• 1415 syf.
    ·10 günde·6/10
    ilk kitap bitti yazar bazi mantik hatalari yapsada gayet akici dili agir, bazi hikayeleri yersiz yinede alkisliyorum ikinci Kitaba bakicaz, umarim hikayeler Daha guzellesir.


    Adger allen PO’ya ithafen yazdığım bir öykü umarım beğenirsiniz........

    30 Dakika

    Aslında nasıl başlanır bilemedim,uzun zamandır yaptığım görevde emekliye ayrılmak üzereyim.Yoruldum artık, İnsanlarla uğraşmak çok yıprattı belkide,sürekli ölüm,kavga,savaş görmek.Neyseki bu alacağım son iş artık.Neredeyse gelmek üzereyim,ekipten yardımcım Ali telefonla gerekli malûmatı verdi.Bazen bu çocuğun işine fazla kaptırdığını düşünüyorum,evladım bu kadar üzerine düşünme bak ben kendimi heder ettim sonuç ,küçük bir teşekkür plaketi,yaş pasta ve seni çok özleyeceğiz gibi standart laflar,gelde anlat bu çoçuğa,yağmurda fena bastırdı,sokaklarda her yer leş gibi olmuş,çöpçüler mesaiye yeni başlamış,birbirlerine bağırıp duruyorlar,neyseki benim evime yakın olay yeri,adresi bulmakta zorlanmıyorum.Binaya adımımı zorda olsa atıyorum,Ali’yi arayıp evlat karnım çok aç sabahtan beri evraklarla boğuşuyorum pizza söyleyelim birlikte yeriz desemde yok amirim benim midem çok kötü sen kendine söyle diyor bana, bazen anlamıyorum iyimi davranıyor,yapısı’mı çok saf çözemedim.Merdivenlere adımımı attığımda patlamış bir lamba,karanlık basamaklar karşılıyor,Soğuk,ruhsuz,rutubetli bir İstanbul akşamından merhaba diyorlar sanki bana,basamakları çıkarken yine o baş ağrılarım tuttu bırakmıyor,sürekli bir üşüme hissi var ,başımdaki malum yara yüzden erken emekliye ayırmak istemediler bir türlü beni,neyse şimdi bu konuya burda girmeyelim, nasıl olsa öğreneceksiniz.merdivenin ortasında beş altı yaşlarında gösteren bir koz çocuğuyla karşılaşıyorum,hayırlı akşamlar nasılsınız,iyiyim desem değilim ,6 yaşındaki bu kadar sevimli bir kızada kötüyüm denmez ki.Nasılsın ufaklık iyimisin yetişmem gereken son bir işim var deyip kaçmaya çalışıyorum,amirim yine suçluları mı kovalıyorsunuz diye sormasın mı ,nerden anladı polis olduğumu düşünürken evet deyip hızlı adımlarla basamakları çıkıp kapıyı tıklatıyorum.İçeriden sesler geldiğine göre bizim Ali kimseyi salmamış,Beni görünce herkes ayağa kalkıyor,amirim hoş geldin diyor kerata,galiba seviyorum bu çocuğu,

