• Not:Bu mektubun sahibi ismini vermek istemeyen bir kitap dostu :))

    Bir kayıp ilanıyla karşılaştım bugün. Bir
    yerlerden ısırdı gözüm. Tanımıyordum bizzat ama uzaktan görmüştüm. Bulma ümidi sardı tüm benliğimi. Çünkü onu bulmam kendimi de bulmam demekti..

    Sevgili Dost;

    Hayattayım. Herkes gibi. Yaşamaya devam ediyorum. Her sabah yeni bir güne merhaba diyorum. Zahiren güçlüyüm, sarsılmaz görünüyorum. Ama bir sorun var, şu ki; nerden tutsam elimde kalıyorum. İçim yanmalı ki bu halden kurtulmalıyım. Ama önce tespit etmem lazım.
    Bir şeyler eksik. Adını koyamadığım bir şeyler. Kırılma noktalarımın sebebi belki. Düşüşlerimin duruşlarımın geri adımlarımın nedeni. İleri atılamayışlarımın, vazgeçişlerimin.
    Arayıştayım mecnun misali. Onun çöllerde gezdiği gibi içimin sahralarına koyuldum. Leylasını arar gibi, beni durduran tutan ve engel olan sebepleri bulma yolundayım.

    Sevgili Dost;

    Işık umuduyla birilerine sarılıyorum bazen. Konuşuyorum, konuşuyorum. Sonuçsuz. Onları da kendi karanlığıma sürüklüyorum. Bulamadığım gibi bir zihni daha siyaha boyuyorum. İş başa düşüyor yine kendimi seninle dolaşıyorum.
    Arayışların sonu boş olmaz biliyorum ve derdimi duama dökerek Rabbimden yardımını diliyorum..

    Sevgili Dost;
    Gözlerimle sebepleri takip edip kontrolüm altına almaya çalışırken unutuyordum. Tüm o sebepleri kontrol eden zaten biri var.. Ah biraz teslimiyet.. Bunu başarabilsek..

    Sevgili Dost;

    Nasıl da ilandakine benziyor sin, lam, mim harfleriyle bu kelime.. Ulaştıracak mı dersin bizleri selamete…
    …..

    Sevgili Dost;

    Allah’ın O’na yönelmemiz için vermiş olduğu imtihanları gördükçe, kolay olan Allah’a dönmek yerine, imkansıza, kusurlarımı görmezden gelmeye çabaladım hep. Aynı nokta. Teslimiyet eksikliği. Yapmam gereken kabullenmekti halbuki. Güzellikleri coşkuyla alıp bağrıma bastığım gibi, sıkıntıları, tatsızlık diye adlandırdıklarımı da göğüslemek, şükür ile alıp kabullenmekti. Elimin ulaşmadığı yerlere uzanmak için çabalayarak kendimi harap etmek yerine, semaya ellerimi açmalı ve yakarmalıydım sadece…

    Sevgili Dost;
    Kaybı buldum artık, şimdi onunla tanışmak vakti.
    …….

    Ve şimdi…

    Tevekkülün getirdiği huzurdayım. Esbabın peşinde koşmaktan yorulan ruhum burada sükunet buluyor. Tadını çıkarıyor sakinliğin. Ya Muhavvilel hal diyor sadece. Çabalamıyor kendini heder edercesine. Sükuta sığınıyor rahata sarılıyor burada. Ya Mukallibel Kulüb diyor. En güzelinin Cenab-ı Hakkın elinde olduğunu biliyor.
    Demek tabiat bataklığı yalnızca inanç değilmiş. Öyle işlemiş ki hücrelere Allahuekber diyenlerin dahi kalbinde serpilmiş. Ona buna yönlendirmiş. Hakiki merciden gaflet ettirmiş. Perdelere takıp arkasındaki eli gizlemiş. Maddeye perestiş ettirip hakikati görmeyi engellemiş.
    Oysaki bilseydi bu kalp herşeyin zincirinin Allah’ın elinde olduğunu. Ağlar mıydı bu kadar.. Herşeyin anahtarının yanında olduğunu görebilseydi. Esbaba müracaat eder miydi bu derece..

