“Badem Ağacı” yıllar önce öyle bir patladı ki, herkesin elinde bu kitap vardı. Herkes övüyor, herkes ağlıyor, herkes “mutlaka okuyun” diyordu. Ben de aldım tabii, ama ne yaptım? Gittim kitaplığın en kuytu köşesine yerleştirdim. Orada tozuyla, mahzun mahzun beni bekledi yıllarca. Ta ki Arhavi okuma grubu “biz bu kitabı okuyalım” diyene kadar. Kim bilir, belki birkaç bahar daha geçer, ben hâlâ “bir ara okurum” diye kendimi kandırıyor olurdum.
Kitapta Filistinli bir çocuğun, gözünden savaşın, kaybın, yoksulluğun ve umudun hikâyesi anlatıyor. Yani aslında bildiğimiz o büyük politik olayların arkasında bir insan hikâyesi var burada.
Yazar Amerikalı olmasına rağmen Filistin meselesini oldukça insani bir yerden ele almış. Taraf tutmak yerine “insan” kalabilmeyi anlatmaya çalışmış. Ahmed'in yaşadıkları sarsıcı. Babasının tutuklanması, kardeşlerini kaybetmesi, küçücük yaşta tüm yükün omzuna binmesi…
Fakat bu kitabın bu kadar çok okunması beni şaşırttı açıkçası. Filistin’in kültürel detayları, günlük yaşamları yüzeysel geçilmiş. Daha detaylı okumak isterdim..Ayrıca dokunaklı bulmadım, bulamadım. O duygular bana geçmedi. Belki de bunun sebebi günümüzde yaşananlar kitaptan daha ağır, daha kötü, daha şeytani. Ama bütün bunlara rağmen, Badem Ağacı, savaşın, nefretin ve ayrımcılığın içinde bile insanlığın, eğitimin ve umudun nasıl ayakta kalabileceğini gösteriyor bize.