• Gazeteci Halide Edip kendisine Ermenilerin kaderiyle ilgili soru sorduğunda Talat sinirli ve savunmacı bir tonda tepki verdi: Balkan Savaşları'nda Müslümanlara uygulanan katliamlara dünyanın "gaddarca sessiz" kalışını hatırlatmış ve "bir millet kendisi için en iyisini yapmayı amaçlar ve başarıya ulaşırsa dünyanın yapılanı takdir edip ahlaklı sayacağına kaniyim. Yaptıklarım için ölmeye hazırım ve hatta öleceğimi de biliyorum" demişti.
  • Daha önce bahsedildiği gibi İttihatçıların lider kadrosunun yaklaşık yarısının Balkan ve Ege sınır boylarından gelmesi tesadüf değildi; bu bölgeler, Müslümanların katliama uğratılıp şiddet yoluyla kovulmalarına ve ulus-devletlerin kurulmasına defalarca şahit olmuştur. Manidardır ki bu adamlar Balkanlar'da bir irredantizm (Kurtarımcılık: Kaybedilen toprakları geri alma) fantezisi peşine düşmediler. Osmanlı Devleti'nin nispi gücü hakkında hayal kurmuyorlardı. Kendileri açısından katlanılması ne kadar zor olsa da vatanlarının sonsuza dek elden gittiğini kabullendiler. Hayalperest değil kurnaz, kararlı ve çaresiz adamlardı; onlar için "son kale" fikri romantik bir soyutlama değildi. İmparatorluğun çöküşünün acısını aileleriyle birlikte tatmışlardı. Kendilerinin ve önceki nesillerden devlet adamlarının Osmanlı İmparatorluğu'nu dengeye kavuşturma çabalarına rağmen arta kalan her şeyin başlarına yıkıldığını gördüler.
  • Enver Kafkasya'daki orduları geri çekip Trakya'ya yerleştirerek bir veya birkaç Balkan devletini etkisiz hale getirmeyi ve hatta Avusturya-Macaristan ile çatışmaya girmeyi teklif ediyordu. Karşılığında Osmanlılar bazı Kuzey Ege adaları ile Batı Trakya'yı geri alacaktı.
  • 1918 yazında Osmanlılar, müttefikleri Almanları da imparatorluklarının hayatiyeti açısından Büyük Britanya kadar tehdit olarak görmeye başladılar. Savaşı sona erdirecek bir anlaşmanın yakın olduğuna inandıklarından bölgedeki geçici avantajlarını savaş sonrası düzendeki kalıcı kazançlara dönüştürmek maksadındaki Osmanlılar Rusya, Almanya ve Britanya etkisini en alt düzeyde tutmak için Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya'da uluslararası camianın tanıdığı devletlerin kuruluşunu sağlamaya çalışıyorlardı.
  • Ülkelerin ve imparatorlukların çöküşü kütüphanelerin çöküşüyle başlar.
  • 176 syf.
    ·Puan vermedi
    Zeytindağı" Falih Rıfkı ATAY'ın 1932 yılında yayımlanan kitabıdır.
    Falih Rıfkı, Birinci dünya savaşına yedeksubay olarak katılmış ve bir süre sonra 4.Ordu komutanı Cemal Paşa'nın emir subayı olarak Kudüs ve Suriye'de bulunmuştur.
    Kitaba adını veren Zeytindağı da Kudüs yakınlarında bir dağın ismidir.

    Büyük imparatorlukların çöküşü dramatik oluyor. Roma İmparatorluğunun Vizigot Kralı Alaric tarafından yağmalanması ve yüzlerce yılda inşa edilen medeniyetin barbar Cermenlerin ayakları altında ezilmesi nasıl masum bir kadının tecavüze uğramasına benziyorsa Devleti Aliyyenin çöküşü de buna benzer. Kafkaslar Balkanlar Filistin Mekke ve Medine Suriye Irak ve binlerce kilometrekare vatan toprağının bir bir elden çıktığı bir memlekette vatanperver bir devlet adamı ya da subayın hissiyatı ancak bu kadar müthiş tarif edilebilirdi. İttihat ve Terakkinin en önemli üç isminden birisi olan Cemal Paşa Birinci Cihan Harbinde Kanal Harekatını idare etmek üzere görevlendirilir ve emir subayı olarak kendisine Falih Rıfkı eşlik eder. Yüzlerce yıl Osmanlı toprağı olan bu coğrafyanın elden çıkışını fevkalade tahassüs yüklü cümlelerle anlatmış Falih Rıfkı. Kendisini bu vatanın bir ferdi olarak gören herhangi bir Türk evladının duygulanmaması elde değil. Çölde kavrulan tifüse sıtmaya yakalanan cepheden cepheye sürüklenmiş yüzbinlerce neferin, bir medeniyetin, cihanşümul bir imparatorluğun yıkılışına tanık olması bu kadar güzel anlatılamazdı.

