• Türk türesince evli kadına ilişmek ölümle biter.
  • “Evli kadına kötü gözle bakılır mı? Türk türesinde evli kadına ilişmek ölümle biter.”
  • Işte Sütçü İmam olayı olarak adlandırılan tarihe geçen ilk kurşun o olayda şöyle sıkılır:
    Ermeniler , hamamdan çıkıp evlerine doğru gitmek isteyen kadınları durdurup , tarihi kayıtlara göre; "Burası artık Türkiye değil, Fransız memleketinde peçe ile gezilmez" diyerek " peçelerini kaldırıp zorla ilişmek isterler".Olaylara yakındaki bir kahveden Müslümanlar müdahale ederler. Fransız üniforması giymiş olan Ermenilere nasihatlar edip yollarına gitmeleri söylenir ama onlar ısrar ederler, müdahale edenleri dipçiklerle vururlar, bunları izlemekte olan Sütçü İmam ismiyle bilinen cami müezzini evinden getirdiği Karadağ marka , patladığında Kadınlara musallat olan ermeniyi vurur.
  • kaçıncı gökten
    hangi semadan, asumandan
    yalın ayak ve bedeni çıplak
    merdivenlerden iniyor
    çalmış semadan o mavi gözleri
    birazdan siyah görünecek
    sonra gri, düşerken de beyaz
    saçlarının dalgasında bir avuç parmak
    okyanuslarda ha battı ha batacak
    hiç görünmeyen fener
    gerdanında kaybolmuş
    ışıksız tenha bir şehir
    savruldukça saçlar
    birazdan batacak gemi
    gözleri dönmüş kanlı siyah bir ölüm
    saçıyor yürekleri
    her biri ayrı yerde
    kollar ve bacaklar
    kimsesiz bedenlerin sahibi tayfalar
    yas'lı gökyüzü döker kızıl yaşlar
    ayrılırken, yüzü olmayan güzel
    peşinden gökyüzü salıyor orduları
    siyah dağınık bir tabur
    vucud buluyor
    etten tırnaktan bir ordu
    ensesindedir artık kaptı kapacak
    gökten düşen güzeli
    saçına ilişmek üzereyken
    elleri kırıyor hiddetlenen rüzgar
    sonra burnundan soluyor
    çehresinden aķıyor
    yağmur yüklü öfkeli irin
    savuruyor sonradan inen bütün orduları
    toprağın emrinde görevli
    göklerin yel'i
    korudu, toprağa düşen
    ufacık bedeni
    Abdulselam GÖZÜTOK
  • Yalnızlığında insan… Yalnız kaldığında değil, bir başına bulunduğunda değil; kendi içinde kocaman yalnızlığında… Burada edebi tahliller yapacak değilim. Hediye edilen kitaplarla sevdim okumayı ki bunlardan en güzelidir Kalp ile Sır . Köy hayatı, kütüphane, tasavvuf ve doğa. Kendimi bulmak, içimde yalnız gezen kimliğime dokunmak ve bunları yanı başınızda hissettiğiniz bir nefesle yapmak. Bazen “bunu okumalısın” demiş olan biri, bazen yazarın ta kendisi, bazen okuduğunuz kitaptaki karakterler, tipler. Hep yanınızdadır ama siz yalnızlığınızı da yaşarsınız bunca kalabalıkta.

    Kalp ile Sır dedik kaldık. Dönelim sevincimizi bulmaya. Mustafa Kutlu kitabının yarısına kadar sizi asıl hikâyeye hazırlıyor. Düşünüp duruyorsunuz, aslında bizim hikâyemiz de anlatılacak olsa nice hikâyelerden bahsetmek gerekir bunun öncesinde… Hâsılı “Babalar ve Oğullar” mıyız? Yoksa sularını nice derelerin, nice pınarların karıştığı ırmaklar mıyız?..