    Şunu düşünmeli Sevgili Dost;

    Sormalı insan kendine.
    Kaderde yazılan bu ise, yaşanan yaşanılanlar içinde en güzeli en hayırlısı ise bu itirazlar hala niye?
    Artık kendimize gelme vakti. Yeter ağladığımız. Hesap kitap tutup sorgulayıp yargıladığımız.
    Gözyaşlarımızı silip teslimiyeti tevekkülü anlamak yaşamak vakti.

    Sevgili Dost;

    Teşekkür ederim eşliğin için. Son bir adım kaldı. Gel beraber teslim edelim dünyaya onu. İlanları kaldırıp ismini asalım her yere. Teslimiyet diyelim, teslimiyet. İşte, aradığınız o kelime.
  • Kitabı yarıladığımda ve bitirdiğimde hissettiğim iki duygu vardı. Birincisi bu kitabı kesinlike cok daha fazla kişinin okumasına ön ayak olmam gerektiği , diğeri ise irvin yalom'un gerçekten underrated bir yazar olduğuydu . Belki bir Freud ya da Gustav jung kadar popüler değildi . Ya da Alferd adler ve Erich from gibi psikoloji literatüründe önemli izler bırakan kuramları yoktu ama yazım dilindeki sadelik , duyguyu ve anlatılmak isteneni öteki tarafa geçirme konusundaki sanatı muazzamdı.
    Kendisini birçogumuz gibi ben de Nietzsche ağladığında kitabı ile tanıdım. Ve en az nietzche ağladığında kitabı kadar değer görmeyi ve okunmayı hak eden bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

    Ve beni bu kitabı okumaya teşvik eden en önemli detay, adından da anlaşılacağı üzere '' Gerçek yaşam öyküleri '' içeren psikoterapi güncelerini nakış gibi işlemesiydi...
    Daha da önemlisi yazarın bunu tamamiyle varoluşsal bir düzlemde yapmasıydı . Hepimiz neden varolduğumuzu ve neden bu gezegende olduğumuzu merak ederiz. Bunun için önümüze yüzlerce mitoloji, inanç sistemleri vb bircok seçenek sunuldu. Ve her ne hikmetse default'un güvenli limanında , etliye sütlüye karışmadan onu aldık ve üzerimize giydik... Çünkü bilmiyorduk... Bilmiyoruz....

    Gidebilecek ne bir yerimiz , söyleyecek ne bir sözümüz var . Kelimeler sadece belli belirsiz bir yerlere savruluyor ve biz bu boşluk içinde kaybolurken , hiçliğin mutlu sessizliğine , ''yaşam '' adını veriyoruz.... Kimimiz huzuru meditasyon, yoga ya da farklı yerlerde ararken kimimiz o varoluşsal boşluğun en derinine huzurla dalmayı tercih ediyor...
    Tıpkı Sartre , pessoa , Samuel beckett ve Albert camus gibi ... ve Camus'un da dediği gibi ; İnsanın her gün yaptığı en iyi şey intihar etmemeye karar vermektir.
    Sisifos'un o korkunç tekdüzeliği içerisinde debelenip duran ve bütün bunları neden yaptığını bilmeyen ama yapmaya devam eden ölümlülerden ibaretiz.

    Çünkü sistemin (kültürün) bedenimize ve zihnimize yüklediği bazı programlar var. Ve bunu belli bir simetri içerisinde yerine getirmeyi vazife biliyoruz . Aksi taktirde süper ego (mahalle baskısı) karşımıza dikilip kulağımızı çekerek bizileri azarlayabilir. Hal böyleyken, bedeninin gizli bölmelerine sıkışıp kalan insanın anlam arayışı hangi düzenekte tamamlanabilir ?

