1.
Kübra, Grapon Kağıtları'ı inceledi.
 Dün 01:02 · Kitabı okumayı düşünüyor · Beğendi · Puan vermedi

Her bir saç telin kadar şiir yazmadan gitmemeliydin...

Seni tanımış olsaydım sardunyalar ekerdim saksılara. Her saksının adını da Didem Madak koyardım. Ama ekmeyeceğim, muhtemelen hiçbir zaman. Çünkü onlar da öylece solup gidebilirler senin gibi ve ben buna şahit olmak istemiyorum.

Didem Madak... Bazı şairler var ki okurken düşünürüm, bir insanın kalbi nasıl böyle olabilir? Grapon Kağıtları gibi, renkli. Bu kadar güzel söyleyiş güzelliği mi olur Allah aşkına? Yazdığı şiirlerin çoğu tatlı bir yaz akşamı, salıncağa binmek gibi, yıldızların gökyüzünde delice dağıldığı ve her sallanışta onları alıp bileğimize dizecekmiş gibi heyecan verdiği bir akşam. Ha bir de ilk aşk gibi. Henüz acıtmamış bir ilk aşk gibi.

Ölümün soğukluğunu, bir yakınınızın toprağına dokunduğunuzda anlarsınız en çok. O toprağı alıp elinize dökerken dahi inci inci gelir taneler onun şiirinde. Ölümdür elinize dolan fakat inci gibidir de şaşırırsınız. Nasıl başarmış bunu bilmem. Şimdi ben babamın ellerine şiir yazsam şuraya, yapamam. Ağlarım. Hasretinden çok geceler eskitmişim. Ama yapamam. Aklıma kızını kemerle döven baba denilen kişiyi duyunca babama koşup sarılışım gelir. Yazamam o şiiri. Bayramda elini öpüşüm gelir. Bana süslü kutuda mum getirip sen seversin böyle şeyleri deyişi gelir. Elim ayağım buz keser. Şiir miir yalan olur. Ama sen yaparsın. Yapmışsın her şeyi şiirleştirmişsin Ey Kadın. İçtiğin çayı, çekildiğin fotoğrafı dahi şiirleştirmişsin. Annene yazdığın şiiri yazarken ağladın mı?

Gözlerim ormanda kaybolmuş çocuk gözü renginde demişsin. Benim gözlerim de ateşi avuçlasam yanmayacakmış gibi bakıyor. Bunun bir rengi var mı bilmiyorum.

Ben defolu bir kelebeğim demişsin ya hani, yanılıyorsun. Sen kanatlarında kainatın en güzel desenlerini barındıran mükemmel bir kelebeksin.

Henüz bitirmedim. Her bir şiiri defalarca okuduktan sonra bitiririm belki. Bir de kalbimi yerinde tutabilirsem tabi. Şiir okurken benim kadar heyecananlanan biriyle henüz karşılaşmadım. Ama şunu biliyorum ben bu kitabı okumasaydım ve bunu bana biri hediye etseydi, o kişiyi kalbimde sağlam bir yere koyardım. Şiirden daha güzel bir iz olmaz... Seni seviyorum Didem Abla. İyi ki geldin geçtin bu dünyadan. İyi ki yazdın...

2.
Rojhilat, Genç Okurlar İçin Kısa Bir Dünya Tarihi'yi inceledi.
Dün 00:02 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 8/10 puan

Merak ettiğim bir alan dünya tarihi. Eskiden beri hep ilgimi çekmiştir. Gombrich'in kitabını okuduktan sonra gerçekten ilgi duyulması gerektiğini daha net fark ettim. İnsan özgür iradeye sahip bir varlık ve de karşılaştığı bir olay karşısında dakik bir çözümlemede bulunup anında işe yarayacak bir karar alamıyor genelde. O yüzden hatalarla dolu hayatlar. Bu sadece birey bazında değil, toplum bazında da böyledir. Hatalar yaparız ve de bu hatalardan dersler çıkarırız. Ya da bilginin ilerleyiş şekli olan birikim, bilginin ortaya çıkmasında kullanılan deneme yanılma metodu. Bunlar hep geçmişe bakmamızı gerektirir. Bu yüzden dünya tarihi hep ilgimi çekmiştir.

