• 336 syf.
    ·187 günde·10/10
    Ali Haydar Paşa’nın Hatıratlarıyla: Arap İsyanı

    Osmanlı yönetimi, Arabistan yönetimini ellerinde tutmak için ve Arap İsyanını başlatan Şerif Hüseyin’e karşı, Şerif Ali Haydar Paşa’yı 1916'da tayin etmişlerdir. Böylece Şerif Ali Haydar Paşa, son Osmanlı Mekke Emir’i olarak karşımıza çıkar. Ancak İngilizlerin desteklediği Şerif Hüseyin’e karşı Şerif Ali Haydar Paşa başarılı olamadı. 1866 ile 1935 yılları arasında 69 yıllık bir ömründe yaşadıklarını bir günlük tarzında yazarak ortaya çıkartmıştır. Türkçe olan bu günlüğü ikinci eşi İngiliz asıllı Sultan Fatma Haydar, İngilizceye tercüme ederek, aile dostları George Stitt’e gönderilerek gerekli eklemeler yapılarak neşrettirilmiştir. Alanında çok farklı bir yere sahip olan bu eseri çevirmen Yusuf Selman İnanç tarafından Türkçe’ye çevrilerek Kronik kitap tarafından yayınlandı.
    Şerif Ali Haydar, Sultan Abdülaziz döneminde İstanbul’un Nişantaşı’nda tarihi bir konakta dünyaya geldi. O dönemde dedesi Şerif Abdülmuttalip, Mekke Emiri olarak tayin edilmesini bekliyordu. Babası Şerif Ali Cabir, annesi de dokuz yaşındayken ölen güzel bir Çerkez hanımmış. Ali Haydar'ın ilk hanımı, Sabiha Hanım’dır. Bu hanımından Şerif Abdülmecid, Şerif Muhiddin Targan, Şerife Nimet, Şerif Muhammed Emin Bey ve Şerif Faysal Targan isimli çocukları olmuştur. Müslüman olan ikinci hanımı Fatma Hanımdan da Şerife Süfeyne ve Şerife Misbah adında iki kız çocuğu olmuştur. Ayrıca Şerif ailesinin hemen hepsi sanatla ilgilenirlerdi.
    Şerif Ali Haydar Paşa, adını pek fazla duymamışızdır. Bunun bir çok sebebi vardır. Özellikle kurulan Yeni Türkiye devleti ile beraber var olanı ortadan kaldırma/değiştirme faaliyetleriyle bir inkılap dönemi yaşandı. Yeni devletin, alt temellerini oluşturacak iki önemli alan var: Tarih ve Dil alanları. Kurulan Türk Tarih Kurumuyla, var olan tarih birikimi yeniden yazıldı. Halka; eğitim ve öğretim seferberliğiyle farklı/yeni bir bilgi, anlayış, bakış açısı verilmeye çalışıldı. Sancılı biçimde bir süreliğine, bu durum devam etti. Bu konuda Osmanlı Tarihi ret edilmedi, eğitimde Osmanlı Tarihi öğrenilme seviyesi, ihtiyacı azaltıldı. Tamda bu konuda Şerif Ali Haydar Paşa ve bu padişaha benzer şahsiyetler; gündelik hayattan ve devletin müfredatında az anlatılma ihtiyacı gerek duyuldu. Bu ismin bilinmesi için Ortadoğu yada Arap İsyanı konularında okumaların yapılıp, eğitimin alınması gerekli oldu.

    Şerif Ali Haydar’ın günlüklerine baktığımızda ilk çocukluk yıllarından, dedesi Şerif Abdülmuttalip’in üçüncü kez Mekke Emiri tayin edilmesiyle Mekke’ye yolculuğu, okul günleri ile başlayıp gençlik, evliliği ikinci bölümden devam eder. Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Harbi ne kadar oradan da Şerif Hüseyin’e karşı mücadelesi ve ömrünün son yıllarına kadar devam eder.

    Stıtt, bu kitabın anladım konusunda günlüklerde anlatılan konuları öncesinden açıklık getirir. Yer yer günlüklerin aralarına girerek bütünlük sağlamaya çalışır. Böylece anlatım gücünü arttırarak, sade bir üslup kazandırır. Bütün bunlar, bir Şerif ve Osmanlı padişahın gözünden padişahlardan Abdülmecid, Abdülaziz, II. Abdülhamit, Sultan Reşat ve Sultan Vahdeddin dönemlerini öğrenme Balkan, Birinci Dünya Savaşı ile Arap İsyanlarını anlama konusunda birinci derece bir kaynak haline gelir. Bütün bu olaylardan sonra 1935’e kadar ortaya çıkan yeni devletleri kavramamız konusunda yardımcı olacaktır.

