Serhat

Serhat
@inatserhat
Dördüncü pipo
“İkisi birden karşısındakinin boğazına sarılarak sıkmaya başladı. Pipo yere düştü, çamura saplandı. İki asker birbirlerini boğmaya çalışıyor, ha bire vuruyor, balçık içinde debelenip toprağa bulanıyorlardı. Biri ötekini alt edemeyince ikisi de düşmanının aynı kokuyu yayan sert, kıllı yanaklarına, damarlı boynuna dişlerini geçirdiler; sarı toprağı sıcak, yapışkan kanlarıyla suladılar. Ardından ikisi de sessizliğe büründü, didişmeden yan yana uzandılar; ancak pipo yoktu artık, tarafsız ölü toprak üzerinde ikisi de birer ölüydü.”
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Üçüncü pipo
“Ne aşka, ne neşeye, ne de bilime hevesim kalmıştı. Hatta yeri gelmişken söyleyeyim, o bilgeliğimle nasıl edip de seni dünyaya getirdiğime şaşıp kalıyordum. Neyse... Artık bütün düşüncem, anan Rebeka’nın yağ bağlamış kalçalarını, boş şişeyi, mangalda küle dönüşen kitapları unuttuğuma göre, kendimi neyle oyalayacağımı bulmaktı. Bu düşüncelerle akşamları sokaklarda dolaşırken evlerinin eşiğinde çubuk biçimindeki pipolarının açılmış lale benzeri çanaklarına tütün doldurup içen Türklere, Yunanlılara, Yahudilere dikkat ettim. Daha önce ayrımına varmıştım; kendini aşk ilişkilerine, eğlenceye, bilime verenler bunlardan zamanla bıkıyorlardı. Düşünün ki bir Türk, şalvarını topladığı gibi on seçme karısının hareminden kaçabiliyordu. Girit şarabından başı dumanlanan Yunanlı bir süre şarkı söyleyip dans ettikten sonra ya kaldırıma uzanıp yorgunluktan sızıyor ya da mide bulantısından kıvranıyordu. Yahudi’nin en bilgesinin bile Talmud okurken uyukladığı sık sık görülen şeylerdi. Pipo içmenin zevki zevklerin en üstünü olmalı ki, insanlar doymak bilmez ağızlarından eksik etmiyorlardı bu nesneyi. İşte sevgili oğlum, bu sonuca varınca annen Rebeka’nın kendi gelinliğinden diktiği pantolonumu üçüncü ve sonuncu kez sattım.”
İkinci pipo
“Korkunç hazirandan sonra gelen sessiz temmuzda ne şarkı söyleyen biri çıktı, ne de ateş eden. Lüi büyüdü, büyüyünce onu kurtaran şık beyin beklentisini boşa çıkarmadı. O da babası gibi taş ustası oldu. Bol kadife pantolon, mavi gömlek giyerek duvar ördü; yazın çalıştı, kışın çalıştı. Güzel Paris’i daha da güzelleştirmek gerekiyordu, onun için Lüi yeni sokakların döşendiği yerlere koştu; ışıltılı Yıldız Alanı’nda, iki yanı kestane ağacı dikilmiş geniş, Osman ve Malerb bulvarlarında, sabırsız tüccarların az bulunur türden kürk, dantel, değerli taş gibi mallarını sergiledikleri, iskeleleri henüz sökülmemiş inşaatların sıralandığı”
Birinci pipo
“Eşya sözden daha uzun ömürlüdür, derler”
Müziksiz Yaşanır Mı?
— Bak öyleysem, sana ağnatıviriyim. Ailemin sevece­ği adam bir kerem gayet gozel olmalıymış. Sinama artisti gibi olmalıymış. Sesi dirsen, Avrupanın şarkıcısı gibi ötmeliymiş. Aklı dirsen, darülüfün mektebinin mâliminden daha kıyak olmalıymış. Zekâsı dirsen, keskin sirkeden de beter olmalıymış. Mızıkadan en birinci anlamalıymış. Mettup yazmadan yana, gazte muharririnden üstün gelmeliymiş. Nezaketi dirsen Avrupanın diplomatı gibi olmalıymış. Yerli malı diplomatlarına benzememeliymiş. Terbiyesi dir­sen, terbiyelerin en birincisi olmalıymış. — Evlâdım, benim kızım biraz huysuzcanadır. Sen onun her dediğine bakma.. Sen işin oluruna bak. Terbiye ile nezaketin kitabını, kitapçı dükkânlarında iki buçuk liraya satıyorlar. Ondan bir tane alırsın.
Sayfa 79·Kitabı okudu