. Ehli olmayanlara onu anlatmak da onu zayi etmektir.” (Darimî, Sünen)

    Bilgilerin devamı için kuvvetli bir hafıza lazımdır ve çalışmaya devam edilmelidir. İlmin değerini koruyabilmek için de onu anlamak kabiliyetinden mahrum ve kötü huylu kimselere öğretmemek gerekir. Böyle bir öğretim, fayda yerine zarar verir. İlmin, semeresiz kalmasına sebep olur.

    İlim

    Sadât-ı Kiramın büyüklerinden Abdülhâlık Gücdüvânî (kuddise sırruhû) şöyle buyuruyor:

    “İlmi olmayan sofi şeytanın maskarası olur. İlmi olmayan vesvese ve nefsani hilelerden kurtulamaz. Az bir ibadetle mağrur olur. Kendini birşey sanarak ibadetin şeklini değiştirir dalaletten bir çukura düşer.”

    Semerkand Takvimi
  • "Niyâzım mı? Daimî huzur. Nihayetsiz umud. Azamî metanet. Yürünecek yol. En az bir tane 'dağ'. Bir çift deniz. Ukdeleri çözülmüş bir lisân. Fâide veren ilim. Dinlenilecek söz. Hüşyâr bir kalb. Daimî ihlas. Sâlih âmel. İnşirah bulmuş bir sadr ve illa ki sabr. Bana, sana, herkese."
  • Amel Tarlası

    Çiftçi tarlasını eker ve bekler. Beklediği şey mahsuldür. Ne ekmiş, ne kadar ekmişse hasat zamanı o karşılığı alacaktır. Ahirette yüz ağartan bir hasat için de dünya tarlasında ilim, amel ve ihlâs bulunmalıdır. Kul tıpkı çiftçiye benzer. Dünya onun tarlası, iyilik ve kötülükler ekini, ahiret ise hasadıdır. Dünya tarlasına ektiği her şey ahiret mevsiminde önüne mahsul olarak konacaktır. Ne bir eksik ne bir fazla...

    “Kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir. Kim de zerre kadar şer (kötülük) işlemişse onu görecektir” (Zilzâl 99/7-8)

    Hasat mevsimi olan ahirette önüne konan mahsul, ebedî hayat için dönüm noktasıdır. Onunla ya çocuklar gibi sevinip mutlu olur yahut idamlıklar gibi perişan... Peki, nedir bereketli, verimli hasadın sırrı? Yani dünyada neyi nasıl ekmeliyiz ki ahirette biçeceğimiz mahsul bizi mutlu mesut kılsın, bizi kurtarsın?

    İmâm-ı Rabbânî hazretleri (kuddise sırruhû) ebedî kurtuluş için dünyadayken üç şeyin elde edilmesi şart, diyor. Bunlar ilim, amel ve ihlâs.

    Semerkand Takvimi
  • Amel Tarlası

    Çiftçi tarlasını eker ve bekler. Beklediği şey mahsuldür. Ne ekmiş, ne kadar ekmişse hasat zamanı o karşılığı alacaktır. Ahirette yüz ağartan bir hasat için de dünya tarlasında ilim, amel ve ihlâs bulunmalıdır. Kul tıpkı çiftçiye benzer. Dünya onun tarlası, iyilik ve kötülükler ekini, ahiret ise hasadıdır. Dünya tarlasına ektiği her şey ahiret mevsiminde önüne mahsul olarak konacaktır. Ne bir eksik ne bir fazla...

    "Kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir. Kim de zerre kadar şer (kötülük) işlemişse onu görecektir" (Zilzâl 99/7-8)

    Hasat mevsimi olan ahirette önüne konan mahsul, ebedî hayat için dönüm noktasıdır. Onunla ya çocuklar gibi sevinip mutlu olur yahut idamlıklar gibi perişan... Peki, nedir bereketli, verimli hasadın sırrı? Yani dünyada neyi nasıl ekmeliyiz ki ahirette biçeceğimiz mahsul bizi mutlu mesut kılsın, bizi kurtarsın?

    İmâm-ı Rabbânî hazretleri (kuddise sırruhû) ebedî kurtuluş için dünyadayken üç şeyin elde edilmesi şart, diyor. Bunlar ilim, amel ve ihlâs.
  • İlim tohumdur. Amel ise ekindir! O ekinin de suyu ihlâstır...
  • » İmran b. Husayn’ın rivayetine göre, Hazret-i Ali kendi görüş ve hevasıyla konuşan dünya alimlerini şöyle vasfetmiştir:
    “Hakkı söylemek boynuma borçtur. Ben de bu konuda kefilim.
    İnsanların en cahili, derecesini (Ne olduğunu) bilmeyendir. İnsana cahillik olarak ne olduğunu bilmemek kafidir.”