    Şerif Ali Haydar Paşa’nın ömrünün son dönemlerine baktığımızda, çok zorluklar içinde geçtiğini görmekteyiz. Bir hanedan içinde bir çoğu İngilizlerin sömürge topraklarına yönetici oluyorlarken, Ali Haydar Paşa’nın düşmanla olmadığı için Barut’ta fakirlik içinde son yıllarını yaşamıştır. Öyle ki fakirlikten satacak bir şeyi kalmadığında üstündeki rozetleri mücevher zannedip, satmak istediğinde renkli cam parçaları olmasından başka bir şey değildir.

    Çözülen Ortadoğu’da yükselen ve yıkılan Portreler: bu konuya dair portre analizi yapmak, çok meşakkatli bir iştir. Bu zor işe yeltenmek, cesaretle başlayıp bir ömre sığacak sabırlı bir yolda ince ince yürümek gibi bir şeydir. Ancak biz elimizde ki Şerif Ali Haydar Paşa’nın hatıratını/günlüğünü baz alarak portre kısmını incelemeye çalıştığımızda Ali Haydar Paşa, Fahrettin, Cemal ve Muhiddin Paşalara karşı, Serif Huseyin ile İngiliz ajan T. E. Lawrence başta olmakla Edmund Allenby, I. Faysal ve Şerif Hüseyin’in oğlu Abdullah ile mücadele ettiler. Şerif Ali Haydar Paşa, Osmanlıya sadık bir insandı. Kendi ailesinden bazıları böyle sadık iken bazıları ise Osmanlıya ihanet ederek İngilizlere bağlı, Ortadoğu’da krallık kurmuş ve günümüzde de bir çok krallıkların devam etmesine sebep olmuştur.

    Mekke Emirliği, kavramına değinmek istediğimizde kendine has belli özellikler taşımaktadır. En başta Mekke’nin yönetim, güvenlik, asayiş gibi görevlerle en iyi biçimde bir yönetim birimidir. Bu özelliklerin yanında başka bir özellik ise Sevgili Peygamberimizin (sav)’in mübarek soyuna kadar gitmektedir. Bir anlayış/gelenek/kanun olarak tarih boyunca merkez Mekke, sonra Medine ve Hicaz Bölgesini Sevgili Peygamberimizin(sav); soyundan gelenlere verilir ve o kişilerin hakkıdır. Mübarek soyu, torunu Hz. Hasan'dan gelenlere Şerif, Hz. Hüseyin’den gelenlere ise Seyyid denilmektedir. Osmanlı'nın Hicaz bölgesinin yönetimi I. Selim’in Memluklerden bu toprakları almasıyla başlar. Osmanlı I. Dünya Harbi ne kadar Hicaz topraklarını koruyup, yönettiler.

    Arap Hayali yada İngiliz Oyunu: Büyük Arap Devleti

    Osmanlı Devleti, güçsüzleştiği ve denge politikası izlediği bir dönemde kendi sınırlarını ve varlığını korumaya çalışmıştır. Bu denge politikası ile çok uzun süre varlığını devam ettirmeyi başarmıştır. Ancak dünya siyasetinde yaşanan olaylar bazı devletleri birbirine yaklaştırırken, bazı devletleri de birbirine yaklaştırılmıştır. Ali Haydar Paşa’nın hatıratında da siyasi olaylar çok güzel bahseder. Reval görüşmesine baktığımızda İngilizler, Rusların Osmanlı üzerindeki hakimiyet ve çıkarlarına izin verme kararı almışlardır. Bu karar, Osmanlı’nın denge politikasını da çok önemli değişimlere sebebiyet vermiştir. Elbette bu değişim durup dururken ortaya çıkmamıştır. İngilizlerin çıkarlarını tehlikeye koyacak yeni ve güçlü bir devlet ortaya çıkmıştı, o da Almanya’ydı. Birinci Dünya Harbine kadar, Osmanlı ile Almanya yakınlaşması gerçekleşecekti. Reval görüşmesinden 6 yıl geçtikten sonra Birinci Dünya Harbi’ne Osmanlı Almanya’nın yanında savaşa katılır.

