Oğuzhan Çolak, Olasılıksız'ı inceledi.
22 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Olasılıksız... Yoğun bir cehalet ve aptallıkla geçen 16 yılımı bir cağ ağlamış gibi hissettiren, bitirdiğim ilk kitap.........................................

meltem şen, Ölü Zaman Gezginleri'ni inceledi.
23 dk. · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 7/10 puan

İçten, hakimiyetin kelimelerde olduğu, kelimelerin boyuttan boyuta geçtiği ifadelerle dolu olduğu, düşünsel yönü ağır, maddesel akıştan çok düşsel akışı yoğun olan hikayelerden oluşan bi' kitap Ölü Zaman Gezginleri.

Bu kitap Hasan Ali Toptaş'tan okuduğum ilk kitap. Hikayeler kesinlikle derinmeyi gerektiriyor. Yani içsel bi' eşeleyiş, aramak yine de, bilmediğin- bildiğin her neyse... İğne ucu kadar ufak bi' imgeden kanlar içinde kalan bi' beden, oda.. Bu kanayış gerek geleceğin hayaliyle, gerek geçmişi anmakla gerekse hiç yaşanmamış bi' anıya gülümsemekle gerçekleşiyor. Ama gerçekleşiyor.
Tamlamalardaki maddeler, canlılardaki simalar farklı olduğu kadar "bildikli" yani çok "kendi"lerinde. Asla başka bi' kelime o tamlamanın tamlayananını oluşturamazcasına...

Yine de! Her hikayede birbirinden farklı, ışıldak söylemler var, o yüzden ne kadar anlatmaya çalışsam da eksik kalacak ifadem... Bu yüzden tanışmamış olanlara tanışmalarını tavsiye ederiyorum!

mahmut yiğiter, Mem û Zîn/ Ehmedê Xanî Latince'ye Çeviri'yi inceledi.
32 dk. · Kitabı okudu · 16 günde · 9/10 puan

Mehmet Emin Bozaslan
Türkiye'de kürt hareketinin önemli simalarından birisi. 1934 yılında Diyarbakır da doğmuştur. ilk kitabı olan Ağalık ve Şeyhlik kitabını 1964 te çıkarır. 1966 da ise Doğu nun Sorunları adında bir kitap çıkarır ve baştakilerin dikkatini çekmeye başlar. Fakat başını belaya sokan 1968 de çıkardığı Alfabe isimli kürtçe öğrenmeye yönelik kitaptır. Aynı yıl  Ehmedê Xani 'nin  Mem û Zîn  ini hem arap alfabesinden latin kürt alfabesine hem de türkçe ye çevirir ve yayınlar. fakat haliyle bu iki kitap başını belaya sokar ve yolu mahkemeye ve de hapse düşer..
İlk çevirilerden olması nedeniyle önemli bir eserdir. Bir çok sıkıntıyı göze alarak çeviriyi yapmıştır. Elimdeki 2. Baskısı kitabın. Herhalde başka baskı da olmaz .okunmaya değer bir kitaptır.

Seri halde kitap okuduğum dönemde okuduğum bir kitap ilk bakışta " hııh 4-5 güne biter " diye bakış attım ama ne çetin ceviz çıktın sen öyle. Başlarda beyin yakıp zorlasa da sonuna doğru zevk alarak bitirdiğim bir eser

Sadun terlemezler, Şeytan'ın Fısıldadıkları'ı inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

İlk önce kendi Aforizmam ile başlayalım
"Neden Tanrıyı sıkıcı bulduk çünkü şeytan hep cazip gösterildi eğer Tanrı cazip gösterilseydi şeytanı sıkıcı bulurduk"
Yazar Neo liberalizmin ayağa kalkıp etrafına şehvetli salyalar akıttığı bir dönemde Bu kitabı kaleme alıyor
Türkiye'de Kurban ülkelerden birisi olduğu için malzeme çok!!
Hatta kitap "Şeytanın Avukatı" filmi ile aynı dönemlere denk gelir
İki tane kitap yayınlayıp geri çekilmiş
Duygusal ruhsal ve zihinsel bilgeliğe sahip olan okurun Öksüz kalacağını zannetmiyorum!!!
Kitap günübirlik hayat kurtaran kelimelerin ve anlık davranışların mermi gibi fırladığı acımasız bir pragmatizme sahip Sofi'nin Dünyası kitabında bütün felsefe tarihine baktığımız zaman sadece pragmatizmin yer almadığını görürüz
Mesela şeytan Emre Yılmaz'ın kulağına
Eksik ve hatalı şeyler fısıldıyor
Yazar aylaklığa içi kof ve boş övgü yağdırıyor
Ama Komünizmin babası Marxın damadı
Aylaklığa övgü kitabında kapitalist gerekçeleri ve çözüm yollarını anlatıyor
Arkadaşlar arasında, Dostlar Meclisi'nde
Alıntılarla espri amaçlı kullanılacak bir kitap ama derseniz ki tartışmasız otorite mi!!! O zaman bütün yazarlara, filozoflara,
Bilim adamlarına topyekün küfür etmiş oluruz

