• 512 syf.
    ·17 günde·Puan vermedi
    Ah bu yağmur,

    Bu yağmur kanımı boğan bir iplik
    Tenimde acısız yatan bir bıçak
    Bu yağmur yerde taş ve bende kemik
    Dayandıkça çisil çisil yağacak


    Bir yağmurdayım bir yağmur ki nasıl desem bir bahar günü ansızın yağan ama mutluluğu geçici bir yağmur,bir yağmur ki en ketum aralık yağmuru başı sevinç ortası hayal kırıklığı sonu olmayan ve yüzüme yüzüme bir tokat gibi inen, gözlerimin içine dolan .Bu bende ki nedir necip ağabey sorgusuz sualsiz gitme isteklerim insanlarla tanıştıkça konuştukça daha çok susma isteğim yenilgilerim iç çekmelerim ben henüz daha çeyrek asır bile değilken bu beni deli eden kahroluşlar. Yansılsamalar yolunu tutmuşum sevdiğim değer verdiğim şeyler meğer nasılda yabancı bana gerçeklerimin bir mum ışığında kayboluşu sevinçlerimin yerini duyarsızlığa bırakması bende ne evriliyor necip abi fikirlerimin altında ezilmekteyim beni hangi zaman hangi mekan aklar şimdi.Ben kimim neyim bu dünyada bir yerim var mı bir varlığım,iyi hatırlıyorum bir yağmur düşündürmüştü bana bunu kendi içime akan bir yağmur .Susuyorum bugüne kadar ne çok konuşmuşum hatıra geldikçe kendimi dipsiz uçurumların sert rüzgarlarına atasım geliyor .İnsan içinde cehennemle yaşıyor gelgelim ki cehennemi cennet yapmak çok zormuş ama cenneti cehennem yapmak bir o kadar kolay bir yangın yeter buna bir imkansız yada bir hasret yükü ve daha ne çok şey . "Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz "ne vakit olur bu vazgeçiş kalp susturulur mu akıl da birgün zafere erer mi inandıklarımız gölgesinde geçen bu altından aldanma çağı birgün sona erer mi bilmiyorum necip abi seni yolundan çeviren her neydi bilmiyorum ama bana yardım et. Yorgunum üstadım çok yorgunum hüznüm yorgun dilim yorgun hayallerim yorgun .

    Bir fikir ki ,sıcak yarada kezzap
    Bir fikir ki ,beyin zarında sülük.



    Abdulhakim Arvasi bu isim necip fazıl için önemli bir isim hayatının dönüm noktası gibi dersem yanlış olmaz peki kimdir necip fazılı yoluna ışık olan bu kişi.Son devir tasavvuf âlimlerinden. Es-Seyyid Abdülhakîm bin Mustafa el-Arvasî, (m. 1865) senesinde o zaman Hakkâri Sancağı'na, bugün Van'a bağlı Başkale kasabasında doğmuş. 1362 (m. 1943) senesinde Ankara'da vefat ettmiştir. Kabri Bağlum kasabasında bulunmaktaymış.
    Peygamber Efendimizin 43. kuşaktan torunu ve İmam Ali Rıza'nın soyundandır. Bu sebeple seyyid unvanıyla anılmaktay mış. Ataları Bağdat'dan bugün Van'ın Müküs (Bahçesaray) kasabasına bağlı Arvas (Doğan yayla) köyüne yerleştiği için Arvasî nisbetiyle tanınmışlar..

    Tam otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum
    Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum 'der
    ve geçmişini boş vehimlerle geçirdiğini üstü kapalıda olsa söyler.

