Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
22 May 15:38

"Bir soğan soyulurken yaşarıyor da gözler,
Vatandaş soyulurken aldırmıyor öküzler!
Hayadan eser yoktur nafile bütün sözler,
Beyhude inat etme hemen salla başını,
Dilini tut, uslu dur, zıkkımlan maaşını."

Hicviyeler, Şair EşrefHicviyeler, Şair Eşref
《Mizgine_İslâm / ميزگينه اسلام》Ӝ̵, bir alıntı ekledi.
22 May 15:10 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Meryem Süresi :
Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd.
2. Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametinin anılmasıdır.
3. Hani o, Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı.
4. O, şöyle demişti: “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım.”
5,6. “Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!”
7. (Allah, şöyle dedi:) “Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.”
8. Zekeriyya, “Rabbim!” “Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?” dedi.
9. (Vahiy meleği) dedi ki: Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: “Bu, bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım.”
10. Zekeriyya, “Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına) bir işaret ver”, dedi. Allah da, “Senin işaretin, sapasağlam olduğun hâlde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır” dedi.
11. Derken Zekeriya ibadet yerinden halkının karşısına çıktı. (Konuşmak istedi, konuşamadı) ve onlara “Sabah akşam Allah’ı tespih edin” diye işaret etti.
12,13,14. (Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl” dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah’tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.
15. Doğduğu gün, öleceği gün ve diriltileceği gün ona selâm olsun!
16,17. (Ey Muhammed!) Kitap’ta (Kur’an’da) Meryem’i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.
18. Meryem, “Senden, Rahmân’a sığınırım. Eğer Allah’tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)” dedi.
19. Cebrail, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi.
20. Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi.
21. Cebrail, “Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir” dedi.
22. Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.
23. Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!” dedi.
24. Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: “Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı.”
25. “Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün.”
26. “Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de.
27. Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!”
28. “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.”
29. Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler.
30. Bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı (İncil’i) verdi ve beni bir peygamber yaptı.”
31. “Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti.”
32. “Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı.”
33. “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir).”
34. Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.
35. Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “ol!” der ve o da oluverir.
36. Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse (yalnız) O’na kulluk edin. Bu, dosdoğru bir yoldur.
37. (Fakat hıristiyan) gruplar, aralarında ayrılığa düştüler. Büyük bir günü görüp yaşayacakları için vay kâfirlerin hâline!
38. Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
39. Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar.
40. Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler.
41. Kitap’ta İbrahim’i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi.
42. Hani babasına şöyle demişti: “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?”
43. “Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim.”
44. “Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahmân’a isyankâr olmuştur.”
45. “Babacığım! Doğrusu ben, sana, çok esirgeyici Rahmân tarafından bir azabın dokunmasından, böylece şeytana bir dost olmandan korkuyorum.”
46. Babası, “Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!” dedi.
47. İbrahim, şöyle dedi: “Esen kal! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır.”
48. “Sizi ve Allah’tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb’ime ibadet ediyorum. Rabbime ibadet etmekle de mutsuz olmayacağımı umuyorum.”
49. İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince, ona İshak ile Yakub’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
50. Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik).
51. Kitap’ta, Mûsâ’yı da an. Şüphesiz o seçkin bir insan idi. Bir resûl, bir nebî idi.
52. Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık.
53. Rahmetimiz sonucu kardeşi Hârûn’u bir nebî olarak kendisine bahşettik.
54. Kitap’ta İsmail’i de an. Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. Bir resûl, bir nebî idi.
55. Ailesine namaz ve zekâtı emrederdi. Rabb’inin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı.
56. Kitap’ta İdris’i de an. Şüphesiz o, doğru sözlü bir kimse, bir nebî idi.
57. Onu yüce bir makama yükselttik.
58. İşte bunlar, Âdem’in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
59. Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.
60,61. Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân’ın, kullarına gıyaben vaad ettiği “Adn” cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O’nun va’di kesinlikle gerçekleşir.
62. Orada boş söz işitmezler. Yalnızca (meleklerin) “selâm!” (deyişini) işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da vardır.
63. İşte bu, kullarımızdan Allah’a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir.
64. (Cebrail, şöyle dedi:) “Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdekiler, arkamızdakiler ve bunlar arasındakiler hep O’nundur. Rabbin unutkan değildir.”
65. (Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu hâlde, O’na ibadet et ve O’na ibadet etmede sabırlı ol. Hiç, O’nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun?
66. İnsan, “Öldüğümde gerçekten diri olarak (topraktan) çıkarılacak mıyım?” der.
67. İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?
68. Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz.
69. Sonra her bir topluluktan, Rahman’a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip çıkaracağız.
70. Sonra, oraya girmeye en lâyık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz.
71. (Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.
72. Sonra Allah’a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş hâlde bırakırız.
73. Âyetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkâr edenler, inananlara, “İki topluluktan hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclis ve mahfili daha güzeldir?” dediler.
74. Biz onlardan önce, mal-mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesilleri helâk ettik.
75. (Ey Muhammed!) De ki: “Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.
76. Allah, doğruya erenlerin hidayetini artırır. Kalıcı salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç itibari ile de.
77. Âyetlerimizi inkâr edip “Bana elbette mal ve evlat verilecek!” diyen kimseyi gördün mü?
78. Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân’dan bir söz mü almış?
79. Hayır! (İş onun dediği gibi değil). Biz, onun söylediklerini yazacağız ve azabını arttırdıkça arttıracağız!
80. Onun (ahirette sahip olacağını) söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek.
81. Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah’tan başka ilâhlar edindiler.
82. Hayır! İlâhları, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.
83. Kâfirlerin başına, onları durmadan (günaha ve azgınlığa) tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?
84. Ey Muhammed! Şu hâlde, onların azaba uğramalarını istemekte acele etme. Biz onlar için ancak (takdir ettiğimiz günleri) sayıp durmaktayız.
85,86. Allah’a karşı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün!
87. Rahmân’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.
88. Onlar, “Rahmân, bir çocuk edindi” dediler.
89. Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız.
90,91. Rahman’a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!
92. Hâlbuki Rahmân’a bir çocuk edinmek yakışmaz.
93. Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman’a kul olarak gelecektir.
94. Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır.
95. Onlar(ın her biri) kıyamet günü O’na tek başına gelecektir.
96. İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır.
97. Ey Muhammed! Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık.
98. Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?