    Okumak, çalışmak , evlenmek, çocuk yapmak, bunu yapmak sonra şunu yapmak ... Hep yapılacak bir şeyler var ve bütün bunları onaylanmalar içerisinde , birilerini memnun etmek için devinip duruyoruz .Cünkü narşizmimizin doyuma ihtiyacı var... Beğenilmeye ötekinin gözünde tamamlanmaya ihtiyacı var...
    Peki bütün bu olanlar , insan dediğimiz ortalama 70-80 yıl yaşayan ve sonra muazzam bir bilinmezliğin içine düşmesi aşikar olan canlıyı nasıl çıldırtmaz?


    Tekrar kitaba dönecek olursak ; kitap 10 yaşanmış psikoterapi öyküsüyle , hem varoluş sancısı ile savaşan
    hem de yaşamın içine sıkışmış , ölüm, hastalık , uzuv kaybı, anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu , depresyon , bipolar ve antisosyallik ve gibi bircok temel psikoloji problemini ele aliyor...

    Kitabın ilk öyküsü ve kitaba ismini veren ''Aşkın celladı'' bölümü , Thelma adlı 62 yaşında ve eski bir balerin olan kadının 8 sene önce gittiği bir psikoterapi seansında aşık olduğu genç terapiste duyduğu '' saplantılı'' ve neredeyse yaşamının durmasına sebep olacak öyküden oluşuyor... Aradaki yaş farkına rağmen aşık olduğu terapist ile yalnızca 28 gün sevgili gibi yaşayan ve 28 gün sonunda terapistin bir bıçak gibi ilişkiyi kesmesiyle bir boşluğa düşen Thelma'nın , tam 8 sene bu anksiyete ile nasıl yaşadığına tanık olacaksınız...

