• '40 alimi 1 delille yendim, 1 cahili 40 delille yenemedim.'

    - İmam Şafi
  • Evet,(insanların)tabiatları muhteliftir...

    Tabiatların ihtilafının da iki sebebi vardır:

    1.Fıtrattaki yaratılış kuvveti ve bu kuvvetin varoldukça devamıdır. Zira Şehvet, gazap ve kibir kuvvetleri insanda mevcuttur. Fakat bunlardan en güç şartlar içinde terbiyeyi kabul eden şehvet kuvvetidir. Çünkü bu kuvvetlerden insanda ilk mevcut olanı şehvettir. Zira daha yeni doğan çocukta şehvet var, gazap ve kibir kuvvetleri ise daha sonradır.

    2.İkinci sebep, insanoğlu kendisinde bulunan bir huyunu beğenir ve onu iyi zannederek o huyunun isteklerine uygun hareketlerde bulunur ve bunlara devam ederse, o huy kendisinde iyice yerleşir ve onu söküp atmak zor olur, İnsanlar ıslahı kabul hususunda dörde ayrılır:

    a.Hak ile bâtılı, güzel ile çirkini ayırt edemeyecek derecede gafil bir insan ki, bütün itikadlar hâli ve yaratıldığı gibi kalmış, şehevi arzuların peşinden gitmemiş, kalbi bir cevher-i sâfî olarak bekliyor (yeni doğan çocuklar gibi). Bu, ancak Öğretici ve mürebbiye muhtaçtır. Kolaylıkla terbiyeyi kabul eder. Çünkü onun boş kalbine ne doldursanız onu ahr.

    b.İkincisi, çirkinin çirkinliğini bilir, buna rağmen salih ameller yapmamış, kötülükleri bildiği halde kendisine güzel görünmüş, şehvetleri kendini kapladığı için doğrudan ayrılmış ve şehvetlerinin peşinden gitmiş ve fakat kusurlu olduğunu da kabul etmiştir. Birinciye nispetle bunun ıslahı daha güçtür. Zira bunun vazifeleri çoğalıyor. Önce kalbine yerleşen bu kötülükleri oradan söküp atmak, sonra iyilikleri kalbine yerleştirmek lazımdır. Bununla beraber bu adam ciddiyetle ele alınırsa ıslahı mümkündür.

    c.Kötülükleri iyilik tanımış ve onunla perverde olmuş, böylece yetiştirilmiş bir insan, sapıklıklar bunda katmerleştiği için bu adamın ıslahı oldukça zor ve güçtür.

    d.Dördüncüsü, doğuşundan beri bu fasid görüşler üzerinde yetişmiş, bunları yapmakla meşgul olmuş, fazileti kötülüklerin çokluğunda, adam öldürmekte sanmış, yaptığı kötülüklerle övünmüş ve kötülüğü nisbetinde şeref sahibi olacağını zannetmiştir. Fazileti rezilette arayan bu gibilerin ıslahı, en zor olanıdır. Bu gibiler hakkında: “İhtiyarın riyazeti zor, kurdun terbiyesi ise azaptır” denmiştir.

    Şu dört kısımdan
    Birincisi yalnız cahildir.İkincisi hem cahil hem de sapıktır.Üçüncüsü hem cahil hem sapık hem fasıktır.Dördüncüsü,cahil,sapık,fasık ve şerirdir.

    İmam el-Gazzali
  • İmam Şafi ve Haris ibni lebid safa tümseğine çıkarlar, Harisin yanık bir sesi vardı orada şu ayetleri okudu.

    "Bugün dillerin tutulacağı gündür. Kendilerine izin verilmez ki, özür dilesinler." (Mürselat: 35-36)

    Bu ayetleri dinlemekte olan İmam Şafi Hazretlerinin rengi sarardı, tüyleri diken diken oldu, dehşetli bir sarsıntı ile bayılıp yere düştü. Kendine gelince, şöyle dua etti:

    Yüce Allah'ım! Yalancılardan olmaktan da gafillerin yüz çevirmesinden sana sığınıyorum. Allah'ım ariflerin gönlü senin rızana eğilir. Seni dileyenlerin boyunu senin huzurunda bükülür. Allah'ım, cömertliğinle beni bağışla ve benim günahlarımı settar isminle ört. Lütuf ve keremiyle kusurlarımı mağfiret buyur.
  • İmam Şafi : "On altı yıldan beri doya doya yemek yemiş değilim. Çünkü mideyi doldurmak, bedeni ağırlaştırır, kalbi katılaştırır, zekayı uyuşturur, uyku getirir ve oburluk kişiyi ibadet etmekten alıkoyar." diyor.
  • Kuran 'la açıkca çelişmesine rağmen senede bir kez savunma amacı gütmeyen cihat edilebileceği yönünde bir fetva verilmiş, böylece kuran'ın savaşma yasağının etrafında dolaşımıştır. İmam Şafi'nin, Peygamber'den yaklaşık iki asır sonra, tartışmalı bir rivayete dayanarak verdiği bu fetvayı okuyan bir kişi, bu fetva sonucunda açılan savaşın dini bir motivasyonla yapıldığını zannedecektir.
  • 158 syf.
    Daha önce hiç böyle garip bir kitap okumamıştım.Ve daha önce okuduğum hiçbir kitap böyle arafta bırakmamıştı.Kitapta anlatılanların doğru ya da yanlış olduğuna dair hiçbir fikrim yok.Tek gerçek olan bu kitabı okuduktan sonra Mısır'a gitmek istemez kimse.Kitap Mısır'ı anlatıyor.İdris aleyhisselam döneminden başlayıp İslam tarihine kadar özetliyor.Piramitlerden de büyük ehram olarak bahsediyor.Hatta piramitlere ait bazı yazıtlar bile kısaca açıklanmış.Ve ikinci bölüm başlıyor.Mısır halkının yaşam tarzını anlatıyor.Şok geçirdiğim, gülme krizine yakalandığım bölüm bu kısım.135 sayfalık kitabın yaklaşık 50-55 sayfası ve en can alıcı kısmı işte burası.Bombardımana hazırsanız başlayalım.
    *Bir hadis-i şeriften bahsediyor evvela."Orasını yurt edinip de o ülkeye girmeyin ve o diyarda yerleşmeye sürüklenenlerin az ömürlü olduklarından gafil kalmayın." Mısır'a gidenlerin fazla yaşamayacaklarını ifade ediyor.
    *Sonra kahvehaneleri anlatıyor.Ebced alfabesini öğrenmek için kullanılan "karaşet" diye bir terkip varmış.Kahvehanelerdeki afyon tiryakileri buna "kara eşek" dermiş.Yazar da onlara karaşete kara eşek diyen iki ayaklı eşekler diyor."
    Sıkı durun mevzuya derinlemesine bir dalış yapacağız şimdi.
    *Mısırlıların havuza tükürüp, burunlarını sümkürüp o sudan abdest aldıklarını rivayet ediyor.İmam-ı Şafi bunları görseydi hiç şu sudan abdest almaya ruhsat verir miydi diyor.
    *Bir gün bir ilim meclisine davet ediyorlar Gelibolulu Mustafa Ali'yi.Kadılar elbiselerini soyunmaya başlıyor.Herhalde güreşecekler diye düşünüyor.Sonra bir de bakıyor itişe kakışa sofraya oturuyorlar.Manzarayı görünce bütün iştahı kaçıyor.
    *Mısır'da mal sahibi tüccara satıştan pek bir şey kalmazmış.Dellal denilen adamlar tüccarın malını alır pazarda bağıra çağıra satarmış.Dilediği fiyata satışı yapar mal sahibine de satıştan çok az bir para bırakırmış.Satış işine gelmezse alana da satana da sövermiş. Gelibolulu da diyor ki alan da satan da aslında kendi olduğuna göre söverken isabet buyurmuş.
    *O dönemde kötü kadınları eşeğe bindirerek teşhir edermişler.Mısırlı kadınlar da eşeğe binerek gezermişler.Bu yüzden Mısırlı kadınların kendisini kötü kadınların seviyesine düşürdüğünü ifade ediyor.
    (Tehlikeli kısım hemen kaçalım...)
    *Tam bir dilenciye para uzatmak için elini cebine attığında bütün dilencilerin adamın çevresini sardığını söylüyor ve ne kadar büyük sevap gelecek olsa bunlara para vermem diyerek dilencilerden yaka silktiği ifade ediliyor.
    Mevzu daha uzayıp gidiyor.Son bölümde önce bazı devlet yöneticilerini anlatıyor.Sinan Paşa diye bir adamdan bahsederken rüşveti hiç sevmez diyor.Bu adam hazinenin tamamını yutar üç beş kese altına dönüp bakmaz diyor.Ve daha tuhafı Otuzbeşli denen adamın hikâyesi.Bu adam resmi bir evrak hazırlayacağı zaman ayın otuz beşi diye tarih atarmış.Adı bu yüzden Otuzbeşli kalmış.Buna ayın otuz beşi olmaz diyenler olmuş.Zoruna gitmiş ve "Bu itibari bir hesaptır iki ayı yan yana getirince otuz beşi değil ayın kırk beşi de olur."demiş. Deha diye buna denir işte...
    Kitabın son bölümünde İslam tarihinde Mısır'ı yöneten hükümdar ve valilerden, beylerbeyi görevinde bulunan kişilerden bahsediyor.
    En başta da söylediğim gibi anlatılanların ne kadarının doğru ya da yanlış olduğuna dair hiçbir fikrim yok.Tamamen Mısır eyaletini karalamak için yazılmış bir eser de olabilir.Gerçekten insanların tükürdüğü sudan abdest aldığı temizlikten uzak bir diyar da anlatılmış olabilir.Abartılmış da olabilir.Ben bu konuda yorum yapma hakkını kendimde görmüyorum.Sadece ilginç bir kitap olduğunu söyleyebilirim vesselam...
  • İlim öğrenilen değil, yaşanandır.
    Yaşanmayan ilim geçmeyen para gibidir.

    (İmam Şafi Hz.)