• 2018'DE OKUDUĞUM KİTAPLAR VE PUANLAMALARIM

    OCAK -13 kitap-
    1.Unutulan Kraliçe- Vanora Bennet (3/5)
    2.4N 1K "on ikiden sonra"- Büşra Yılmaz(3/5)
    3.Kan ve Yıldız Işığı Günleri- Laini Taylor (5/5)
    4.Olağanüstü Bir Gece- Stefan Zweig (5/5)
    5.Piyon- Aimee Carter (3/5)
    6.Vezir- Aimee Carter (5/5)
    7.Uzak Yıldızlar- Marissa Meyer (5/5)
    8. Mucize- R. J. Palacio (5/5)
    9.Hiçliğin Kıyısında- J. A. Redmerski (2/5)
    10. Seçme Şiirler- Nazım Hikmet (5/5)
    11.Vadideki Zambak- Balzac (4/5)
    12.Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu- Stefan Zweig (5/5)
    13.Başka Dilde Aşk- Mia Sheridan (4/5)

    ŞUBAT -6 kitap-
    1.AEDEN- Azra Kohen (5/5)
    2.Yaprak Dökümü- Reşat Nuri Güntekin (4/5)
    3.Fareler ve İnsanlar- John Steinbeck (5/5)
    4. Kan Sözü- Richelle Mead (4/5)
    5.Aklından Bir Sayı Tut- John Verdon (3/5)
    6.Hayvan Çiftliği- George Orwell (5/5)

    MART -7 kitap-
    1.Melekler ve Şeytanlar- Dan Brown (4/5)
    2.Genç Werther'in Acıları- Goethe (4/5)
    3.Dönüşüm- Franz kafka (5/5)
    4.Çizgili Pijamalı Çocuk- John Boyne (5/5)
    5.Piraye-Canan Tan (3/5)
    6.Ruh Bağı- Richelle Mead (4/5)
    7.Not: Seni Hâlâ Seviyorum- Henny Han (4/5)

    NİSAN -11 kitap-
    1. Son Fedakarlık- Richelle Mead (4/5)
    2. Biz, ölümlüler- Patrick Ness (2/5)
    3.Alice Hakkındaki Gerçek- Jennifer Mathiew (4/5)
    4.Şafak Vakti- Stephenie Meyer (2/5)
    5.Yaban- Yakup Kadri Karaosmanoğlu (5/5)
    6. Olasılıksız- Adam Fawer (4/5)
    7.Babaya Mektup- Franz Kafka (3/5)
    8.Şah- Aimee Carter (3/5)
    9. Mecburiyet- Stefan Zweig (4/5)
    10. Death Note (cilt #1) (4/5)
    11. Bir Sır Saklı İçimde- Julie Berry (5/5)

    MAYIS -8 kitap-
    1.Kırmızı Saçlı Kadın- Orhan Pamuk (2/5)
    2. Amok Koşucusu- Stefan Zweig (4/5)
    3.Yalancılar- E. Lockhart (4/5)
    4.Seni Ben Uydurdum- Francesca Zappia (5/5)
    5.Clarissa- Stefan Zweig (5/5)
    6.Arayışlar- Lou Andreas Salome (5/5)
    7.Lider- R. Gaye Önel (1/5)
    8.Uyanış- Scott Sigler (3/5)

    HAZİRAN -14 kitap-
    1.Yağmurla Gelen Mutluluk- Amber L. Johnson (2/5)
    2.Kumarbaz- Dostoyevski (5/5)
    3.Birimiz Yalan Söylüyor- Karen M. McManus (4/5)
    4.Beyaz Geceler- Dostoyevski (5/5)
    5.Kırmızı Pazartesi- Gabriel Garcia Marquez (2/5)
    6.Feniçka- Lou Andreas Salome (5/5)
    7.Kötülük Tohumları- J. A. Redmerski (5/5)
    8.Grapon Kağıtları- Didem Madak (4/5)
    9.Asla Asla- Collen Hoover ve Tarryn Fisher (4/5)
    10.Genç Elitler- Marie Lu (3/5)
    11.Kemik Torbası- Stephen King (2/5)
    12.Tepki- Stephen King (4/5)
    13.Tehlikeli Yalanlar- Becca Fitzpatrick (4/5)
    14.Veronika Ölmek Istiyor- Paulo Coelho (5/5)

    TEMMUZ -13 kitap-
    1.Düzenleyiciler- Stephen King (1/5)
    2.Anna Karenina- Tolstoy (5/5)
    3.Kara Kurt- J. A. Redmerski (5/5)
    4.Victor- J. A. Redmerski (3/5)
    5.99 Gün- Katie Cotugno (3/5)
    6.Gölün Dibindeki Ev- Josh Malerman (3/5)
    7.Serseri- Rachel Vincent (2/5)
    8. EREBOS- U. Poznanski (5/5)
    9.Geçmişin Kırıkları- Brittainy C. Cherry (2/5)
    10.Eksik Parça- Michelle Hodkin (5/5)
    11.Albaya Mektup Yok- Gabriel Garcia Marquez (4/5)
    12.Rengâhenk- Can Yücel (3/5)
    13.Yaşamın Ucuna Yolculuk- Tezer Özlü (4/5)

