• Selam sana gece de yıldız tozunu, gönlüme serpen peri... Mavilere bürü beni, dolambaçlı yollarda kaybolayım da; dönüpte seni kaybettiğim yollarda bulayım. Bazen toprakta, bazen bir çiceğin tomurcuğunda... seni tomurcuklara sakladım, kara toprak nedir ki(?) Begonya'm...

    Çimenlensin gözlerin, papatyalar bezesin gamzeni, kokunla uyuyayım Begonya'm.

    Bu; seni göremediğim ilk gecem, yıldızlar bir bir damlarken, düşlere; bende gözlerine dalıyorum uyku gibi, düş gibi... "bende uyumazmısın?"

    İlk görüşte aşk var ya hani! Begonyam... aşk nedir ki? Gökten yıldırım inse su damlası olur.

    Kuşlar aralarında fısıldaşsa üzerime alınıyorum. Toprağa damla düşse alınır oldum... Gönlüme koca bir hancer mi soktun acep? Ah! Begonya'm; seni ben çok sevdim...

    Acaba "beyaz çiceklerden taç yapsam başına, güzelliğinden solar" desem utanırmısın Begonyam..?

    "Dokunsa şimdi ellerin, bedenim sızlarken, ruhum durulsa..."

    "Dudaklarım çatlasa ziyanım sen olursun."

    Bana ne yaptın Begonya'm. Gözlerim vitrinde duran fincan, kahvesinin tepesinde köpürmesini düşler gibi dalıp gidiyor.

    "Sevdiğimin adı, su damlasında bir yaprak, bende yaprakta asılan sen'im."

    Saçların gözlerine düşüyormu yine? Şu saatte beni düşünüp tebessüm edermisin, benim gibi? Beni sevdin mi? Ben seni çok sevdim Begonya'm; gözlerinin rengini dile getiremeyecek kadar aciz kaldım.

    "Pencereden dışarıya bakacak olsam; camdan, bakışların lü"tfediyor.
    "Yarın pencereme yağmur damlasa dünümü yaşarım o an,
    "Yanaklarından süzülen ben olsaydın..." Begonyam...

    Beyaz çiçeklerde ki yüzün,
    Kıskanmazlar mı seni benden Begonyam?
    Çiçekler açınca yüzünde,
    Kimdir, diye sormazlar mı Begonyam?
    Okşasam yanaklarından,
    Elimden ömür geçmez mi ömrüne Begonyam?


    Kadim TATAROĞLU
  • Pardon, ben galiba yanlış balkonun altında serenat yaptım ama olsun, siz de hiç fena değilsiniz..

    Pardon, ben sizin söylediklerinizi sonuna kadar dinledim, bu üç gün sürdü, şimdi nihayet susuyorsunuz ve heyhat, ben artık ne söyleyeceğimi hatırlamıyorum!

    Pardon, size küçük bir soru soracaktım ama beklerken büyüdü. Size büyük bir soru sorabilir miyim?

    Pardon, kafamın içinde dolaşıp durmayı keser misiniz, beynim bulanıyor!

    Pardon, sizin bu tuhaf rüyanızda bulunmaktan çok sıkıldım artık, lütfen uyanır mısınız?

    Pardon, bir yanlışlık olmalı, ben bu satırın kelimelerinden biri değilim!

    Pardon, mümkünse çok fazla şeye dokunmayın! Sonra hepsini bir ömür boyu saklamam gerekiyor!

    Pardon, biraz daha yüksek sesle konuşur musunuz lütfen! Kaçırdığım tek bir kelimeyi hayatım boyunca arayabilirim sonra!

    Pardon, bütün kuşlar dışarıda ve ben kafesin içindeyim! Bu işte bir yanlışlık yok mu?

    Pardon, gözleriniz gördüğüm günden beri hiç aklımdan çıkmıyor. Burnunuzu ve ağzınızı da hatırlayabilirsem, portrenizi bitirebilirim!

    Pardon, beni ilk kez gördüğünüzü biliyorum ve bu ilk görüşte aşk için bulunmaz bir fırsat!

    Pardon, gözümü açtığımda kendimi elimde bir vapur biletiyle bu tren istasyonunda buldum, sizce rüyam bitmeden uyanmış olabilir miyim?

    Pardon, acilen işim çıktığı için söylemekte olduğum şarkıyı bitiremeyeceğim, siz devam edebilir misiniz acaba?