    Onunla tanışması da şöyle olmuştur.
    1934 yılında, oturduğu Beylerbeyi’ne giden vapurda, Abdulhakim Arvâsî’nin müritlerinden birisiyle karşılaşır. O zat Necip Fazıl’a Efendi Hazretleri’nin Beyoğlu’nda Ağa Camii’nde Cuma günleri vaaz verdiğini duyurur. Şu öğüdü vermekten de geri kalmaz; “Dinleyecekleriniz halk için, nas için söylenen sözler… Siz o sözlerin içine girmeye ve ötesindeki hikmete ulaşmaya bakın!” Yanında ressam arkadaşı Abidin Dino ile birkaç cuma sonra Beyoğlu Ağa Camiine giderler ve Abdulhakim Arvasiyi dinlerler. Namazdan sonra yanına yaklaşıp elini öpmek isterler. Efendi hazretleri bir müddet onlara baktıktan sonra şöyle der; “Biz Eyüp Sultan’da oturuyoruz. Ne zaman isterseniz buyurun” Artık Necip Fazıl, efendi hazretlerine gidiş gelişlerini sıklaştırır. Abdulhakim Arvasi Necip Fazıl’a sorar: “Siz tasavvuftan bir şeyler biliyor musunuz? Okuduğunuz kitap falan oldu mu?” Bahriye Mektebi’nde okuduklarını söyler. Abdulhakim Arvasinin cevabı: “Bu iş kitapla olmaz. Akılla da varılmaz. Hiç yemeğin lezzeti çatal bıçakla aranıp bulunabilir mi?” Necip Fazıl’ın dünyası alt-üst olmuştur. Bu halini Çile adlı şiirinde şöyle dile getirir;

    “Ve uçtu, tepemden birden bire dam,
    Gök devrildi künde üstüne künde…”

    “Sanki burnum değdi burnuna yok’un
    “Kustum öz ağzımdan kafatasımı”



    Necip Fazıl Şeyhi ile tanışmadan önce her şey onda gizli bir düğümdür, bir bilmecedir, yıkık ve şaşkındır, rüyalarında bir cinneti içmekte, ben kimim sorusunun yanıtını aramaktadır. Şu kadar yıllık kâinat ona, yeni baştan ve teker teker gerçekleştirilmeye muhtaç görünür. Onu tanıdıktan sonra bir hendeğe düşercesine kucağına düşer gerçeğin ve geçmişinde geleceğinde bilmecesini çözer: Biricik meselesi sonsuza varmaktır.Allah’a kulluk yapabilmek,zorlu nefsini diz çöktürebilmektir. Yine bu noktada Necip Fazıl Abdülhakim Arvasî Hazretlerini tanımadan önce çektiği acı ve sıkıntıyı ‘ağrı çeken diş’e benzetir.

    Yalvardım :Gösterin bilmeceme yol!
    Et yedinci kat gök ,esrarını aç

    Bu mu ,rüyalarda içtiğim cinnet ,
    Sırrını atarken patlayan gülle

    Gece bir hendeğe düşercesine
    Birden kucağına düştüm gerçeğin
    Sanki erdim çetin bilmecesine,
    Hem geçmiş zamanın ,hem geleceğin .

    Necip Fazıl tanışır şeyhi ile ama başlangıçta kolay teslim olacak bir kişiliği yoktur. Sorular sorar, hatta mürşidini yönlendirmeye çalışır. Mürşidi onu bu konuda şöyle uyarır: ’Yolu İrşad ediciden beklemiyordun da, sen ona yol gösteriyorsun’ senin, sırtında dilediğin yolu aşmaya mahsus bir merkebe mi ihtiyacın var, bir rehbere mi?’


    Necip Fazıl Kısakürek. Mürşidi Seyyid Abdulhakim Arvasi’yi “Tanrı Kulundan Dinlediklerim”, “O ve Ben”, “Son Devrin Din Mazlumları” ve “Başbuğ Velilerden” adlı eserlerinde anlatır.