Kitaba gelecek olursak, dünya üzerinde yaşanan çağların hepsine değinerek özet geçilmiş. Olabildiğince çok sayıda belirgin özelliklere yer verilmiş. Yani bildiğiniz zaman size çok da bir şey katmayacak şeylerle kitabı boğmamış yazar. Bu da kitabı okunası kılıyor. Ayrıca kitabı okumayı kolaylaştıran bir diğer unsur yazarın üslubu. Çok akıcı ve net bir dili var. Kitapta sizinle konuşuyor yazar. Klasik tarih bilgisi içeren literatür kitabı okuyor gibi değil, aynen o zamanın içinde yaşamış bir tombiş amca yaşadığı olayları size anlatıyormuş gibi hissediyorsunuz. O yüzden kitap akıp gidiyor gerçekten. O dönemde sanata dair önemli bir gelişme mi var, onu anlatıyor bey amca. Ya da bilimde devrim niteliğinde bir şey mi olmuş, hemen öğretiyor bize. Bu bakımdan gerçekten faydalı bir eser ve de dünya tarihi okumak isteyenlere kesinlikle tavsiyemdir. Sıkılmadan okuyabileceğiniz, size boş bilgiler yumağı sunup gerekli şeyleri sizin ayıklamanızı beklemeyen bir kitap isterseniz dünya tarihi ile ilgili, o kitap bu kitaptır.

3.
Sarya, Yeraltından Notlar'ı inceledi.
16 saat önce · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitabı çok çok çok beğendim. Zaten bir sürü de alıntı paylaştım . Bu konuda da eleştiriler aldım "Her satırı da paylaşacak mısın?" gibi acımasızca idi bazıları ;)

Özetlemesi, incelemesi benim için çok zor bir kitap..

Evet belki ebat olarak küçük ama etkileri sarsıcı, büyük ve derin..

Sadece bir olayı anlatmıyor çaresiz bir adamın hayat karşısında tutunamayışını okuyorsunuz..

Bir adamın hayata karşı nasıl durduğunu,  olayları nasıl algıladığını (ki bence çok özgün yaklaşımları var) ve bu algılamanın onu nasıl derin düşüncelere sürüklediğini okuyorsunuz..

Kendini gerçek dünyadan soyutlamış bir adamın kızgınlıklarının, çatışmalarının, kırgınlıklarının, ve daha yaşadığı bir çok duygunun tasvirini okuyorsunuz..

O isimsiz bir kahraman ama herkesin ismini de veremezdi ya Dostoyevski kahramanına.  Çünkü hepimizden küçük de olsa bir parça taşıyor. Küçük kırıntılar bile olsa bir şeyler buluyoruz kendimizden..


Kendini kandırmaktan çok, gerçeklerle yüzleşmek isteyenlerin yazarıdır Dostoyevski..

Son olarak;

Hermann Hesse, bir denemesinde: “Dostoyevski, ancak kendimizi berbat hissettiğimizde, acı çekebilme sınırımızın sonuna varmışsak ve yaşamı bütünüyle alev alev yanan bir yara diye algılıyorsak, eğer artık yalnızca çaresizliği soluyorsak ve umutsuzluğun bin bir ölümünü yaşamışsak, işte ancak o zaman okumamız gereken bir yazardır. Ancak o zaman, yani acıdan yapayalnız kalmış, felce uğramış olarak yaşama baktığımızda, o vahşi ve güzel acımasızlığı içersinde yaşamı artık anlayamaz olduğumuzda ve ondan hiçbir şey istemediğimizde, evet, ancak o zaman bu korkunç ve görkemli yazarın müziğine açığız demektir. Böyle bir durumda artık birer izleyici olmaktan, yalnızca okuduklarımızın tadına varıp onları değerlendirmekle yetinen kişiler olmaktan çıkmış, Dostoyevski’nin eserlerindeki o zavallı ve yoksul kardeşlerin arasına katılmışız demektir; o zaman biz de onların acılarını çekeriz, onlarla birlikte, soluk bile almaksızın, yaşamın anaforuna, ölümün sonrasız öğüten değişmenine bakışlarımızı dikip kalırız. Ve yine ancak o zaman Dostoyevski’nin müziğine, bizi teselli etmek için söylediklerine, sevgisine kulak veririz; ancak o zaman onun korkutucu, çoğu kez cehennemden farksız dünyasının anlamını kavrarız.” der Dostoyevski için..