    Evet beyler bayanlar oturun,Ben komiser Emre,yardımcım Ali ile tanıştınız zaten,bana gerekli malûmatı telefonla verdi,Beni yormayın sabahtan beri itin köpeğin peşinden koşmaktan yoruldum,ölüyorum zaten açlıktan,Ali ara olum şu pizzacının telefonunu her zamankinden ortaboy bir pizza söyle,dosyaları ver bakayım deyip bir sandalyede ben çekiyorum altıma ,neyseki fazla ıslanmadan geldim.Hafif baş ağrım tutsada buna da şükür diyelim artık.Tanıkların biri kadın ikisi erkek,Ayşegül hanım 35 yaşlarında ev hanımı,günlük evlere temizliğe giden,üç dört çocuk işsiz bir adama sahip,İstanbul’un çilesini,yükünü omuzlamış, gözlerinin altı morarmış,yorulduğu her halinden belli olan bir yapıda başına gelenleri anlamamış bir an önce bitsede gitsek havasında,Samet bey iki dirhem bir çekirdek sanki dışarda hava günlük güneşlikmiş beyimde gezmeye gidiyormuş gibi giyinmiş,kendinden emin biraz gergin,tırnaklarını yemekle meşgul,sol yanağını üstünde bir morluk kanamış burnuna mendille tampon yapmış çekip duruyor ,burada yazana göre öğretmenlikten atılmış,bekar 40 yaşlarını biraz geçmiş görünüyor .Adil beyse ellilerini devirmiş biraz benim akranlarıma benzeyen saçları yer yer dökülmüş yanakları şarkmış, pantolon ceket karşımda önünü iliklemiş bir hata yapmış çocuk gibi korkarak etrafa bakıyor.Daha önceden iki kere evlenmiş boşanmış,evliliklerinden birer çoğu olmuş,çokta hayır görememiş,kendisini yaşlılar evine bıraktıklarına göre.Neyse olayı ilk gören kim?

    Amirim Ayşegül hanım odayı temizlerken görmüş;ben akşam temiliğe başlarken,sesler duydum bir adam kadına bağırıyordu.Nasıl bağırıyordu neler söylüyordu?
    amirim sen benimsin seni öldürürüm diye bağırıyordu,sonra bir çığlık duydum ve kapıyı açtığımda kanlar içinde yerde yatan bir kadın gördüm,peşinden bu adam koşuyordu(Samet beyi göstererek),Samet bey bir hışımla ayağa kalkıp kadının üzerine yürürken sol elinden bizim Ali yakalayıp oturtturur yerine,ben izin vermeden yerinizden kalkmayın sakın,Yaman çocuk bu Ali

    Samet bey arkamda yatan maktulü siz mi öldürdünüz, bu arada amirim olay yerine haber verdik gelmek üzereler,Samet bey biraz gergin dişlerinin arasından, ben onu seviyordum ama bana ihanet etti ben öldürmedim,bu kadın böyle söylemiyor,peşinden koşarken görmüş seni,adil bey siz neden müdahil oldunuz Samet beyle bir alakanızmı var? Adil bey biraz tedirgin,sıkılgan;hayır amirim ben kirayı almaya gelmiştim,bir bağırış çağırış oldu baktım temizlikçi kadın bağırıyor yetişin imdat derken Samet beyi gördüm üzerime doğru koşarken arkasından durdurun onu diyordu bende refleksle yüzüne bir yumruk atıp yere devirdim,sonra arbede çıktı aramızda derken polisi aradılar Ali bey geldi olay bu.

    Karnımda öyle bir acıktıki midemdeki gurultuları zor bastırıyorum nerde kaldı bu pizzacı,olay anlaşıldı,Bunları toplayın,delillere dokunmadan,nezarette bir kaç akşam geçirsinler,savcıyada haber verdiniz mi?, yolda amirim gelmek üzeredir.derken kapı çaldı,Ali bakmaya yeltendi zaten iki göz oda burası ben bakarım Ali zahmet etme zaten bu gün yeterince yoruldun pizzacıysa alır evde yerim artık.Adil bey huzursuz;bu yaştan sonra beni mapus damlarında bırakmayın zaten kimim kimsem yok yapamam ben deyip yakınmaya başladı derken Ayşegül hanımda evde çocuklar bekler etmeyin beyim ,şuncacık sabiler elime bakar önlerine bir tabak yemek koymaz bizim herif demesin mi,of zaten zor bir gün geçiriyorum,sessiz olun ağlayıp sızlamayı kesin hava zaten nemden bunaltmış akşam akşam birde sizin dırdırınızı çekemem deyip açtım kapıyı.

