Fatih Kurt, Kırmızı Saçlı Kadın'ı inceledi.
21 May 02:35 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Nobel ödüllü Orhan Pamuk. Yıllardır okumaya niyetlenip de bir kez bile okuma girişiminde bulunmadığım yazarımız. Yine okumayacaktım(okumamamın özel bir sebebi yok sadece ismi Orhan olan yazarları sevmiyorum) fakat bir boşluk anımda elimde okumadığım kitaplar olmama rağmen, elimde henüz okumadığım kitap varsa kitap almıyorum genellikle, bir de baktım ki kitabı satın alıp çantama koyuvermişim. İlk anda bir pişmanlık çökse de aldık artık napalım okuyacağız mecburen edasıyla kitaba demir attık. Kitaba geçelim öyleyse:
Çevremden duyduğum kadarıyla Orhan Pamuk okumaya en yanlış kitabından başlamışım. Yani daha önce Orhan Pamuk okumadığımı bilen ve kitabı elimde gören çoğu kişi aynı şeyi söyleyince ben de öyle olduğuna inanmaya başladım diyebilirim. (Doğru olup olmadığını teyit etmek için önümüzdeki zamanda, yazarın diğer kitaplarına da besmelemi çekip başlayacağım.)
Kimseye kulak asmadan kitaba yumuldum(kaba bir ifade olarak yorumlayabilecek herkesten özür diliyorum).
Baba-oğul-kutsal damacana(diğer incelemelerin birisinde bu sözcük kullanıldığından aklımda kalmış) tadında bir romandı. Yazarımız bir çocuğun babasına olan bakışını, bir erkek çocuğun babasına olan bakışını mitolojik öykülerle destekleyip üzerine maydonoz yaprağı koyarak servis edilmiş. Fakat tabiki bu kadar sığ bir anlam çıkarmak yazara da kitaba da haksızlık olur. Anladığım kadarıyla yazar, birtakım psikolojik varsayımları Türk toplumu üzerinde test ederek, kendi ruhani bunalımına bizleri de sokmak istemiş bu kitabıyla. Farklı bir üslupla kaleme alınmış ve biraz da sayfaların üzerine popülarizm serpiştirilmiş.
Uzatma da ne demek istiyorsan adam akıllı söyle diyecek olursanız eğer;
Orhan Pamuk'a dair hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. Ve fark ettim ki biraz da, bu hayal kırıklığına uğramamak için Orhan Pamuk okumuyormuşum bunca zamandır. Kitap güzel miydi, güzeldi. Ama sanki bir şeyler eksikti bu kitapta. Evet her detayı olabildiğince iyi tasarlanıp maydonoza varana kadar iyi servis edilmiş bir yemek ortaya konulmuş ama en önemli şeyi tuzu atılmayı unutulmuş.
(Bu arada yazdığım bu inceleme benzeri yazıları sadece tarihe not düşmek için yazıyorum. Bir kitabı okuduktan sonra üzerine bir şeyler de yazınca kendimi o kitapla ilgili daha iyi hissediyorum. İnceleme başlığı altında yazılmış Fatih Kurt imzalı anlamsız yazıları sabırla okuyan dostlara duyurulur.)

kevs, İntibah'ı inceledi.
19 May 14:16 · Kitabı okudu · 5 günde · 6/10 puan

İntibah’ın kelime anlamına baktığımda “Hakikati ve hakkı anlayıp fenadan dönmek, uyanış” olduğunu öğrendim. Karakterimiz Ali Beyefendi tam olarak kitabın adını layıkıyla yerine getirip gözlerini açıyor lakin fenadan dönme konusunda birtakım sıkıntılar yaşamıyor değil.
Kitap Ali Bey’in Mahpeyker ile tanışıp ona aşık olmasıyla başlıyor. Ama Mahpeyker’in iyi bir kadın olduğu söylenemez. Ali Bey tüm çevresi tarafından uyarılmasına rağmen Mahpeyker’le olan ilişkisine devam ediyor sonra ne oluyorsa artık Mahpeyker’den ayrılıyor. Bu seferde masum güzel Dilaşub’a sarıyor. E hal böyle olunca bu seferde Mahpeyker intikam peşinde koşuyor.
Kitapta kötü amcalar, kötü yola düşmüş kimseler, ‘son pişmanlık fayda etmez’ seslerinin inceden duyulduğu entrikalar mevcuttu. Kitap açıkçası benim için biraz hayal kırıklığı oldu diyebilirim. Kitaptaki hiçbir karakteri sevemedim, olaylar da biraz yavan geldi. Ama yine de dili gayet akıcı, anlaşılırdı. Bu kitabı, batılı anlamda yazılmış ilk roman olduğu için merak ediyordum ve okudum.