    Bir de benim Abdulhakim Arvasi ile tanışmam var beni ufak hüzne uğratan o zamanlar kendisi hakkında hiçbir bilgim yoktu bir tv dizisinde tanıdım onu ve yarım bırakmama sebep olmuştu.Dizinin ismi Yedi Güzel Adam, yedisi de bir birinden güzel insanlar dizide bir öğretmen Cahit Zarifoğlu’nu seviyordu o da onu ama sonunda onlar kavuşamadılar şair başkası ile evlendi ve evlendiği kişi Abdulhakim Arvasinin soyundan bir kız .Bu olay beni üzmüştü mutsuz sonlara karşı olan öfkem ve kinim yüzünden ufakta olsa Necip ağabeye kızmıştım. Çünkü Necip ağabey kefil olmuştu Cahit Zarifoğlu’na, hatta eşi onunla tanışmasını şöyle anlatır.(Bu arada Cahit Zarifoğulu’nun eşini hiç sevmem bana kalsa onunla evlenmemeliydi ama işte .)
    “Babamlarla Rasim Özdeören, Akif İnan sık sık görüşürmüş. Babam Ankara'ya gittiğinde onlarda kalırmış. Cahit Bey de askerden döndükten sonra babamın bu sohbet halkasına dâhil olmuş. Rasim Beyler Van'a gelirlerdi ve o zamandan Rasim Bey ve eşiyle tanışırdık. Babama Cahit Bey’le beni evlendirmek istediklerini Rasim Özdenören söylemiş. Babam da o zaman yine Van'a ziyarete gelen Necip Fazıl Kısakürek'e Cahit Bey’i sormuş, ‘Nasıl bir adamdır?’ diye. Necip Fazıl, ‘Eğer kızınızı verirseniz ben de düğün şâhidi olurum.’ deyip Cahit Bey’e kefil olduğunu söylemiş. Gerçekten de Necip Fazıl Van'a geldi, nikâh şâhidimiz oldu. Nişan, düğün hepsi bir günde oldu. Sabah nişan yapıldı, yüzüklerimiz takıldı, akşama düğünümüz oldu, biz de birbirimizi ilk kez yüzüklerimiz takılırken gördük. O kadar insan istemeye gelmiş, beğenmedim demek zaten mümkün değildi. Ama birbirimizi de ilk görüşte beğendik diyebilirim.
    İşte bu sebepten dolayı ufak bir dönem Necip Fazıl ile Müridi Abudlhakim Arvasiden nefret etmiştim işte biz insanoğlu asıl olaya bakmak yerine faktörlere takılıp dururuz .


    Dönelim asıl konuya kitap boyunca Necip abi Allaha olan sevgisini ve ona ulaşma isteğini ve bu yolda korkularını dile de getirmiş .Modern Türk şiirinin mistik şairi. Düz yazı türünde yapıtları da olmasına rağmen asıl güçlü yanı şiirlerindedir .Halk şiirimizin öz ve biçim yapısından yararlanmış, bunlara batılı, modern bir özellik kazandırmış, sonraları dinsel duyuşlarda karar kılmıştır.Sağlam bir teknikle, esrarlı iç âlemini, felsefi görüşlerini, etkileyici bir anlatımla dile getirmiştir. Serbest şiire karşı çıkmıştır. Kafiyeye sığınmayı sahtekârlık sayar. Ona göre, duygu ve düşünce harmanlanıp şiir kalıbında, sanat kaygısıyla dillendirilmelidir.Ona göre, toplum uyarılmalıdır. Türk milleti aslına dönmelidir. "Şiir toplumun his ve fikir hayatını yansıtmalıdır." derken saf şiirden de vazgeçmemiştir.




    Bu şiir yolculuğuna başlama serüvenini de şöyle anlatmış:
    Şairliğim on iki yaşımda başladı.
    Bahanesi tuhaftır:
    Annem hastahanedeydi. Ziyaretine gitmiştim... Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı, küçük ve eski bir defter.. Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde.. Haberi veren annem, bir an gözlerimin içini tarayıp:
    - Senin dedi; şair olmanı ne kadar isterdim!
    Annemin dileği bana, içimde besleyip de on iki yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi göründü. Varlık hikmetimin ta kendisi... Gözlerim, hastahane odasının penceresinde, savrulan kar ve uluyan rüzgara karşı, içimden kararımı verdim:
    - Şair olacağım!
    Ve oldum.



