• 300 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan bir tanesi diyebilirim.
    Yazarımızın ilk kitabı olmasına rağmen anlatımı, kurgusu çok çok güzel.Dili oldukça sade ve akıcı. Kitabı okumaya başladımı bırakamıyorsunuz zaten

    Gelelim kitabın konusuna;
    Petrol ve finans zengini büyük bir imparatorluğun sahibi Richard Hampton,
    tek varisi güzel torunu Emma Hampton’dır. Dedesi işleri artık Emma'ya devretmek ister. İşleri öğretmesi için şirketin çalışkan, yakışıklı CEO 'su olan Daniel’ a görev verir. Zamanla
    entrikalar, hırs, nefret , güç mücadelesinin tam ortasında ikili arasında bir aşk başlar.
    Her şey bundan sonra çok farklı olacak.
    Güç ve iktidar savaşların altında yatan gerçekler, acımasızlıklar çok güzel ele alınmış.
    Gücü ellerinde tutabilmek için insanlarin neler yapabilecegini okuyorsunuz
    Sırlar, aşk, ihanet, para, ihanet, güç savaşları...

    Bence daha fazla anlatmaya gerek yok, alın okuyun. Kesinlikle tavsiye ederim. Çok çok güzel bir kitap.
    2. Kitabını merakla bekliyorum.
  • 288 syf.
    ·11 günde·Puan vermedi
    Hygge, benim gibi ''hayge'' diye telaffuz ediyorsanız, şimdiden uyarayım telaffuzu ''hüge''ymiş. Ama kitabın başında da Winnie The Pooh'dan :) bir alıntıyla belirttiği gibi duyguları nasıl telaffuz ettiğiniz önemli değil. Çünkü ''Onu telaffuz etmezsiniz,hissedersiniz.'' Nasıl hissettiren bir duygu derseniz hygge için; -tam karşılayamasalar da-huzur,mutluluk,rahatlık vb. diyebiliriz.

    Neden mutluluk Danimarka'yla ilgili ? Çünkü araştırmalara göre Avrupa'nın en mutlu insanları sıralamasında ilk üçte daima Danimarkalılar varmış. Yazarımız bunu Hygge kültürüne bağlıyor ve kitap boyunca bunu açıklıyor.Kitabımızın yazarı da Kopenhag'daki Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü'nün CEO'su.Böyle bir enstitünün varlığından yeni haberdar oluyor olabilirsiniz, korkmayın istatistiklere boğulmayacaksınız. Ama Danimarka'nın yıllık şeker tüketim oranının Avrupa ortalamasının iki katı olduğuna dair şaşırtıcı bilgiler var.

    Kitabın tasarımı da kendi başına Hygge örneği. Sade,sıcak,şık,ferah... Şahane mutluluk etkinliklerinden veya gizli formüllerden bahsetmiyor Meik. Ya da şu başarıyı elde ederseniz, çok çalışırsanız diyen hırs yüklü kişisel gelişim kitaplarından farklı. Mutluluk aslında konfor alanımız, sevdiklerimizle vakit geçirmemiz ve emeğimizin ardında. Basit,elimizin altında. Farkedip ufak değişikliklerle ulaşabileceğimiz bir yerde.

    Bazı Danimarkalılar Hygge meselesini milletlerine özgü olduğunu düşünüyorlarmış. Her ne kadar stresli bir toplum olsak da bizim yaşamımızda da Hygge anları saklı. Misal şömine veya sobanın olduğu bir ortamdaki huzurdan bahsediyor yazar. Evimizde soba olduğu zamanları hatırladım,gerçekten verdiği ayrı bir haz vardı. Ya da babamın bahçeye yaptığı şömine, kendi emeğimizle yaptığımız yiyecekler,her yaz yaptığımız kış hazırlıkları. Annemi durduramasaydık bu yaz ne bulursa ya kurutacak ya da reçelini yapıcaktı.Yani mutluluk sadece Danimarka'da değil.(Yazar da hem fikir bu konuda) Bizim de hayatımızda, alışkanlıklarımızda. Biz unutuyoruz. Bu kitap hatırlamanıza yardımcı olacak.
  • 224 syf.
    Günümüz moda akımı teknoloji startupları olunca bu alanda iyi para kazananlar da genelde startup kurup başarıya ulaşanlar değil, bu konu hakkında konuşan, eğitim veren, seminerlere katılan, kurs açan, network network diye etrafta gezen balon insanlar oluyor.