    Düzenli okuma oranlarının binde bir olduğu ülkemizde , daha çok gelişebilmek , daha çok ''insan'' olabilmek ve en önemlisi
    birbirimizi sevebilmemiz için okumamız gerekiyor.... İrvin Yalom'u okumalısınız... okumalıyız... Ve çok sevdiğim bir sözle noktalamak istiyorum... Başkalarının hayatına çok meraklıysanız , kitap okuyun... kitapla kalın...
  • İnanç gibi, kaybı da temelde mantığa dayanmaz; daha ziyade zihinde yaşanan bir algı değişiklidir.
  • Birinci bölümde bilincin salt fiziksellik ile açıklanabilecek bir durum olduğunu söyleyen tekçi ve bilincin maddeden fazla bir şey gerektirdiğini söyleyen ikici bilinç kuramları genel hatlarıyla ele alındıktan sonra tarafsız tekçilik, idealizm ve modern anlayışta insan bilincinin bilgisayar metaforuyla açıklanmasına temel teşkil eden işlevselcilik ve idealizmin tezleri ortaya konur. Yine bu bölümde bir klasik olan Thomas Nagel'ın 1973 tarihli "Yarasa Olmak Nasıl Bir Şeydir?" makalesinin ortaya koyduğu argüman tanıtılır ana hatlarıyla; bir yaratığın öznel psikolojik gerçekliği bilimsel araçlarla anlaşılamaz, erişilemezdir. İkinci bölümde görülen odur ki 90'lar ile doğduğu sanılan bilinç bilimi 19. yüzyılın sonlarında zaten baş göstermiştir. 1920'lerden sonra 'bilinç' görmezden gelinerek, psikoloji artık bir bilinç biliminden ziyade bir davranış bilimi olarak tanımlanmaya başlanmıştır. Çünkü bilinç öznelliktir ve bilimsel araştırma yöntemleriyle ele alınabilecek bir olgu değildir. Belki 1920'lerdeki davranışçılığa olan bu kayış, bilim tarihinin 'bilinç' ile tehlikeye sokulacağının sezilmiş olmasının önlemi, kaçışıdır. 1960'lardaki bilişsel psikolojiye evrilen anlayış bilince hala uzakta durmakta ve zihni bilgisayar metaforuyla açıklayarak bilgi işleme süreçlerine odaklanmıştır ve bilincin öznelliğinden söz açmaya yanaşmamıştır. Ancak 80'lerdeki bilişsel nörobilimin yükselişi ile ele alınmayan duygu ve bilinç artık 'araştırılası' gelmeye başlamıştır. Bilişsel nörobilimin amacı beynin biyolojik gerçekliği ile psikolojik (bilişsel) gerçekliğini ilişkilendirmektir. Üçüncü bölümde fenomenal bilinç, bilinç durumu ve içeriği, fenomenal bilincin yapısı, düşünümsel bilinç, seçici dikkat projektörü, içebakış ve türleri, bilinçdışı ve bilinçsiz bilgi, zombi metaforu ve son olarak bilinç kavramının, farklı kullanımları tanımlanmıştır. Sonraki bölümde günlük yaşamı deneyimlerken onun tam anlamıyla gördüğümüz gibi olduğu yanılgısına nasıl da düştüğümüzü gösterir. Görüş, fiziksel dış dünya ve onun görülebilir dalga boylarındaki elektromanyetik radyasyon ile başlar ve nörobiyoelektriksel enformasyonlara dönüştürüldükten sonra görsel bilinçle biter. Peki ama bilinç bu bir dizi aşamanın tam olarak neresinde ve nasıl belir(iver)ir? Bu bölümde görsel bilincin nöropsikolojik eksiklikleri üzerinden beynin algılarımız aracılığıyla deneyimlediğimiz dünyayı nasıl inşa ettiğini açıklanır. Beşinci bölümde, beyinde korunmuş ve zarar görmüş bilişsel işlevlerin terkibi olarak tanımlanabilecek olan "performans örüntüleri" birleşim ve ayrışım kavramları bağlamında ele alınır. Körgörü, prosopagnozi vb. olgulardan yararlanılmıştır. Yine beynin, duyusal girdiyi bilinçli ve bilinçsiz şekilde işlemesini modelleyen üç farklı kuram tanıtılır ; (1)Ayrık bilgi modeli (2) Bağlantısızlık modeli (3) Alçaltılmış temsil modeli. Altıncı bölümde daha önceki iki bölümde olduğu gibi ancak bu kez öz-farkındalığın nöropsikolojik olgularıyla bilincin nasıl öznelliğe kavuştuğu araştırılmaya devam eder. Yedinci bölümde bilincin nöral korelatlarını araştıran deney yöntemlerinin(fMRI, PET, EEG MEG) tanımları, benzerlikleri ve farklılıkları tanıtılır. Sekizinci bölümde