    İyi ki de olmuş.
    Keyifli okumalar




    Bu bilgiler için çeşitli sayfalardan bilgiler aldım ve internetten faydalandım.
  • 328 syf.
    ·13 günde·Beğendi·10/10
    Yani son 50 sayfasında insan diyor ki yok daha neler?

    Öyle güzel bi kitap ki, hala kendime gelebilmiş değilim. Okuduğum ilk sezgin kaymaz kitabı. Ulan be. Etkisinden çıkamadığım hala. O yüzden yazamıyorum. Ama size şu kadar diyorum. Olayların düğümü çözüldükçe ağzınız açık kalacak. Ve kahkaha atarak okuduğunuz kitabın sonunda ağlamamak için dudaklarınızı ısırmanız yüzünden bünyeniz bi süre bu ikilem içinde sarsılıp duracak.

    Benden uyarması.
  • 176 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Merhaba‍️lar :)
    Geçen yıl bu zamanlarda karakalem yapmaktan çok sıkılmıştım ve sosyal medyada takip ettiğim resim sayfalarında hep boyalarla yapılmış renkli resimler karşıma çıkıyordu. Bende merak ediyordum. Sonra okul boyası denilen ucuz boya ile suluboya resmi yaptım. Yaptığım resim pofidik bir baykuştu. Babam, Amcam, ailedeki herkes o kadar çok beğendi ki. "Daha çok yapmalıyım suluboya resimleri" diye düşündüm. Fakat o kadar bilgisizdim ki. Resmi çok sevmeme rağmen pek bir bilgim yoktu suluboya hakkında.

    Kitap fuarında arkadaşımla gezerken buldum bu kitabı. 'Yeni Başlayanlar İçin Suluboya.' Kitabı gördüğümde ilk düşündüğüm şey şu oldu "İşte aradığım kitap bu!" Hemen kitabı aldım.

    Suluboya yapmak kolay değil. Özel bir kağıdınız olması lazım. Bunun sebebi ise şu; normal kağıt suyu emmiyor, kağıt fazla suyu alınca parçalanıyor. Suluboya kağıdı ise tam ideal. Benim tercihim ise grenli suluboya kağıdı. Birde profesyonel suluboyalar var. Ben tablet boya kullandığım için Winsor&Newton aldım. Minicik olmasına rağmen koca bir dünya saklıyor içinde. Boyaları küçümsememek lazım

    Bu kitabı iyi ki almışım dedim. Çünkü bu kitap sayesinde öğrendim çoğu şeyi. Rehberim bu kitap oldu. Kullandığım boya, kağıtlar ve suluboya ile ilgili herşeyi ilk olarak bu kitaptan öğrendim ve uyguladım. Hala ara ara kitabı açıp okuyorum.

    Zamanla beraber geliştim suluboya konusunda. Eğer çizimlerimi incelemek isterseniz, çizimlerimi paylaştığım instagram sayfama bakabilirsiniz.