Kuran-ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Muhammed Hamdi YazırKuran-ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır

Gençlik, Anılar, Dayak...
Biraz kafamızı dağıtalım mi? Gündem karışık, insanlar stresli, ekonomi.... seçimler...vatan haini!... “şu”cu-“bu”cu... ohooo say say bitmez! İşte bunlardan sebep, nasılsa iş olacağına varır deyip olacağına varmışlardan söz edelim biraz. Son zamanlarda çok güzel öykü denemeleri okuduk sitede ya hep hüzünlendik, bakalım gülümseyebilecek miyiz?

Siz hiç dayak yediniz mi? Ben gençliğimde meraklıydım kavga döğüş işlerine. Boşuna demezler ne gelirse meraktan diye, hakikaten öyledir, iyi bilirim! Şimdi yaşımızı biraz alıp, göbeği büyütüp, birtarafımızı kaldırıp bir tekme atamayacak duruma gelince, “ aklı başında insan kavga mı edermiş? Her bir şey konuşa konuşa çözülmeli“ deyip bıraktık bu işleri... Tabii canııım olgunluk, modernlik başka!

Bizim çocukluğumuzda ve gençliğimizde dayak çok normal bir şeydi. Hele hele anne terliği, baba şamarı, komşu tepiği ve öğretmen haydarı çok çok olağandı. Kimse bunları büyütmez, gurur meselesi yapmazdı. Bilmezdi zaten. Kızım beş altı yaşlarındayken beni çok kızdırdığı bir vakit şakacıktan “kız döverim seni” dedim, fıkara bilmiyor ki, “hadi döv hadi döv” diye ısrar etmeye başladı, sonra da babam beni dövmüyor diye annesine şikayet edip ağlamaya başladı. Etme gurban olduğum dayak çok kötü bir şey ben sana hiç kıyabilirmiyim ağlama dediğimdeyse kapak geldi “ iyi de, kötüyse niye bana öyle dedin” deyip daha çok ağlamaya başladı... Nazlı kız babası olmak zor iş vessalam... Çeşitli şaklabanlıklarla olayı unutturacağım diye göbeğim çatladı ya başardım sonunda. Çatlamış göbeğime poposunu dayayıp koynumda uyudu o gece kurban olduğum...

Ne diyordum, haa dayak mevzu.. Sevimsiz ve şiddek dolu mu? Yok ya hu bunun çok çeşit spor dalı da var ya ben 14-15 yaşlarında sarmışım bu konuya. Doksanlı yılların başı, civa gibiyiz, amelelik marabalık yapmaktan kas yapmışız da tekniğimiz yok. Kung-fu, karate çok moda o zaman. 1984 yapımı Karate Kit filmini izlemeyeniniz var mı, biz onlarca kez izlerdik. Vhs video kaset kiralayan yerlerden filmi kiralar, kimin evi müsaitse arkadaşlarla beraber izlerdik. Bir seferinde film kiralamaya ben gittim de “abi bir döğüş filmi ver” dediğimde, abi bana “ konulu mu olsun!” demişti... Her yerim sivilceli ergen ben, kıpkırmızı olmuştum da “yok yav ondan değil güzel abim, Bruce Lee, Van Damme ya da Jet Li olacak” larla derdimi anlatabilmiştim.( Bizde o konulu filmleri fırlama bir arkadaşımız alırdı. Fırlama dediysek hakiki ya hu. Çoçuk doğduğunda evin yirmi metre ilerisinde ağlamasından bulunmuş diyen de var, doğum anında fırlayıp kafayı duvara çarpmasından sebep hafif arıza olduğunu diyen de. Hiç bilemedim hangisi doğru, arızalığı kesin ama.) Film izledikten sonra her döğüş haraketini denediğimizden, hayyyytt naralarıyla uçan tekmelere kalktığımızdan, kesin bir aksilik çıkar, ya evden kovulur ya birinin çanağı çatlar ya da birisi tatlı pekmezi akıtırdı. İlkemiz “her şey spor için” tabi de büyüklere anlatamıyoruz bunu, bir de insan ilkeli olmalı felan derler hep, büyükler anlaşılmazlar zaten...

Baktık filmlerle olmuyor, karadüzen figürlerle kim kime ne yapıyor belli değil. Kung fu hareketiyle başlayan müsabakamız güreşe dönüp küfürlerle son buluyor. Çözüm; çekirge olmaya karar verdik ve ucuz yollu iyi bir kurs aramaya başladık. İnşaatlarda çalıştığımızdan bir demirci ustasıyla tanıştık, adamın kendi kursu var kuşağında da üç “dan” ı. Kaçar mı yav anlaştık tabi. Başladık kursa. Arkadaş o kadar koşuyoruz o kadar demirleri kaldırıp indiriyoruz ki, o kadar işi inşaatta yapsak çift yövmiye alırız. Biz adama bir de üste para veriyoruz. Bizim bacaklar kollar kalas gibi olmuş, onların esnemesi kolay mı? Anam anam o nasıl acılar, o nasıl cığlıklar. Bir gün hoca bana bağdaş kurdurtup dizlerimin üstüne çıkıp yaylandı ki bacaklar yere yapışa, esneye. Oyyyy anam oyy aklım çıkaydı ya la... Bir sene devam ettik kursa, yalandan kuşaklar felan aldık da sonradan öğrendik kursun lisansı yokmuş, aldığımız kuşakların da hükmü, canı sağolsun...