    Pardon, gözlerinizi üstüme dikmekten lütfen vazgeçin, sonra sökmek için saatlerce uğraşmam gerekiyor!

    Pardon, şu narin varlığınızı şu ezilmiş ayağımın üstünden kaldırır mısınız?

    Pardon, biraz kendinize geldiyseniz, ben de size gelebilir miyim?

    Pardon, gözlerinizi dikip durduğunuz o yer, hayatımın boydan boya sökülmesine neden oluyor!

    Pardon, şu sıcak tebessümünüzü çerçeveletmemin bir sakıncası var mı acaba?

    Pardon, burada bu kadar oturacağınızı bilsem, size gölge olsun diye bir ağaç dikerdim önceden!

    Pardon, siz ne zaman konuşmaya başlasanız, ben kendi kulaklarımın farkına varıyorum!

    Pardon, bu uzak limanı bu küçük şişenin içine nasıl soktunuz?

    Pardon, şu ışıltılı gözlerinizi bir daha kapatmayın lütfen, dünya karanlıkta kalıyor!

    Pardon, isminizin bu yalın halini seviyorum, bir ek almasanız iyi olur!

    Pardon, sizi bir yerlerden hatırlıyorum ama kendimi hiç hatırlayamıyorum!

    Pardon, sizin uzun ve dalgın yürüyüşleriniz var, benim de sağanak yağmurlarım.
    Birlikte ıslanalım mı?

    Gökhan Özcan, Pardon
  • GÖKYÜZÜNDE MİLYARLARCA YILDIZ VARKEN, NASIL OLUR DA AYNI YILDIZIN ALTINDA BULUŞABİLİRİZ?


    Hastalık görkemli bir şey değil. Anlamı yok. Bir şeyden (kanserden) ölmek şerefli bir şey değil! (sayfa 218-pegasus) Bu alıntıyı okurken bir şey fark ettim. Çok önemli bir şey. Ben, biz kanseri hiç bilmiyormuşuz. hiç tanımamışız kanseri. Bu yüzden de kanserden ölenleri çok yad etmiyoruz. Nefes almayı çok kolay bir şey sanmışız. Size nefes almak onlar için büyük bir lütuf desem. Veya bir bacağa sahip olmak veya görmek... Yarım olmak ne kadar da korkunçmuş! Kitap bana onların acılarını bir nebze de olsa anlamamı sağladı. Ölümü bir misafir bekliyormuş gibi bekliyorlar. Hayatlarındaki insanlar (anne, baba vs.) çocuğumuz, kardeşimiz öldükten sonra hayatımıza nasıl devam ederiz diye düşünerek yaşıyorlar. Daha önce hiç bu konuda böyle detaylı düşündüğümü hatırlamıyorum. Ama bu kitap benim yaşamadığım bir hayatı anlattığından çok etkilendim.

    SPOİLER


    Kitap iki kanser çocuğun aşkını anlatıyor. Birbirlerine aşktan başka verecek şeyleri olmayan bu iki genç daha fazlasını verebilmek için çaba sarf ediyorlar. Biri oksijen tüpüyle gezmek zorunda diğerinin de bir bacağı protez... Acaba ölmeden önce kaç gün daha birbirimize bakabileceğiz diyerek yaşıyorlar. Üstüne üstlük kanser olduktan sonra sosyal çevrelerince soyutlanıyorlar. Ama bu haksızlık!! Yaşarken bile ölü olduklarını düşünüyorlar ki şöyle bir alıntı daha yapayım:
    -Öldüğünü düşünmüyorum. Bence sadece birazcık kanserin var... (sayfa 219-pegasus) Bu da hayat mı?

    Kitaba 7 puan verdim. Çünkü olaylar hızlı gelişti hem de bayaa hızlı. İlk görüşte aşk tabiri vardı kitapta ve daha tanışalı 1 ay bile olmayan 2 çocuk Hollanda ya gittiler. Bu da bana saçma geldi. Bir de pegasus yayınlarını kınadım. Şuraya alıntıyı bırakayım da anlayın neden kınadığımı:

    -Beğn çiğkin değilim. Sensin çiğkin, buğnu tüplü kız. (Sayfa 212-pegasus) Ayıp vallahi. Kitabın içine etmişsiniz tek bir cümleyle. Cümlede ne demeye çalıştığını 5 dakikada çözebildim:) Tek yazım hatası bu da değildi. Ama yine de 7 puan veriyorum kitaba gölge düşüremediği için.


