• İlim için gerekenler:
    "Keskin bir zeka, şevk, ihtiyaç, gurbet,
    Bir hocanın telkinleri ve uzun bir zaman"

    İmamü'l-Haremeyn Cüveynî (ö. 1085)
  • Ey Oğul!
    Sana sekiz öğüdüm var. İlk dördünden kaçınman, diğer dördü ise yapman gereken konularla ilgilidir.

    Kaçınman Gerekenler;

    1) Elinden geldikçe bir konu hakkında herhangi biriyle tartışma. Çünkü tartışma, çok kötü sonuçlar doğurabilir ve genelde onun zararı çoktur.

    2) İnsanlara öğüt ve vaaz vermekten sakınmalısın. Fakat bildiklerini önce sen kendin uygularsan, ancak o zaman bu bildiklerini etrafındakilerle paylaşabilirsin.

    3) Devrin yöneticileriyle içli dışlı olmamalı, mümkün olduğu kadar onlardan uzak durmalısın. Çünkü onlarla arkadaşlık yapmak ve içli dışlı olmak çok kötü sonuçlar doğurabilir.

    4) Helal olduğuna inansan da devrin yöneticilerinden her hangi bir hediye ve bağış kabul etmemelisin. Çünkü onlardan bir beklenti içinde olmak, kişinin dinini zedeler.

    Yapman Gerekenler;

    1)Emrin altında bulunan kimselerin sana karşı nasıl hareket etmelerini istiyorsan, sen de Yüce Allah'a karşı öyle hareket etmelisin.

    2) Kendin için ne yapılmasını istiyorsan, insanlar için de onu yap. Çünkü hiç kimse kendisi için istediğini diğer insanlar için istemedikçe gerçekten iman etmiş sayılmaz.

    3) İlim tahsil edeceğin zaman, kalbini temizleyecek ve nefsini terbiye edecek ilimler öğrenmeye çalış. 

    4) Sana bir yıl yetecek azıktan fazlasını saklama. Çünkü Rasulullah ص  ancak bu kadarını saklardı.

    Not: Eserde bu maddeler bu kadar kısa değil uzun uzun; misaller, Hadis-i şerifler, şiirler ile izah etmiş İmam Gazali (r.a)
    Sadece bu 8 nasihati uygulamak bile hayatımızı büyük ölçüde değiştirecektir.
    İmam Gazali
    38-51 sayfa aralığı
  • KADER VE İRADE/Hayrat gençler soruyor videosundan notlar
    Muhlis hoca,M.kürşat karaca...

