• Kitaplar… benim sessiz ve kadim dostlarım.
    Kimi zaman vicdanımı rahatsız eden, kimi zaman kalbimi sigaya çeken, kimi zaman beni alıp başka diyarlara götüren, kimi zaman güzel bir hikayenin ortasına düşüren nâzenin dostlarım.
    “Kitapsız geçen ömrü, ömür saymam!” diyor Bayram Hocam, ki hakikat.
    İlk emir “Oku” iken, okumadan geçen bir ömür, nasıl ömür olsun.
    O olsa olsa boşuna boşuna yaşamak olur.
    Okumak ki, yalnızca kitaplara münhasır değil elbette.
    Zira “Kainat Seriyye’den Süreyya’ya kadar kitaptır.
    Okumasını bilene aşk olsun!”
    Aşk olsun elbet. Okumayı, “Oku” emrinden muradın ne olduğunu bilene.
    Okumalı, okumalı kıymetli kardeşlerim, ta ki bir gün satırlardan sadırlara geçinceye dek.
    O vakit Şems’in bir sözüyle kitaplarını suya bırakan Mevlâna’nın sırrına ereceğiz.
    “Bütün kitaplar bir kitabı anlamak içindir” sözü misali, bir gün bütün cümlelerin birer gölge olduğunu farkedip güneşin kendisine vasl olacağız.
    İşte o güne kadar, bize yoldaş olacak kitaplar, satırlar…
  • 382 syf.
    ·22 günde·Beğendi·10/10
    Din kitaplarına, dini kitaplara, din ile ilgili kitaplara bir süredir çok ön yargılı yaklaşıyordum. Öyle ki yukarıdaki söz öbeklerinden hangisi bu ve benzeri kitaplar için kullanılıyor onu bile bilmiyorum. Bu durumun sebepleri arasında hepsinin aynı şeyi evirip çevirmesi, Allah'ın haram dediğine helal diyen yazarların da din kitapları yazması, her şeyden önce merhamet diyen bir Allah'ın dinini anlatırken birbirini lanetleyenlerin de kitaplar yazması var. Tüm bunlara ek  adeta ne dediklerini anlamayalım ama inanalım diye yazanların payını da unutmamak gerekir. Hepsini Allah'a havale ediyorum.

    "Hiç bilenler ile bilmeyenler bir olur mu?" ayeti bile üzerine ciddi düşünülmesi gereken bir konuya değiniyor. Bilmek,öğrenmek. En başta kendini ve seni yaratanı bilmek, öğrenmek. Tamam ama nasıl öğreneceğiz? İnsan peşinden gittiğini öğreniyor arkadaşlar. Arayacağız, araştıracağız. İlk emir olan "Oku, yaratan Rabbinin adı ile oku." emrine uyacağız ve "O insana bilmediklerini öğretti." sözüne tevekkül edeceğiz. Yazının en başında bir şeyler öğrenmek için başvurduğumuz kitaplardan nasıl elimiz boş döndüğümüzü ve nasıl yavaş yavaş bir şeylerden uzaklaştığımızı söylemeye çalıştım aslında. Gönül Bahçesinden Son Nefes kitabı o muzdarip olduğumuz kitaplardan biraz farklı. Düz bir anlatımla hepimizin bildiği şeyleri tekrar edip durmuyor. Hepimizin bildiği konuları harika bir üslup ile örnekler, menkıbeler, ayet ve hadislerle açıklıyor. Harika bir üslup diyorum çünkü bana göre Allah'ı ve O'nun dinini anlatan kitaplarda lakayıt yahut ağdalı bir dil kullanmak yanlış. Ne anlattığını ve kimlere anlattığını göz önünde bulundurman gerekiyor. "O olmuş, bu olmuş. Onu yapma, bunu yap." tarzındaki kitaplara hiç benzemiyor. Okurken ikna oluyorsunuz, kalbiniz ve aklınız ikna oluyor.

    İçerisinde hiç bilmediğim hikayeler, menkıbeler vardı. Çok etkilendiklerim, "Ben o yönden hiç düşünmemiştim." deyip o bakış açısı ile düşününce yeniden şükrettiğim bölümler, üzerine uzun uzun düşündüğüm cümleler oldu. Normalde dini kitapları okurken altını çizme, not alma alışkanlığı çoğumuzda yoktur. İçerik öylesine güzel sunulmuştu ki altını çizdiğim ayetler bile oldu. Tüm bunları göz önünde bulundurunca e-kitap formatında okurken arayıp tarayıp bulduğum bir kitap halini aldı. Kütüphanemde kendine güzel bir yer edindi.Takıldığım zamanlarda ara ara bazı konu başlıklarını açıp okuyacağım bir kitap mevkisine yükseldi. Tereddüte düşmeden herkese önerebileceğim bir kitap.