    https://www.instagram.com/kitapcilgini/

    Okuduğunuz için teşekkür ederim Sanatla, kitapla ve müzikle kalın.... ️
  • Salam hərkəsə,gəlin ilk oxuduğumuz kitabı və neçə yaşımızda oxuduğumuzu qeyd edək..əminəmki ilk oxunan kitab heçvaxt yaddan çıxmaz.😍
    Mənim ilk oxuduğum kitab Cecelia Ahern "hatıralar için teşekkürler "olmuşdu...16 yaşımda
  • 1200 syf.
    ·106 günde·Puan vermedi
    Bu kitap hakkında ya da yazar hakkında söylenmesi gereken çok fazla nitelik ve nicelik var.Yani bu incelemenin öncelikle çok uzun olacağını belirtmem gerekir.Kitabın ön sözü iş adamı Turgay Ciner tarafından yazılmış.Kitabın içeriği bakımından gerçekten bir şeyler başarmış bir iş adamının tarafından ön sözüyle başlaması beni gerçekten kitabı okuduktan sonra daha mutlu etti.
    Kısaca yazardan da bahsetmek gerekirse,hayatı yerine benimsediği fikirlere değinmek istiyorum.
    Ayn Rand objektivizmin kurucusu yani öncüsüdür.O'na göre toplumların yerine bireycilik anlayışı olmalıdır yani insanın kendi olabildiği daha üretken girişken olabilmesi için insanların topluluklar halinde bir şeyler üretmesi yerine insanların hayattan kendi çıkarları ve beklentileri üzerinden yaratıcı olabileceğini savunmuştur.Daha kısa tanımıyla ''Ben'' kavramı bireyin mekanizması olmalıdır.Toplumlarda geçerli olan ya da kabul görmüş ''Biz'' kavramını kesinlikle reddetmektedir.Ayn Rand'a göre 'Biz' kelimesi insan zihnini ve yeteneklerini körelten daha doğrusu yok edici görmektedir.Yani günümüze kadar bir şeyler yaratmış ya da başarmış insanlar kolektif bir bilince sahip olsaydı şuan sahip olduğumuz çoğu şeyden eksik olabilirdik.Toplum çıkarı gözetmeksizin insanlar kendi beklentileri doğrultusunda bir şeyler başarmayı hedeflerse asıl o zaman diğer insanlara faydalı olabileceğimizi yani insanın en önce kendi yararını hatta en önce kendi 'Ben' merkezini(egosunu) tatmin etmenin insanoğluna gerekli olduğunu savunmuştur.
    Kitaba gelecek olursak ,hatta Ayn Rand'ın hangi kitabını okursanız okuyun hemen hemen yukarıda yazdığım fikirlere sahip olacaksınız.Bu kitapta 'iyilik' ve 'kötülük' gibi yargılara varacağınızı sanmayın.Kitabın karakterlerinde iyilik kötülük özellikleri yerine bireyler hangi niteliklere sahip olmalı ki çünkü iyilik ve kötülük yargısı fazla sınırlayıcı olacaktır.Çünkü okuyunca onaylamaycağınız karakter aslında onun kötü olduğu sonucuna varmaktan çok bulunduğu şartlar altında konumu,yaşı,mesleği gereği hangi kararları vermesi daha doğru olmalıydı gibi düşüncelerimizin olması gerekir.İlk vereceğim örnek James Taggart ,Taggart şirketini sahibi,varisidir.Okuduğunuz da ilk sevmeyeceğiniz karakter olabilir.
    Kitapta bir çok ana karakter var.İlk olarak Jon Galt kim? sorusuyla başlayan kitap aslında bir ana karakterdir.Ama bu kitapta bu karakter kitabın yarısına kadar bilinmeyen her hangi bir şey üzerine kullanılan bir tabirdir ve inanın ilk okuduğunuzda içinizi ürperecektir.İnsanlar bilinmeyenden hep korkanlardır.
    Diğer ana karakterimiz Dagny Taggart, Jim Taggart'ın kız kardeşi.Yani şirketin neredeyse diğer sahibi.Ayrıca bu şirket tren rayları, üzerine yapılmış bir şirkettir .Dagny, çocukluğundan beri rayların hayaliyle onun için bir şeyler yapmak hatta onun uğruna her şeyi yapmaya karar veren bir iş kadını.Tabi günümüz de bile geçerliliğini koruyan şeyler geçmişimiz tarafından beslenir.Yani girişimici kadınlar 1940'ların Amerika'sında bile olağan dışı bakılmıştır.
    Dagny,kendinden çok emin başarmanın sadece kendine verdiği hazzı yaşayan bir kadın. Kitapta da çok dile getirdiği şey para kazanmak.En büyük amaçlarından biri budur.Evet bu cümleyi okuyunca ona bakış açınız sakın değişmesin bu amacın ne kadar başarılı şeylere sebep olduğunu okuyunca daha çok iyi anlayacaksınız.Başarı kavramı herkes tarafından takdir görmek değildir kendi isteklerine ve arzularına ulaşmaktır. Bunun aslında toplumda ki yeri 'Bencillik'tir.
    Diğer karakterimiz Dagny'nin çocukluk aşkı Francisco d’Anconia'dır.
    D’Anconia bakırın tek varisidir.Başaralı zeki bir şeyleri başarmayı hedeflemiş iş adamı.Ama sonra başarılarının önündeki kolektif bilinç engeli gereği insanlara istediğini vererek kendini körelten bir insana dönüşür.
    Tabi ki bu kitapta da aşkın konu aldığı yerler var ve bu aşk her zaman popüler kültür yani sıradan işlenilen aşkın dışında bir insan yerine her hangi bir şeye duyulan haz ve tutkudur.Bu tutkular her insan için aynı nitelikte değildir kitapta da göreceğimiz gibi ve her zaman bu tutkuların önün de engeller olmuştur özellikle bu aşk kavramı herkesin sizden beklediği nitelikte değilse.
    D’Anconia'hakkında söylenmesi gereken çok şey var ama bunu
    okuduğunuzda size de uyandıracağı duyguları fikirlerimle sınırlandırmak istemem.
    Zaten bu incelemeyi yazarken anlatmak istediğim olay örgüsünden çok bu yaşanılanların aslında günümüz de gözümün önün de bir yerlerde belki fark edemeyeceğimiz şeylerdir aslında.İsimlerin mekanın tarihin hiç bir önemi yok zira burada daha bir çok karakter anlatabilirim ama isimler ne olursa olsun malzemesi insan olduğu takdirde eminim çokta önemli değildir.Fikirlerime katılmak zorunda tabi ki değilsiniz ama katılmak yerine bilmenizi isterim.
    Bu kitabı okurken herkesin aynı tadı alabileceğini sanmıyorum çoğunluk sıkıcı bile bulabilir çünkü hepimiz hayattan aynı şeyleri beklemiyoruz.Bu yazarla tanıştıktan sonra hayat ve daha çok kendim hakkında fikirlerim çok değişikliğe uğradı.En çok da kendimin farkına vardım.Gerçekten kendinizin farkında olmak istiyorsanız okumanızı çok isteyeceğim.