PA, Ah'lar Ağacı'ı inceledi.
18 May 19:15 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Ah...ünl. 1- Sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme gibi duygular anlatır.
TDK Türkçe Sözlük

İlk sayfa böyle başlıyor ve 'ah' kelimesinin tam anlamını okudukça yaşatıyor insana. Melankolisini çok beğendim. Çevremdekileri de rahat bırakmadım, ya şurayı okusana bak burası çok güzel diye :) Didem Madak'ın okuduğum ilk kitabıydı, devamı gelecek. Herkese tavsiye ederim alın okuyun :) okutun :)

~ Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar. ~

Efsane bir giriş karşıladı beni. İçine dalacağım ızdırap ve melankoli denizinin habercisi.. Zaten kitabın girişinde de belirtilen yazarın hayatına ilişkin trajik noktalar, okurken yaşanılacak bunalımın ön gösterimi gibi.
İncecik bir kitap elimdeki ve hemen bitirme havasına giremeyeceğim ilk izlenimimden anlaşılıyor.

''Lakin tek korkum; yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan...'' diyerek kimseye anlatılmaz dediği bu dertleri gölgesine anlatmaya başlıyor.
Esrarengiz bir kadının büyüleyici tasviriyle masal okuyormuş hissine kapılıyorum.
Tanıdığı, bildiği o ızdırap ve acı ile anlattığı olaylar karmaşık bir hal alıyor, gerçek miydi, zihninde mi canlandırmıştı karakter dahi bunun ayrımına varamazken, afyonuyla duman altı olup, zaman ve mekan kavramından uzaklaşıyorum.

Doğumu itibariyle yazgısı elem içinde.. Onu büyüten, çok sevdiği halasının kızına aşık olmuş, sırf ona benzediği için.. Aşk ve nefret arasında ona hissettikleri; evlendiği ancak el sürmesine izin vermeyen kahpe diye anlattığı karısına..

Nefret duyduğu, saplantıya dönüşmüş aşkı onu tabuta benzettiği odasında yavaş yavaş öldürüyor.
Ölüm korkusu sarıyor.. Ölmek değil de, hiçliğe gidemeyeceği, öldükten sonra ikinci bir hayata uyanmak endişesi sarıyor. Toprağın altında, bedeninin her zerresinin aşağılık insanların bedenlerine karışması korkutuyor. Zayıf olmanın, bu dünyaya ait olamamanın bedelini yaşamakla ödüyor..
''Bana göre değildi bu dünya; bir avuç yüzsüz, dilenci, bilgiç, kabadayı, vicdansız, açgözlü içindi; onlar için kurulmuştu bu dünya.'' diyor.

Olay örgüsü, birbirine benzeyen kişiler ve mekanlar arasında değişiyor kitapta. Siyah saçlı, ince bitişik kaşlı kadın tasviri; baştaki esrarengiz genç kızın, annesinin ve karısının tasvirine benziyor. Sararmış sarıklı kambur sinir bozucu kahkaha ile gülen ihtiyar; esrarengiz kızın yanındaki ihtiyara, karısının onu aldattığı adama ve karısının babasına - halasının ölüsü başında kızı tarafından baştan çıkarıldığında iğrenç bir kahkahayla gülen eniştesine- benziyor.
Mavi gündüz sefaları, ölümü tasvir eden mayıs böcekleri, bir salatalık gibi serinletici, hoş buruk tat, yanaklarının kasap dükkanında asılı etlerin renginde olması, sürekli tekrarlanıyor kitapta.
Baştaki kadının, onu etkisine alan esrarengiz kadının evine gelmesini, karısının yaptıklarından pişmanlık duyarak kendisine gelmesini umarak hayalinde oluşturuyor belki de.