Bizde mınçıka derler aslı nançuka olan, iki sopanın bir karış zincirle birbirine bağlanmasıyla müteşekkil bir dögüş sporu aleti. Siz bilir misiniz, ben bilmez olaydım!. Biz Bruce Lee izleye izleye bu andırın derdine düştük. Endüstri meslek mobilya bölümünden bir arkadaş ben yaparım dedi. Yaptı getirdi, bir gayret çeviriyoruz. Dizini dirseğini çatlatan mı dersin, kafayı yaran mı dersin, hele o cevirip bacak arasından geçirme haraketi, offfff. İnadım inat televizyonda gördüğüm sesi çıkaracağım çevirerek, bayağı da hızlanmışım son gayretlerle dilim dışarıda çeviriyorum ,sen o zincir bağlantı yerinden çık, sen o odun alnın ortasına daaaaan diye vur... Gözümü açtığımda alnın tam ortasında domates gibi şişlik, hani bildiğimiz kırmızı domates var ya onu morart biraz, haaah, al onu, alnın ortasına koy, o haldeyim işte ....

Efendim büyüklerimiz derlerdi ki dayak atmak için çok dayak yemek gerekir. Dayak yemekten değil de dayak atmak için gerekeni yapmanın icap ettiğini kavradık. Millet ne dayak yedi bu çocuklar dese de siz bakmayın onlara, yediğimiz dayaklar hep staj amaçlı, öğrenme amaçlı, ne dedik; ilkemiz var... Biraz artistlik haraket öğrenmişiz, serde gençlik cahillik diz boyu, ikinci elden uzun paltoları bulup, beyaz uzun atkılarla kombine takımı tamamlamışız. Üç beş vukuat olmuş geçmiş. Bir gece iki düşman grup karşı karşıya geldik sokak kavgasına tutuştuk. Karşımda tıknaz kara bir oğlan var, küçümsedim biraz, şunun kafaya döner tekmeyi yapıştırayım dedim, fırladım döndüm tekme atacağım ya, elin oğlu belimin boşluğuna yumruğu bir koydu arkadaş.... Offf anam anam anam. İnsanın nefesi nasıl kesiliyor, o çizgi filmlerde gördüğün kafanda yıldızlar nasıl dönüyor orda gördüm. Anladım ki bu işlerde artistlik olmayacak, osmanlı tokadı en garantisi... Büyüklerimiz doğruyu söylüyormuş ya hu...

Artistlik olmayacak dedik de, gençlik de başa bela arkadaş, gel de anlat. Sporumuzu geliştirme amaçlı arayışlara başladık. Duyduk ki Balkanlar judo şampiyonu kız bizim ilde judo kursu açmış. Neeeyyy... Genç ergen beyni hemen algılayamıyor tabi... Kız... Judo... Nasıl... Sarılmalı, arkaya geçip puan almalı... İçimizdeki spor aşkından, gözlerimizdeki parıltıynan hemen kursa yazıldık. İlk ders başlamadan salonda hocayı bekliyoruz, baktım kurstakilerin çoğu hamburger bebesi, çoğu da kız. Cennet mi? Yok yok.. Şunlara iki üç hareket gösterelim ders başlamadan deyip bildiğimiz artistlik hareketlere başladık, döner tekmelerle hava atıyoruz ya hoca bizi yukarıdan izliyormuş, ınınınnnn.. Hoca geldi kurs başladı, ısınma haraketlerinden sonra gerçek ders başladı, rakibi sağ koldan kapıp yere yapıştırmaca güzelce gösterildi. Biz kendi aramızda çalışıyorduk ya hocanın da ters bakışlarını sürekli ensemde hissediyordum. Du bakalım başımızı bir gelecek var ya, hayırlısı diyerekten sporu yapmaktayız. ( Arkadaş hoca kadın diye geldik de kadın çelik gibi, hem sert hem soğuk, hele bağırması camları kıracak, göz açamıyoruz, şu ders bir bitse...) Ders bitmedi... Hoca dersin sonuna doğru bizi durdurdu ve karşımıza birer kız sporcu verdi, dediki bunlarla çalışacaksınız. Ya hu hoca etme şimdi bizim elimiz ağır ayarlayamayız bak karışmam felan dediysek de dinlemedi. Rakip koldan tutulup kalçanın yardımıyla havalandırılıp yere serilecek. Peki.. Ben kızı tutuyorum kaba kuvvetle savuruyorum ama kız güvercin gibi taklalar atıp serçenin dala konması gibi mindere konuyor. O beni yere öyle bir yapıştırıyor ki, nasıl anlatmalı, hani taze manda bokunun betona yapışması gibi, öyle şaaaap diye, kemikler kırılasıya, eklemler oynayasıya, her bir organ yer değiştiresiye. Arkadaş düşmenin de tekniği varmış. O gece o salando çarpılmadık minder, oynamadık kemik kalmadı... Anladık ki artistlik yapmayacaksın, bu işlerde bildiğini kendine saklayacaksın...

