Giriş Yap
145 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Oprheus ve Euridice mitini farklı bir açıdan anlatan kitabı büyük bir hevesle okumaya başladım. Zira mitolojiyi çok severim. Kitap güzel ve akıcıydı, küçük nüanslar da vardı yakaladığım lakin tam anlamıyla aradığımı bulamadım kitapta. Ne olduğunu şuan tam anlatamıyor olsam da, daha farklı bir şey beklerdim ve kesinlikle daha değişik bir son isterdim. Hiçbir şey birbirine bağlanamadan bitti gitti kitap. Fakat yine de okumaktan zevk almadım diyemem tabii. Gerçek mit de; Euridice öldükten sonra, Orpheus onu Hades'in yeraltındaki ölüler ülkesinden almak için gider ve Hades, çaldığı lir'den ve aşkından çok etkilendiği için Orpheus'a bir şans tanımaya karar verir. Bir şartı vardır yalnızca o da; Yeraltı ülkesinden çıkana kadar karısının yüzüne asla bakmayacaktı fakat Orpheus dayanamadı ve baktı ve böylece karısını sonsuza dek kaybetmiş oldu. Nazlı Eray kitabında Orphee'nin Eurydice ile yüzyüze gelmemesini sağlayarak bu küçük ayrıntıya dikkat çekmiş olabilir diye düşünüyorum. Daha önce de değindiğim gibi, evet, okunabilecek bir kitap fakat beklentimin altındaydı maalesef.. Keyifli Okumalar!
Orphee
8.2/10 · 85 okunma
Reklam
250 syf.
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Ayraç/ Sayı: 74. Aralık 2015. Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi. İmtiyaz sahipliğini Sadabad Ajansın yaptığı derginin, sorumlu Yazı işleri Müdürü Bülent Kiraz'dır. Hüseyin Çelik, Ömer Faruk K. editör olarak görev yapmaktadır. Kitaplar üzerine 23 makalenin yer aldığı eserde, hemen hemen tüm sayfalarda yayınlanmış ve yayınlanacak kitapların tanıtımları, reklamları yapılmaktadır. Şiir ve çocuk edebiyatına yer verilmesi de dergide dikkat çeken unsurlardan birisidir. #Kitapşuuruinsanlıkşuurudur.
Ayraç - Sayı 074
0.0/10 · 4 okunma
572 syf.
·
Puan vermedi
Quasimodo... Hayatımda okuduğum ya da gördüğüm en bahtsız insanlardan birisi. Okurken hep o kadar kötü hissettim ki... Toplum tarafından sadece dış görünüşü yüzünden dışlanmış, hakaretlere uğramış, hiç sevilmemiş. Üstüne üstlük bir de sağır, kör, topal... Başı bir kere bile okşanmamış, herkes ona canavar demiş ancak içi o kadar yumuşak ki... Ona bu kadar kötü davranan insanlar varken o içini temiz tutabilmiş. Notre Dame'da, yuvasında tertemiz kalabilmiş biri. O dönemde bir Parisli olsaydım nasıl karşılardım bilmiyorum ancak okurken kalbimde bir yerler o kadar acıdı ki. Keşke mutlu bir sonu olsaydı, cidden en azından hikayenin sonunda kalbimin burukluğu giderdi. Esmeralda Ya bu kızın çok özür dilerim ama aptal olduğunu düşünüyorum. Kitabın sonunda yaptığı hareket... Anneni bulmuşsun ama sen sana değer vermeyen birisi yüzünden kendini tehlikeye atıyorsun ve sonun ölüm ile bitiyor. Esmeralda'dan çıkartacağım ders bu kadar aşık olmamak olurdu. Ki ben aşk olduğunu da düşünmüyorum bu kitaptaki çoğu karakterinin hissettiğini. Saf bir aşk varsa belki de Quasimodo'nundu. Esmeralda'nınki takıntıdan ve güce aşık olmaktan başka bir şey değildi. Claude Frollo Gençliğinin ilk yıllarında hayatını bilime adamış, bilim harici hiçbir şeyle ilgilenmemiş ancak