    Birinci Dünya Harbi’ne büyük/temel sebebiyet olan İngiliz ve Alman sömürge mücadelesinde, Osmanlı da büyük bir zarar görmüştü. Dahası Osmanlı'nın yıkılmasına sebebiyet verdi. İslam coğrafyaların Osmanlı Halifeliği etrafında toplanma amacıyla ne kadar mücadele edildiyse de Arap İhaneti/İngiliz Oyunlarıyla bu gerçekleşemedi. İngiliz ve Alman sömürge mücadelesi, jeopolitik öneme sahip Ortadoğu’ya kayınca bu mücadele İslam Coğrafya üzerinde devam etti. “Büyük Arap Devleti" İngiliz yalanıyla/kandırmacasıyla, Osmanlı’ya ihanet/coğrafyanın parçalanmasına sebep oldu. Keza bu parçalanma düzen üzerinde kurulup; sükuneti, huzuru getirecek bir parçalanma değildi. Huzursuzluğu ve yıkımları getirdi. Büyük ihanetlerin acısı, durmayacak bir pişmanlığın başlangıcı da olmuştu. “İngiliz Oyunu"n kuklası olan Şerif Hüseyin, Kıbrıs da son günlerinde vicdanın sesiyle, pişmanlık ve azap için de olduğunu dile getirir. Çünkü İngilizler sözünde durmayarak, vaat ettikleri “Büyük Arap Devleti” değil de Fransa ile paylaştığı bir çok bölünmüş sömürge krallıklarını oluşturdular, üstüne de bir İsrail devletini kurdular.

    Yakın Dönem Ortadoğu Tarihi, günümüze kadar gelen ve devam eden cereyanların sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi yapılarının içinde bulunduğu durumlarının oluşturmasıyla; geleceği de etkileme gücüne sahiptir. Biz Ali Haydar Paşa’nın bu hatıratı ile o dönemin önemli kişilerin hatırat, günlük tarzlarda yaşanmış tarihi belgelerin ışığında, karanlık Ortadoğu Tarihi’nin aydınlata biliriz. Alanında nadir bir eser olan bu kitap, analiz çalışmaları konusunda ağırlığı olan bir hatırattır. Böyle sadık, haklı bir duruşa sahip ve bu duruşun bedellerini ödeyen Ali Haydar Paşa’nın emin olmamamla beraber günümüze gelen tek eseri olabilir.

    Şerif Ali Haydar Paşa, Son Mekke Emiri Şerif Ali Haydar Paşa Anlatıyor, Çev. Yusuf Selman İnanç, Kronik Kitap, Haziran 2018.

    Yunus Özdemir.
  • 282 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Sevgili kitap dostları, zorlu bir seriye sonundan, yüzmesini bilmeyen birinin denize derin bir dalışla girmesi gibi başladım. Umarım eksiksiz tamamlarım.

    Önce biraz Marcel Proust ...

    Kayıp Zamanın İzinde adlı yedi ciltten oluşan roman; annesi zengin bir Yahudi ailenin kızı, babası koleranın nedenlerini bulmaya çalışan bir tıp doktoru olan Fransız romancı, deneme yazarı ve eleştirmen Marcel Proust tarafından yazılmıştır. Yazar dokuz yaşında iken astıma yakalanmıştır. Hastalığı nedeni ile eğitimini de tamamlayamayan ünlü romancı edebiyata yönelmiş, eğlenceye düşkün ve disiplinsiz bir gençlik dönemi geçirmiştir. Asla düzenli bir işte çalışmayan Proust, annesi ve babasının ölümüne kadar ailesinin kazancı ile, hatta on sene boyunca odasından dışarı çıkmayarak aile evinde yaşamıştır.

    Odasından pek az dışarı çıkıp sık yatağa bağımlı yaşamasından dolayı insanları algılamada ilginç bir kişilik geliştiren M. Proust’un hem eşcinsel, hem psikolojik sorunlarının olduğu da ortaya atılmıştır.

    Sonra; biraz Kayıp Zamanın İzinde, biraz da Albertine Kayıp ...

    Roman, yedi cilt olarak tamamlanmış, Proust’un romanın son düzeltmelerini yaptığı sıralarda yaşamını yitirmesi sebebi ile basımı ölümünden sonra gerçekleşmiştir. Marcel Proust'un bu romanı 20. yüzyıl edebiyatının en büyük eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Alışılmamış bir kurguya, uzunluğa sahiptir (3000 sayfa).

