• 96 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Marquez’in son romanı "Benim Hüzünlü Orospularım" 2004 yılında yayımlandı,ancak yayımlanmadan önce bir sorun yaşandı. Kitap daha matbaadayken, korsan kitapçıların eline geçti ve onlar tarafından piyasaya sürüldü. Dünyaca ünlü nobel ödüllü yazarın kitabı, okurlar tarafından uzun süredir bekleniyordu, bu yüzden büyük ilgi gördü. Korsanlara kızan Marquez, basımı durdurdu.Kitabının son bölümünü yeniden yazarak bazı değişiklikler yaptı ve yeni haliyle yayımladı. “soru”, işte bu noktada ortaya çıktı.

    Asıl kitap hangisiydi? Marquez’in bir yazar olarak hayalinde kurduğu ve cisimlendirdiği, ama şimdi korsanların elinde olan ilk hali mi? eğer öyleyse, hakikat artık korsanların elindeydi.

    Marquez ise şöyle diyordu: “kitabı yaratan benim,onu değiştirme hakkım ve kudretim vardır. Gerçek olan, son anda değiştirerek yayımladığım kitaptır. Diğeri artık hükmünü yitirmiştir.”

    Korsanlar, hakikati hakikatin sahibine karşı savunuyorlardı: “her eser bir ütopyadır, diyorlardı. Önce yazarın zihninde var olur ve yazıyla cisimlenir. Bu haliyle gerçekleşmiş olan ütopya, yani kitap artık yazarın elinden çıkarak yayımlanır. Yayımlama işinin matbaa aşamasında korsanlar veya yayınevi tarafından yapılmış olması arasında artık bir fark yoktur. Biz aldık ve piyasaya çıkardık. Yazar, asıl kitabı değiştirerek ütopyaya müdahale etmeye çalıştı, ama bu durum, işin esasını değiştirmez. Hakikat bizim elimize geçmiştir.”

    Marquez’in kitabı, kendisinin değiştirdiği son haliyle türkçeye tercüme edildi. Bundan dolayı soru bizim için de geçerlidir: yazarın hayal ettiği şekilde bitirdiği kitabın ilk hali, korsanların elinde.Korsanlara kızan yazar, kendi hayaline müdahale ederek kitabında değişiklik yaptığı için, biz şimdi bu değişik halini okuyoruz. Biz yazarın ‘asıl’ kitabını mı okuyoruz türkçede?

    Bize hakikati sunarak iyilik yaptıklarını iddia eden korsanlara karşı yazar, hakikate müdahalenin kötülük olduğunu söyler. Varlığın ortaya çıkışını, ilk töze müdahale ile açıklayan eski zaman alimleri gibi düşünür: yani “zamanın” en başında, sadece ışık vardı ve her şey bütündü. Sonra kötülük ortaya çıkarak bu bütünlüğü bozdu. Işık parçalandığı için, madde ve karanlık hükümran oldu. Eğer bu kötülük olmasaydı, ne karanlık ne de madde oluşmayacak, kötülük de kendisine yer bulamayacaktı. Her şey, tek ve bütün olarak sonsuz bir ışıkta kalacaktı...

    İçeriğe gelince...

    Öncelikle böylesine bir ilişki üzerinden saf aşkın anlatılmasının hiçbir kültürde karşılığı yok lakin tabuları bir kenara bırakıp işin edebi yönüne eğildiğimizde de bu temanın işlenişinden tatminkâr sonuçlara ulaşmak pek mümkün değil. Hayatı boyunca para karşılığı ilişkiye girmiş bir adamın doksanıncı yaş gününde kendisine ayarladığı on dört yaşındaki bir kız ve daha sonra bu kıza beslediği duyguların aslında cinsellikten çok uzak olmasıyla başlayan bir aşk serüveni. Neticede aşk dediğimiz hissiyatlar bütününün sevişmekten ibaret olmadığınını, kimi zaman dokunmaya kıyamayacağımız insanlara karşı beslediğimiz duygulardan oluştuğunu ve bu durumun sosyal statü-yaş-maddiyat ayrımı olmadan gerçekleştiğini bize anlatmaya çalışan bir eser. Böyle bakınca ne güzel!

    Oysa yazarın bu kıza çırılçıplak yatakta uzanırken aşık olması, onun vücut hatlarına hayran kalması, el değmemiş bir bakire olması sebebiyle onu kendine ait hissetmesi, kızın maddi imkansızlıklar sebebiyle bu adamla yatmaya gelmesi ve belki de bu imkansızlıklar yüzünden sığınacak bir limanı aşk diye adlandırılması vs. bu çelişkiler listesi uzar gider. Velhasıl eser, vermek istediği mesaj ve olay örgüsü arasındaki tutarsızlıklarla bir biriyle çelişen çok detay barındırıyor.