    Hazret-i Ali, Kumeyl b. Ziyâd’ın rivayet ettiği bir sözünde, insanları üç kısma ayırmış ve bir kısmını “Alim-i Rabbani” Allah’ı bilenler diye tarif ederek ahiret alimlerini tanıtmıştır. Nitekim Allah’ü Teâlâ da:
    “Öğrendiğiniz Kitap ve okuduğunuz şeyler gereğince Rabb’a hâlis kullar olun!” ayetinde Kitab’ını bilen ve onu müteala eden “Rabbanî” (Rabbini tanıyan, Rabbine teslim olmuş) sıfatıyla isimlendirmiştir. Bu, ilim ve amelin bir arada bulunmasıyla oluşur. Aynı şekilde bilen, amel eden ve insanlara hayrı öğretene de Rabbanî alim denir. Bu kimse, semavat aleminde büyük, ulu kişi diye anılır.

    Allah’ü Teâlâ: “Rabbanîlerin ve ahbarın (Alimlerin) onları günah sözden menetmeleri gerekmez miydi?” ayetinde, Rabbanîleri, diğer alimlerden önce zikretmiştir. Onlar kitapları bilen yüksek alimlerdir. Mücâhid’den rivayet edildiğine göre o da: “Rabbanîler, ahbardan bir derece yüksektir,” demiştir.

    Bir başkası ise: Ahbar, ruhbandan daha üstedir,” demiştir. Bununla, kalp alimlerinin dil alimlerinden daha yüksek, kitapları bilen alimlerin de diğer kullardan bir derece daha üstün olduğunu ifade etmiştir. Allah’ü Teâlâ:
    “Nice peygamberler var ki, beraberinde birçok Rabbanî alim bulunduğu halde savaştı,” ayetinde de, Rabbanîleri peygamberlerle beraber zikretmiş; ilâhi yardım ve sabırda onunla birlikte olduklarını, ayetin devamında ise, hepsinin ilâhi hükme, karşılaştıkları sıkıntıya sabır ve sebat göstererek dini kuvvetlerini ortaya koyduklarını belirtmiştir. Ribbiyyûn ve Rabbaniyyûn aynı manadadır.

    Hadîs-i şerifte, Rasûlullâh (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
    “Kıyamet günü önce peygamberler sonra alimler daha sonra da şehidler şefaat ederler.”

    Görüldüğü gibi, hadiste alimler şehidlerden önce zikredilmiştir. Çünkü alim, ümmetin imamıdır, ümmet ona tabi olduğu için sevaplarının bir misli de alime yazılır. Şehidin ameli ise, kendisinde kalmaktadır.
    Başka bir hadiste şöyle buyrulmuştur:
    “Kıyamet günü, alimlerin mürekkebi, şehidlerin kanı ile tartılır, alimlerin mürekkebi ağır basar.”
    Şehidin en yüksek hali ve şerefi kanıdır. Alimin ise en düşük vasıftaki malı mürekkebidir. Böyle olmakla birlikte, şehidin kanı ile alimin mürekkebi teraziye konunca, alim yüksek hal ve makamı ile şehitten daha fazla ağır basar.

    Hazret-i Ali derdi ki: “Gerçek alim, geceyi ibadetle, gündüzü oruçla geçiren ve devamlı Allah yolunda cihad edenden daha faziletlidir. Bir alim vefat ettiği zaman islamda bir gedik açılır, onu ancak vefat eden alimin yerine geçebilecek birisi kapatabilir.”

    Bu manada şöyle bir hadis de rivayet edilmiştir:
    “Bir alim vefat edince, islamda bir gedik açılır. Gün ve gece devam ettiği müddetçe (Kıyamete kadar) onu hiçbir şey kapatmaz. Alimin ölümü, Bir yıldızın yok olması gibidir. Bir kabilenin ölümü, bir alimin vefatından (Din adına) daha kolay kabul edilir.”

    Hazret-i Ali yukarıda geçen sözünde, insanları üç gruba ayırmış, biri Rabbanî alimdir, dedikten sonra, ikinci olarak kurtuluş yolunda ilim öğrenen talebeyi zikretmiştir. Bu talebeden maksat ilim peşine düşüp, dünyada cehaletten, ahirette azaptan kurtulmak için, Allah’ü Teâlâ’yı bilen alimlerden ihlas ve edep üzere ilim öğrenen müriddir.”

    Hazret-i Ali üçüncü olarak, hafif meşrep, kıt akıllı, cehaletinden dolayı kendini helake atan, tamah, gazap, uçup ve kibir sahibi basit kimseleri saymış, sonra ağlayarak: “İşte bu şekilde, ehlinin ölmesiyle ilim de ölür/yok olur gider” demiştir. Peşinden derin bir nefes alarak, Rabbanî alimlerin hal ve sıfatlarını anlatmış, sözünün sonunda da: “Ah! Nerede onlar bulsak da istifade etsek, görsek de ilim versek” demiştir. O görmeyi arzuladığı alimlerle, gerçek ilim sahibi Rabbanî alimleri kasdetmiştir.

    〈Ebû Tâlib el-Mekkî, KÛTU’L-KULÛB, c.2, s.57-58-59〉