"Ölümün değdiği kişileri güzelleştirdiği ve meziyetlerini abarttığı söylenir, oysa genelde hayat onlara haksızlık etmiştir daha ziyade. Sofu ve kusursuz tanık ölüm, doğruluğun ve merhametin ışığında her insanda kötülükten çok iyilik olduğunu öğretir bize."
Üzgünken sıcacık yatağımıza girip her türlü çaba ve direnişten vazgeçerek örtüyü başımızın üzerine kadar çekmek, kendimizi tamamen bırakıp sonbahar rüzgârındaki ağaç dalları gibi inlemek hoştur. Ama cennetten çıkma rahiyalarla dolu, daha da güzel bir yatak vardır. O da tatlı, derin, sağlam dostluğumuzdur. Kalbim üzgünken, üşümüşken onu tir tir titrer halde bu yatağa yatırırım. Düşüncemi bile sıcak sevgimize gömer, dışarıdaki hiçbir şeyi algılamadan, kendimi artık savunmak istemeyerek, savunmasız, ama mucizevi sevgimiz sayesinde bir anda güçlenerek, yenilmez halde hem derdime ağlar, hem onu kapatabileceğim güvenli bir yer olduğu için sevinç gözyaşları dökerim.
Hırs insanı şan ve şöhretten daha çok sarhoş eder; arzu her şeyi yeşertirken sahip oluş soldurur; hayatı yaşamaktansa düşlemek yeğdir; kaldı ki yaşamak da bir bakıma hayatı düşlemektir, ama hem gizemi hem de netliği azalmış bir düştür bu, geviş getiren hayvanların cılız bilincindeki dağınık düşlere benzer, karanlık ve ağır bir düş.