    Aşk, seksten ibaret değil ama içerisinde seks olmayan her şey de aşk değil!" diyerek eserin önermesini bertaraf edebilir ve son sayfasını kapak niyetine kapatıp rafa kaldırabilirsiniz.
  • 160 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Livaneli'nin ilk okudugum kitabıydı. Bitireli 4 gun oldu ama hala etkisinden cikamadim. Üzücü bir hikaye.
    "Icimde buyuk bir huzursuzluk var,beni yavas yavas olduren bir huzursuzluk".
    Gazeteci Ibrahimin agzindan ISID zulmunu en agir sekilde yasamis Yezidi kizi Meleknazin ve kizi Nergis in hikayesi. Iki gozu gormeyen sessiz sahipsiz bir bebek Nergis. Kitaptan sonra multecilere bakis açım degisti. Duygulara dokunurken bize tekrar zulum ve imkansizliklar altinda yasayan cocuk ve insanlari unutmamamizin onemli bir insanlik gorevi oldugunu hatirlatiyor.
  • Yine bir duman çöktü sokağa, kent tutuştu
    bütün sığınaklarda seni arıyorum, nerdesin
    aklıma dökülen hatıralar hattında bir yangın
    bir çarpraz ateş başlıyor, newroz diyor birileri
    dün bir demirciydim oysa ben, ufku eritirdim
    bugünse ateş altındayım,
    hatıralarımı yazma
    bir rüya görüyorsun, terlemişsin sırılsıklam
    vurulup düştüğüme inanmak istemiyorsun
    bir kente girişin provası oluyor oysa ölümüm
    reis yok, bir misillemedir bütün hatıralarım
    yalnız yıkık bir duvar var karşıda,
    ve bir kadının cesedi üstünde
    uçuşup duruyor takvim yaprakları
    seni bekliyorum orda, meydan saatinin altında
    bir james dean filmine gideceğiz gelirsen
    cehennem hızıyla çarparken mutsuzluğun çelik zırhına
    soluk soluğa yaşanacak tüm imkansızlıklar
    boyle olmalıydı ve oldu işte diyecek oğlum
    babamsa bir ağıta benzeyecek, küllerimi avuçlarken
    bütüm köprüleri dinamitledim ve geldim işte
    bir kente girmemiz nasıl gerekiyorsa öyle
    apansız çıkmalısın karşıma
    ki unutulmuş bir haykırış olmalı dünyaya
    seninle her karşılaşmamız
    mağlubuz,
    durmadan kazanan bu hayat
    basit bir üçkağıtçı sadece, bir sahtekar
    beş benzemezle rest çekiyorum
    ama o biliyor bunu ve çekiliyor oyundan
    yokum diyor
    dün bir demirciydim oysa ben, ufku eritirdim
    bugünse ateş altındayım, hatıralarımı yazma
    hatıralarımı yazma,
    tarih sanıyor birileri

    Ahmet Telli / HATIRALARIMI YAZMA
  • 126 syf.
    ·Puan vermedi·
    Goethe'!nin ilk romanı, Genç wertherin acıları... Ve 25 yaşında onun adının duyulmasındaki en büyük katkı bu romanıdır.

    Goethe asistanlık yaptığı dönemde, birlikte çalıştığı ve nişanlı olan bir kıza aşık olmuş.Aynı tarihte arkadaşı olan Wilhelm yasak bir aşk yüzünden intihar etmiş. Kendi yasak aşkından ve arkadaşının intiharından esinlenip bu kitabı yazmış.Kitap,mektup-roman,ve şiirselliği ile okuyucuları mıknatıs gibi kendine çekiyor. O dönem genç okuyucularının intihar etmesine sebep olmuş bu eser. Evet depresif bir anlatımı var. Belki moraliniz bozuk olduğunda okumamanız gerekebilir ama genel anlamda intihara sürükleyecek kadar etkilemedi beni.

    Genç Wertherin başından geçen bir aşk hikayesi ve bu hikayenin imkansızlıklar içerisindeki tutkusu. Evli bir bayana olan bu aşk bir müddet sonra Wertheri intihara sürüklemiştir. Kitap hayali arkadaşı Wilhelm'e yazılmış mektuplardan oluşuyor. Duygularını, içsel çatışmalarını, çaresizliğini derinlemesine ele almış Goethe iki hafta içinde yazdığı bu eserinde. İntiharın bu kadar normalleştirilerek aktarılma kısmı beni biraz etkiledi. Çünkü intihar werther için Aşk'tı, kavuşmaktı, umuttu, Lotte'tu
  • "...Güzel bir an için bütün yaşamını feda edecek ne insanlar var dünyada. Üstelik çok da haksız sayılmazlar, insan aşık olunca yeniden doğmuş gibi oluyor. Sevdiğimiz insanın bir bakışı, bir dokunuşu, seslenişi aklımızı başımızdan almaya yetiyor. Nedenini, nasılını bilmiyorum, ama bu olağanüstü bir mutluluk."
    "Olağanüstü, evet, yine de insanların mutluluğu aradıkları için aşık olduklarını sanmıyorum. Aşk, bana imkansıza ulaşma çabasıymış gibi geliyor. Erişilmez olana dokunmak için imkansızlıklar içinde debelenip durmak..."
  • 210 syf.
    ·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Kitabı okurken kendimi o kadar olayların içinde hissettim ki kahramanımızın ağzına iki tane vurup kendine gel artık yeter demek istediğim anlar oldu. Hikaye boyunca kendisine çok yerde sinirlensem de onun adına da çok üzüldüm. O sıkıntı çektikçe benim kalbim sıkıştı. Daha kötüsü olamaz dediğim anda hep daha kötüsü oldu.
    Daha önecede yüreğime dokunan duygularımı alt üst eden kitap okumuştum, ama yaşamak, yaşamanın ötesinde insan olmanın, nefes alıp verirken bile önemini iliklerimize kadar hissettiren enfes trajik bir roman.
    Açlık imkansızlıklar yetmiyormuş gibi birde kapitalist güçlerin dayatmaları insan olarak yaşamanın gerçek manada keşfine düşüyorsunuz. Düşünün ki bu yaşama savaşında, ailenizi onca sefaletin içinde değilde başkalarının hataları yüzünden sırf gücünüz olmadığı için kaybediyorsunuz...
    Yazarın okuduğum ilk eseriydi. Akıcı bir dili var asla pişman olmadım.