    Hal böyle olunca gerçekten bir şirket kurmuş ve birçok başarılı şirkete de yatırım yapmış, elle tutulur - gözle görülür başarılara sahip iş adamları benim gözümde farklı bir değer kazanıyor.

    Bu kitap da girişimcilik ile ilgilenen insanların önüne çıkacak temel eserlerden olarak görülüyor. Özellikle LinkedIn gibi iş yaşamı ile daha ilgili bir sosyal ağ kullananlar mutlaka bu kitaba rastlayacaklardır.

    Peter Thiel, Paypal'ın kurucularından. Gerçekten ilginç bir çevresi var, beraber çalıştığı insanlar dağılarak farklı firmalar kuruyorlar ve çoğu dünya devi haline geliyor. Elon Musk'ın SpaceX'i kurması veya Tesla'ya ortak olması gibi. Kitapta geçen detaylara göre birbirlerinin kurdukları startuplara veya gelişeceğini düşündükleri yeni girişimlere de yatırım yapıyorlar. Mesela Peter Thiel Facebook'a yatırım yapmış bir isim aynı zamanda.

    Yani kitabı Elon Musk veya Mark Zuckerberg övdü diye okumak mantıksız, çünkü bu insanların hem maddi çıkarları var hem de geçmişten gelen dostlukları var. Sosyal medyada bu kitap önerilirken genelde böyle lanse ediyorlar: "Elon Musk'ın mutlaka okuyun dediği kitap! Şok Şok!" :)) Yani bence kitap çöp olsaydı bile bu insanlar yine övgü dolu sözler söylerlerdi.

    Gelelim kitap çöp mü kısmına, değil tabii o kadar vasat değil. Ancak kitap hakkında ilk gözlemlediğim şey çevrinin berbat olduğu. Ekin Can Göksoy ne yazık ki başarısız bir çeviriye imza atmış. Normalde çevirinin kalitesini eleştirebilecek seviyede olduğumu düşünmem ancak google çevirinin verdiği gibi; ruhsuz, ucu açık, dilimizin özelliklerini yansıtmayan ve okunduğunda bu ne acayip cümle böyle diyebileceğiniz birçok cümle barındırıyor. Bu sebeple imkanınız varsa İngilizce'den okumanızı tavsiye ediyorum.

    Kitap teknoloji ve girişimcilikle ilgili olunca Google, Facebook, Amazon, Yahoo, Microsoft, Apple gibi örnekleri görmemek imkansız. Bir de silikon vadisi tabii :) Çünkü girişimciliğe adım atacak her insanın kendine soracağı sorulardan birisi "Bu firmalar neleri doğru yaptı da bu kadar başarılı bir hale geldi?" şeklinde oluyor. Aynı zamanda "Sürdürülebilirlik bu kadar zorken, nasıl oluyor da bu firmalar uzun dönemde tekel şekilde ilerleyebiliyorlar?" gibi sorular muhakkak düşünülmeli.

    Kitabın ilk kısımlarında yazar, tekel olmakla çetin bir rekabetin içinde olmanın firmalar düzeyinde ne gibi farkları olduğuna değinmeye çalışıyor. Girişimcilere önerisi ise, rekabetin düşük olduğu alanlarda iş kurmanın ve tekel olmaya çalışmanın girişime çok büyük faydalar getireceği. Ancak tabii ki tekel olmak öyle kolay bir iş değil, yazar tekel olmayı bir işte rakiplerinden 10 kat daha iyi olmak şeklinde tanımlıyor. Bu tanımı duyunca ilk aklıma gelen nedense Duracell oldu. :) Bir dönem sürekli karşımıza çıkan "10 kata kadar daha uzun ömürlü" reklamları ile aklıma kazınmış.

    İşte bu aşamada mühendislerin klasik düşünme tarzından bahsetmiş yazarımız, ürün yeterince iyi ve kaliteli olursa kendini sattırır, reklama gerek yok bakış açısı. Pter Thiel'e göre bu bakış açısı yanlış. Ürünü müşteriye ulaştırma kanalları ve markanın görünürlüğü çok önemli bir konu. Reklam illa TV reklamı olmak zorunda değil, hatta kitapta firmanın alanına ve büyüklüğüne göre bazı reklam önerileri de mevcut. Ayrıca reklamı o anlık ürünü sattıracak bir kanal olarak da düşünmemek gerektiğini söylüyor, Duracell örneğimde de olduğu gibi zihinlerde kalıcı bir marka değeri oluşturmak gerçekten önemli.