    Roman “eşcinsel olmakla birlikte kadın-erkek ilişkilerini en iyi anlayan bir yazar” olduğu düşünülen Proust’un bu eseri kimileri tarafından "psikolojik bir analiz romanı" kimileri tarafından ise “şizofrenik bir anlatı” olarak görülse de bir anlatı metni olarak kabul görmüştür.
    Bu kitap serisi hakkında pek çok inceleme yapılmış, kimi uzmanlar tarafından kötü eleştirilse de, kimileri tarafından ise modern romancılığın başyapıtı olarak kabul edilmiş ve yıllarca düzenlenen en iyi kitaplar listelerinde yer almıştır.

    “Kayıp Zamanın İzinde serisi”nin 6’ncı kitabı olan “Albertine Kayıp”, bize Marcel Proust’un çeşitli duyguları aynı anda yaşayabilen, gördüklerine, hissettiklerine ve hatta hayal ettiklerine herkesten farklı yorumlar katan, derinlemesine analiz ettiklerini bambaşka anlamlara taşıyan, tüm okurları hayretler içinde bırakan bir yazar olduğunu göstermiştir...

    İnsanoğlu, bir yakınını kaybettiğinde hatıralara sarılır, bol bol geçmişe dönüşler yapar, bazı gizli kalmışlıkları keşfeder. Bu romanda da sevgilisini yitirmiş biraz melankolik, biraz şizofren, biraz mazoşist duygular yaşayan baş karakterimizin geçmişe dönük yolculuklarına ışık tutulup, gizler aydınlatılmıştır.
    Aynı zamanda; sürpriz isimlerin sürpriz evlilikleri sayesinde, yine Fransız yüksek sosyete hayatına dikteli dokunuşlar içeren cümleler ve sosyete hayatındaki ahlaksızlıkların en büyüğü olarak kabul gören eşcinsel yaklaşımlara yapılan yorumlar ile bizlere sosyolojik mesajlar vermek de ihmal edilmemiştir…
    Ayrıca Marcel bize kısacık da olsa edebiyat hayatına attığı ilk adımdan da bahsediyor. Zamanın Fransasının ünlü bir gazetesinde yayınlanan yazısı Marcel’e “ Hazzı sosyetede değil, edebiyatta bulacaktım artık.” cümlesini sarf ettirerek, yazarlığının nasıl başladığını ve edebiyat dünyasına yazar olarak girmesinin ilk adımını bizlere sunmaktadır… Serinin diğer kitaplarında da buluşmak üzere…

    https://kitap.yazarokur.com/albertine-kayip
    https://edebiyatvesanatakademisi.com/...roust-hakkinda/62965
  • 200 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Salih Mirzabeyoğlu'nun İbda yayınlarından çıkan 3. fikir eseri.
    Kitap 2 kısım. Birinci kısımda 9 levha ve15 ara başlık var; ikinci kısım ise 6 levha ve ara başlıktan müteşekkil.
    Mirzabeyoğlu kitabın ilk baskısın da ithaf niyetiyle iki cümle kurmuş: "Dâvadan zerre tâviz vermez ve her türlü yarım oluşun engelcisi ÜSTADIM'a… O'nun bu tavrı karşısında, kaçan keleşlerden olmayan ve "oluş" zorluklarını sıçrama tahtası bilenlere..."
    Kumandan Önsözde kitabı kaleme alış sebeb, gaye ve muradını şu kelimelerle özetlemiş:
    "İdeolocya" ve "ihtilâl"... "Fikir" ve onun eşya ve hadiselere nakış işi, "aksiyon"... Varlık hikmetim olan bir dava!...
    Sene 1979, akıncı Güç... Sene 1980, Rapor... Günün içinden, dünün muhasebesini yapan ve ufku hedefleyen yazılar; hadiselerin tahlili yanında, hadiselerin tahlili için gerekli bilgi hamulesinin kazandırılması işi, bu eserde ayrıca dikkat edilmesi gereken bir yön!..
    Eserin muhtevasında, ele alınış macerası da var... çoğu zaman, geçmişin hatırlatılması ve o dönemi tanımayan gençlere hayâl ettirilmesi, geleceğin tesbiti kadar önemlidir... Bu niyet çerçevesinde, eserin elinizdeki ikinci baskısı... Bu baskı aynı zamanda, Rapor'dan önce çıktığı için ondaki yazıları ihtiva etmeyen birinci baskıdan fazla olarak, o yazıları da kapsamakta ve ikinci kısım olarak takdim edilmektedir.
    Hiç kimse kendisinin malik olmadığı bir şeyi başkasına veremez... Bu hakikate nisbetle kendimin ne olduğunu söylemek bana düşmez; ama bugünkü "canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet bilecek kadar gözükara" gençlik, Üstadım'dan geçen bir cereyan hâlinde benim eserimdir... Elinizdeki baskıyı, o gün bu gündür yanımda saf tutan dava arkadaşlarıma ve söz konusu ettiğim "göz nurum, alın terim, hayat sebebim" İBDA gençliği canlarıma ithaf ediyorum!..
    Keyifli okumalar diliyorum...
  • 291 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Haşhaş ve Emperyalizm, Aytunç Altındal'ın 1980 öncesi yayımladığı bir kitap. 2000'lerin başlarında Alfa Kitap tekrar bastıktan sonra 2019 yılında ise Destek Yayınları kitabı tekrar okuyucuyla buluşturdu. İyi ki de yayımlanmış. Alfa'dan çıkan kitabı çıktığı zaman alıp okumuştum. Bu baskıyı da aldım ve tekrar okuyup, notlar çıkardım. Alıntılar bu baskıya aittir.