    Cemal Paşanın idaresinde olan 4. Ordu Zeytindağı’na konuşlanmış vaziyette. Burada geçirilen günlerin çaresizliği ve psikolojik atmosferi Osmanlının yıkılış sürecine benzediği için bence kitabın adı sembolik olarak da mana yüklü olmuş. Osmanlının Arap coğrafyasındaki tahakkümü ve ümmetçilik politikasındaki ısrarının beyhude olduğunu Falih Rıfkı’nın yaşadıkları neticesinde anladığı kitabın muhteviyatından çok iyi biçimde idrak ediliyor. Kitapta bir yerde Osmanlının kasasındaki altının tamamına yakınının cihan harbi sırasında Arap coğrafyasını elde tutmak adına harcandığı belirtiliyor. Hatta ricattan sonra memlekete avdet sırasında Anadolu için Cemal Paşanın keşke görev yerim burası olsaydı memleketin tekmil imkânını çöle ve bedevilere tahsis ettik diye nedamet duyduğu belirtiliyor kitapta. İmparatorluğun göz göre göre ve mecburiyetten cihan harbine çekilişi bilhassa Cemal Paşa cihetinden irdelenirken bir yandan da Mehmetçiğin haleti ruhiyesi insanı müteessir eden cümlelerle anlatıyor.

    Kitabı okuyanlar cumhuriyetin kurucu kadrosunun nasıl bir ruh haline ve psikolojiye sahip olduğunu daha iyi anlayacaktır. 1911 Trablusgarp savaşı ile başlayıp Balkan Savaşları ve Cihan Harbi ile devam eden daha sonra Sakarya Meydan Muharebesi Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile neticelenen 10 yıllık harap edici bir savaş ve yıkım sürecinin insanların zihinlerindeki tezahürünü anlamak elbette kolay bir iş değil. Bugün otuz küsur ülkeyi barındıran topraklara hükmetme noktasından mütemadi savaşlar neticesinde Polatlıdan top seslerinin duyulduğu bir noktaya gelen nesilden bahsediyoruz. Mehmet Akif’e Çanakkale zaferini duyduğunda sabaha kadar gözyaşları içinde Çanakkale Şehitleri şiirini yazdıran bir duyguyu başka bir nesil yaşamadı ne bugün ne de daha evvel.

    Kitabın Türkçesi ise ayrıca sitayişi hak ediyor. Kelime kullanımı ve üslup harikulade. Bir başladığınız zaman anında bitiriyorsunuz. Zaten mühim edebiyatçıların bir kısmı kitabı modern Türkçe’nin kullanımı hususunda başyapıt olarak nitelendiriyorlar. Örneğin Nurullah Ataç günümüz Türkçesi ile de kuvvetli bir anlatım yapılabileceğine delil olarak bu kitabı gösteriyor. Gayet anlaşılır ve net ifadeler , lafı uzatmadan görece kısa ve etkili cümleler kitabı Türkçe için bir yüz akı haline getirmiş.

    Betimlemeler ve teşbihler bu kadar duru bir ile ancak bu kadar etkileyici olabilir. Benim şahsi kanaatim efsanevi bir yazım olduğu yönünde. Milli Eğitim Bakanlığının 100 temel eser listesinde zaten yer alıyor. Fakat her Türk gencinin hem Türkçenin doğru ve etkili kullanımını görmesi hem de evveliyatını anlaması için okuması gereken temel bir eser Zeytindağı. Elbette ayrıntılı bir tarihi malumat vermiyor ama mutlaka okunmalı ve tavsiye edilmeli...