4.
Serpil Ağ, Sonsuzluğa Nokta'yı inceledi.
 20 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İzninizle değerli okurlar, öncelikle okur arkadaşım Murat Sezgin'e ve Körkalem mahlasını kullanan kardeşime teşekkür etmek isterim. Başlatmış oldukları etkinlik vesilesi ile, öncesinde oluşmuş olan tabularımı yıktıkları için. Sağ olun, değerli arkadaşlarım. Ömrünüze bereket.

Değerli arkadaşlarım, bu etkinliği başlatmış olmasaydınız " Geçmiş Şimdi Gelecek " isimli eserden dolayı, edindiğim ön yargılardan kurtulamayacak, belki de Hasan Ali Toptaş'ın herhangi bir eserini tekrar okumaya, cesaret dahi edemeyecektim.
Sonsuz teşekkürler...

Bazen derim, bari okuduğumuz her eser, gerçek hayatımızdaki problemleri çözse de, ruhumuzda açılan gedik ve yaralara merhem olabilse! Ne güzel olurdu, değil mi? Peki! Hiç kendinize sordunuz mu, sevgili okurlar? Ben neden okuyorum, diye!...

İnanır mısınız bilmem ama ben bu aralar bu soruyu, kendime o kadar çok soruyorum ki... Neden okuyorsun ya da bu nasıl bir kuvvettir ki, seni okumaya itmekte! diyerek, artarak çoğalan bir sürü cevapsız deli sorular.

Hani zaman zaman kendisiyle kavgaya tutuşur ya bir insan, kısır döngü dediğimiz bir zaman kavramıdır, mücadele etmek zorunda kalınan. Galiba bu aralar aynı durum, şahsımda sirayet etmekte! Hani öncesinde bana " Neden okuyorsun? " diye sormuş olsaydınız, sanki ezberlemişim gibi " Bilgi hazinemi doldurmak ve akabinde olaylara bakış açımda gözle görülür bir aydınlanma yaşamak. " istediğimi beyan ederdim. Her ne kadar yine aynı düşüncede fikri sabit olsam da, hani değer mi, bunca çabaya demekten kendimi alamıyorum. Karşımda muhatap olmak zorunda kaldığım birey, sırrıma vakıf olamadıktan sonra... Meseleye hangi açıdan bakarsanız bakın, üzülen taraf siz olduktan sonra, haklı olmakta benim nazarımda bir anlam ifade etmemekte!...

Bu düşünceler içerisinde yolumu kaybetmişken, eserler önümde minyatür bir dağ misali yığılmış olsa da, elim hiç bir eseri okumaya varmadı. Belki de, sergilemiş olduğum kararsızlık içeren davranışım, zavallı insanlığımı ekarte etme gayesiydi. Kim bilir...

Her yeni gün yeni umutlara, belki de yeni hüzünlere gebedir, denilir ya! Bir umut başladım eseri okumaya. Tereddütlerim olmadı, dersem yalan olur. Çünkü öncesinde kendimce yazarı tanımak adına, baş koyduğum yolda yanlış bir eseriyle başlamış ve bu yolculuk da başlamadan nihayete ermişti. Dedim ki, tabularımı yok edebilecek miyim? Ve yok ettim arkadaşlar. Hem de parçalarcasına. Her ne kadar "Geçmiş Şimdi Gelecek " isimli eserini okurken hikâyeler arası tıkanmış olsam da, yazarın kelimelerine hayran kaldığımı özenle ifade etmiştim.

Eserin muhteviyatına değinmem gerekirse, gerçeklere gözlerini kapatarak, kendini aldatır Bedran. İnanmasa da aşkın, aile ve iş sahibi olmanın mucizesine inanmayı tercih eder. Tıpkı hepimizin inanmak istediği gibi...