    AĞUSTOS -12 kitap-
    1.Bin Öpücük- Tillie Cole (2/5)
    2.Ejderhanın Gözleri- Stephen King (3/5)
    3.Mürebbiye- Stefan Zweig (4/5)
    4.Gül Cemiyeti- Marie Lu (3/5)
    5.Uğultulu Tepeler- Emily Bronte (5/5)
    6. Kusursuz Elmas- Camilla Monk (1/5)
    7.Uyanış- Lisa Mcmann (4/5)
    8.İki Kız Kardeş- Edith Wharton (5/5)
    9.Umutsuz- Colleen Hoover (3/5)
    10.Mezarla Randevu- Jeaniene Frost (2/5)
    11.Bir Kadının Hayatından 24 Saat- Stefan Zweig (4/5)
    12. Yeraltından Notlar- Dostoyevski (5/5)

    EYLÜL -14 kitap-
    1.Hayatın Kıyısında- Jennifer Niven (4/5)
    2.Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku- İlhami Algör (?)
    3.Bıçak Sırtı- Michelle Hodkin (5/5)
    4.Aşk ve Dondurma- Jenna Evans Welch (2/5)
    5.Yabancı- Albert Camus (4/5)
    6.Siyah Damar- Tarryn Fisher (4/5)
    7.Yüzyılın Fırtınası- Stephen King (4/5)
    8.Kırık Kanatlar- Halil Cibran (4/5)
    9.Ateşböceği Yolu- Kristin Hannah (2/5)
    10.22/11/63- Stephen King (5/5)
    11.Her Şey İçin Teşekkürler- Tommy Wallach (3/5)
    12.Ürperti- Maggie Stiefvater (3/5)
    13.Mavi Saçlı Kız- Burçak Çerezcioğlu (5/5)
    14. Anne Frank'in Hatıra Defteri (5/5)

    EKİM -9 kitap-
    1.Tanrı ve Canavarların Düşleri- Laini Taylor (5/5)
    2.Ölü Ozanlar Derneği- N. H. Kleinbaum (5/5)
    3.Adımı Söyle- James Dawson (4/5)
    4.İlk Aşk- John Green (2/5)
    5.Death Note (cilt #2) (4/5)
    6. Death Note (cilt #3) (5/5)
    7.Genç Bir Doktorun anıları- Mihail Bulgakov (4/5)
    8. Değirmen- Sabahattin Ali (5/5)
    9. Death Note (cilt #4) (4/5)

    KASIM -4 kitap-
    1.Bronz Atlı- Paullina Simons (5/5)
    2.Death Note (cilt #5) (4/5)
    3. Akıl Çıkmazı- Michelle Hodkin (5/5)
    4. Düşüş- Lauren Kate (2/5)

    ARALIK -6 kitap-
    1.Kuyrukluyıldız Altında Bir Izdivaç- Hüseyyin Rahmi Gürpınar (5/5)
    2.Warcross- Marie Lu (5/5)
    3.Her Gün- David Levithan (3/5)
    4.Hayaletli Yolda 13 Saat- Thomas Brezina (3/5)
    5.Tatyana ve Alexander- Paullina Simons (4/5)
    6.Son Ada- Zülfü Livaneli (5/5)

    Toplam= 117
  • SEN YOKSAN BENDE YOKUM... CANIMIN İÇİ
    Sonu gelmesin diyorum bu mesajın ama elimde değil hayatımıza sabah kaldığı yerden devam edeceğiz.Gecenin 4’ü oldu malum sabah erken kalkacağım , yastığımı toparlarken baş ucumda duran resmine bakıp bir öpücük konduracağım , benim için en önemlisi sensin , bu mesajı okurken sabah yüzünde ki mutluluğu görmek için saatlerce yürür gelirdim ama olsun bir seni seviyorum mesajına bile gülerim.Seni çok ama çok seviyorum , Allah ayırmasın yarim.

    Seninle tatile çıktığımız günü hatırlıyor musun ? ne kadar da masumdun .Kış dı ocak ayıydı yeni yılı kutlayıp gelmiştik Uludağ’a kar kadar güzeldi tenin.Bembeyaz tenine dokundukça

    gülümsüyordun ve ben o anını hiç unutamıyorum.Başında bembeyaz bir el örgüsü şapka ve elinde ise yoldan gelirken aldığımız bir eldiven.Kalbim atıyor seni anlattıkça.

    Uzandım şuanda geleceğimizi düşünüyorum , geleceğin gününü dört gözle bekliyorum.Hava da çok soğuk üşütme sakın , biraz hasta gibiydin içdin mi ıhlamurunu.Sevda kokan saçlarını

    iyi kuruttun mu ?

    Boş bir sokakta seni aramak dedikleri bu olsa gerek. Tek bir ses, tek bir ayak izi yok. Ben hala senden bir parça bulmaya çalışıyorum geceleri bu boş sokaklarda. Seni sevebildiğim kadar sevmek istiyorum. En sonuna kadar sevmek, iliklerime kadar sevmek, damarlarımdaki kanın akışını hissedercesine sevmek istiyorum. Seni sevmekten başka hiçbir işle boğuşmak istemiyorum. Aklımda, ruhumda, bedenimde sadece senin düşüncen yer alsın istiyorum. Seni seviyorum.