    Kitapta güzel noktalara ve örneklere değinilmiş, yine de bazı örnekler bana göre biraz saçma ve fazlasıyla kişisel düşünceler. Mesela yazar bir teknoloji CEO'su takım elbise giyiyorsa o girişimle ilgili olumsuz düşündüğünü söylüyor. Başka bir örnekte de ekibin uzaktan çalışmasının girişime olumsuz etkileri olacağını, ekipte ciddi uyumsuzlukların çıkabileceğini savunuyor. Twitter'ın hiçbir yenilik yapmasa dahi sürdürülebilirliğini koruyabileceğini söylüyor ki bu çok büyük bir iddia. (Burada bir çeviri hatası mı var acaba diye düşündüm, gerçekten ilginç!)

    Sonuç olarak 20 TL'ye başarının formülünü satın alacağınızı düşünmeden, 5 adımda 15 adım gideceğiniz hayaline kapılmadan okumak lazım. Çünkü bir şeyi yapmakla onun nasıl yapılacağını anlatmak farklı şeyler. Bu kitaplar her ne kadar insanın ufkunu genişletse de, derinlemesine bilgi sunmamakta, en azından teknik olarak.

    Yazarın da dediği gibi yeni bir arama motoru yazmak sizi yeni Google yapmayacak, yeni bir sosyal medya kurmak da sizi yeni Facebook yapmayacak, girişimde zamanlama çok önemli ve bu firmalar doğru zamanlamayı bir şekilde yakalamış firmalar. Bu sebeple herkes kendi doğru zamanını bir şekilde bulup kendi girişimine özgü doğru adımı atmalı.
  • 300 syf.
    ·13 günde·10/10
    Merhaba uzun süren bir molanın ardından size çok güzel bir kitapa ile geldim içi gerçekten dolu dolu bir bilgi birikimine sahip bir kitap..
    Öyle ki birgün de 100 sayfa okudum.
    Konusunu şöyle anlatmak isterim Konu Aşk gibi görünse de dünya baronlarının bütün ilişkilerini yansıtan, Paranın işin içine girince insanların davranış biçimlerini yansıtan, kapitalist düzenin güzel bir kurgu ile işlenmesi beni kendine çekti..
    Petrol ve finans şirketleriyle dünyanın kontrolünü elinde tutan Richard Hampton ve Hampton imparatorluğunun varisi Emma Hampton karakteri, kişiliği, güzelliği sanata olan tutkusu...
    Ve Richard Hampton'ın isteği üzerine işi öğrenmesi istenir ve bunun için şirketlerinin Ceo'su Daniel Raymondan destek alınır. İlk başlarda hoşuna gitmesede zaman içinde bu eğitmenlik bambaşka bir hal alır...
    Birde kötü karakterimiz Henry Goldman var...
    İşler böyle başlayıp güzel bir okuma sunan bir kitap.
  • 464 syf.
    ·14 günde·Beğendi·9/10
    Elon Musk son zamanlarda epey ilgimi çekmiş bir girişimci. Bu yüzden bu kitabı alıp okumaya karar verdim. Şu ana kadar Elon hakkında yazılmış en detaylı kitap budur. Kitabın anlatımını beğendim. Yazar bu kitabı yazarken; Elon Musk ile toplam 30 saatten fazla eden birebir görüşme gerçekleştirmiş ve Elon'un şirketlerinde çalışan insanlarla görüşerek bu kitabı yazmış. Elon'un çocukluğundan başlayıp 2010'lu yıllara kadarki hayatında neler yaşadığını okuyoruz kitapta. Bu kitabı okumadan önce de Elon'a hayrandım, kitabı okuduktan sonra hayranlığım daha da arttı. Dünya'yı fosil yakıtlardan temizlemek isteyen ve insanlık için Dünya dışında bir yerleşim yeri kurmak isteyen, çoğu insana çılgınca gelebilecek vaatleri olan bir insan.