    Sevgiler.
  • 140 syf.
    ·Beğendi·6/10
    Sesli kitaplar birçoğunuzun bildiği gibi şu sıralar revaçta. Storytel adındaki platform da bu alanda güzel bir arayüz sunuyor. Bilmeyenler için söyleyeyim tıpkı Netflix ve Spotify gibi bir yapıya sahip olan bu platforma belli bir ücret karşılığı aylık abone olduğunuzda içerisindeki sesli kitaplara sınırsız ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Ben aylık ücreti biraz fazla bulduğumu söylemeden edemeyeceğim. Fakat bir aylık ücretsiz üyelik teklifini görünce denemeden edemedim.

    Ve dinlediğim ilk sesli kitap Sabahattin Ali’nin Değirmen’i oldu. Sitede Değirmen için yazılmış yaklaşık 200 inceleme bulunmakta. Bu nedenle ben içeriğinden ziyade genel olarak kitabın benin için nasıl bir sesli kitap tecrübesi olduğuna değinmek istedim.

    Öncelikle sesli kitap gerçekten farklı bir deneyim ve bence seslendiren kişi bu konuda çok önemli. Değirmen’in seslendirmesini gerçekten çok beğendim. Levent Can çok güzel okumuş kitabı, gerek tonlamaları gerek akışı ve vurgulamaları olsun bence gayet iyi bir çalışma olmuş.