veba salgınından sonra öksüz ve yetim kalan kardeşi için okulu bırakıp papaz olmuş ve kadınlardan nefret etmiş biri. Hayatın garip tarafı da sonu bir kadına olan aşkından olacak olan papaz... Uzun yıllar boyunca bastırdığı aşk, şehvet gibi duyguların bir gün esiri olması ve sonunda ölüm ile cezalandırılması beni şaşırtmadı. Bence onun için gerekli bir sondu zaten. Bu arada papazın da sadece bir takıntı kurbanı olduğunu düşünüyorum. Aşkı takıntıdan başka bir şey değildi. Belki Esmeralda olmasa başka bir kadına aynı şeyleri hissedecekti. Bastırdığı hisleri illaki bir gün çıkacaktı. Diğer karakterlere gelirsek; Pierre yani filozofumuz... Trajedi yazarı ve yaşamayı deli gibi seven bir filozof. Esmeralda'nın annesi... Tüm kitap boyunca belki de bu kadına üzüldüm. Bir Quasimodo bir de bu kadın... En sonunda Tanrı'ya ettiği "lütfen bir dakika dahi olsa göreyim duası" gerçekleşip cidden sadece birkaç dakika görmesi beni kalbimden bıçakladı. Keşke daha fazla zamanları olsaydı. Kızını iki kere kaybetmek çok kötü bir şey olmalı. Bir de tabii ki de Phoebus... Kendisi asla evlenilmeyecek erkeklerden birisi. Kendisiyle evlenen güzel hanımefendinin sonu büyük ihtimalle hüsranla sonuçlandı. 5-6 tane çocuk sahibi oldular ve Phoebus her gece başka birisinin koynundaydı. Böyle erkeklerden uzak durun lütfen. Kendinize edersiniz Şimdi sıra geldi en sevmediğim kısma... Kitapları pek iyi ya da kötü bir biçimde etiketlemeyi sevmiyorum. Karakterlere kendi düşüncelerime göre yorumlamak daha doğru geliyor. Amma kitap ile alakalı kendi düşüncelerimi söylemem gerekirse -ki bunun profesyonelce olmadığını, 17 yaşında bir gencin düşünceleri olduğunu hesaba katmak gerek- kitap gayet akıcı ancak bu akıcılığa ulaşmak için ilk sayfalardaki yoğun Paris tasvirlerini atlatabilmeniz gerek o yüzden kitabı okumayı baya erteledim ancak onları atlattıktan sonra günde 200-250 sayfa okuyarak 2-3 günde bitirdim bir sınav öğrencisi olmama rağmen. Kitaptaki bebek yiyen müslümanlar lafı ya da Türklerle alakalı söyledikleri şeyler beni azıcık rahatsız etti ancak dönem şartları diyerek geçtim ki zaten böyle yapmam gerektiğini düşünüyorum
Reklam
86 syf.
·
6 günde
·
Puan vermedi
Kadare Arnavutluk seyahatim öncesinde keşfettiğim bir yazardı. Ülkenin kültürünü araştırırken en önemli yazarlarından biri olduğunu öğrendim. Bu kitap yazarın okuduğum ilk kitabı. Öncelikle bir tarihi roman okuyoruz. Ben Kosova diyince daha yakın tarih beklemiştim ancak öyle değil. Birbirinin devamı olan üç öyküde yazar 2. Kosova savaşı ve sonrasını anlatıyor. Haçlı Osmanlı mücadelesini mağlup taraftan takip ediyoruz. Bu arada birinci kosovadan hiç bahsedilmemesi dikkatinizi çekebilir. Her ülke tarihini kendi yazdığı için sizde olan bir savaş onlarda hiç yaşanmamış gibi davranılabilir. Birinci inönü savaşını Yunan tarihinde okuyamazsınız mesela. Ben beğendim. Kısa ve güzel bir romandı. Tavsiye ederim.
208 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Dikkat; spoiler içerir. . Bu bir uyarı kitabıdır. Sahip olduğumuz şeylerin değerli olduğunu ve değer verdiğimiz şeylerin bazen kıymetini bilmediğimizi hatırlatır.