Kitabın son sözünde Hidayet'in yakın dostu Bozorg Alevi'nin onunla ilgili notları da yazarı yakından tanımama vesile oldu.
Yazarın hayatına baktığımda, hayata ve insanlara adapte olamamış bir ruh hali, hayatının son zamanlarına doğru umudunun kalmayışı ve kendine ölüm yolunu seçmesi kitapta anlatılan karakterle de paralellik gösteriyor.
Dönemin İran'ındaki baskıcı siyasi rejim, Hidayet'in düşüncelerine vurulmuş gem gibi. Ya da son sözde Bozorg Alevi'nin de dediği gibi ''Bu roman, daha çok, sessizce katlanılan bir acının ifadesidir; kendisinin çektiği, onunla beraber hisseden ve terörün susturduğu diğerlerinin çektikleri acıların ifadesidir.''

Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
16 May 06:32 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Abdülhak Hâmid, Yahya Kemal ve Tevfik Fikret gibi ilk yıllarında Abdülhamid'e cülus yıldönümlerinde övgüler düzen büyük şairlerimiz, daha sonra farklı gerekçelerle aleyhine geçmişlerdir. (Ancak ileride göreceğimiz gibi, Yahya Kemal'in son yıllarında yazmaya başladığı ama tamamlamaya ömrünün vefa etmediği 'Her Gece Benimsin' adlı romanındaki pişmanlık alametleri gözden kaçacak gibi değildir.)

