Felsefe görünen değil görünenin altında yatan anlamdır aslında. Felsefe size doğrudan bişey söylemez, sizin anlamanıza ve yorumlamanıza bırakır. Özü budur; hazırsanız anlarsınız. Bulantı da böyle bir kitap.
Bana göre ciddi anlamda varoluş sorgulatan, insanın günlük rutin hatta detay arasında kendini unutmasını hissettiren bir kitap. Bizim satır aralarında “burda ne anlatıyor ya” diye bulandığımız yerlerde muhtemelen Sartre “burda ne işim var benim” falan diyordu.
Bir dizi gündelik akış içinde kendi arzusuna, kendi isteğine, kendi özüne yani varoluşuna yabancılaşmak aslında… bu yabancılaşmayla yüzleştiğinde de derin bir bulantı hissetmek.
Ama bulanmak iyi bişey baktığınızda… bişeylerin yolunda gitmediğini görmeyi de sağlar temelde…
bulanmıyorsanız henüz kendinizle yüzleşmediniz demektir.
Küçük Prens ne demişti
Kendini sorgulayabilenler ancak gerçek bir bilge olabilirler.
Gürültüde sorgulayabiliyor musunuz kendinizi?
Ya da şöyle sorayım! Açken sırf ayıp olmasın diye karşınızdakine mi bırakıyorsunuz o son lokmayı! Tebrikler
Karşınızdakine “açım ve bu son lokmayı yemek istiyorum” diyemeyecek kadar pasif, kendinize de aç olduğunuzu itiraf edemeyecek kadar yabancısınız. Varoluş sancısıyla mide bulantılarınız hayırlı olsun. Sartre’ye sevgilerle!
O anlamsız hikayelerinle hayatımın anlamsız hikayelerini bana gösterdiğin için teşekkürler