    Kitabı okuyanlara tavsiyem çooook da bir beklenti içine girmesinler. Çünkü ben o beklentiye girdim ve sonu hayal kırıklığıydı:\ ama okunulabilir bir kitap tabii. Kitap tasarımı harika bence. Filmi de var ve izleyeyim mi diye düşünüyorum. İzlerim muhtemelen. Siz de etrafınızdaki insanların hayatlarının ne kadar farklı ve hasta insanların çoook daha farklı olduğunu unutmayın! Allah hepimize huzur, sağlık ve mutluluk versin. Keyifli okumalar:)
  • PARLAK: Şimdi, Abdullahcığım..
    İlk filmimi çevirmekteyim..
    Cüneyt ağbi başrolde.. Kız da Türkan Sultan.. Cüneyt ağbi gariban, bizim gibi.. Türkan Sultan varlıklı bir pezevengin kızı.. Cüneyt ağbi de yoksul bir pezevengin oğlu.. Aşk ferman dinler mi, bi görüşte vuruluyor Cüneyt ağbimize.. Buluşacaklar.. Türkan Sultan arabasıyla, yoksul delikanlı Cüneyt ağbimizin beklediği Sarıyer sırtlarına gelmektedir.. Cüneyt ağbi uzaktan arabayı tanıyor.. "Sultan, Sultaaaan" diye koşarken, aniden bir kamyon.. (Müzik sesi yapar) altına alıyor Cüneyt ağbiyi.. Kör oluyor kör.. Artık o, kör bir kemancıdır!.. Ona acıma, gözleri açılacak sonunda.. Bana acı asıl.. Dublör benim!.. Kamyon bana çarpıyor, Cüneyt ağbi yatıyor.. Sahneyi yeniden çekiyorlar, kamyon bana çarpıyor, Cüneyt yatıyor.. Beğenmiyorlar yeniden çekiyorlar, kamyon yine bana çarpıyor.. Cüneyt yatıyor!.. Türkan'ın sevgisi sahte değildir.. Babasının karşı koymalarına rağmen, Cüneyt'in çalıştığı, kör keman çalıp arabesk söylediği meyhaneye gelmektedir, her gece. Buraya dikkat.. Yeşilçam'da bir kahve vardır, siz görmediniz oraları.. O kahvede bizim figüran takımı bekler.. (Duygulanır..) Bir rol verilir umudu ile beklerler.. (Yeniden neşeli.) İşte o kahvede, günlerdir bir rol verilir umuduyla bekliyoruz.. Bir minibüse doldurdular hepimizi.. Yallah Sarıyer sırtlarındayız.. İşte o meyhanedeki içki içenleri oynayacağız.. Hani dedim ki, madem içki içenleri oynayacağız, filme uygun olarak sosyal gerçekçi olsun, baştan bir iki kadeh atalım.. Tam bizim sahne geldi ki hepimiz zom, aynen.. O Memduh olacak bağırdı!.. Recisör.. "Ben sizden meyhanede içer gibi yapacak adamlar istedim.. Bunlarla olmaz.." Ben de vallaha da billaha da sırf latife olsun diye, kolumla da destekleyerek "Yeşilçam'da ayık adam nah bulursun!." demiş bulundum. Birden, başta Memduh ağbi olmak üzere, setçisi, ışıkçısı, kameramanı ve hatta Cüneyt'in üstüme doğru geldiklerini gördüm.. Fatma abla var ya, o da çekimi seyrediyormuş, ayakkabıyı çıkarttığı gibi yallah üstüme!. Yer misin yemez misin? Hani, Cüneyt karateci ya, kolumu kırmaya çalışıyor, Fatma topuklusuyla başıma, hele o Türkan yok mu, bi de hanımefendi derler, hayalarıma hayalarıma ver ediyor tekmeyi.. Memduh ağbi desen, durmadan kafa atıyor!.. Tam bayılıyordum ki Memduh'un şunu söylediğini duydum: "Bu ipneyi!" Yani beni! "Bu delikanlıyı, en seri vasıtayla İstanbul il sınırları dışına çıkartın, bu yaştan sonra hapishanelere giremem!" Gözümü açtığımda burdaydım, Ankara'daydım.
  • Dikkat Spoiler içerir.