Ergin Karadağ, Beyaz Zambaklar Ülkesi'ni inceledi.
 1 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Hayat yapıcılığına ne zaman başlıyorsunuz? Siz ey bay ya da bayan, hayata borcunuzu ne zaman ödeyeceksiniz? Kitabın sonunda tam düşündüğüm ve kendime sorduğum soruyu yazar arka kapakta soruyor! Sahiden geç kaldım mı dediğim anda soyguncu Katil Karokep gibi geç kalmadığımı anlıyorum! Cesaret aşıladı bu kitap. Öğretmenliği bırakalı üç sene olmuştu. İş değiştirmiş tüccarlığa başlayalı ise iki sene oldu. Eğitim sisteminin ve camiasının bu kadar şuursuz olduğu bir dönemde şuursuzca davranmış ve mesleğimi bırakmışım. Mesleğimi, kimliğimi yitirirken böyle bir kitapla karşılaşmam içimde derin büyük dalgalar uyandırdı. Cumhuriyet in ilk yıllarında Atatürk ün bunu neden okunmasını zorunlu kıldığını daha iyi anlıyorum. O büyük Kalkınma ve köy Enstitülerinin enerjisini aldığı bu kitap içimde büyük bir azim ve umut yarattı. Yabani ot gibi yayılırken Cahillik. Farkındalık yaratan büyük kocaman bir eser.

Chemical Analyst, Midak Sokağı'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kitaplarını uzun süredir okumak istediğim Necip Mahfuz'un okuduğum ilk kitabı. Kahire'de bir sokak olan Midak sokağı sakinlerini o kadar akıcı bir dille anlatmış ki sanki o sokağın sakinlerinden biri sizsiniz de olayların bizzat içindesiniz hissi uyandırıyor. Her türden insan var bu sokakta. Eşcinseli, fahişesi, çöpçatanı, dervişi, kocasını döveni, erdemlisi, para için herşeyi yapanı ve dahası. Arayacağınız her türden insanı bulabileceğiniz bir sokak kısacası. Ama kimisi var ki insanın içine işliyor. Abbas'a sanırım sizde üzüleceksiniz ve Hamide'yi eminim parçalamak isteyeceksiniz. Bu kitap bir kere daha öğretti ki; Bu dünya sadece kötülerin dünyası. Ve kötü olursan kazanırsın

Damla Köseoğlu | Winston, Şizofren'i inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 8/10 puan

Şizofren okuduğum dördüncü Wulf Dorn kitabı. Psikolojik gerilim kitaplarını çok seven biri olarak, Wulf Dorn da bu alanda başarılı bulduğum ve kitaplarını beğenerek okuduğum yazarlardan biri. Yazarın ülkemizde yayınlanmış yedi kitabı bulunmakta ve bu yedi kitaptan ikisi bir seriye ait kitaplar. Serinin ismi Jan Forstner serisi, Şizofren de bu serinin ilk kitabı; diğer kitabın ismi ise Oyunbaz. Seriye de ismini veren Jan Forstner yaşadığı bir travma nedeniyle önce işini ardından da eşini kaybeden eski bir psikiyatr. Yirmi üç yıl önce yaşanan ve küçük erkek kardeşinin ortadan kaybolup babasının da ölmesiyle sonuçlanan olaylar zinciri Forstner'ın hayatına kabus gibi çökmüştür ve işine geri dönme şansının bulunduğu bugünlerde dahi geçmiş asla peşini bırakmayacaktır.

Alman bir yazar olan Wulf Dorn'un kitaplarındaki olaylar da Almanya'da ve özellikle kış mevsiminde geçiyor. Ben nedense her zaman kış mevsimini korku, gerilim öğeleri içeren filmler ve kitaplarla daha çok bağdaştırırım, kış mevsimi daha bir uygun gelir o gerilim ortamına ve hatta bu tarz kitapları yine kış mevsiminde okumayı daha çok severim. Bundan bahsetmemin nedeniyse kitap atmosferini çok beğenmiş olmam ve Şizofren hakkında düşüncelerim için bunu bir artı olarak gördüğümü söyleyebilirim, kitabın atmosferini çok sevdim. Şizofren diğer Wulf Dorn kitaplarında da olduğu gibi yine sonunu çok merak ettiren, oldukça sürükleyici bir kitap. Okurken sayfaların nasıl geçtiğini fark etmiyorsunuz bile. İnsan zihninin karmaşık yapısını cinayetlerle, kaybolmalarla süsleyerek ortaya bu tarzda başarılı kitaplar çıkardığını düşündüğüm yazarın, diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da yine açık, duru bir dili var ve bu da kitapta akıcılığı sağlıyor. Yani bu sayede kitaptan bir saniye bile kopmuyorsunuz. Kitaba dair söyleyebileceğim olumsuz şeylerin sayısı fazla değil, sonunu az çok tahmin edebildim ama bu benim için çok fazla sorun teşkil etmiyor, önemli olan okuma sırasında aldığım haz.