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan

Kalbini mi Yarıp Baktın :
Sinelerde olanı biteni bilen sadece Allah’tır. İnsan ise bilgi edinmede sınırlıdır. Sınırları zorlayan insan, telafisi zor sonuçlara maruz kalabilir. İnsan künhüne vakıf olmadığı olayları zahirine göre değerlendirir. Yine insan için esas olan beyandır. Bunun ötesini zorlamak yetki aşımıdır. Külfettir. Hele hele söz konusu durum bir insanın hukuku ise daha bir önem kazanır. Sorun şu, insanları yaptıklarında ve söylediklerinden değil de, kalplerinde olandan dolayı yargılamak… Birde yargılamanın akide alanında olduğunu düşünün. Bu ne cesaret! ?
Bu konuda Usame b.Zeyd'in başına gelenleri hatırla­yalım. Rasulullah (sav) düşman üzerine gönderdiği bir grup sahabi içinde Zeyd, çatışma esnasında kapıştığı hasmını tam öldürecekken, adam kelime-i şehadet getirerek Müslümanlara selam veriyor. Usame bu kişinin korkusundan, canını kurtarmak için şehadet getirdiğine hükmederek, adamı öldürüyor, sürüsüne el koyuyor. Sefer dönüşü, olay Rasulullah’a haber verilince çok üzülüyor, hiddetleniyor ve "kalbini yarıp baktınız da mı korkudan olduğunu anladınız!" di ye Zeyd'e çıkışıyor. "Usame, demek sen Rabbim Allah diyen birini öldürdün ha?" diyerek ha bire kınıyor. Usame Re sulullah' in bu ısrarlı kınayışları karşısında ne denli sıkıldığını şu sözlerle dile getiriyor: "Rasulullah bu sözü o kadar tekrarladı ki kendi kendime 'keşke bu olaydan sonra Müs­lüman olsaydım." Dedim. Daha sonra Usame'nin pişmanlık ve yakarışları üzerine Peygamberimiz onun için istiğfar edi­yor, bir köle azat etmesini emrediyor... Konu ile ilgili şu ayet nazil oluyor :
"Ey iman edenleri Allah yolunda savaşa çıktığınız za­man iyi anlayıp dinleyin, size selam verene, dünya hayatı­nın geçici menfatına göz dikerek "Sen mü'min değilsin" de­meyin. Çünkü Allah'ın nezdinde sayısız ganimetler vardır. Önceden siz de böyle iken Allah size lütfetti; o halde iyi an­layıp dinleyin. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızdan haber­dardır." (Nisa-94)
Kalplerde olanı okumaya izinli değiliz... Görevli de de­ğiliz... Bir başkasının kalbini yarıp bakma, ona göre hüküm bildirme makamında olmadığımıza göre, nerede durmamız gerektiğini iyi bilmeliyiz.... Şayet kalbe yönelik yapacak bir şeyimiz varsa, kendi kalbimizi masaya yatıralım, neşteri kendi sinemize vuralım... Herkes ancak kendi kalbini sorgu­lama mevkiindedir.
Ciddi bir karineye ve beyana dayanmaksızın, Müslü­manları bir takım şer'i değil indi gerekçelerle ceffel kalem İslam dışı görme yanılgısından kurtulmalıyız. Mezhebi asa­biyetler, grup asabiyetleri, çizgi asabiyetleri ile kendi dışındakileri din dışı görme marazına dönüşmemeli...
Tekfir hastalığı bir nevi insan kıyımıdır... Şabloncu bir yaklaşımla potansiyel muhatapları tüketmektir... Ne çağda? Haricilik, ne de çağdaş Mürcie bizim çizgimiz olmaması gerekir, diye düşünüyorum... Niyet okuyuculuk yetkisini kimse bize vermedi. Bize tanınmayan yetkiyi, hangi hakla kul­lanabiliriz?
İslam Tarihinde diğer bir kesit: İslam’ın Mekke dönemi, Müslümanların ağır baskı gördüğü bir dönemdir. İşkence, öldürme, boykot, hakaret birbirini izliyor. İnsan hassasiyeti­ni ayaklar altına alan ne varsa yapılıyor. Müslümanlar çile­lere sabrediyor, meşakkatleri göğüslüyorlar, ölümü bile gö­ze alıyorlar. Yasir ve Sümeyye bu dönemde vahşice şehit edilen ilk müslümanlar.
Oğul Ammar, baba ve annesinin gözleri önünde şehit edilişine şahit oluyor. O'ndan İslam ve Hz.Muhammed (sav) hakkında olumsuz sözler söylenmesi isteniyor. O da, işkencenin dayanılmaz boyutlara ulaştığı bir an da, kendisinden istenenleri söylüyor. Sonra serbest bırakılıyor. O da doğru­dan soluğu Hz.Peygamberin yanında alıyor: "Ammar helak oldu Ey Allah'ın Rasulü" diyor. Hz.Peygamber (sav) onu sakinleştirdi, başından geçen­leri dinledi, sonra sordu:
"Senden istenenleri söylerken kalbin nasıldı?" Ammar kalbinin Hz.Peygamber'e ve İslam'a derin bir muhabbetle dolu olduğunu söylediklerini zorla söylettikleri­ni bildirdi. Ammar'a "Seni yine zorlarlarsa istediklerini söy­le" diye buyuruyor.
Bunun üzerin Ammar'ın "kalbindeki itminana" dikkat çeken şu ayet indi:
"Kim iman ettikten sonra Allah'ı inkar ederse kalbi imanla dolu olduğu halde (inkara) zorlanan başka fakat kim kalbini kafirliğe açarsa işte Allah'ın gazabı bunlaradır, onlar için büyük bir azap vardır," (Nahl -106)
Bu olayın bütün zamanlara uzanan bir değerinin olduğu bilmek, gerekiyor. Bütün zamanlarda hâkim güçler ile mü'minler arasında zorlu sınavlar olmuş, yukarıdan gelen baskılara tahammül edebilenler çıkmış, edemeyeni olmuş...
Böyle bir süreçte egemen güçlerin baskıları karşısında alınan tavırda "kalbi duruş" öne çıkıyor.
Size dayatılanlar karşısında kalbiniz nasıl?
Zilleti kanıksamak, zulmü içselleştirmek durumundamısınız yoksa kalbinizdeki öfke seli her gün kabarıyor mu? Zulme beklenen tepkiyi verememenin ızdırabı ile içiniz eziliyormu?
Ammar'ın "helak oldum" çığlığı yüreğinizde yankılanı­yor mu?
Tabi zorlukları, süreçleri bahane ederek kalblerini sa­tanlar da var...
Kur'an-ı Kerim'de Mümin suresi vardır. Bu sure ismini, Firavun'un ailesinden olup imanını gizleyen kişinin kıssasın­dan alıyor. Kalbinde imanı olup kendini gizleyen bu mümi­ni Kur'an yok saymıyor:
"Firavun ailesinden olup, imanını gizleyen bir mü'min adam şöyle dedi. Siz bir adamı, Rabbim Allah'tır diyor, diye öldürecek misiniz?. (Mümin -28)
O güne kadar gizlenen bu imanın nerede ve ne zaman yankı bulacağını nasıl bir aksiyona dönüşeceğini biz bile­meyiz ki?
Bundan dolayı biraz daha temkin, biraz daha ihtiyat...
Yalancı Peygamber Müseyleme Hz.Peygamber (sav) in ashabından iki kişiyi esir alıyor. Birine : "Benim Allah'ın Rasulü olduğuma inanıyor mu­sun?" dedi. "Evet" deyince onu bıraktı. Aynısını diğerine sordu. O da: "Hayır. Bilakis sen yalancısın" dedi. Onu öl­dürdü. Rasulullah (sav) buyurdu ki: "Serbest bırakılan ruhsa­tı almıştır. Zararı yok. Öldürülen ise, üstünü (azimeti) almıştır. Ne mutlu ona."
Anlıyoruz ki bir başkasının kalp alanı ile ilgili bir şey söyleyeceksek tekrardan bir daha düşünmemiz gerekiyor...
Biz kendi kalbimize yönelelim.
İslam'la ilişki, temelde bir kalp sınavıdır...
Kalbimize sarılalım...
Kalbimizi kaybetmekten korkuyorum...