    Nihayet gelen pizzasıymış,aç karnına savcıyı olay yeri inceleme ekiplerini hiç çekemem,pizzacı kaskını zorla çıkartıp;abi 35 lira kola hediyesi bozuk varsa iyi olur dedi.Arkadan yüksek sesli bir homurtu,dönüp;sessiz olun ben sizi uyarmadım mı diye bağırıyorum,pizzacıda garip garip bana bakıyor parayı uzatırken,abi iyimisin dediğini duyuyorum kısık bir sesle başımdaki yağmurdan ıslanmış bereyi çıkartıp ,daha iyi olamazdım ne biçim bir soru böyle derken ,kafa tasımın sağ tarafındaki büyük göçüğü fark edip korkma çatışmada bir kurşun geldi beynimin sağ tarafını kaybettim zaten o taraf mantıklı düşünme ve kalıcı hafızayı barındırıyormuş bizede hayal gücü üreten sol taraf kaldı deyip gülümsedim.

    Arkamı döndüğümde yarım daire şeklinde konmuş üç tane boy aynası ve karşısındaysa bir sandalye vardı yine hayal mi görmeye başladım,zaten bu yüzden erken emekli olmadım mı? Bana galiba şizofreni teşhisi konmuştu yada onun gibi bir şey,neyse pizzacıyı göndereyimde sorguyu bitirelim artık işimiz gücümüz var........
  • "..Sen benim ilk göz ağrım değil, ilk kalp ağrımdın..:
  • 136 syf.
    ·9 günde·Beğendi
    Henüz keşfetmemiş olan okurlar olabilir düşüncesi ile sapasağlam bir yazar ve eseri hakkında iki kelam etmek isterim . Aman aman öykü seven ve tercih eden bir okur sayılmamama rağmen, yeni neslin bu genç, donanımlı ve emekçi kalemi için hoş cümleler kurmadan geçemedim.

    Sevgili Sinan Sülün, İstanbul Üniversitesi İktisat mezunu. İlk göz ağrım okulum, fakültem, bölümüm
    diye demiyorum ama bu iktisatçılar iyi edebiyat yapıyor vesselam Hayvan Kültür Sanat, Ot, EgoistOkur, Psikeart, Notos, Atlas Tarih, Zipİstanbul, Birikim, İstanbul Art News gibi çeşitli dergilerde editörlük ve yazarlık yapan yazarımız şu an bir ilaç firmasında eğitmen olarak çalışmakta.

    Karahindiba adlı bu eser, Sinan Sülün'ün 2011 yılında yayımlanan ilk eseri ki ilk eser olmasına rağmen oldukça başarılı. Kitabımız Aralık, Mavi Pelikan ve kitaba da adını vermiş olan Karahindiba adlı üç öyküden oluşuyor. Birinci hikayemiz Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ından, ikinci hikayemiz Sabahattin Ali’nin Değirmen öyküsünden, üçünçü hikayemiz ise Wolfgang Bochert'in Die Hundeblume adlı eserinden bir alıntı ile başlıyor.

    Öykülerin üçünde de hayatın her alanında yara almış, ihanete uğramış, mutluluğa erişememiş, kısacası tutunamamışların yaşamlarından dem vurmuş yazar. Zaten Oğuz Atay etkisi yoğun ve etkileyici bir şekilde genzimizi yakmakta. Karakter analizlerinin muazzam denecek düzeyde başarılı işlendiği, benzetmelerin gayet yerinde ve tadında kullanıldığı, tasvirlerin, bir büyü edasıyla okuru içine çektiği bu sarsıcı ve samimi öyküler ile tüm kitap severlerin tanışmasını canı gönülden isterim.

    Metin Üstündağ 'ın arka kapakta dediği gibi "Bu kitabı okuyun, asla pişman olmayacaksınız! "

    ️Bize her şeyi yanlış öğretmişler Kudret. Bu dünyanın dörtte biri kara, dörtte biri gözyaşıymış. İnsanlıktan ikmale kalmışız haberimiz yok.