    Lady Chatterley'in Sevgilisi ve Oğullar ve Sevgililerden sonra bu okuduğum ücüncü D.H.Lawrence kitabi.Sunu anladim ki Lawrence bir gerilim yazari.Anne-oğul, baba-kız,kadin-erkek,iki kardeş arasindaki gerimleri cok iyi aktarabiliyor.Hani bazen karsinizdaki insanla aranizda uzun susmalar olur,konuşmak isteyip de konuşamazsiniz,söylemek istedıginiz ya da soylemek istemedıginiz sözler vardir iste yazar bunlar doğru kelimlerle ustaca anlatibiliyor.Öyle ki kahramanlarin yerine siz de huzursuz oluyorsunuz.Bu kitap uzunca, kurgusu da akici değil.Baş kahraman 250'nci sayfada doguyor.O yüzden geniş bir zamanda okunsa daha iyi olur.1915te basılmis.O yillarin kirsal kesim İngilteresinde egitim durumunu insanlarin kafa yapisini görüyoruz.Zaman zaman da sömürgelere ve savaşlara değiniliyor.Kitapta üç nesil var ancak ilk iki nesil Ursula isimli baş kahramanin genetik ve psikolojik mirasini yansitabilmek icin verilmiş gibi.Bütün kahramanlar beni çok şaşirtti.Hepsi çocukluğundan bambaska bir seyir izledi.Ursulanin üvey dedesi Tom kendinden buyuk dul ve cocuklu Polonyali parasiz bir kadinla evlendi.O dönem şartlarinda bu dogru bir evlilik degildi.İlk görüste evlenmeye karar vermisti.Bu bir aşk miydi sadece cinsel bir cekicilik mi belli olmadi hic. Kadin sessizlikten güc alan hani derler ya çelik gibi sertti ve ona kendini asla tam olarak vermedi. Kapali bir tarafi oldu hep.Aralarindaki cinsel gerilim onlari onları düşman yapti.Aksamlari uzun saatlerde birbirini öldürmek bile istiyorlardi.Ama asla vazgecemiyorlardi.Tom kadinin kızı Annaya da tuhaf bir sevgi gelistirdi ve kendi öz cocuklarindan bile daha cok babalik yapti.İyi bir egitim almasini sagladi.Anna annesi gibi sakin degildi.Sorgulayan ve isyan eden bir tarafi vardi.Canli bir kızdi.Üyev babasinin yegeni olan Will'e aşik oldu.Will yakisikli ve sessisdi.Anna'nin ışığına uygun degildi.Evlendiler.Anna da kendini kocasina kapatti.Bu annesinden aldigi genetik bir miras miydi yoksa cocuklgundaki gözlemlerinin bir sonucu mu belirsiz.Baslangicta gayet kibar olan Will de değisti.Annayı görmezden geliyor kendince ondan boyle intikam aliyordu.Bedensel doyum yasarlar hemen arkadindan dusman oluyorlardi.Gundüz düsman gece aşık oluyorlardi.Yazar belki de evliliklerin benzerligini sorguluyordu.Sonunda Anna teslim oldu evlilige dokuz tane cocugu oldu.Ursula en buyuk cocuk olarak gereginden cabuk buyudu.Babasinin gözdesiydi.Annesiyle arasi hic iyi olmadi.Annesini zayif ve anlamsiz buluyordu.Bu onu guclu biri olmaya itiyordu.Ursula parasal ve bedensel olarak özgurlugunu kazanmaya calisan bir kadin ve o donem icin örnek bir kadin olarak karsimiza cikiyor.Ama asla ne istedigini bilmedi.Ögretmenlik yapti sevmedi.Toplumsal faydayi onemsemiyordu.Cınsel tutkularini dinleyen bir kadin oldu.Eşcinsel iliskiyi bile denedi.Her seyden pisman oldu.Ilk sevgilisiyle uzun yillar suren bir iliskisi oldu.Evlilik oncesi terk etti.Sonra pisman oldu.Bir cok kadin gibi yaslandikca annesine benzedi.Onun teslim olusunu hakli buldu.Ama sevgili geri donmedi.Cinsel icerigi yuzunden bu kitap bir donem yasaklanmis.Cinsellik burada asil konu degil.Insanin bir dogasi olarak onu yonlendiren guclu ve karmaşik bir duygu olarak karsimiza cikiyor.Kitabin ismi de bence insan dogasinin cok yönlü ve karmasik olmasindan geliyor.