İslam devleti Arabistan'da tek devlet olarak kurulup gelişmeye başlayınca şiir ve mûsikî inkişâfına en müsait muhiti Medine'de buldu. Emevî ve Abbâsî devirlerinde ise yalnız Arabistan'da değil İslam devletinin yayıldığı çok geniş bir sahada müteaddit sanat ve edebiyat merkezleri teessüs etti.
Kuseyyir, bir yolculuğunda yanına gelen ve onun kârin'i olduğunu söyleyen bir cinn ve vasıtasıyla şiir söylemeye başladığını anlatırdı. Böylece eski şair ilham kaynağını irtibat halinde bulunduğu bir cinn ile, bu dünyanın ötesinde sihirli bir aleme bağlıyor dolayısıyla kendisi de tabiatüstü bir kuvvetle mücehhez bulunuyordu.
Darlık, ıstırap, sandığınız gibi az bulunur şeyler değildir; hele sizler hayatınızdan bir kere soyunun; biz size ümitsizliğin her çeşidini bulmağa hazırız!
... Şurası var ki genç adam yazın başından beri hiç de tabiî bir hayat yaşamıyordu. Bilhassa son günlerde uykuları adamakıllı bozulmuştu. Zorla uyuyabildiği birkaç saatte garip, daha ziyade kâbusu andıran rüyalar içinde geçiyor, uykularından, yattığı zamandan daha yorgun kalkıyordu. Asıl fenası fikirlerini takipte çektiği güçlüktü. Her düşünce biraz ilerleyince azaplı bir rüya halini alıyordu.
Kur'an'da, "sezmek, farkına varmak manasında geçen ve bazen alime (bildi) ile münâvebeli olarak gelen şaara fiiline bağlamışlardır.
(...)
Goldziher, şair kelimesine "tabiatüstü sihri bir bilgiye sahip olan, sezişle bilen" manâsını verir.