    Benim sana kurduğum her cümle şiir kokar. Sen insanın içindeki şairi parçalarsın; acısını son damlasına, sevincini en dibine kadar yaşatırsın. Senin adın ilham, senin adın aşk…

    Tarafsız seviyorum seni ben. Rakının beyazında, denin mavisinde, güneşin sıcaklığında… Sadece kendi tarafımca seviyorum. Sır gibi saklıyorum seni dillerden. Öğrenirlerse onlarda seni rakının beyazında, denizin mavisinde, güneşin sıcaklığında sevecekler. Sana başka aşk değmesin diye saklıyorum seni.

    Ey aşk atla içimden. Yakıp kavurma bedenimi, gençliğimi soldurma. Yüzümde ki hüznü al da öle git zira delireceğim. Tutamayacak hiçbir zincir beni. Bedenimi ortadan ikiye yaracak. Git aşk, git benden.

    Sana zarar vermeden seviyorum seni, arama sorma artık. Konuşma benden. Bir ölüyüm, bırak rahat yatayım mezarımda. Dürtme beni, dokunma bana.

    Senin aşkın dillere efsane gibi, her ağızdan ismin dökülür. Ey yar, nasıl da tutsak ettin beni. Kafesimin kapısı bir an bile aralanmıyor. Senin olmaktan şikayetçi değilim fakat azat et beni. Uçayım sana doğru, süzülsün kanatlarım göklerde. Beni fark et.

    Her geçen gün biraz daha soğuyor geceler. Yokluğun sinci bir yılan gibi sokuluyor koynuma. Boğazıma çöküyor her gece. Uyan sevgili, gecemi ısıt, koynuma yerleşen yılanı sök benden.

    Sen dünya üzerindeki en büyük ormansın. Yolların, ağaçların, dalların, yaprakların, birbirinden güzel çiçeklerin var senin. Bir de köklü bir çınarın..Gölgene çekilip saklanmak istiyorum, kabul et beni. Ayırma gövdenden…

    Kalbimden geçen sözler, dilimden havaya seker her cümlemde. Sen havaya seken cümlelerin yarısından bile bir haber. Karşılıksız aşk dedikleri bu oluyor sanırım. Milyonlarca kez söylenen ama bir kez bile duymadığın sözlerim var.

    Sen kendini en özel hissetmesi gereken kadınsın. Sen ateist bir insanı Allah aşkıyla donatırsın. Sen elinin değdiği her yere dua okunansın. Sen kadın, sen iyi ki hayatımda varsın.

    Beni unutma, ses ver arada. Sadece nefesini duysam da olur. Yeter ki yaşadığına dair bir ses fırlat. Bağır, çağır yahut küfret… Yeter ki bana soluk ver,

    Adını Soruyorlar

    Çok sular aktı üstünden,

    Öyle ki hiç dinmedi bu kanayan yaran.

    Pıhtılaşmış bir iç acın,

    Bir de sancın kaldı artık.

    Lüzumsuz olan ne varsa bende bu aralar,

    Özlem,

    Acı,

    Umut,

    En lüzumsuzu da aşk biliyor musun ?

    Hiçbir işe yaramıyor sensiz,

    Hep eksikliğini hissettiriyor soluma.

    Tek celsede boşanacak olsa ruhum, bedenimden

    İnan hiç düşünmem !

    Keserim bileklerimi,

    Tüm günahlarımı alır çeker giderim !

    Bir dakika yaşamam bu evde yokluğunla !

    Uzun zamandır bekliyorum bu satırları,

    Ha geldi, ha gelecek

    Ve bana seni anlatacaklar ümidiyle…

    Bak ; Sabah ezanında defin ettiğim yalnızlığımı,

    Tutuyorum elimde…

    Dudaklarımda ise sıkışmış bir cümle var,

    Elhamdulillah dedirtecek kadar üstelik…

    Benden sonraki durağın

    Mutlu sabahlar olur !

    Senden sonraki durağım

    Bayramdan, bayrama hatırlanan

    Penceresinde, yabani otlar yetiştirdiğim

    Ve komşularımı hiç tanımadığım, açık adres…

    Sanma ki günbe, gün ölüyorum !

    Ben sadece yeni bir aşkın tohumunu mezara ekiyorum..

    İçinde adından bir harf taşıyan cümlelere

    Şefkatle yaklaşıyorum artık.

    Seni sessiz harflere yerleştiriyorum,

    Kendimi, sesli harflere.

    Ve biz yanyana bir ‘Seviyorum’ yazamıyoruz…

    Adını soruyorlar hiç tanımadığım komşular,

    Ve ben ;

    Yaratan, yâr etti

    Yâr, yara oldu.

    Yaradan ötürü,

    Yaratana sığındım,

    Adı aşk oldu…

    Diyorum…

    Zengin şiirlerim yoktur benim,

    yazamam sana altın uçlu kalemle.

    Fakirdir şiirlerim, bir cebi delik.

    Üstü başı yırtıktır sözlerimin.

    Ama temizdir dizelerim,

    ama sıcaktır sana yüreğim.