    Kader ve irade de bir Müslümanın bilmesi gerekenler?
    Kader, Allah’ı ve sıfatlarıyla ilgili bir konu. İrade, İnsanın Allah, alem, kâinat ile olan alakası. Kader e bakınca üç ekol geldiğini görüyoruz.
    1. İnsanın iradesini kabul etmekle beraber fiillerinin icat edilmesini yaratılışını Allaha veren (Biz tercih ederiz fiillerimizi Allah yaratır, ehli sünnet görüşü)
    2. Kaderi inkâr eder, her şey insanın elindendir der. Bütün fiiller insanın eseridir der.
    3. İradeyi inkâr eder. Onlar her şeyi kadere verir. İnsanın hür iradesi ile yaptığını inkâr eder.
    Her sanatın bir sanatkarı var. Yol da bulduğu beş liranın sahibini arayan zihin nasıl olursa insan gibi mükemmel eserin sahibini aramaz. Biz esere baktığımız zaman ustanın birçok özelliğini anlarız. Benim görmemi sağlayan zat bizi görüyor. Benim işitmemi sağlayan zat onun bizi işitmemesi mümkün mü? Başını kaldır bir ağaca bak denize, doğaya insana bak. Bu kadar ince ve hassas faydalı yaratması sonsuz ilmini göstermiyor mu. Kaderi konuşmam için benim Rabbimi tanımam, ilmini, iradesini bilmem gerek.
    İlim; bilir
    İrade; tercih eder
    Kader; yapar
    Kader Cenabı hakkın olmuş olacağı hale hazırı, kimin neyi nerde ne yapacağını bilip yazmasından ibarettir. Kader bir ilimdir. Bilmektir.
    Benim geçmiş günahlarımı bilmem onları düzeltmeme zorunlu kılıyor mu. Bilgi zorlar mı benim nice bildiğim doğrular var yapmıyorum. Eğer bilgi zorlasaydı o zaman yanlışımı otomatik düzeltmem gerekirdi.
    Öğretmen bir öğrencisinin başarılı olacağını düşünüyor tecrübesiyle Ali 90 alacak veli 50 alacak. Ali kalkıp ben sen bildiğin için yüksek veli kalkıp sen bildiğin için düşük aldım dese bu özrü kim kabul edecek.
    Benim hür irademle neyi nerede ne zaman kararlılıkla yapacağını cenabı hakkın bilmesidir.
    Kaderde belirleyici iki unsur var
    1. İradem, benim tercihim
    2. İmkân ve vasıtalar, zaman ve zemin hazır olması
    İlahi kudret (kaderde tamamlayıcı bir unsurdur, belirleyici değildir)
    Ben hacca gitmek istiyorum.1.cisi gerçekleşti. Maddi imkân lazım. İradem var İmkân yok. Hani maddi imkân var sağlık sorunlarım el vermiyor. Cenabı hak bu ikisini dikkate alıyor. Benim kararım. Kesin olan kararlılığım. Olabilir belki değil. Bu iki şıktan birisi olmaz ise Allah onu sana vermiyor.
    1.adım ben susadım. Kararımı verdim.2. Adım kalk çeşmeden su iç. 2.adımı yapmadan Allah ağzına suyu getirir mi.
    İnsanların çoğu ikinci şartı yerine getirmiyor.
    İlahi kudret bu iki şartı yerine getirince yaratıcam diyor. Ama insanlar öteliyor erteliyor. Onsan sonra kalkıp suçu kalkıp karede atıyor. Allah bütün fırsatları veriyor. Sen bütün şartları bir araya getirdin mi.
    Kaderi biz yanlış anlıyoruz. Allah bir senaryo yazdı bizde oynuyoruz dite düşünüyorlar. Eğer ben bir senaryonun oyuncusu isem, senaryoda hata olma ihtimali olur mu, eğer bu senaryoyu Allah yazdıysa bu senaryoda hata eksik olmaz. İnsanın yaptığı şeyde hata var mı, var; eksik, ayıp var. Ben bur da bir piyonsan niye yaptığım işler ayıp. Bir ağaçta kusur olmuyor. Güneş ışığını verirken kusur olmuyor. Bir hayvan kusur olmuyor. Yani iradesiz hareket eden eserler dört dörtlük ama insan kusurlu, eksikli. Biz önceden yazılmış senaryonun mahkûmu değiliz.
    Biz niyet ettiğimizin şeyleri vasıtaları vs. yerine getirmiyoruz.
    Evlilik kader midir?
    Her şey kaderin içinde. Her şey Allah’ın ilmi dahilinde. Allah benim kimin ile evleneceğimi bilir. Evlilikte neyi tercih edeceğim benim elim de. Peygamber efendimiz ne diyor. Kötü ahlaka sahip insanlarla evlenmeyin. Ebeveyn kendi çocuğunun rızasını almadan evlendirirse o irade dışı. İslamiyet’te böyle bir şey yok. Evlilik için irade. İmkân ve doğru vasıtaları kullanmak gerekli. Ben yanlış tercih yaparsam kaderimmiş demek doğru değil.
    İnsan kaderin mahkûmu mu?
    Ben gece güneşi görmek istiyorum. Ben güneş için gündüze mahkumum. Yer çekimine mahkumum. Benim doğum tarihim ve ölüm tarihim var ben buna mahkumum. Ben insan olmaya mahkumum. Ben konuşmayı isterim konuşmamı sağlayan Allah.
    Allah’ın yazdığı senaryoya mahkûmum. Hayır öyle değil İnsan kadere mahkûm olsaydı eksiksiz olurdu. Adalete mahkeme gerek olmazdı. Kadere mahkûm olsaydık o zaman suçluya ceza verilmez kader denir. Bu anlam da biz kaderin mahkûmu değiliz.
    Musibetler bizim yaptığımız hataların bir ikazıdır doğru ama sadece bunun için gelmez. İleriye bir hazırlıkta olabilir. Yusuf as kuyuya düşecek çünkü Mısır’a gitmesi lazım. Peygamberimiz asm öksüz olacak çünkü onu Allah yetiştirecek.
    Bazı musibetler bize sunulan imkandır.
    Çekirdeği toprak altında karanlıkta bırakmazsan nasıl içinden cevher çıkacak, yeşillenecek.
    İnsan kendi kaderini çizer mi?
    Kader benim yapacaklarımın bilinmesi ve yazılması. Allah benim yapacaklarımı biliyor.
    Ben kendi kaderimi çizerim ne zaman öleceğimi belirlerim ne kadar rızık kazanacağımı bilirim vs anlamında bu cümle yanlış.
    Doğanın değiştirebileceği hükümler var mı? bazı var. Bazı yok. Eğer Ali bir sadaka verirse şu musibetten kurtulacak. Beni hayra teşvik edecek. Şartlara bağlı kader; dua ederse, Sılahi rahim yaparsa ona şu nimetleri veri cem diyor rabbimiz. Bunu biz bilmiyoruz. Cenabı hak benim o duayı edip etmiceğimi biliyor mu biliyor. Kader de Allah’ın ilminde bir değişiklik asla olmaz. Şartlar benim açımdan değişiklik olur mu evet olur. Biz burada iyiyi doğruyu hayra yönelmeye tercih edicez. Bu anlamda.
    Allah her şeyi biliyor. Peşinen kulunu neden cennet, cehenneme yollamıyor?
    Ceza suç işlendiğinde verilir. Adam cehenneme gitse ya rabbim beni neden buraya attın. Allah dese sen şu suçları işleyecektin. Adam işledim mi der. İş yok mükafat var. Peki hata var ceza yok adalete uyar mı? Adalet hakkı yerli yerine koymak. Amel işlenmeden cennete konulsa adalet olmaz. Dövülmeden ağlama…😊
  • Dünyevi ve uhrevi saadet için sahip olmamız gerekenler:

    1-İlim
    2-Amel
    3-İhlas
    4-Helâl kazanç
    5-Salih/saliha bir eş
    6-Ahireti hatırlatacak sadık bir dost
  • 184 syf.
    ·Puan vermedi
    İslam ve Biz Müslümanlar, Cuma Özusan’ın okuyucuyu düşünmeye davet ettiği, inandığımız dini tanıma, anlama, yaşamak için kaleme aldığı eseri. Kitabı yazma gayesi olarak yazar inandıkları din ile bugünkü Müslümanların olması gereken yerden çok başka yerlerde olduğundan duyduğu rahatsızlıkla okuyucu da rahatsız etmek isteğini belirtiyor. Müslümanların yanlış durduğu yerden alıp olması gereken yere gelmesi için çaba ve gayretini kitabın tüm sayfalarında görüyoruz.
    Yazar eserine İslam , İslam’ı anlama anlamlandırma, şuan ki durumumuzun ne olduğu konularından bahisle İslam’ın algılanışından; ılımlı İslam, Türk İslam’ı, İttihad-ı İslam,İslam’ın siyasete alet edilmesi, İslam ve ekonomi,İslam ve oryantalizm,felsefe,bilgi,bilim anlayışına bakışı,kısaca İslam’ın yaşamımıza sosyolojik-psikolojik, insanın var olduğu ve yaşam alanı olarak her yer ve davranışında İslam’ın yeri ve durumu hakkında okuyucuya teferruatlı ve kafasında oluşan tüm sorularına da akli cevaplar ile yazar eserine devam ederken devamlı olarak ve üzülerek Müslümanların acı durumlarını da hatırlatarak,hatırlatmakla kalmayıp bunun olması gereken değil şu an olmuş gibi durmasına rağmen uyanmak ve resmi bütün olarak görmekle, gerçeklere kavuşmakla İslam’ın doğru, gerçek olan hali ile Müslümanların yine en öne geçip insanlık aleminde doğru ve güzelin iktidarını kurabileceği mesajını da veriyor.
    Özusan, Müslümanlar başlıklı bölümde dünya karar ve yön makamından Müslümanların neden günümüzdeki haline geldiğini sorgularken isabetli bir tespitini de okuyucuya sunuyor. Müslümanlar üstün oldukları için kaybettiler okuyucunun kafasında bir taraftan şimşekler çakarken bir taraftan da şaşkınlık boy veriyor. Müslümanlar üstün oldukları için kaybettiler. Müslümanlar okumaktan, ilimden uzaklaştıklarından beri geçmişleriyle de bağlarını koparmış masal niyetine dinledikleri cedlerinin ilim, bilim, kültür, sanat, savaş her alandaki başarılarından habersiz üstünü bırakın üstünlük kelimesine bile yabancı iken bu cümleden değişik anlamlar üretirken, yazar okuyucunun yardımına yetişip evet üstün olduğumuz için kaybettiğimizi çünkü üstün olmanın rehaveti ile batı ilimde, teknikte ve dolayısıyla ekonomide gelişirken ,bizler batının yaptıklarını dikkate almayıp onlardan uzak kaldıkça kendilerini maddi anlamda geliştiren Batı ve onların geliştiği yerde durmaya başlayan Müslümanlar. Ve bugünkü tabloda böylece ortaya çıktı. Bu tabloya bakıp aşağılık duygusu yaşayan Müslümanlar, Batının da telkinleriyle sanki İslam onları bu hale sürüklemiş sözlerine kanarak daha da aşağı seviyeye gelirken maddi üstünlük bir hayal oldu. Bugün kendine inanmayan, güvenmeyen Müslümanlar mevcut Tüm İslam coğrafyasında. Yazar aslolan şeyin insanların mutlu ve huzurlu olması olduğunu söylerken maddi gücün eninde sonunda din ile ve dolayısıyla da mutluluk ve huzurla bir anlama kavuşacağını belirtip, dün hiçbir şeyi olmadan var olan Müslümanların gerçek İnanç çizgisi ile yeniden özlenen günlerine kavuşacağını belirtmektedir.
    Kitap, İslam ve Müslümanlar ile ilgili olarak terörizm, Müslüman aktivistler, Entelektüeller, Müslüman Alimler, ortaya atılan fikirler, fikirleri ortaya atan şahıslar, türban, tefekkür gibi konularda düşünmemize imkan verecek örneklerle ilerlerken bolca da Müslümanlığın durumu ile ilgili öz eleştirilere yer veriyor.
    Özsusan, kitap boyunca bizi bilgilendirip uyandırmaya devam ederken iman, inanç, amel, iman esasları, mehdilik, batıl itikatlar ve hurafeler konularında da doyurucu bilgiler veriyor din üzerine apayrı bir bölümle insan hayatında dinin rolü, dini kim daha iyi anlar, dinin yozlaşması, din de semboller, ciddi rasyonel unsurlar, akılcılık ve din, dinin kurumsallaşması, bilimle dinin ilişkisi kitap ile yaşanılan inanılan dinin mukayesesi, din görevlileri, mezhep ve İçtihat Diyanet İşleri hakkında da bilgiler bulabileceksiniz. Yazar dindarlık nedir?, Nasıl dindar olunur, gerçek dindarlar, entelektüel dindarlık, estetikten uzak dindarlık ve daha nice konuyu bu kitabında işliyor.
    Yaşadığımız-inandığımız dini anlamak daha doğru ve bilgili yaşamak için istifade edilecek bir eser olan İslam ve Biz Müslümanlar kütüphanelerimizde olması gerekenler arasında olmalıdır.
    #KitapŞuuru
  • Bir milletin var olması, sesini başkalarına duyurabilmesi ve onlarla karşılıklı aynı düzlemde konuşa bilmesi için şu sistemlere sahip olması kaçınılmaz şartlardır.