    Son olarak kitapta çok beğendiğim ve sevdiklerimle paylaştığım bir bölümü buraya yazmak isterim. "Rivâyete nazaran bir vâiz kürsüde kıyamet ahvâlini anlatmaktaydı. Cemaatin arasında Şeyh Şiblî Hazretleri de vardı. Vâiz, sohbetinin sonuna doğru Cenâb-ı Hakk‟ın kabirde soracağı suallerden bahisle:
    “İlmini nerede kullandın, sorulacak! Malını mülkünü nerede harcadın, sorulacak! İbâdetlerin ne durumda, sorulacak! Haram-helâle dikkat ettin mi, sorulacak!.. Bunlar sorulacak; şunlar da sorulacak!..” diye uzun uzadıya birçok husus saydı.
    Bu kadar teferruata rağmen meselenin özüne dikkat çekilmemesi üzerine Şiblî Hazretleri, vâize şöyle seslendi:
    “Ey vâiz efendi! Allâh Teâlâ o kadar çok suâl sormaz. O sorar ki: Ey kulum! Ben seninleydim, sen kiminleydin!..”
    Siz kiminlesiniz sevgili arkadaşlar?

    Keyifli okumalar. :)

    Not:Osman Nuri Topbaş hocanın çeşitli internet sitelerinde de sohbetleri var. Ben onlara da baktım fakat kitap kadar zevk alamadım. Dini sohbetlerde biraz çoşku aramamdan kaynaklandığını düşünüyorum bunun. Siz de onlara bakıp kitaplarını acaba alsam mı diye tereddüt ediyorsanız almanızı öneririm.
  • 676 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Yoruma gerek var mı acaba. ...18 bin alem'i içinde barındıran,gizem ve sırrı, Avrupalı bilim insanları tarafından da kanıtlanan,Kitapların en en en güzeli . ..Biz Müslümanlar bilinenin aksine okumayı çok sevmemiz lazım . ..Bize insanlığa yararlı her şeyi okumamız lazım. ..İlk Emir ALLAHdan Oku'dur. ..Eğer ALLAHa inananlar olarak hakkaten faydalı yararlı şeyleri okursak,İnsanlığın geleceğini şekillendirecegimize inanıyorum . ...
  •  

    Kur'an'ın ilk emri olan “Oku!..”

    -  Burada okunması istenen nedir?

    Cevap

    Değerli kardeşlerim

    Nerede ve ne zaman kitap okuma, ilim vs. üzerine konuşuluyorsa, muhakkak şu da söylenir:

    “Yüce dinimiz de okumaya büyük önem vermiştir. Nitekim, Kur'an'ın ilk emri 'Oku!..' olmuştur.”

    Doğrudur. Kur'an'ın ilk emri okumaktır. Ne var ki, bu ilk Kur'anî kelimenin devamını okumayı, hemen her zaman ihmal ediyoruz.

    Ümmi (okuma yazma bilmeyen) Peygambere (asm.) ve Onun elçiliğiyle hepimize gelen “Oku!” emrinden kasıt nedir? Okuma-yazma bilmek midir? Mesela, Hz. Peygamber (asm) bu emre muhatap olur olmaz okuma - yazma öğrenmeye mi başlamıştır? Değilse, “Oku!” emrinden aldığı ders nedir? Hem bu emir, “Ne okuduğun, nasıl okuduğun önemli değil, yeter ki oku.” anlamına mı gelir?

    Bütün bu soruların cevabını bulmak için “ikra” ile başlayan bu ayetin devamını okumak gerekiyor:

    “İkra’ bismi rabbikellezi hâlak.” Yani, “Yaratan rabbinin adıyla oku.” (Alak, 96/1) bir “okuma” değildir. Muhakkak yazılı bir kitabı okumak da değildir. İster bir kitabı okusun, ister her cümlesi ve her bir harfi sonsuz hikmetler ve manalar yüklü olan şu kâinat kitabını okusun “yaratan rabbinin adıyla” okumaktır ilk kez kendisine verildiği Hz. Peygamber (asm.) ayeti tam da bu manada okumuş; o andan sonra her anı ve her şeyi “Rabbinin adıyla” okuma gayretiyle yoğrulmuştu. Öyle ki, Alman şair Rilke'nin deyimiyle, “meleklerin bile hayran kaldığı” bir okumaydı bu. O, ümmi bir peygamberdi, okuma yazma bilmiyordu. Ama kâinat kitabını, fıtrat kitabını ve Kur'an'ı en güzel o okumuştu.
  • Şunu da anladık ki; insan okumakla adam olmuyor. Neyi, nasıl okuduğuyla adam oluyor. Onun için Allah-ü Teâlâ ilk emir olarak "Oku!" derken, neyi, nasıl okumamız gerektiğini de açıklıyor. Mevlânâ'nın dediği gibi; ceylan su içiyor misk oluyor; yılan su içiyor, zehir oluyor.
    Ahmet Maraşlı
    Sayfa 228 - Timaş Yayınları