    Ve bu hayatı seviyorum senle,

    sakın hiç bir yere gitme..

    Sana gelince..

    Sen, tek bir cümleye sığdırılamayacak kadar büyük duygularımın sahibi,

    bir cümleyle ifade edilemeyecek kadar kadar özel birisin.

    Sen insanın kendinden bile önce sevebileceği biri. Sen iyiki varsın…

    Seni sevmek,

    uçsuz bucaksız deniz gibi.

    Seni sevmek,

    pembe bir rüya gibi.

    Seni sevmek,

    Denizin üstünde yürümek gibi.

    Seni sevmek,

    denize vuran yakamoz gibi.

    Seni sevmek,

    sonu olmayan bir yol gibi.

    Seni sevmek,

    tatlı sükuta teslim olmak gibi.

    Seni sevmek,

    güneşin doğuşu gibi.

    Seni sevmek,

    kalabalığa inat her yüzde seni görmek gibi.

    Seni sevmek,

    çocukluk neşesi gibi.

    Seni sevmek,

    sabah ezanı gibi.

    Seni sevmek,

    bahar gibi.

    Seni sevmek,

    ölene dek beklemeyi kabul etmek gibi.

    Seni sevmek,

    simit-ayran gibi.

    Seni sevmek,

    güzel şey…

    Örselenmiş bir çocukluk işte benim bütün hikâyem. Kaç sevda geçse de üzerinden bu yıkıntıları onaramazsın. İstersen hiç başlamasın geç kalmışız birbirimize, yanlış kapılarda geçmiş bunca yıl dönemeyiz artık ilk gençliğimize, istersen hiç başlamasın söz verelim kendimize.

    Sorarlarsa beni sana; sevilmeden seviyordu de. Ne kadarda saftı de. O kadar seviyordu ki kaldıramadım de. İçin de bir ateş yaktım halen yanıyor de. Gitmeyince aramayınca eridi bitti de. Bir de dünyası vardı onu da ben kararttım de. Kendi eliyle bir çukur kazdı. Ben de gömdüm de!

    Seni şartsız seveceğime, hayallerin konusunda sana destek olacağıma, seni onurlandırıp sana saygı duyacağıma, seninle gülüp seninle ağlayacağıma, umutlarımı ve hayallerimi seninle paylaşacağıma, ve ihtiyaç duyduğunda sana teselli sağlayacağıma söz veriyorum. Ve yaşadığımız süre boyunca üzerine titreyeceğime.. E.L James

    Saçların topuz, başın göğsüme değdiğinde parmaklarım saçlarına dokunmakla ödüllendirilir. Seninle üçlü koltukta sarılıp iki battaniye ile bir olunur. Filmler tekrar kez izlenilir. Ezberlenen replikler sen varken unutulur. Mutfakta demlik yakılır, belki yemek alabilir yerini. Her gün aynı çeşit yemeklerle doyulur. Sen dokundun diye yoğurdun tadı başka, ekmeğin tadı başka oluverir. Sonra sen gülümsedin diye uğruna bir ömür serilir. Emekli maaşı almaya birlikte gidilir, birlikte sıra beklenir. Oturacak yer olmasa bile, iki genç dürtüklenir, dinlenmen için yer hazırlanır. Maaş’a küfür edilerek birlikte eve geri dönülür. Anahtar hangisi? karıştırılır. Yeşil saplısı dış kapının, mavi saplısı iç kapının. Tüm bunlar sen varsın diye olup bitiverir. Tüm renkler sen bakıyorsun diye maviye dönüşür. Ben bakınca siyaha. Ama ben sana bakınca cennet görülür. Cennet rengârenktir, siyah bir renk değildir. Gülüşüne gökkuşağı denilir, gök; sen’sindir
  • Aaaah Güzel İstanbul
    Filmi Üzerine Bir Deneme||

    (1966 | Senaryo: Safa Önal | Yönetmen: Atıf Yılmaz | Başrol: Sadri Alışık - Ayla Algan )

