• Hangisini ilk önce okuyayım
    Suç ve Ceza(2cilt)mı?
    Limon Ağacı mı?
    Börü mü?
    Martin Eden mi?
    Sırasıyla yazar mısınız?
    Çok kararsızım.
  • 336 syf.
    ·15 günde·9/10
    Adı bilinmeyen bir ülkenin, adı bilinmeyen bir kentinde, adı bilinmeyen insanlarla...
    Çünkü adlar önemsiz bazen ya da hep ama farkında değiliz-değildik. Ülkede birden yayılan bir körlük salgını , sadece hayal edin artık sizin için neler ne kadar önemli hale gelirdi ve neler önemsiz? Hangi sesi isterdiniz yanınızda, hangi ruhu? Hangi bedeni demiyorum kıyafet ev araba takı gösteriş nesneler vs.,bunlar anlamsızlaştı.. Uzuvlarımızdan en bariz ruhumuzu gösteren 'gözler-gözlerimiz' bembeyaz veya simsiyah bir dünyada ve artık işimiz bedenlerle değil ruhlarla..
    - Ama şartlara göre değişir işler canım.
    - Ama ya şartlara göre değilde ruhlara göre değişmeliyse işler 'canım'?

    *
    Saramagoyla tanıştık, iyi ki de tanıştık, anlatım betimleme incelik bunları kesinlikle okuyunca görün isterim. Bazen sorarlar ' sence ne okuyayım, ne önerirsin?' hatta bazen değil çoğu zaman aldığım soru ama okudugum kitaplar arasından kolay ayrım yapamam hepsi okunmalı gibi gelir, hangisini ayırt edeyim ki, kişiye göre zevkine göre önereyim diye düşünür cevaplarım. Artık önereceğim ilk kitaplardan 'Körlük'.. Çünkü fazlasıyla körleştik, gözlerimiz görürken ruhlarımız körleşti görmüyoruz birbirimizi ve ötesi(ni)...


    *
    Kitapta etkileyici aslında bir o kadarda basit(!) cümlelerden biri şu: ' Bir gün gözlerim yeniden görmeye başlarsa, başkalarının gözlerinin içine bakacağım, ruhlarını görebilecekmişim gibi,.. '

    Peki sen ? En son ne zaman birinin gözlerinin içine baktın? Kıyafetine saçına başına orasına burasına değilde, statüyü gücü güçsüzlüğü açığını bulmayı önemsemeyip, yüzüne gülüp arkasından dakikalar sonra gıybetini yapabileceğin bir hata arar şekilde değilde, bambaşka yüzlerce şeyi önemsemeden, en son ne zaman birinin gözlerinin içine baktın ama gerçekten ama ruhunu görebilecekmiş gibi o samimiyetle içtenlikle? Bugün lütfen yap bunu, bak sevdiğin değer verdiğin birinin gözlerinin içine,ya da sadece insan olduğu-olduğun-olabildiğin için bak, hissettir verdiğin değeri,,,

    ( ..çünkü senin gözlerin var, manasını bilerek yaptıgın herşeyden sevap kazanırsın ben buna inanıyorum şükrünü ödeyemeyeceğimiz uzuvlarımızdan biride gözlerimiz, güzel baktığın sürece oda ibadetten sayılır-sayılmaz mı?)

    *
    Ve düşünmeni-düşünmemizi istiyorum, Sence gözlerin görüyor ama insanlığın kör mü? İnsanlığımızın görmesi için gözlerimizin görmemesi mi gerek?
    Neden ikisi birden görmesin ki, bu kadar zor mu?
    Neden sahipken bilmeyelim ki kıymetini, gözlerimizinde insanımızında insanlığımızında...Hoşgörü, düşünceye saygı, tahammül, yardımlaşma, fedakarlık, cinsiyete- kişisel alanlara- inançlara saygı, yaşama hakkına saygı...Bu tip bir körleşme olduğunda sadece görememe yetisi çok insani kalmıyor mu? Birbirine hakaret eden, inanclar ve düşünceler ile alay eden, hayatı gösterişten ibaret gören, kendisine sunulanı sorgusuz sualsiz kabul eden, kendi gibi düşünmeyenleri küçümseyen insanları gördükçe körleşmenin sosyal çevremizde Saramagonun yazdığı gibi körlük salgınına dönüştüğünü hepimiz göremiyor muyuz-görebiliriz- görmeliyiz.

    *Hala okumaya devam ediyorsan şayet ;uzattım biraz evet çünkü daha fazlasını hakediyor,kesinlikle daha azını haketmeyen bir eser. Kitaptan etkilendiğim birkaç cümleyede yer vererek yazımı sonlandırıyorum.