Sonraki Bölümde : Üniversite yılları. O paltoyu az sallasan reislere çarptığı ortamlar, daha neler neler...
....
( Bu kadar okutup da güldüremediysek affınıza sığınırız.. )

Selman Ç., bir alıntı ekledi.
25 Nis 20:31 · Kitabı okudu

Salim gibi inat etme. Çünkü inatla işe başlarsan yanlış görmekte devam edersin.

Selma ve Gölgesi, Peyami Safa (Sayfa 34 - Alkım Yayınevi)Selma ve Gölgesi, Peyami Safa (Sayfa 34 - Alkım Yayınevi)

Kiliseler ve Liseler
Şimdi bahsetmek istiyorum birkaç şeyden
İzninizle, şikayetten ziyade biraz nefret bu
İnat etme dur, siyasette vuku bulur yalan dolan
Ve halen de bu alemde huzur falan yalan!

Fatma güneş, bir alıntı ekledi.
02 Nis 08:37 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Keşke içimden geldiği gibi sevebilseydim seni. Kimseyi dinlemeden, yarını düşlemeden yanıma bırakabilsesydim... Biraz daha kalsaydım yanında her şeye herkese inat savaşsaydım. Tükenseydim, senin için halim kalmasaydı sevmekten ve sen de gidemeseydin düşünmekten. Bir ben olabilseydi içimde. Ve o ben, bir sen kadar sen olabilseydi. İŞte o zaman ne ben kalırdım ne de sen. Karanlıktan korkmak için aydınlığı bilmek lazım. Ya aydınlığı öğretme ya da karanlığa mahkum etme..."

Gökyüzüne Not, Ahmet BatmanGökyüzüne Not, Ahmet Batman

Şair Eşref
Bir soğan soyulurken yaşarıyor da gözler,
Vatandaş soyulurken aldırmıyor öküzler!
Hayadan eser yoktur nafile bütün sözler,
Beyhude inat etme hemen salla başını,
Dilini tut, uslu dur, zıkkımlan maaşını.

Vakt-i istibdatta söz söylemek memnu idi
Ağlatırdı ağzını açsan hükümet ananı
Devr-i hürriyetteyiz şimdi değişti kaide
Söyletirler evvela, sonra s…..ler ananı

Seni tekfir eder mutlak, desen dünyâ yuvarlaktır,
Döner dünya, o dönmez; çünkü sâbittir inâdında.
Sorulsa hâce-i dana Selanik nerdedir bilmez,
Bilir amma ki kaç tüy varsa Cibril’in kanâdında!

*Yobaz din “bilgin”leri için.

Böyle arzu eder insâniyyet:
Kuş kadar ömrü ola kuş vuranın!