    Şehir hatları vapur düdüğü ve martı sesleri ile birlikte ''gündüz çorbacı, gece meyhaneci'' Rıfkı'da günün ilk ışıklarıyla esneyerek yüzünü kaldırır Sadri Alışık...
    Önünde bir çorba. Arkada efsunkâr Boğaziçi'si ile o ''Aaaah güzel İstanbul'' nefis bir siyah beyaz kartpostal gibi asılı kalmıştır yitik zamana. Hemen cepten bir sigara çıkarılır ve kibritin kıvılcımı ile tutuşturulur. Ve o sigara film boyunca hiç terk etmeyeceği yere, inceltme işareti gibi duran bıyığın altındaki dudağın kıyısına mütemmim cüz sıfatıyla ikamet ettirilir. Durun; ama bir istisnası var bunun. Yeri gelince -unutmaz isek- bahis konusu olur. Nerde kaldık! Hah, sonra Türk sinema tarihinin en fiyakalı abilerinden birine can veren üstad, efsane tiradına başlar:
    ''Bendeniz Haşmet İbriktaroğlu!''
    .
    Haşmet İbriktaroğlu'nu tanıyın. Çok seversiniz. (Arkada Bimen Şen'in ''Al Sazını Sen Sevdiceğim'' çalsın.) Kırk yaşındadır. Hiç evlenmemiştir. Tahsilli, orta halli, zengin talipleri olmuştur; ve hala vardır. Ama o ne diken üstünde oturmaya, ne beklentileri karşılamak işin boğuşmaya ne de jigolo olmaya meraklıdır! Aytenler, Leman Hanımlar, Belkıslar bu yüzden bir köşede dururlar. Haşmet, müsrif bir tüccar babanın arta kalanlarını idare etmeyi bilmeyen müflis bir tacirdir. Nihayet geçimini idame ettirebilmek için üç beş kuruşa hürriyetini satmaya gönlü de razı olmadığından sokak fotoğrafçısı olmuştur. Sultanahmet'te ''İstanbul hatırası'' ile fotoğraflar çeker. O İstanbul'un meyus çocuğudur. ''Gerçekte kaldı mı bilmem; ama benim gönlümde hala güzel bir İstanbul var'' der. Sipahi sigarası içer. Günde iki paket. Sipahi paketi başkadır, içinden kırk sigara çıkar.
    Bana bu tuhaf fotoğrafçı abimiz, elbette kaybedilen İstanbul güzelliklerine mersiyeler okuyan Ziya Osman Saba'nın Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi öyküsünü anımsattı. Sımsıcak bu öykü, karşısındaki adamın kederli bakışından dolayı kahrolan fotoğrafçının; ''Beyim mazur görün; sizin fotoğrafınızı çekemeyeceğim'' demesi ile biter. Haşmet İbriktaroğlu ise kendisine şaşkınlıkla bakan askerlere; ''Aman bu ifadeyi bozmayın, bizim memlekette şaşkınlık yaraşır adam olana'' der.
    Derken İzmir'den sekiz nüfuslu işçi bir ailenin Ayşe (nefis oyuncululuğu ile Ayla Algan) adında genç kızı çıkagelir. Artist olma sevdasındadır. ''İstanbul Hatırası''nın önünde, artist mecmualarında gördüğü kadınların çalımlı pozlarını gülünç; ama acemi bir dişilikle taklit etmeye çalışır. O Haşim'in dizesinden ödünç alınmış kelimelerle söylemek gerekirse güzel, saf ve leylîdir. İstanbul'un ışıltılı hayatı onun bakire gecesine namussuz bir el gibi uzanmaya yeltenecektir. Hikayenin geri kalanında randevu evine kadar düşen Ayşe'den bu kez daha teknolojik bir kameranın önünde daha kadınca ve daha dişice gülümsemesi istenecektir.
    Onun cahil kafasını ''çürük ümitlerle'' doldurmuşlardır.

    Haşmet'in yatağını yadırgayan kurumuş bir dereyi andıran yaşamında Ayşe'nin hikayesi ile İstanbul'un hikayesi birleşir.
    O artık aşığı olduğu İstanbul'u mu kurtarmaya çalışır; yoksa sevdalandığı Ayşeciği mi? ''Bırakma beni Haşmet Ağabey!'' diye seslenen İstanbul mudur; Ayşe midir?
    (Arkada Tanburi Cemil Bey kırık notalara döksün olup biteni.)
    Sonra Ayşe'nin artist olma ihtirası, sonra ses sanatçısı olma tutkusu...
    Sonra Haşmet'in Rıfkı'nın meyhanesinde -ortada ızgara balık; masada yeni rakılar olduğu halde- dostları aktör Şefik, balıkçı İbrahim, bakkal Halil ile içip içip kederlenmesi...
    Derken ''Bende kalırsın demesi'' Haşmet'in. (Ama elalem ne der?) Ayşe bu; ''Benimle evlenirsin, olur biter. Gençsin, yakışıklısın da!'' deyiverir. İşte sigara ait olduğu o dudağın kenarından tam burada, denizin yanı başında, yere yuvarlanıverir. Sigaralar fırlatılır. Aşkın verdiği kuvvetle şimdi sağlam bir iş bulunmalıdır. Lacivertler çekilir, yeni bir hayata başlanmak üzere -yürüyüşü bir başka- neşeyle koşuşturulur eski dostlara. - Beni öpmeyecek misin?Önce alına, sonra yanağa kondurulan öpücük değil Ayşe'nin aradığı; sigaradan arta kalan dudağın kenarına yerleşen bir buse...
    Fakat yapamaz Haşmet. Yapamaz. Yorgundur o. ''Bütün ömrümce çalışmadan yaşamanın yolunu aradım. Bunun için yorgunum belki de''... Onun hayatı koskocaman bir yangındır, lakin yangından ilk kurtarılması gereken şeyin kalbi olduğunu anlamıştır. Bundan ötürü yapamaz belki de... Evdeki pazar çarşıya uymayınca sipahi sigarası yerine gelmiş, küçük parantez kapanmıştır.