sorulan soru şudur: beyinde bilinç "ışığını yakan" şeyin ne olduğunu görmek için kurulacak ideal deney nedir? Anestezi, epileptik nöbetler gibi nöropsikolojik olgulardan yola çıkıldığında beyinde talamusun, talamokortikal bağlantıların, kortikal-subkortikal yolakların, ve posterior kortikal alanların bilinç için önemli yapılar olduğu görülmüştür. Ancak bu henüz bilincin nöral korelatlarının aydınlığa kavuştuğu anlamını taşır değildir. Yalnızca olgulardan yola çıkılarak tasarlanan deneylerden öyle olmasını umduğumuz öngörülerde bulunuruz bu haliyle. Dokuzuncu bölümde "iki gözün rekabeti" olgusundan yola çıkarak görsel bilincin beyindeki lokalizasyonuna dair yapılan saptamalar ortaya konur ancak şu soru hala cevapsızdır, "Nerede, ne zaman ve ne tür nöral etkinliklerin görsel deneyime dahil olduğunu bulsak bile, nöral etkinliğin nasıl öznel, görsel fenomenolojiyle sonuçlandığını veya onu nasıl ürettiğini anlamış olacak mıyız? (s.267)." Felsefi kuramlar bölümünde bahsedilen teoriler arasındaki kopukluk barizdir. Öyle ki bu kuramların bilinç konusunda ihtilafa düşmedikleri nokta yoktur. Kimi kuramlar nitelcelerin ve fenomenal bilincin varlığını kabul etmezken kimisi de panpsişizme kayarak bilinci beyin-dışı bir konuma yerleştirebilmiştir. Buna karşın deneysel kuramların da üzerinde anlaşabildiği tek nokta bilincin beyin-içi bir konumda aranması gerektiğidir. Bilincin nöral korelatları ya da bilinç ile üst biliş arasındaki ilişkiler üzerine ayrılık devam etmektedir. Fenomenalitenin ölçütü nedir, bildirimsellik mi? Onikinci bölümde ele alınan DBD, kısaca 'deneyimin sıradışı çeşitliliği' olarak tanımlanabilir. Değişmiş bilinç durumları aynı zamanda düşünümsel bilinci de zorunlu kılar. DBD, varsanı ve sanrıların bileşimi olarak ele alınabilir. "Varsanılar tanım gereği gerçek uyaran ortamına tekabül etmeyen algı deneyimlerini içerir. Sanrılar, ise sıkıca benimsenen inançlara, yargılara ve mantığa aykırı veya açık nesnel kanıtlara karşıt olan sürekli olarak yetersiz bir akıl yürütmeye işaret eder. Dolayısıyla varsanılar, fenomenal veya algısal bilincin içeriklerini tahrif ederken; sanrılar da, düşünümsel bilinç düzeyindeki üst düzey düşünce süreçlerini bozar (s. 344). Uykuya dalış esnasında "içsel olarak meydana getirilen" imgelere "hipnagojik varsanılar" bu durumun tersine ise, yani uykudan uyanıklığa geçişte, "hipnopompik varsanılar" denir. Bu fenomenler bize yardım edebilir mi? Rüya, algılanan fenomenal dünyanın simülasyonudur? Bu simülasyon kimi bakımlardan hatalı işler örneğin rüyada eleştirel yoksunluk içerisinde olan biten mantıksız ne varsa onu olağanlıkla kabul ederiz(tümüyle olmasa da bunun dışında az örnek vardır) Bu simülasyonun arızaları, niteliksel, bağlamsal ve zamansaldır. Rüyada kimi zaman olayı, şuan ki ben'den farklı olan bir rüya-benliği yaşarken kimi zaman üçüncü-şahıs-perspektifindeki gözlemci yaşar. Rüyaların işlevini sorduğumuzda ise dört farklı kuram bununla ilgilenebilir; (1)Rastgele etkinleşme kuramı (2)Sorun Çözme Kuramı (3)Zihinsel Sağlık Kuramı (4)Tehdit Simülasyon Kuramı. Rüyanın evrensel nitelikleri göz önüne alındığında tehdit simülasyon kuramı daha açıklayıcı güce sahip görünür. Sonraki bölümde hipnozun bir DBD olarak değerlendirilebilirliği üzerinde durulmakla birlikte hipnotik tetikleme ve türleri, hipnotize edilebilirlik gibi kavramlara değinilmiştir. Son bölümde ise üst bilinç durumlarının bilinç araştırmalarındaki konumu işlenmiştir. Zor bir tanım gerektiren üst bilinç durumlarının ortak noktalarını oluşturulmaya çalışılmıştır. Bilinç bilimine giriş için yerinde bir kitap.
    İÇİNDEKİLER
    BİRİNCİ KISIM: BİLİNÇ BİLİMİNİN ARKAPLANI