    Elon'un anne tarafı Alman-İsviçre kökenli bir aileden geliyordu. Musk'ın dedesi Avrupa'dan ABD'ye, Bağımsızlık Savaşı yıllarında göç etmişti. Elon'un anne tarafı ailesi yıllarca ABD'de ikâmet etmişti. G. Afrika'ya taşınmalarının nedeni; Musk'ın dedesinin maceraperest biri olması nedeniyleydi. Elon'un annesi Maye, G. Afrika'da Errol Musk adında biriyle evlendi. Errol da İngiliz kökenli bir aileden gelmekteydi. Errol ve Maye'nin üç çocukları oldu. Bunlardan biri de Elon'du.
    Elon, G. Afrika'da zor bir çocukluk geçirdi. Okulda serseriler tarafından dövülüyordu ve içine kapanık biri haline gelmişti. Elon'un teknolojiye merakı çocuk yaşlarında başlamıştı. Bilgisayar programcılığını öğrendi ve bir oyun yazıp sattı. Elon, G. Afrika'da askerlik zorunlu olmasına rağmen askerlik yapmadı çünkü G. Afrika'daki rejimi ırkçı olarak görüyordu.
    Elon 17 yaşında zor da olsa Kanada'ya gitti. Orada üniversite okudu. Oradan ABD'ye geçti. Elon'un ilk girişimi Zip2 adlı -gazetelere lisanslı çevrim içi şehir rehberliği sunan- bir şirketti. Elon bu şirketi 307 milyon dolara Compaq adlı bir bilgisayar şirketine sattı. Bu satıştan 22 milyon dolar elde etti. Elon daha sonra X.com adlı bir şirket kurdu. Bu şirket daha sonra çoğu insanın da bildiği bir isim olan Paypal ismini aldı. Paypal, sanal ortamda bankacılık faaliyetleri yürüten bir şirketti. Bu şirket de eBay adlı şirkete 1,5 milyar dolara satıldı. Elon bu satıştan kişisel olarak 250 milyon dolar elde etti. Elon daha sonra uzay alanına ilgi sardı. SpaceX şirketini kuran Musk; şirketin ana hedefini Mars'ta insan yerleşimi kurmak olarak açıkladı. ABD'de birçok uzay ve havacılık şirketiyle yarışa giren SpaceX, şu anda hepsinin önünde bulunuyor. Geçenlerde NASA ile ortak bir çalışma yapıp iki NASA astronotunu uzaya yollamışlardı ve uzaya insan gönderen ilk şirket olmuşlardı. Daha sonra Tesla adlı otomobil şirketi geldi. Elon'un bu şirket ile amacı ise; %100 elektrikli araba üreterek doğa dostu araçlar üretmekti. Tesla ve SpaceX çok başarılı işler yaptı. SpaceX, farklı roketler üretti, uzaya uydular yolladı ve geçenlerde Uluslararası Uzay İstasyonu'na insan yolladı. SpaceX ayrıca şunu başardı: uzaya giden bir roketin tekrar dünyaya dönmesini sağladı ve bir roketin birden fazla kullanılabilmesinin önünü açtı. Tesla, tamamen elektrikli, rahat kullanışlı ve otomatik pilota sahip araçlar üretti ve satış konusunda da çok iyi bir durumda.
    Kitabı okuyunca Elon Musk'ın gerçekten sıradışı isteklerini olduğunu görüyoruz. Birçoğumuza, Mars'ta yaşam kurmak imkânsız gelir ama Elon imkânsızı başarmak isteyen biri. Ve bu adam G. Afrika'da doğmuş biri.
    Elon'un bahsetmediğim bir de SolarCity adlı bir şirketi var. Bu şirketin CEO'su değil sadece yatırımcısı diye biliyorum. Bu şirket, Güneş enerjisiyle elektrik enerjisi üretiyor. Elektrikli arabaların şarj istasyonlarındaki elektrik de Güneş enerjisi ile sağlanıyor. Natüralist biri olduğum için, bu gibi eylemleri içtenlikle destekliyorum. Maalesef, kullandığımız fosil yakıtlar, dünyamızı küresel bir felâketin eşiğine getirdi.
    Uzaya müthiş bir ilgim olduğundan dolayı beni en çok heyecanlandıran Musk şirketi SpaceX'tir. Uzaya bir şey yollandığında heyecanlanırım. Umuyorum ki bu şirket bir gün bir insanı Mars'a yollayabilecektir.
    Elon Musk'ın çocukluktan bugünlere nasıl geldiğini, neler yaptığını, neler başardığını, nasıl bir yapısı olduğunu görebileceğiniz, güzel bir anlatıma sahip bir kitap.