    -Bu akşam hiç hicaz'dan gelmiyorsunuz.. dediği arkadaşlarının,
    - Biz oldum olası sultan-ı yegâh'ız. .. cevabına,
    - Hah işte onun için aynı şarkıda buluşamıyoruz ya, siz devam edin kendi faslınıza... diyen zavallı Haşmet, Türk sanat musikisini kaldırıp halkın zevkini batılılaştırma sosyal etüdünde kendini yani Haşmetliğini harcamaya başlar. Boşuna değildir; Şener Şen'in canlandırdığı Muhsin Bey'in insanın aklına gelmesi.
    Biz de Tanzimat kadar eski mevzu olan Doğu / Batı, alaturka / alafranga çekişmelerini ve sınıf atlama, taklitçilik, züppelik kavramlarını irdeleyerek sosyal mesajlar veren film, bunu şiir gibi biçemi maharetiyle izleyini hiç rahatsız etmeden yapar.

    ''Küçük cezve''' Ayşeciği önce ''Medeniyet'' isimli randevu evinden kurtardıktan sonra yüreği pır pır atarken bu kez kendi alafranga besteleriyle aşağılık mecraya sürükleyen Haşmet; ''Ah ihtiyar medeniyet! Çocuklarına sağlam, yepyeni bir dünya kurmaktan bunca aciz misin? Bizi yabancı diyarlardan getirdiğin süslü yalanlarla mı besleyeceksin?'' diyen Haşmettir. ''En bohem, en otantik adam''... Ayşe, meşhur bir ''Aylin'' olur. Haşmet bir kez daha Ayşe'yi kaybedip kendi deyimi ile ''jigolo'' olacağı evliliğe adımını atacakken, Ayşe saçları, kirpikleri sahte Aylin maskesini çıkarır... ''Bu ayazda o soğuk kulübede mi kalacaksın thanks for everything sweety'' diyen adamları terk eder, İzmir'den bir gecekondudan kurtulmak için kaçtığı İstanbul'da yine yalıların önündeki bir gecekonduya sığınır. Fakat bu kez o gecekondu, yoksul bir çocuğun imdat çağrısıyla açılan elini kapatarak o elin üstünde ''yoksul çocuklar için yardım'' kutusu uzatan entellere karşı parasını bizzat yoksul çocuğa veren Haşmet'tir.
    Onun gecekondusunun adı ''Külbe-i Ahzân''dır. Yani hüzünler kulübesi. Yusuf'unu kaybeden Yakup'un ağladığı kulübe yani...

    Harika oyunculuklar, nefis müzikler, süper İstanbul manzaraları...

    Ve şehir hatları vapurunda Ayşe, Haşmet'in göğsüne başını dayamıştır; ..son sahnedir:

    - Ne yapacağız şimdi?
    - Korkma yaşıyoruz; iki kişiyiz, ve birbirimizi seviyoruz. Dünyada her zaman inanılacak sağlam şeyler bulunur.