    Sesli kitaba Değirmen ile başlamamdaki nedenler ise öncelikle yerli bir yazar oluşunun dinlememi kolaylaştıracağını ve hikayelerden oluştuğu için bütünlüğü kaybetmeyeceğimi düşünmemdi. Fakat şimdi bu seçimlerde kısmen hatalı olduğumu düşünüyorum.

    Şöyle ki kitaptaki bazı hikayeleri dinlerken çok keyif aldım. Radyo tiyatrosu dinler gibi pür dikkat kesildiğim zamanlar oldu, fakat aynı zamanda bir türlü odaklanamadığım içine giremediğim, uzun cümlelerde anlamı kaybettiğim hikayeler de oldu. Bunda hem kitabın bir çok farklı hikayeden oluşuyor oluşunun, her birinde yeni baştan bir akışa adapte olma gereğinin, Sabahattin Ali’nin kısmen uzun betimlemeli üslubunun ve bazı hikayelerdeki kopukluğun etkili olduğunu düşünüyorum.

    Bir diğer eksiklik de satırların altını çizememek… Bir yer dinliyorsunuz ve çok hoşunuza gidiyor; uygulama size kaldığınız dakikaya yer işareti ve not ekleme opsiyonunu sunuyor, ancak bu hem uğraştırıcı hem de kalemin kâğıtta bıraktığı iz gibi kalıcılık hissi uyandırmıyor. İçten içe biliyorsunuz çünkü tekrar açıp o saniyeyi dinlemeyeceğinizi ya da dinlediğinizde o an ki gibi bir his uyandırmayacağını… Yani kısaca kitaplığınızda önceden okuduğunuz kitabı elinize alınca yaşadığınız o hissi yaşayamıyorsunuz…

    Fakat bazen de seslendiren kişinin okuyuşu –güzelse- gerçekten sizi etkileyebiliyor. Normalde okuduğunuzda hissetmeyeceğiniz şeyleri bulabiliyorsunuz bir cümlede. Tabii bunda yazarın Sabahattin Ali olmasının da etkisi büyük. Ben özellikle kitaba ismini veren Değirmen ve ismini unuttuğum birkaç hikayeden bir hayli etkilendim.

    Bunun yanında yürüyüş yaparken, ev süpürürken (test edildi, onaylandı :) ), yemek yerken veya yaparken ya da gece yatmadan önce kitap dinlemek oldukça keyifli olabiliyor – hele de kendinizi akışa kaptırırsanız :) Ben bu akışa kaptırma olayını kitap dinlemede baya önemli buldum. Çünkü Değirmen’deki bazı hikayeler dediğim gibi bana çok kopuk ve yer yer eksik geldi bu nedenle dinlerken gerçekten zorlandım. Zaten kitabın ilk yarısını birkaç günde dinlemişken diğer yarısını bitirmem hayli uzun sürdü.

    İlk sesli kitap deneyimim olduğu için net bir şey söyleyemiyorum ama bir uzun hikaye veya akıcı bir romanın daha kolay dinlenebileceğini düşünüyorum. Sizin, bunu sesli dinlemek keyifliydi dediğiniz bir kitap varsa göz atmayı da çok isterim.

    Sesli kitap dinlemek dediğim gibi güzel bir düşünce, kitabın alanını genişletiyor ve daha çok erişebilirlik ve hoş bir deneyim sağlıyor fakat ben yine de “okuma”yı “dinleme”ye açık ara tercih ederim. Poşet çay ve demleme çay gibi bir şey sanırım bu da :)
    Arada sırada yine bu tarz sesli kitap denemeleri yapabilirim ancak bu kısıtlı kullanım için aylık aboneliği ve fiyat politikasını pek mantıklı bulmuyorum açıkçası.

    Benim ilk sesli kitap deneyimimdi, umarım iyi-kötü bir fikir verebilmişimdir. Ve son olarak sizlerin de sesli kitap hakkındaki düşüncelerinizi ve tecrübelerinizi duymayı çok isterim.

    İyi geceler, okumalar –ve dinlemeler efendim :)