Neil Gaiman
Doğanın, insanların, hayatın farkında olan bir kız çocuğu robotlaşmış bir yetişkini ne kadar değiştirebilir ki. Bu romanda zihne atılan bir kibritin düşünceyi nasıl alevlendirdiğini görmekteyiz. Günümüzde çoğu zaman hep zorunluluk halinde gördüğümüz kitapların aslında ne kadar önemli olduğunu kavramaktayız. Ray Bradbury kitapsız, sorgulamasız bir kültürün hakim olduğu ütopik bir dünya ile bizi karşılamakta. Büyüdükçe çocukluğumuzdan itibaren bize nakledilen düşüncelerin bizim zihnimizi ele geçirip hareketlerimize, düşüncelerimize, vicdanımıza kadar nasıl işlediğini görmekteyiz. Fakat bir fark ile. Biz insanız, her ne kadar felsefeden bağımsız yaşamaya zorlansakta içimizden gelen bir heyecan, merak duygusunun alevlenmesi küçücük bir kibritin yanmasına bakacak kadar mümkündür aslında. Roman karakterimiz de bu kibritin yanmasına izin vermiştir. Guy Montag kitapları yakmaktan zevk alan fakat sonra belirli etkenler doğrultusunda kitapların değerini anlayan ve onlara bağlanan, hatta yer yer sorgulayan kişi, romanımızın ana karakteridir. Kitabı okurken Montag'ın yaşamış olduğu dünyaya ait hissetmediğini iliklerime kadar hissettim. Başta yaptığı eylemleri sorgulamaya cesareti olmayan fakat ait hissetmediği bu toplumu sorgulamak için bahaneye tutunmaya çalışan yabancılaşmış bir adam profili ile karşı karşıya kaldım. Ve çok geç olmadan tutunmak istediği bahane karşısına çıkmıştı. Clarisse. Hayat dolu, cıvıl cıvıl bir kız çocuğu. Kitaplarla, özgürlükle büyümüş gibi. Montag başta kızın bu tavırlarını aykırı bulsa da zaman geçtikçe onun gibi mutlu olmadığını anlamaya başlıyor. İşte bu noktada sorgulama aşamasına geçiyor, farkında bile olmadan felsefe yapmaya başlıyor. Bu yasağı zihninde ezip geçiyor. Bu o toplumda yaşayanlar için bir suç. Ama artık Montag için özgürlük haline dönüşüyor. Böylece zihin kapıları açılan Montag sorgulamaya başlıyor ve artık bir robot olmak istemediğine karar veriyor. Olması gerekenin yaşadığı olmadığını anladığı anda uzun bir yolculuk ile karşı karşıya kalıyor. Çünkü yaşadığı toplumda onu anlayabilecek insan sayısı çok azdır. "Montag zaman zaman benim kadar korkar. Sırf öfkeli olduğu için cesurdur." demiştir kitabın önsözünde Bradbury. Karşımızda gerçekten öfkeden hareketlerini bile kontrol edemeyen bir karakter var. Ve o öfke ile acıyı hissetmeden ilerleyen kendini bulmak isteyen bir ruh. Montag'in korkularının üzerinde gördüğümüz şey gerçekten öfkesidir. Bu öfkenin neye karşı olduğu konusu bir çok farklı görüş ile açıklanabilir. Fakat karakterin bana hissettirdiği kandırılmışlık ve haksızlığın kendisini açığa vurmuş haliydi. Çocukluğundan beri yıkanmış zihinler, körleşmiş kalpler, unutulmuş vicdanlar ile karşılaşıp bunu doğal karşılaşan insanlara artık öfke yüklüydü Montag. Bu insanlardan birisi de kendisiydi. Montag hem insanlarla hem de kendi zihni ile mücadele eden güçlü bir adamdı. Bunun farkında değildi. Ama düşündükçe, öğrendikçe ve sorguladıkça bunu anlayabilecek kadar zeki biriydi. Bu romanı okurken böyle bir dünya ne kadar sıkıcı ve kötü olurdu düşüncesi gelip geçti içimden. Günümüzdeki dünyayı sorguladığımda aslında çokta farklı bir noktada olmadığımızı sonunda algıladım. İzlemekten körelmiş beyinlerle dolu gerçek bir dünya. Sorgulamayı reddeden tek fikir insanlar donatmış evleri. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Gelecek, Fahrenheit'ın ütopik dünyasını görür mü dersin?
Fahrenheit 451
8.1/10 · 70,8bin okunma
Reklam
2
100
1.000 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42