    'Günün birinde krallığını tek bir ata değiştirmek istemiş kralı hatırlamamız yeter.'
    'Hayattaki herşey gibi zamana zaman tanırsanız herşeyi çözümler.'
    'Yazgı biryere varmadan önce çok dönüp dolaşır.'

    Hep birlikte gerçekten görebildiğimiz günler diliyorum..Herşey için, sahipken kıymetini bilebildiğimiz günler..

    İyi okumalar...
  • Önce hangisini okumalıyım,Hayvan Çiftliği mi,1984 mü?

    Eğer zihin konforunuzu,güncel farkındalıklarla düşünsel hayatınızdaki haz duygusunu bozmak istemiyorsanız,hiçbirini okumayın derim.
    Kabus bitiminde uyanmadan önceki gördüğünüz kabusun ayırdığında olarak yeni bir kabus görmeye başlamak gibi bu kitapları (hele ardı sıra) okumak.Sonuçta 21.yüzyılın ilk çeyreğinde bal gibi düşünce suçu işliyorsunuz (!)
    Hatırlayatım “düşüncesuçunun kendisi ölümdür “(!).Bazen bir twit atarken , bazen bir barikatın arkasında ,bazen bir görüş kabininde ,bazen parmaklıklar ardında...

    Hala hangisini önce okuyayım diyorsanız,Hayvan çiftliğini sonraya bırakın en azından distopik bir masaldan (belki) “sense of humor”unuz kaybetmemiş olarak çıkarsınız.Lakin bu iyimserliği ne kadar muhafaza edebilirsiniz emin değilim.

    Hem belki Julia’nın 101. odasında yüzleştiği korkusunu da merak etmezsiniz..
    (Sanmıyorum)
  • 472 syf.
    ·2 günde·8/10
    Bu kitabı neden, nasıl okumaya başladım hiç bir fikrim yok.aklımda tamamen farklı iki kitap vardı ve önce hangisini okuyayım diye düşünürken Steelheart'ı çoktan okumaya başlamıştım.
    Bu benim ilk Brandon Sanderson kitabım.Seriye ve yazara dair bir çok güzel övgü dolu yorum okudum.Dolayısıyla merak ettiğim bir hikayeydi.Ve bu dünyayı, hikayeyi sevdim.
    Ama yorumuma önce aklıma takılan bir kaç şeyden bahsederek başlamak istiyorum.

    Bu serinin ilk kitabı, dolayısıyla eksik gelen, tatmin etmeyen yanlar olması gayet normal.Bunun bilincindeyim.İlerleyen kitaplar da eksikliğini hissettiğim olay örgüsü yer alabilir.
    Ama yine de belirtmek istediğim bir iki detay var.Mesela ilk kitapta epikler ve asiler var.Asileri bol bol okumamıza rağmen epikler açısından bir iki sahne okumak isterdim.Hikayenin ilerleyen safhalarında buna eminim ki yer verilecek ama Steelheart'ın düşünce şeklini, o kibrini, kısacası kendini tanımak isterdim.Yazar elbette bundan bahsetmiş ama üçüncü göz misali olaylara dışarıdan bakıyoruz.
    Ben bu hikayede tamamen olmasa da asileri tanıdım sadece.Epikler kimdir?Nerden geldi?Neyin nesi? Bunlar elbette yanıtlanacak biliyorum derdim de bu değil.Sadece Epik'li daha çok sahne isterdim.Bu biraz eksiklik hissettirdi.


    Bunun dışında okuduğum yorumlardan dolayı sonlarda bir "VAAY BE!" dedirtecek sahneler olacağını bildiğimden çok dikkatli okudum hikayeyi.Hep bir ipucu aradım.Eh tam olarak olmasa da doğru iz üzerindeymişim.Bir kısmını tahmin ettim.Bu yüzden aşırı şaşırmasam da ilerleyen kitapları çok çok merak etmeme sebep oldu bu detaylar.



    Yazmaya başlamadan önce aklımda çok şey vardı.Ama kitabı henüz okudum ve kafam hep devamında ne olabilir fikirleriyle dolu.Asiler tayfasını sevdim.Karakterleri eğlenceliydi.Ve farklı.
    Yazarın yarattığı dünya şimdilik çok da şaşırdığım bir evren olmadı.Özellikle muhteşem diyemem ama fikir açısından güzel.Hikaye ilerledikçe, evrenin, karakterlerin zenginleşeceğine de eminim.Yani yorumlar bu yönde umarım haklılardır *¨*
    Okuması keyifli bir kitaptı.Yazarın kitaplarını okumaya devam edeceğim sanırım.Ve neyse ki devam kitabı elimde yoksa halim ne olurdu bilmiyorum.Bu rahatlığımın sebebi bu olabilir de :)
  • Markus Zusak - Kitap Hırsızı
    Jose Saramago - Körlük
    İrwin Yalom - Nietzsche Ağladığında