Mustafa Dikme, Değirmen'i inceledi.
13 May 17:41 · Kitabı okudu · 14 günde · 10/10 puan

İlk kez Sabahattin Ali kitabı okumanın verdiği hafif utanç ve pişmanlık var üzerimde. Ama yine de bu kitabı ve yazarı övmem ve teşekkür etmem için engel değil. Bir kitabı okurken, eğer okuduğum hikaye ise doğallık, sadelik, ruha dokunma, damakta tadı kalma gibi bazı beklentilerim oluyor hep. Bu kitapta da ne aradıysam buldum diyebilirim. O kadar güzel anlatıyor ki her bir hikayede sanki yurdun başka bir köşesine gidip anlattığı hikayeyi bir köşede oturmuş canlı canlı izliyorum. Bu yüzden teşekkürler Sabahattin Ali iyi ki yazmışsın.

Okurum ?????
Peki sebepsiz gidişine ne demeliyiz ????
Cevap !!!!!

Sevepsizce açıklama bile yapımdan gitmek giden kişinin çok aciz basit
Çaresiz biri olduğunu ayaklar altına serer

Geride kalanda ilk başlarda ne oldğunu anlamaz
Bir müddet sonra kendini suçlar
Sonra aklında cevapsız sorular gezinir durur ''

Okurum ?????
Peki daha sonra pişman olup geldiğin de ne olur ???????

Cevap !!!!!

Pişmanlık mı???
Dedin !!

Okurum ???
Cevap !!
Evet

Cevap ???

İnsan pişman olup geri döndüğünde
Her şeyi göze almalı en başında

Nasıl bir semti lodos yerle bir ettiyse karşi Tarafıda
Böyle etmiş haldedir

Geri gelen basit bir özürle
Arkası olmayan açıklamalar la
Süslü laflarla
Her şey düZelsinn kaldığı yerden devam edelim der

Ama kalan için bunlar sadece
Göz boyamaktan başka hiç bişey

Kalan aslında çok güçlü olur çünkü kendi kendini teselli etmeyi bile öğrenir

Ama sonuç kalanın vereceği karara bağlidir '

Okurum ?????
Peki insanların duygularıyla bu denli
Yıpranması ilerde sorun olur mu ?!!!

Cevap !!!!!!!
Olmaz olur mu tabikide olur
İleriki yaşlarda depresyona sinir hastalıklarına kadar yol açar !

Çünkü insan duyguları çok hassastır gelişi güzel oynamya gelmez
Bazen geri dönüşü olmayan yollara bile girer

Okurum ???
Evet tam bende olduğu gibi
Aradan yıllar geçsede
Ben hala kendime gelemdim
İçimde her zaman bi eksiklik var


Abdullah yıldırım

Yıldız Tozu, bir alıntı ekledi.
12 May 23:20 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Kendinden başka kimsesi yoktu. Her dilde birden. Her dilde tövbenin karşılığı vardı. çünkü pişmanlık ilk insandan torunlarına mirastı.

Malafa, Hakan Günday (Sayfa 107 - Doğan Kitap)Malafa, Hakan Günday (Sayfa 107 - Doğan Kitap)
Nur, Korku'yu inceledi.
11 May 23:58 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 7/10 puan

Yazarın okuduğum ilk kitabı.. Son olmayacağına eminim. Pişmanlığı, utancı, korkuyu ele alan ve bir solukta okunabilecek bir kitap bana göre. Evli bir kadının hayatındaki rutinden sıkılıp başka bir adamla ilişki yaşaması sonucu eşine karşı duyduğu utanç, yakalanma korkusu, tüm o gerginlik, pişmanlık.. İlk başlarda yabancıladığı hayatının aslında ne kadar güzel olduğunu kavraması ama yaşananları düzeltemiyor olmasından dolayı içine düştüğü sıkıntılar harika anlatılmış. Herkesin kütüphanesinde olmayı hak edecek türden.