    Kitap 1980 yılı öncesine dair bilgiler içermektedir. Okurların bir kısmı niçin sonraki yıllarda 'güncelleme' yaparak eklemeler yapılmamış diye düşünebilir ve sorabilir. Ama sonrasının olmamasının da çok da gerekli olmadığı okundukça anlaşılabiliyor. Daha sonraki dönemi de başkaları yazabilir.

    2002 yılında yeni baskı yayımlanırken Aytunç Altındal, kitapta olan yazıların güncelliğini yitirmeyip hatta o yıllarda tespit ettiği bazı şeylerin yıllar sonra daha görünür olmasını da özellikle belirtiyor. Takvimden yapraklar düşse ve yeni yapraklar gelse de düzenin ve egemen güçlerin, kendi hedefleri doğrultusunda bazı şeyleri organize etmesi ve o yüzden isimler değişse de sistemin aynı şekilde devam ettiği düşünülebilir.

    Kitap içindeki bilgiler Aytunç Altındal'ın 1969 - 1974 yılları arasında yaptığı araştırmalar sonucu elde ettiği bilgilerden oluşuyor.

    Kitap önce 12 Mart 1971 muhtırasından hareketle bir afyon yasağının oluşturulma sebepleri üzerinde duruyor. Bunu yaparken de muhtırayı 'biçim', 'içerik' ve 'öz' (s.23) olarak inceleyip bir sonuç çıkartıyor. Hint keneviri ile haşhaş arasındaki farklara değiniliyor. Yapı olarak bir birinden ayrı olan bu bitkiler incelenerek ön bilgilendirme sağlanıyor.

    Tarihsel gelişim içinde Türkiye'de afyon ekim alanları hakkında bilgiler de veriliyor.

    Kitabı üç bölüme ayırırsak, ilk bölümleri daha çok teknik ve akademik yönden anlatım ile bazı kavramlar hakkında bilgi veriliyor; ikinci bölümde ise Aytunç Altındal'ın gazetelerdeki bu konularla ilgili yazıları (köşe yazısı, yazı dizileri) toplanmış; üçüncü bölümde ise afyon üzerine belgelerle ABD'deki durumdan bilgiler veriliyor. Gazete yazıları vatandaşın çok daha kolay bir şekilde anlayabileceği şekilde yazılmış. Dönemin şartları (siyasi, kültürel, sosyal durumlar) etrafında bir anlatım ile 1970'li yılların panoraması çiziliyor.

    Hippi kuşağı ve bu kuşağı büyüleyen yazar ve şairlerden (s.70) bahseder. Mesela şu an hiç de yabancı gelmeyen bir isim ve kitap olan, J.R.R Tolkien ve Yüzüklerin Tanrısı [Efendisi] adlı romandan 1970 yılında bahsediyor. Ayrıca Jack Kerouac, Normal Mailer, Eldridge Cleaver, William Reich, Herbert Marcuse, Norman O Braun, David Soloman, Samuel Beckett gibi kişileri de incelemiş. Hippiler kimdir? Dünyada ve Türkiye'de yansımaları, Beat-Zen kavramlarına açıklık getiriyor.