Bugüne kadar okumuş olduğum Wulf Dorn kitapları arasında en çok Psikiyatrist'i beğenmiştim, yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve bu nedenle yazarın sonrasında okuduğum diğer tüm kitaplarını onunla karşılaştırıyorum. Şizofren ve Psikiyatrist arasında bir karşılaştırma yapacak olursam Psikiyatrist'in benim için birkaç tık üstte olduğunu söyleyebilirim. Zaten bana göre bu türden hoşlanıyorsanız Dorn okumaya Psikiyatrist ile başlamak çok iyi olacaktır. Yazara ait okuyacağım bir sonraki kitap ise Karabasan olacak, ardından da Forstner'ın maceralarına Oyunbaz ile devam edeceğim.

Müzisyen Bayan, Kujo'yu inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

#StephenKING #Kujo


Araba tamircisi olan Joe yaptığı bir iş karşılığında aldığı Saint Bernard cinsi köpeği küçük oğlu Brett'e yaş gününde hediye eder. Ona Kujo adını verirler. Joe, Brett ve annesi Charity 'nin sıradan bir yaşantıları olmasına rağmen bir o kadar da sorunlu bir aile hayatları vardır. Joe arkdaşı Gray ile içer daha sonra evde sorunlar çıkarırdı.
Charity uzun yıllardır göremediği kız kardeşine gidebilmek için şansının onun yüzene gülmesiyle kendisine çıkan ufak çaplı piyango bileti ile kocasının işi için işine yarayacağı bir makina alır ve onun karşılığında oğlu ile kız kardeşine gitmeyi teklif eder. Joe kafasında yaptığı planlarla nasıl olduysa izin verir ve anne oğul kasaba dışına çıkacaklarına sanki özgürlüklerine kavuşmuş kuşlar gibi sevinirler. Taki Brett Kujo'daki tuhaflığı fark edene kadar.



Öte yanda ise Tad, Donna ve Vic var. Onlar ise Camber'larla Vic'in külüstür Jaguarı vesilesi tanışırlar. Donna ve Vic'in ise bambaşka sorunları vardır. Donna'nın ihaneti, küçük Tad'in sözde gördüğü canavar, Vic'in Sharp Şirketinin bulamaçları



Ve tabi baş kahramanımız, KUJO
Sırf bir tavşan kovalama sevdasına koca kafasını o lanet çukura sokup hastalıklı bir yarasa tarafından ısırılıp kudurduktan sonra işlerin rengi değişiyor. Önce Joe ve Gray'i öldürüyor daha sonra Vic'in iş için şehir dışına çıkımasıyla Donna bozulan arabasını Camberların tamirhanesine kendisi götürmek zorunda kalıyor ve küçük Tad ile orada o canavara karşı ölüm kalım savaşı vermeleriyle devam ediyor.



Kitap bazen sıksa da gerçekten merak ettiriyor sonrasını. İçerikte aile içi sorunlar, ihanetler, intikamlarda dönüyor tabi. Ama şöyle bir gerçek var ki kesinlikle benim gibi köpeklerden aşırı dozda korkan biri varsa okumasın. Zira yolda yeni doğmuş bi enik görsem titremeye başlıyorum Eyy gidi KuJo sen değil misin Brett'in en sadık, her dediğini yapan akıllı dostu. Ne vardı da kafanı soktun o deliğe de kudurdun Aklıma geldikçe bazı sahneler hâlâ ürperiyorum. Merak edenleriniz varsa bence okumalı ama asla sıkılırım düşüncesiyle bırakmamalı. Dediğim gibi ilk etapta biraz sıkan ama sonra açılan bir kitap. 🤗

Ahmet Sait Dilbirliği, Eyvallah 1'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitabı ilk okumaya başladığınızda sayfaları çevirirken tazelenen fesleğen kokusuyla okuma iştiyakınız da artıyor. Okudukça okuyorsunuz. Maddeden sıyrılıp mana alemine geçiyorsun. Etrafındaki sesler konuşmalar birer boş vızıltı oluyor artık. Yazarın ihlâsla yazmasından mıdır yoksa konunun inceliğinden mi belki de fesleğenin kokusundan. Sevmenin hakikatini, eyvAllahın mahiyetini, fesleğenin de kokusunu içinize sindiren ihlâslı yazılmış bir kitap...