    1- Hukuk düzeni olacak: Kanunlar hukuka, haklara göre ve hakların gerçekleştirilmesini sağlayacak nitelikte olacak. Hukuki düzenin iki kaynağı vardır: Biri insan olarak, insanlığını gereği olarak insan hakları olup hiçbir kural bu insan haklarına zıt olmayacak. Hukukun ikinci kaynağı ise kanunlardır.
    2- Ahlak düzeni olacak: Ahlak insanların insanlıklarını ve davranışlarını düzenleyecektir. Ahlakında iki kaynağı vardır: Biri, insanın evrensel ahlak kuralları ki, bunlar milletten millete. Zamana ve mekâna göre değişmezler. İkinci kaynak din, töre ve geleneklerdir. Bunlar zaman ve mekâna ve bireye göre değişim ve gelişim göstermeleri yaşama uymalarının gereği olur.
    3- İdare düzeni olacak: İnsanlar arasında ki ilişkileri düzenleyecek ve hukuki düzene göre yürütecektir. Burada ki ön şartlar, hem adalet hem nefasete riayet etmektir. İnsanı, adaleti, hakkaniyeti sevmek ve ona göre işlem yapmaktır.
    4- Siyasi düzen olacak: Siyasi düzen kanun yapacak. Ancak yapacağı kanun insan haklarını, evrensel ahlak ilkelerini daraltmayacak, dışlamayacak ve baskı altına almadan gelişmesini ve genişlemesini göz önünde bulunduracaktır.
    5- Kanunlar ilmi yöntem olan tüme varım yöntemi ile yapılmalıdır. Merkezcilik zihniyeti ile yapılan kanunlar topluma baskı yapmaktan başka bir şey olmadığı gibi ve millete uymadığı için uygulama imkânı bulamıyor. Bunun en kötü ve yıkıcı tarafı da kanun yapanın onu ilk defa bozan olmasıdır.
    6- Tümden gelim, külliyattan cüziyata gidiş olan yöntem, merkeziyetçi, baskıcı, emredici, peşin hükümlü bir yöntemdir. Bu yöntemle yapılan kanunlar, milletin yararına değil, milleti esir, köle gibi nasıl kullanıp sömüreceğini gözetir ve millete görevler tespit eder. Milleti görevlendirmeye ilişkin kanunlar yapar.
    7- Oysa tümevarım (cüziyyattan külliyata gidiş) olan deneysel yöntem milleti öne çıkaran, millet için devletin var olduğunu, milletin görevlerinden önce haklarını tayin ve tespit eder, millete dayanır, milletten güç alır ve milletin hakkını hakkı ile öder ve yerine getirir. Bu millet özgür ve kişilik sahibi olduğundan devletin hakkını yemez ve devlete hakkını yedirmez.
    8- 1776’dan günümüze dek devlet milleti kendi bahçesini kazan gündelik işçi gibi görmeyi sürdürüyor. İşine gelirse ona iş veriyor ve ücretini hem gereği gibi vermiyor hem de vergilerle onu geri alıyor, milleti huzursuz ediyor.