    ..ve ben İstanbul'a söylenen çok acıklı bir ağıt gibi seyredip bitiririm filmi.
  • Sevgiyi vermenin 50 yolu
    1. Önce kendinizi sevin.
    2. Güne, sevdiğinizi kucaklayarak başlayın.
    3. Kahvaltıyı sevdiğinizin yatağına götürün.
    4. Birbirinize her ayrılışınızda ‘Seni Seviyorum’ deyin.
    5. Sık sık iltifat edin. •
    6. Aranızdaki farklıkları kabullenin ve takdir edin.
    7. Her günü son gününüzmüş gibi yaşayın.
    8. Beklenmedik aşk mektupları yazın.
    9. Birlikte bir fidan dikin ve onu sevgiyle büyütün.
    10. Haftada bir dışarı çıkın.
    11. Birbirinize bir nedeni olmadan çiçek gönderin.
    12. Birbirinizin arkadaşlarını ve ailelerini kabullenin ve sevin.
    13. ‘Seni Seviyorum’ yazılı kâğıtlar hazırlayın ve evin her yerine asın.
    14. Durun ve çiçekleri koklayın.
    15. Beklemediği anda ona bir öpücük kondurun.
    16. Birlikte güneşin doğuşunu seyredin.
    17. Gerektiğinde özür dileyin.
    18. Aşık olduğunuz günü unutmayın ve sık sık anın.
    19. El ele tutuşun.
    20. Gözlerinizle ‘Seni Seviyorum’ deyin.
    21. Kollarınızda ağlamasına izin verin.
    22. Ona, onu anladığınızı söyleyin.
    23. Aşkınıza ve bağlılığınıza kadeh kaldırın.
    24. Birbirinizi tahrik edin.
    25. ihtiyacınız olduğunda size yardım etmesine izin verin.
    26. Yaptığı şakalara gülün.
    27. İç güzelliğini övün.
    28. Bir günlüğüne de olsa onun sorumluluklarını paylaşın.
    29. Hayal kurması için yüreklendirin.
    30. Ona herkesin önünde sevginizi gösterin.
    31. Birlikte doğa yürüyüşleri yapın.
    32. Aşk günlüğü tutun ve özel anlarınızı not alın.
    33. Sinirlendiğinizde birbirinizi yatıştırın.
    34. Çıplak ayakla kumsalda yürüyüş yapın.
    35. Ona yeniden evlenme teklif edin.
    36. Evet deyin.
    37. Ay ışığında el ele kumsalda yürüyün.
    38. Birbirinize saygılı olun.
    39. Onun en büyük hayranı olun.
    40. Ona ihtiyaç duyduğu sevgiyi gösterin.
    41. Ona almayı hayal ettiğiniz kadar sevgi gösterin.
    42. Yaptığı işlere ilgi gösterin.
    43. Bir proje üzerinde birlikte çalışın.
    44. Fırsat buldukça birlikte oyun oynayın.
    45. Salıncağa binip, ay ışığında mümkün olduğu kadar yükseğe sallanın.
    46. Yağmurlu bir günde evde piknik yapın.
    47. Yatağa asla sinirli girmeyin.
    48. Dualarınızda ilk sırayı o alsın.
    49. Birbirinize iyi geceler öpücüğü verin.
    50. Sarılarak uyuyun.
  • 256 syf.
    ·1 günde
    Dil olarak epey sade, duru, tertemiz olan bir sözcük diziminin en şaşaalı hali diyebileceğim cümlelerle karşı karşıya kaldım. Yabancı sözcük kullanımı, Farsî ve Arabî sözcük neredeyse yok; olanlar da dilimize yerleşmiş olan kalem gibi sözcükler. Durum o kadar asayiş berkemal! 
    M ? kim ki bu M? Bunu özellikle sorguladım. Karmaşık karakter isimleri beni yorar. Özellikle Rus karakter isimleri. Mesele yalnızca yabancı karakter ismi değilmiş, sayesinde kavradım. Aslında ben, bana özge gelen tüm isimlere karşı “kompleks” önyargısı oluşturmuşum. Karakteri daha çözemeden, Meral ismini yapıştırdım. Bir ismi yalnızca baş harfiyle ya da belki kodlamayla vermesi oldukça hoş bir nüans olduysa da ben yine de “düz adam Sami” olarak bir diğer romanında/eserinde açıkça bir isim vermesini diliyorum. Hoş bir ayrıntı olsa da basit olmayan bu kurgu içinde “ya ben şimdi ne okudum?” diye bir duruyorsunuz, düşünüyorsunuz.
    Burdan baştan alayım; “…duruyorsunuz, düşünüyorsunuz.” Evet, hatta o kadar ki en güzel tarafı diyebileceğim tarafı da bu. Örneğin, fermuarın icadı, Böcklin denilen bir ressamın varlığını sayesinde öğrendim. O kadar sığ ki bilgilerim; Picasso, Vinci, Gogh gibi popüler ressamlar. Arnold Böcklin’in tablosunu da anlamadım üzgünüm ancak bir eserden daha haberdar olmak bana bu kitabın bir getirisidir. Bana bir İlhan Deliktaş armağanıdır. 
    Kitap bir kurgu içermeseydi aforizma kitabı bile olabilirdi. Bu kadar yerli yerinde tespitler görmek beni epey mutlu etti. İkinci kez okuduğum bu kitabı hiç anlamadığımı haksızlık ettiğimi, zararın neresinden dönülse kârdır mottosuyla okuduğum için şanslı sayıyorum kendimi. Bilhassa kadınlar hakkında tespitler beni naifliğiyle birlikte hayranlığa sevk etti. Hayır, niyetim övmek değil, yalnızca hakkını vermek. Emek kokuyor, öylesine yazılmamış, Öylesine kitap yazma gayesiyle kaleme alınmamış satırar dolup taşıyor. Alıntılarım özellikle sanıyorum ki epey uzun olacak. 
    Birinci bölüm benim için oldukça keyifli ve aynı zamanda bir o kadar da karmaşık bir bölümdü. Oturması için ikinci bölümü okumak ve bununla ilgili kritikten evvel kimi alıntıları paylaşmak istiyorum:
    Yeryüzü tanrıyı oynamaktan hoşlanan insanlarla dolu.
    Cebimdeki biletle geçmişe yolculuk ediyorum.
    Bir başkası olmanın hafifleten duygusuna evimizdeki mutfaktan gelen güzel bir kokuya yönelir gibi yönelmiş ve teslim olmuşuzdur.
    Kahveye şeker ya da süt eklemedim. ( bunu yaptığımı söylerken övünmüyorum, sert kahve içen sert erkek masalına da inanmam.) – bu kadar da realist olunur mu Deliktaş?:)-
    Her zaman yalnız hissetmemenin bir yolu olarak aynaya bakan insan, kendi benzerleri arasında daha çok yalnızlaşır. – En çok vuran, beni içine çeken cümle de budur.-

    Kırlangıçlar temelli gidiyor,
    Ve ben artık onları özlemiyorum,
    İçimde, taşan bir nehrin, 
    Varlığına özeniyorum.

    "Zarfın yırtılırken çıkardığı ses iki evreni birbirinden ayıran yırtılmanın sesiydi."

    "İnsanlarda iki yüz elli bin, köpeklerde beş milyon koku reseptörü vardır. Yirmide biriyle bile belanın kokusunu alabiliyorum."

    " Bu tip durumlarda "neden" diye sormak ya da teselli etmeye çalışmak yapmanız gereken son şeydir. Bunun yerine "boş ver, seni arayım mı, konuşuruz." diyebilirsiniz; ama bir kadına " neden" diye sormazsanız bunu geri kalan hayatı boyunca unutmayacaktır."