    Bunları düşünedururken bir yandan kitaplara gömülü hayatlar var Kitapları seven karakterler var hikâyemizde... Kendini arayışın bir başka boyutu… Tanpınar var ziyadesiyle, İstanbul var, sahaflar var, erenler var, alperenler var, sahabeler var, fetih var, İstanbul anlatılır da tarihsiz olur mu? Buram buram tarih var satırlarda. Yüreğinize “Yürüyelim Seninle İstanbul’da” dedirtecek günler var sayfalarda.

    Yolunda gitmeyen ilişkiler var. İlişki deyince çok çelişik oluyor “ilişmek” değil zira sevmeler; sevdalar var ayrılıkların da dâhil olduğu… Mukadderat deyip geçebiliyor muyuz? Bilmiyorum. Ama her kapanan kapının ardında bir açılanı var.

    Ve “Bir Dağ Başı Yalnızlığı” en nihayetinde… Sessizliği ve karanlığı dinlemek… Tefekkür etmek… Bir inziva hali ve bir köy… Orda uzakta… Gezmesek de tozmasak da…

    Kesin ve keskin bir bitiş yok hikâyemizde… Sahi neyi tam anlamıyla bitirebilmiş ki insanoğlu? Neyi tamamen elde etmiş ki? Söylenir ya hani: "Mâ lâ yüdrakü küllühü, lâ yütrakü küllühü”. Şu demektir: tamımı idrak olunamayanın, tamamı terk edilemez. Onca eksik idrakimizin arasında hangi kaçış, hangi terk tam olabilir ki?

    Selam ve dua ile…
    Keyifli okumalar…
  • Bizzat Nurcuların ifadesiyle:

    1 - Muhtelif vilâyet, kasaba ve köylerdeki Nur Talebeleri, bulundukları muhitlerinde Nurları okumak, yazmak, okutmak ve neşrine çalışmak...

    2 - İsparta ve İnebolu'da, teksir makinesiyle Nur Risalelerinin mecmualar hâlinde teksiri ve etrafa neşri...

    3 - Ankara ve İstanbul'da, muhtelif halk tabakaları arasında, hususan üniversite ve diğer mekteb talebeleri, gençler, memurlar ve hanımlar arasında Nurların yayılması, okunması, Risale-i Nur dâvasına çokların yakın manevî alâkaları... Bunlardan halis fedakârlar ve imân hadimlerinin çıkması... Nur ü imânın, bu iki büyük merkezde hararetle inkişafı...

    4 - Kitabların iadesi ve yeniden bazı yerlerde Nurlara ve talebelerine ilişmek, dolayısiyle resmî makamlarla münasebet... Risale-i Nurun, vatan ve milletin, nesl-i âtinin saadetine vesilesi cihetinin duyurulması..., isbat edilmesi... Yeni Türk Hükümetinin, Kur'ânın bu yeni ve ekmel Nuruna takdirle bakması... En modern nesir vasitasiyle hem Anadolu'ya, hem Âlem-i İslâma ve insaniyete duyurulmasının temini...

    5 - Başta Diyarbakır olarak, Şark Vilâyetlerinde Risale-i Nurun intişarı...
  • Yine müdde-i umumî dedi ki: "Ehl-i vukuf bir cümleyi daha medar-ı mes'uliyet yapıyor, o da: Sizin M.
    Kemâl'e 'Kemal, namaz kılmayan haindir' dediğindir.. Hem: Namaz kılanlarla kılmayanlar arasına bir tefrika sokuyor.
    O halde suçludur."
    Ben de dedim: "Yüzer ayât-ı Kur'aniyede müslümanlar için en büyük hakîkat, imandan sonra namaz olduğunu mükerreren emrediyor.
    Hem o zaman Meclis-i Meb'usanda benim M.
    Kemâl'e bu sözü söylediğim halde, o bana ilişmediği ve itiraz etmediği halde; otuzbeş sene sonra böyle vukufsuz ehl-i vukufun yanlış raporlarıyla Nur'un kahraman fedailerine ilişmek, bence Rus hesabına bir propagandadır veya Rus hesabına propagandaya alet olmuşlardır ki, Kur'anın hakâikiyle Komünist Rus'a cephe alan ve tam mücadele eden dinin fedailerine ilişiyorlar.
    Said-i Nursî