    1. BİLİNÇ BİLİMİNİN FELSEFİ TEMELLERİ

    GİRİŞ

    1.1. BİRİNCİ AYRIM: İKİCİLİK VE TEKÇİLİK

    a. İkiciliğin Tanımı

    b. Tekçiliğin Tanımı

    1.2. İKİCİ BİLİNÇ KURAMLARI

    a. Etkileşimcilik

    b. Kartezyen İkicilik: Etkileşimciliğin En Tipik Örneği

    c. Epifenomenalcilik

    d. Koşutçuluk

    1.3. TEKÇİ BİLİNÇ KURAMLARI

    a. Maddeciliğin (veya Fizikselciliğin) Tanımlanması

    b. Elemeci Maddecilik

    c. İndirgemeci Maddecilik

    d. Mikrofizikselcilik; Nihai İndirgemecilik
    e. Belirimci Maddecilik
    f. Tekçi Maddeciliğin Özeti
    g. İdealizm
    h. Tarafsız Tekçilik
    i. İşlevselcilik
    1.4. ZİHİN-BEDEN SORUNU NEDEN ORTADAN KALKMAYACAK
    a. İzah Gediği ve “Zor Sorun”
    b. Öznellik
    c. Yarasa Olmak Nasıl Bir Şeydir?
    d. Geleceğin Bilimi ve Bilinç
    e. Felsefi Sorunlar ve Bilinç

    2. BİLİNÇ BİLİMİNİN TARİHSEL TEMELLERİ
    GİRİŞ
    2.1. 1800’LER: FELSEFEDEN DENEYSEL BİLİNÇ BİLİMİNE DOĞRU
    a. Frenoloji
    b. Psikofizik
    2.2. İÇEBAKIŞÇILIK; BİLİNCE DAİR İLK BİLİMSEL PSİKOLOJİ
    a. Wilhelm Wundt ve Psikoloji Biliminin Doğuşu
    b. Titchener ve Yapısalcılık: Bilincin Atomları
    c. William James ve Bilinç Akışı
    2.3. BİLİNÇ BİLİMİ OLARAK İÇEBAKIŞÇILIĞIN DÜŞÜŞÜ
    a. Geştalt Psikolojisi: Bilinç Atomcul Değil Bütüncüldür
    b. Davranışçılık: Bilimsel Psikolojide Bilnç Nasıl Tabu Haline Geldi
    c. Freud’un Bilinç Eleştirisi
    2.4. BİLİŞSEL BİLİMDEN BİLİNÇ BİLİMİNE
    a. Bilişsel Bilim: Bilinci Barındırmayan Bir Zihin Bilimi
    b. Anka Kuşu Yükseliyor: Modern Bilinç Biliminin Ortaya Çıkışı

    3. BİLİNÇ BİLİMİNİN KAVRAMSAL TEMELLERİ
    GİRİŞ
    3.1. BİLİNCİN ÖZNEL GERÇEKLİĞİ NASIL BETİMLENEBİLİR
    a. Fenomenal Bilinç: Öznelliğin Temel Biçimi
    b. Nitelceler
    c. Bilinçli Olma Durumu ve Belirli Bilinç İçerikleri
    d. Fenomenal Bilincin İç Yapısı: Merkez ve Çevre
    e. Dikkat ve Bilinç
    f. Değişim Körlüğü ve Dikkatsizliğe Bağlı Körlük
    g. Düşünümsel Bilinç
    h. İçebakış
    i. Öz-Farkındalık
    3.2. BİLİNCİN YOKLUĞUNU BETİMLEYEN KAVRAMLAR
    a. Bilinçdışı
    b. Bilinçsiz
    c. Öz-Farkındalık
    3.3. “BİLİNÇ” KAVRAMININ DİĞER TANIMLARI VE KULLANIMLARI
    a. Uyarıma Tepki Verme Kabiliyeti Olarak Tanımlanan Bilinç
    b. Dış Dünyadan Gelen Bilgiyi Temsil Etme Kabiliyeti Olarak Tanımlanan Bilinç
    c. Uyanıklık Olarak Tanımlanan Bilinç
    d. Çıktı Sistemlerine Erişim, Davranış Kontrolü veya Dünyayla Davranışsal Etkileşimler Olarak Tanımlanan Bilinç
    e. Bilinç ve Farkındalık

    İKİNCİ KISIM: BİLİNÇ BİLİMİNİN TEMEL İLGİ ALANLARI
    I. BİLİNCİN NÖROPSİKOLOJİSİ
    GİRİŞ: BİLİNÇ BİLİMİNİN TEMEL İLGİ ALANLARI NELERDİR?