    Bunun temeli tümevarım yoluyla kanunların yapılmamış olmasıdır. Kanunlar bu yöntemle yapılmadıkça millet huzur içinde olmayacak ve kalkınmada gerçekleşmeyecektir. Bunun için diyorum ki, medeniyeti millet kurar devlet kuramaz. İki yüz yirmi beş yılda kuramadığı gibi.

    Sonuç: Bir milleti yıkan tehlikeli akımlar:
    1- İlim düşmanlığı
    2- Özgürce düşünce üretmeye düşmanlık
    3- Ahlak düşmanlığı
    4- Din düşmanlığı
    5- Adalet düşmanlığı

    Milletin yükselmesi ve mutluluğu için yapılması gerekenler:
    1- İlim reformu, ilim sevgisi
    2- Düşünce üretme aşkı ve teşviki
    3- Ahlakı övme ve beğenme hareketi
    4- Din reformu ile gerçek dini öğrenme seferberliği
    5- Hukuk reformu, hakkı tutma ve yüceltme
    6- Öğrenim ve eğitim reformu.

    İslam insana ölçsün biçsin diye bir makas vermiştir. Bir bıçağı akıl, ikinci bıçağı ise Kur’an’dır. Bu makası kullanmayı özgürlüğe teslim etmiştir. Özgürlük olmadan akıl bir şey yapamaz. Akıl bir yapamazsa Kur’an’da anlaşılmaz. Böylece İslam’ın makası çalışmaz. Makas nasıl ölçüp biçileni kesip insan bedenine göre elbise dikilmesini sağlıyorsa, İslam makası da akıl ve Kur’an’la dini, İslamı anlayıp topluma uyarlanacaktır.

    Dinde reform budur. Dinin özü kumaşın kendisidir. Böylece Müslümanlar camide muvahhid (Tek Tanrıya inanan) olup toplumda, caminin dışında putperest (başka Tanrıya tapan) olmaktan kurtulmuş olacaklardır. Allah’a yalnız camide değil, caminin dışında da tapılacaktır. Allah’a en samimi tapma dürüstçe işini, mesleğini en iyi şekilde yapmakla olur. Bunu gerçek Müslüman olmak isteyen anlar ve uygular.

    (Hüseyin Atay, Cehaletin Tahsili s. 135-136)