    ABD'de özgürlük anlayışı ve o doğrultuda yayımlanan dergilerden bazı örnekler sunarak, Uşak'taki Türk köylüsünün ektiği haşhaşın mı suçlu olduğu (s.113) yoksa ABD'nin kendi gençliğini zapt edememesi sonucu oluşan bazı yoldan çıkmalar yüzünden mi toplum esrar, eroin vd. bağımlılıkların pençesine düşmüş bunu sorguluyor. Bunu da yaparken ABD'nin kendi yayınlarından örneklerle anlatıyor. Yazı dizisi olarak o zaman gazetede yayımlanıyor. Maalesef artık bu şekilde yazı dizileri bulmanın imkanı kalmadı.

    Aytunç Altındal Amerikalıların Türkiye'de haşhaş yasağını uygulatmak için kullandığı donelerden biri olan 'Amerikan gençliği Türk haşhaşı ile uyuşturuluyor' tezine karşı çıkarak Amerikan gençliğinin Türk haşhaşıyla değil, olsa olsa sınırsız özgürlük cümleleriyle cinsel anlamda her türlü yayının (müzik, resim, film, dergi, kitap, gazete…) serbest olması neticesinde, Amerikan gençliğinin uyuşturulup, yoldan çıktığını anlatır.

    1970'li yılların Amerika'sının gazetelerinden, dergilerinden yansıyan bazı bilgileri Altındal kendi bilgisiyle harmanlayıp okuyucuya aktarıyor. Gençliğin içinde bulunduğu derin bunalımdan yararlanan çevrelerin varlığından bahseder ve film, kitap, dergi gibi (erotik - pornografik) yayınların satışlarının çok yüksek olduğunu söyleyerek, uyuşturucunun kültürel şekilde olduğunu göstermeye çalışıyor.

    Bu kitap, uyuşturucunun kullanımı, bunu tetikleyen etkenler, ABD'nin Türkiye'ye 'haşhaş' üzerinden ambargo koyması, Amerikan gençliğinin uyuşturucu ile tanışması ve kullanımını ele alırken; Beyaz Savaş (Beyaz Savaş) adlı kitap olayın siyasi nedenlerini; haşhaş yasağı ve o yasak üzerinden gençlik hareketleri de bu kitapta (Haşhaş) anlatılıyor.

    Ezcümle: Okunmasında fayda olacağını düşündüğüm bu kitap ile zamanda yolculuğa çıkarak, belki de ilk kez duyacağınız bilgileri okuyacaksınız. Tavsiye ederim. Ben Aytunç Altındal'ı 1990'lı yıllarda Günaydın gazetesinde çıkan 'Bilinmeyen Hitler' yazı dizisi sayesinde tanımıştım ve o dönem için bile çok ses getiren bir çalışma idi. Bu kitapta aynı şekilde derin bilgi ve araştırma sonucu ortaya çıkmış ve Amerikan gençliğini ele aldığı yazılarda, Amerika'nın kendi kaynaklarından yararlanarak yazmış. Tavsiye ederim. 4-9 Haziran 2019 tarihleri arasında kitabı okudum. 10 Haziran 2019 tarihinde ise inceleme yazısını siteye ekledim.
  • 416 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Serinin 4 kitabını bir incelemede ele almak istiyorum.
    Öncelikle şunu söylemek lazımdır ki, kitapları, özellikle de fantastik ve gençlik kitaplarını dönemine göre incelemek daha doğru olur. Şu zamanda ergenlik çağındaki gençlerin okuduğu kitapları kendi dönemimdekilerle karşılaştırınca, o dönemi iyi atlattığımızı düşünüyorum. Serinin ilk basımından 4 kitaba da sahibim. Abartıldığı gibi değil yorumlarını çok fazla okudum. Abartmadan söylüyorum ki 400+ sayfalık kitabı 1 günde bitiriyordum. Elbette ki şu zamanda fantastikler bilim kurgular çok fazla hayal gücüne hitap ediyor. Hush Hush serisi de yıl olarak o dönemin 1 numarasıydı. Klasik Amerika kurgusu diyenlerde olmuş. Yine söylemek gerekirse, bu seriye benzer çok fazla kitap türedi. Keza alacakaranlık serisinin çakmaları da çok fazla. Çok fazla örnek alıp etkilenen olduğu için klasikleşti. Dediğim gibi döneminin çok başarılı serisiydi. Yakın zamanı okuyup, birkaç yıl geriye gidip seriyi okuyana klasik ve basit gelebilir.
  • 188 syf.
    Fantastik kurgunun çocuklara okuma sevgisi kazandırdığı gerçeği hasebiyle:

    "Söz sessizlikte, ışık karanlıkta, yaşam ölürken;.."