Bazı zamanlar Bedran gibi, mutluluk dolu dakikaların ömür boyu süreceğini zannederiz de, kaderden yana şanslı olduğumuzu bile varsayarız. Ne zamana kadar! Tabii ki trajedilerle yoğuruluncaya dek!... O an yaşanılan bütün mutluluk dolu dakikalar yerle yeksan olmuştur ve mutluluk masalmış, deriz. Bir varmış, bir yokmuş. Sanki o zamana kadar, hiç mutlu olmamışız gibi...

Zavallı Bedran, eşine karşı olan kırgınlığı, kendisine olan öfkesi ve hayata karşı olan isyanı, hep bunların hepsi yolunu bulamaması ve aşkı tam olmadığı için. Aşkı tam olsaydı, yarı yolda bırakılır mıydı, Bedran?

İnsan sevmeli? Ama neyi sevmeli! Kimi? Nasıl sevmeli?
İnsan gönülden, severse her şey mümkün olur, derler ya! O zaman, Rabbim herkese gönülden sevmeyi nasip etsin, diyerek eseri önemle okumanızı tavsiye ederim...

5.
Nishtiman, Tractatus Logico-Philosophicus'u inceledi.
 12 saat önce · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Tractatus Logico-Philosophicus Wittgenstein'ın hayatı boyunca yayımladığı tek eseri. Kitabın önsözü aynı zamanda Wittgenstein'ın hocası da olan Bertrand Russell tarafından yazılmış. Türkçe çevirisi ise Oruç Oruoba'ya ait. Evet, kitabı önünüz ilikli ve saygı duruşunda okumanız gerekiyor :)
(Burada küçük bir not düşmek istiyorum. Wittgenstein'ın sayfasında gördüğünüz diğer kitaplar, kendisinin ölümünden sonra notlarından, defterlerinden, makalelerinden derlenmiş. Yani aslında kendisinin tek eseri Tractatus Logico-Philosophicus oluyor.)

Wittgenstein'nın hayatı temelde iki döneme ayrılıyor. Russell’ın etkisinde kaldığı dönemlerde yazdığı bir tür mantık felsefesi denemesi olan Tractatus’ta, felsefi sorunları mantıksal açıdan incelemekte ve dilin sınırları içinde dünyayı da betimleyip, dünyanın sınırlarını çizmekte. İkinci dönemi olan Felsefi Soruşturmalar döneminde ise Tractatus’an farklı bir felsefe yapısını inceliyor.

Tractatus Logico-Philosophicus 21. yüzyılın en önemli felsefi eserlerinden biri olarak kabul ediliyor, hatta en önemlisi. ( Bu kitap için Tevrat, Zebur, İncil, Kur'an, Tractatus sıralaması yapanlar bile var. ) Kitap 1921'de yayımlanmış ve daha sonra da 1929 yılında Wittgenstein kitabı sayesinde Cambridge Üniversitesi'nden doktora derecesi almış.

Wittgenstein'ın kitabı; din, mistisizm, etik, mantık, bilim, dil, dilin mantığı, tasarım-tasarım felsefesi, düşünce ve felsefe alanlarında yaptığı yedi temel önerme ve bu önermeleri açıklayan içinde matematiksel ifadeler yardımıyla açıklamalar da barındıran alt önermelerden oluşuyor. Kitabın ana hatlarını belirleyen yedi temel önermesi ise şu şekilde:

1 - Dünya, olduğu gibi olan her şeydir. (Die Welt ist alles, was der Fall ist.)
2 - Olduğu gibi olan, olgu, olgu bağlamlarının öyle varolmasıdır. (Was der Fall ist, die Tatsache, ist das Bestehen von Sachverhalten.)
3 - Olguların mantıksal tasarımı, düşüncedir. (Das logische Bild der Tatsache ist der Gedanke.)
4 - Düşünce anlamlı tümcedir. (Der Gedanke ist der sinnvolle Satz.)
5 - Bir önerme basit önermelerin doğruluk fonksiyonudur (Basit bir önerme kendinin doğruluk fonksiyonudur). (Der Satz ist eine Wahrheitsfunktion der Elementarsätze.)
6 - Bir doğruluk fonksiyonunun genel biçimi p, \bar\xi, N (\bar\xi) şeklindedir. Bu bir önermenin genel biçimidir. (Die allgemeine Form der Wahrheitsfunktion ist: p, \bar\xi, N (\bar\xi) Dies ist die allgemeine Form des Satzes.)
7 - Üzerinde konuşulamayan konusunda susmalı. (Wovon man nicht sprechen kann, darüber muß man schweigen.)