    4. GÖRSEL BİLİNCİN NÖROPSİKOLOJİK EKSİKLİKLERİ
    GİRİŞ: GÖRSEL BİLİNCİN BİRLİĞİ
    4.1. BEYİNSEL AKROMATOPSİ: RENK NİTELCELERİNİN İZ BIRAKMADAN KAYBOLOŞU
    4.2. GÖRSEL AGNOZİ: TUTARLI GÖRSEL NESNELERİN KAYBI
    4.3. SEMANTİK BUNAMA: NESNENLERİN ANLAMININ KAYBI
    4.4. SİMULTANAGNOZİ: FENOMENAL ARKAPLANIN KAYBI
    4.5. İHMAL: FENOMENAL UZAYIN KAYBI
    4.6. AKİNEPTOPSİ:GÖRSEL HAREKETLİLİĞİN KAYBI

    5. GÖRSEL BİLİNCİN DAVRANIŞTAN NÖROPSİKOLOJİK AYRIŞIMLARI
    GİRİŞ: NÖROPSİKOLOJİK BİR AYRIŞIM NEDİR?
    5.1. AYRIŞIMLAR VE BİLİNÇ
    5.2. BİLİNÇLİ/BİLİNÇSİZ AYRIŞIM KURAMLARI

    6. ÖZ-FARKINDALIĞIN NÖROPSİKOLOJİK BOZUKLUKLARI
    GİRİŞ
    6.1. AMNEZİ
    6.2. AYRIK-BEYİN
    6.3. ANOSOGNOZİ
    6.4. SOMATOPARAFRENİ(ASOMATOGNOZİ)
    6.5. BİLİŞSEL NÖROPSİKİYATRİ VE İNANÇ SİSTEMLERİNİN EKSİKLİKLERİ
    a. Capgras Sanrısı
    b. Fregoli Sanrısı
    c. Sol-Yarıküre Yorumcusu ve Sağ-Yarımküre Şeytanın Avukatı

    II. BİLİNCİN NÖRAL BAĞINTILARI (BNB)
    GİRİŞ: “BİLİNCİN NÖRAL BAĞINTISI” (BNB) NEDİR?

    7. BNB DENEYLERİNİN YÖNTEMLERİ VE TASARIMI
    GİRİŞ: BNB DENEYLERİ NASIL TASARLANIR
    7.1. İŞEVSEL BEYİN GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ: fMRI ve PET
    7.2. EEG ve MEG ile ELEKTROMANYETİK BEYİN ALGILAMA

    8. BİR DURUM OLARAK BİLİNCİN NÖRAL TEMELİ ÜZERİNE ÇALIŞMALAR
    GİRİŞ: BİR DURUM OLARAK BİLİNÇ
    8.1. ANESTEZİ
    8.2. EPİLEPTİK NÖBETLER VE DERİN UYKU
    8.3. İÇE-KİLİTLENME SENDROMU
    8.4. BİTKİSEL HAYAT VE DİĞER KAPSAMLI BİLİNÇ BOZUKLUKLARI
    8.5. TERSİNE ZOMBİLER

    9. GÖRSEL BİLİNCİN NÖRAL TEMELİ ÜZERİNE ÇALIŞMALAR
    GİRİŞ: GÖRSEL BİLGİ VE GÖRSEL BİLİNÇ
    9.1. İKİ GÖZÜN REKABETİ ÇALIŞMALARI
    9.2. GÖRSEL VARSANILAR
    9.3. GÖRSEL BİLİNÇ ÜZERİNE YAPILAN EEG ve MEG DENEYLERİ
    9.4. TRANSKRANİYAL MANYETİK UYARIM (TMS)

    III. BİLİNÇ KURAMLARI
    GİRİŞ: BİR BİLİNÇ KURAMI NEDİR?

    10. FELSEFİ BİLİNÇ KURAMLARI
    10.1. GÜNCEL FELSEFİ BİLİNÇ KURAMLARINA BİR BAKIŞ
    a. Çoklu Taslaklar Kuramı (Dennett)
    b. Duyu-Motor Kuramı (O’Regan ve Noe)
    c. Biyolojik Doğalcılık (Searle)
    d. Doğalcı İkicilik (Chalmers)
    e. Üst Düzey Bilinç Kuramları
    f. Dışsalcı Temsilcilik (Tye, Dretske)
    g. Nörofenomenoloji (Varela, Lutz, Thompson, Noe)
    h. Refleksif Tekçilik (Velmans)
    i. Sanal Gerçeklik Kuramı (Metzinger, Lehar)