    ️Hepiniz çirkin bir balıkçının oltasına yakalanmışsınız. Balıkçının ayaklarının dibindeki kovanın içinde yaşamak için çırpınıp duruyorsunuz. Dünyayı o kova, yaşamayı ölmemek sanıyorsunuz. Özgürlüğünüz o kovanın hacmi, ömrünüz gün bitip balıkçı eve dönene kadar.

    ️Benim karahindiba çiçeklerine yaptığım gibi Tanrı da bizim üzerimize nefesini üflemiş, hepimizi bambaşka yerlere, bambaşka hayatlara savurmuştu.

    ️Demek ki mutsuzum ben
    Tuhaf bir su içmişim de sanki
    İçim görünüyor
    Gözlerim buzdan
    İçimde yaz kırıkları..

    ️Ben bu hayatta bir öğretmenlere, bir de doktorlara saygı duyarım.

    ️Hangi nedenle nefes alıyorsam o nedenle yazıyorum.
  • ZEHRA- Ben neyim evin içinde?

    MAHMUT- Senin yerin ayrı.İlk göz ağrım,çocuklarımın anası.

    ZEHRA- Çocukları doğurmuş olmaktan öte yerim yokmu evin içinde?

    MAHMUT- Eve yeni bir kadın getiren ilk erkek ben miyim köyde?
  • 160 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kitabı okuduktan sonra birkaç gün kendime gelemedim. Gerçekten huzursuz hissettim. Anlatılan olaylara o kadar kendimi kaptırmışım ki sonunda neredeyse ağlayacaktım. Zülfü Livaneli denilince en çok beğendiğim, ilk göz ağrım Mutluluk kitabı ikinci olarak Huzursuzluk üçüncü sırada da Serenad yer alıyor. Sıralama okuduğum zamanlarla alakalı yoksa hepsi birbirinden güzeller. Gerçekten okumamış olan çok şey kaybeder.
  • 416 syf.
    ·Beğendi·8/10
    İlk göz ağrım okuma alışkanlığı kazanmaya çalışırken alıp okuduğum ve bana okumayı sevdiren ilk romanım. Ay çöreğinin ben de yeri bambaşka bu kitabı okuduğumda hayatımda birçok şeyin önceliği değişmişti. İlk karakterler hep çok sevilen olmuştur ama ben Ahmet'i hiç sevmemiştim. Erva'nın çılgınlığına bayıldım. Sahra'nın acıları acım oldu. Emir de benim olsun dedim ama Sahra'nın oldu
    Hemen kitabın konusuna gelelim
    Çıkmazda doğup büyüyen ve ay çöreğini çok seven Sahra ve Sahra'nın büyümesine iple çeken ona her sabah ay çöreğini alan yakışıklı ve Çıkmaz'ın gözdesi olan avukat Ahmet. Zaman su gibi geçmiştir Sahra ve Ahmet büyümüş ama Sahra Ahmet'e duygularından bir türlü söz edememiştir. Sahra hislerinin karşılıksız olduğunu düşündükçe dayanamayıp kazandığı üniversiteyi bahane ederek mahallesi'nden ayrılmaya karar verir. Sahra okuluna en yakın yurda yerleşmek için gittiği ilk gün shakespeare'i mezarında ters döndüren emir'i görür. Bir yandan gelen gizemli mektuplar diğer yandan Ahmet'e hissettiklerinin verdiği ağırlık ile okuluna ve yurduna ayak uydurmaya çalıştığı dönemde son 1 haftadır konuşulan partiye verdiği ani bir kararla gider. Sahra fark etmese de hayatı partide karşılaştığı shakespeare'i mezarında ters döndüren Emir ile değişmeye başlar. Yakışıklı tıp öğrencisi juliet hayranı olan emir'in bir de sakladığı cenneti vardır. Sahra'nın duyguları yeniden şekillenirken Ahmet bu konuda ne yapacaktı?