    Çocuk yahut ilk gençlik dönemi sayılabilecek bir katagoriye alabilirim, okuyucu kitlesini.

    Harry Potter olamama sebebi anlatıştaki telaş ve kısa tutma çabası. Uzatılabilir, tasvirler kuvvetlendirilebilirdi. Bu bağlardı. Hiç bağlamadı. Bir çocuğa Harryden önce okutabilirim. Harryden sonra kesinlikle tatmin etmez.

    Bir türlü Gedle kaynaştırmadı cadaloz Ursula. Hep soğuk kaldı aramız. Bu sayfadan sonra Gedle samimi olacağım, hayır bu sayfadan sonra derken hiç kuramadık o bağı.

    Çeviriden kaynaklı değil de anlatıcının telaşlılığı güzelim bir dünyayı ziyan etmiş. Bunu başarabilseydi Ortadünyayı bile donunda sallayabilirdi. Hah tabi salça olmuş!

    Genel kaidelerini belirleyip içini çeşitlendirememesine saatlerce söylenebilirim. Huf neyse ne. Serinin devamını okuyup net bir şeyler söylemek istiyorum.
  • 256 syf.
    “Bir duygunun kendine has niteliğini ve tadını dile getirmede,bugüne kadar Tolstoy’u geçebilen hiçbir yazar olmamıştır.”
    ISAIAH BERLIN

    Tolstoy’un Çocukluk, İlkgençlik ve Gençlik üçlemesi yazarın yayımlanan ilk eseridir. Otobiyografik olan bu eserini yazdığı zamanlarda yirmili yaşlardadır.

    Tolstoy, üçlemenin baş karakteri Nikolenka ile bir nevi kendini özdeşleştirerek iç yolculuğana çıkmaktadır. Nikolenka, varlıklı bir aileye sahip olmasina nazaran duygusal bir savaş vermektedir. Pasif bir kisiliğe sahip olan Nikolenka'nın büyüme aşamasında kendi kişiliğini nasıl bulduğunu ve yaşadığı her olayı nasıl hayatına yorumladığını şahit oluyoruz. Yazar, Nikolenka ile bizi, çocukluğuna ve gençlik yıllarına götürerek aslında bir nevi alt yapısının oluşumunu ve baskın duygularının nasıl şekillendiğini göstermektedir. Çocukluk ve ergenlik dönemi yaşanılan her şeyin büyük etki bıraktığını çoğumuz biliriz. Yazarımız içinde bu geçerli bir oluşum olarak görünüyor. Nikolenka öğretmenleri, ailesi, evin çalışanları, arkadaşlarıyla ve platonik aşklarıyla kurabildiği yahut kuramadığı iletişimi fazlasıyla içselleştirdiği için sürekli bir muhasebe içindedir. Hayatı, kendini çözümlemede en büyük zaman harcanılan bu yaşlarda kendini ifade edebilmeyi varlığını nasıl kanitlayabilecegini, hedeflerini, insanlarla olan ilişkilerini düzene koymayı öğreniyor.
    Tolstoy'un ilk eserinden itibaren çizgisini titizlikle belirlediğini, okuduğum diğer kitaplarından da anladığım kadarıyla hiç bozmadığını görüyorum. Detaycı, iyi bir gözlemci ve ustaca bir kurgu ve yorum görüyorum.
    Ben serinin ilkini diğerlerinden daha çok beğendim. Özellikle serinin son kitabı "GENÇLİK" yormaya başlıyor belli bölümlerde. Bu muhtemel sebeple hikayenin aynı karakterler etrafında dönmesinden ve yeni bir şeyler duymayı beklerken aynı konuların uzatılmasından kaynaklı olduğu kanısındayım.

    Lev Nikolayeviç TOLSTOY'u sevenlerin daha yakından tanımak için okunabileceği bir seri ve okunmalı diye düşünüyorum. Keyifli okumalar lütfen.