Kitap motto olarak '' dilimin sınırları benim sınırlarımdır '' düşüncesini benimsediğinden sanırım, orijinal dili olan Almanca'dan başka bir dile çevrildiğinde nüanslarını büyük ölçüde kaybediyor. Bu yüzden kitap hangi dile çevrilirse genelde yanında Almanca orijinal metinle birlikte basılıyor. İncelemem de eksik kalmasın diye orijinal metinden maddeleri de ekledim, maksat adet yerini bulsun :)

Wittgenstein Tractatus Logico-Philosophicus'u yayımladıktan sonra felsefedeki bütün sorunları çözdüğüne inandığından '' Atom fiziğine de profesörlüğe de lanet olsun '' diyerek çalışmalarını bırakmış ve ilkokul öğretmenliği, manastırda bahçıvanlık ve kızkardeşinin Viyana'daki evinin mimarlığı gibi çeşitli işlerde çalışmış. Daha sonra 1929'da, Cambridge'e dönüp öğretim görevliği yapmış ve önceki çalışmalarını tekrar gözden geçirip kendi tezlerine antitez yazmış. Böyle de enteresan bir kişilik kendisi.


Wittgenstein'ın kitapta incelediği temel sorun, dilin mantıksal yapısıdır. Dilin sınırları aynı zamanda felsefenin ve düşüncenin de sınırlarını oluşturur. Kant'ın yolunu takip eden Wittgenstein, dil bağlamında aklın ve bilginin sınırlarının sınırlarının nereye kadar ulaşabileceğini sorgular. Wittgenstein felsefesine göre dilin sınırlarını belirleyen etken olgularımızdır ve dünya da bu olgulardan oluşur. Wittgensteinca söylersek; '' Dilin sınırları dünyanın sınırlarıdır. ''


Kitabın önerme dizilişleri o kadar ilginç ki kitabın bir başı veya sonu yokmuş gibi hissettim okurken. Wittgenstein kitabın başında '' Anlayarak okuyan tek bir kişiye zevk verebilirse, amacına ulaşmış olacak. '' diyor kitabı için. Tam olarak anladım mı emin olamasam bile :/ kesinlikle çok zevk aldım.

NOT: İşbu inceleme Wittgenstein'ın yazdıklarının ancak yüzde onu anlaşılabildiğinden kısa tutulmuştur. Geniş bir zamanda kitabın tekrar ayrıntılı bir şekilde incelenmesi sonrası güncellenecektir. :)

Not: İncelememi Tractatus Logico-Philosophicus'u '', '' adını okuyamadığım kitap '' olarak özetleyen Madam Tutli Putli 'ya ithaf ediyorum.

6.
##Merve Aydın##, Eylül'ü inceledi.
19 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde

İlk okuduğum psikolojik romandı Eylül fakat kitaplığımın en şansız kitabıydı aynı zamanda da. Kitaplığıma 2011 yılında öğretmenim tarafından katılmış bu kitabı şimdi okuduğumu duysa bakışlarını tahmin edebiliyorum ama ne bileyim sırası, zamanı gelmemiş sanırım gerçi şanssız kitabım benim elimdeyken bile bir çırpıda okuyamadım ki seni elimde sen aklımda şiir dizeleri olarak okudum seni affet beni Mehmet Rauf yanlış zamanda aldım elime seni =)
Kitaba gelirsek bir daha incelemeleri okuyamayacağım tüm spoileri aldığım için acaba bu ne zaman olacak şu olay hangi sayfada derken kendimi olaylara kaptıramadım bir türlü... Evet keyif aldığım sayfalar oldu ve birazcık sıkıldığım bölümler ama okuduğum içşn pişman mıyım hayır, hatta elimdeki kitap kapağı sitedeki ile aynı olsatdı daha önce bile okuyabilirdim. Neyse size keyifli okumalar bana da şiirlere koşma zamanı =)

7.
Sarya, Cumhuriyet'in İlk Yüzyılı (1923 - 2023)'ı inceledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · 12 günde · Beğendi · 7/10 puan

İsmail Küçükkaya soruyor İlber Ortaylı cevaplıyor. Cumhuriyet'in ilk yüzyılını değerlendiriyor.