    11. DENEYSEL BİLİNÇ KURAMLARI
    11.1. GÜNÜMÜZ DENEYSEL BİLİNÇ KURAMLARINA BİR BAKIŞ
    a. Kapsamlı Çalışma Alanı Kuramı (Baars)
    b. Nörobiyolojik Kuram (Crick ve Koch)
    c. Dinamik Çekirdek (Tononi ile Edelman) ve Bilgi Bütünleştirme Kuramı (Tononi)
    d. Talamokortikal Bağlanma Kuramı (Llinas)
    e. Tekrarlayan İşleme Kuramı (Lamme)
    f. Mikrobiinç Kuramı (Zeki)
    g. Olanın Hissi Anlamında Bilinç (Damasio)
    11.2. ANALİZ: BİLİNÇ KURAMLARINDA TARTIŞILAN TEMEL MESELELER

    a. Bilinci Konumu: Dışsalcılık ve İçselcilik
    b. Bilincin Temel Doğası: Fenomenoloji ve Biliş
    c. Fenomenal Bilincin Temel Biçimi: Atomculuk ve Bütüncülük

    IV. DEĞİŞMİŞ BİLİNÇ DURUMLARI

    12. “DEĞİŞMİŞ BİLİNÇ DURUMU” (DBD) NEDİR?
    GİRİŞ
    12.1. “DEĞİŞMİŞ BİLİNÇ DURUMU”NU NASIL TANIMLAYABİLİRİZ

    13. RÜYA GÖRME VE UYKU
    GİRİŞ: RÜYA GÖRME VE BİLİNCİN KISA TARİHİ
    13.1. HİPNAGOJİK VE HİPNOPOMPİK VARSANILAR
    13.2. UYKU FELCİ
    13.3. UYKU ZİHİNSEL ETKİNLİĞİ VE RÜYA GÖRME
    13.4. RÜYA İÇERİKLERİ
    13.5. NEDEN RÜYA GÖRÜRÜRZ
    13.6. BERRAK RÜYA GÖRME
    13.7. KÖTÜ RÜYALAR VE KABUSLAR
    13.8. GECE DEHŞETİ
    13.9. UYURGEZERLİK VE GECE GEZGİNLİĞİ
    13.10. REM UYKUSU DAVRANIŞ BOZUKLUĞU VE RÜYADA-GEZME

    14. HİPNOZ
    GİRİŞ
    14.1. HİPNOZUN KISA TARİHİ
    14.2. HİPNOTİK TETİKLEME
    14.3. HİPNOTİK TELKİN EDİLEBİLİRLİK
    14.4. HİPNOZLAR BİR DBD MİDİR?
    14.5. HİPNOZ ALTINDA BİLİNCE NE OLUR?

    15. ÜST BİLİNÇ DURUMLARI
    GİRİŞ
    15.1. MEDİTASYON
    15.2. OPTİMAL DENEYİM VE AKIŞ
    15.3. KOŞUCU COŞKUNLUĞU
    15.4. BEDEN-DIŞI DENEYİMLER (BDD’LER)
    15.5. ÖLÜME YAKIN DEENYEİMLER (ÖYD’LER)
    15.6. MİSTİK DENEYİMLER

    Sonsöz
    Sözlük
  • Oldukça basit, terörizmin amacı terör ve korku yaratmaktır. Korku iman müessesini sarsar...
    ....Terörizm siyasi bir silahtır. Bir hükümetin sarsılmazlık görüntüsünü sildiğinizde insanların imanını da silersiniz.
  • Çekirdek kimliğin kaybı, katlanılamaz bir durumdur, bir psikolojik ölümdür.