    "Her canlı kendisi için gelecek olan ölümle bağlıydı."
    "Belki de dışarıdan beklenen bir mutlukuk, geçiciliğe mahkumdu." 
    "Belli ki ölünce, tüm insanlar eşit oluyordu."
    "Elindeki bezle, bardakları kuruluyordu, bana bakıp müziği değiştirdi. "Bir soru soracağım bilirsen veririm."dedi. "Sadece bira istiyorum aptal adam." diye düşündüm. ( Deliktaş'ın bu cümledeki samimiyetini seviyorum. Bazen bence tam olarak böyle düşünüyoruz.)
    "Çoğu barmen gibi o da içki içmiyordu." ( Eğitimciler de eğitilemezler, fırıncılar da ekmek yemezler; hakikaten durum böyledir.)
    "Bazıları için her şey çok zor. okumayı, yazmayı, matematiği zor öğreniyorlar. Telefon numaralarını, bozuk paraların önemini, kahvenin tadını, uçurtmanın rüzgarla bağını, insanın rüzgarda bir hayali yüzdürdüğünü, radyonun büyülü olduğunu, çiçeklerin koklanmaktan hoşlanmadığını çok geç öğreniyorlar."

    "Yavaşça dağılan bu ışığın içinde, yazılamayan nota ve duyulamayan ses birleşip, silikleşerek kayboldular. kafamın içindeki ip koptu, özgürleştim."

    "İnsanlarla yaşıyorsun ve onlar televizyondan öğrendikleri gibi acı çekerken, yanlarında senin tıpkı kavrularak dönüşünü tamamlayan bir gezegen kadar tekil ve suskun olduğunu anlamıyorlar."
    "Herkesin yabancı olması cennetir. Yeniden tanışıp baştan başlayabilirler." ( Şey gibi mi? Hani şu Elli İlk Öpücük'teki gibi mi? Keşke! Ve keşke o kadar sabırlı olabilseydik, birbirimizi sevmekte ve beklemekte.)

    "Şehir kelimesi işhar'dan gelir, bu, işaret edilen şey anlamındadır. Fakat kimse işaret edilen bu şeyi göremez. o bilinemez, evet, şehir bilinemez."

    "... ruhum saten çarşaflarda yüzüyor gibi hissettim."

    "Bana da bu yakışırdı, kendim gibi bir ruhu elli yıl geride aklı elli yıl ileride birini bulmuştum."

    Evet bu insanın yüreğine hitap eden cümleler içinde bana ders olabilecek ve eğer bu güzel notu unutmazsam hayatımın en önemli öğrencisine, çocuğuma, yazacağım. Belki en sevdiği kitabı ona hediye ederken. Belki çok seveceği kindle türevi bir e-kitap hediyesi verirken. şartlar, çağ neyi gerektirirse.
    " "Mualla sana bir görev veriyorum. Bu masaldaki kişileri ve onlar gibi olanları koru." İmza ilkokul öğretmenine aitti."

    Kitap, büyülü gerçeklik üzerine bir şizofrenin -öyle anladım- bir şehri nasıl algıladığı kendi dünyasını nasıl algıladığını anlatırken bize şu günümüz hayatını da anlatmayı ihmal etmiyor. Misalen; yetenek yarışmasını es geçmiyor, günümüz pop şarkılarının bayalığını es geçmiyor. 

    Kitabın sonunda anlıyorsunuz ki hakikaten bazı sözcükler çok kıymetli. 

    Ha şunu da eklemeden geçemeyeceğim; kitaptan anladığım o ki kitabın yazarının tırnakları kısa çünkü daktilo kullananların tırnağı kısa olmalıymış. 
    Yazarın bir özelliği daha var; insanların hayatına burnunu sokmak istemiyor. Bunun için gösterebileceği azami çabayı gösteriyor, kendisine adeta bunu düstur edinmiş. 

    Diğer kitabını da okuyacağım eğer yeni bir kitap kaleme alırsa. Günümüz edebiyat dünyası can çekişiyorken ilaç gibi geldi. Kendisi kitabı Turgut Özakman'a ithaf etmiş; Özakman da çok daha evvelinden kendisini edebiyata armağan etmiş. Böyle güzel yazılır mı?!

    Okuyun, okutturun.
  • "Telefonun ilk çalışında açmaya çalışacağım."
    "Tamam."
    "Tamam." Neal ahizeye hızla öpücük gönderdi. Georgie güldü çünkü Neal bir kıza telefon aracılığıyla öpücük gönderecek son erkekmiş gibi görünüyordu. Ama belli ki öyle değildi.
    "Hoşça kal," dedi Georgie hatta klik sesi duymayı bekleyerek.
    Rainbow Rowell
    Sayfa 196 - pegasus yayınları - Neal...
  • "Seni öpebilir miyim ?"
    "Neden izin istiyorsun ?" diye mırıldandı İrsa. "Bu biraz anı mahvetmek olmuyor mu ?"
    "Hayır." Rahim gülümserken dudakları çok daha derin anlamlar barındırıyordu."Çünkü bu sadece bir öpücük değil."
    "Nedenmiş o ?"
    "Çünkü seni öperken, dudaklarının...öptüğüm ilk ve son dudaklar olmasını istiyorum."