Akademik bir kitap değil, sıkıcı bir tarih kitabı da değil daha çok sohbet havasında güzel bir yorum kitabı.Zaten kitabın başında da bu konuya değiniyor:  “Cumhuriyet muhabbetlerinden oluşan elinizdeki bu kitap, klasik bir tarih çalışması değil, akademik eser ise hiç değil. Sadece bir dizi Cumhuriyet sohbeti…”
Bu yüzden kolayca okunabilir..

2. Abdülhamid döneminden Lozan'ın 100. yılına kadar geçen süreçte yaşananları anlatıyor.


Bazı tarihi terimler zorlayabilir onun dışında tavsiye ederim okumanızı.

8.
Şimal, Bu Şarkılar Kimin İçin'i inceledi.
 23 saat önce · Kitabı okudu · 3/10 puan

SERDAR ORTAÇ'I AYFER TUNÇ YAZSAYDI....MESELA ..
Merhaba sevgili okurlar..Aziz bey hadisesini üzerimden atamadan sabah sabah Serdar Ortaç a maruz bırakacağım sizi :)
Genel anlamda nasıl kitaplar okuduğumu bilen takipçilerim şaşırdı belki de nerden çıktı bu kitap diye hemen anlatayım..efenim bu kitap bana yüklü miktarda alışveriş yaptığım bir kitap sitesinin armağanı olarak süpriz yumurtadan çıkar gibi sipariş ettiğim tumturaklı oturaklı kitapların arasından çıktı :) ilk etapta bu nedir diyip sokakta bulsam almam tarzı kitabı çöpe atıp atmama konusunda elim bi gidip gelse de atmadım gördüğünüz üzere..kitap neticede bi duradursun bakalım diye aldım geldim eve..nicedir duruyordu kitaplıkta..
Şimdi efendim son okuduğum kitap Aziz Bey olunca malum o da tamburacı yani sahne adamı olunca mıdır bilmem hızımı alamadım sanırım ki bizim Serdar ın ne eksiği var yahu Aziz Bey den diyip kitabı karıştırmaya başladım .. şura bura resim şiir miir derken hoop kitap bitmiş bile :)) aynı Serdar ın şarkıları gibi cıs tak cıs tak hoop eğlence bitmiş :) Şimdi Ayfer Tunç yazsa böyle mi olurdu en az üç beş gün lazımdı Serdar ın hayatının 2005 e kadar olan kısmını bile özetlemeye :)) kendi yazınca şimdi yayınevi nasıl ümidi kestiyse artık elindekini bedava dağıtıp depoda yer açılsın bre mantığıyla dağıtıyor demek ki :) ...kitap basıldığı yılda bile 10 Ytl düşünün.. Ytl yi hatırlayan var mı peki ?? :) neyse oraya girmeyim hiç..

Peki ne vardı kitapta yahu diye merak eden genç dinamik arkadaşlar olabilir belki.. efendim hiiiç bişey yok desem yeridir..nasıl hiçbişey derseniz hızlı yaşa genç öl tarzlı hızlı pop şarkıcımız sevgili serdarcığımızın bu kitapta anlattıkları yaşadıklarının yanında belkide devede piredir yani ... çünkü az çok televole pazar sürprizi vs izleyen herkes daha fazlasını bilir eminim.. gerçi ms hastası olan serdar ın şimdilerde yüzüne bakınca derin bir acı gören de vardır belki ama hayat işte her zaman cıs tak cıs tak devam etmiyor maalesef.. gerçi ben hep merak etmişimdir bir insan hayatını neden yazar?? Günlük neden tutar? Günlüklerinden sayfalar da var olan kitapta Serdar cevap vermiş "hatıraları diri tutmak için" evet evet hakkını yemeyim şimdi çok oturaklı bazı cümleler de vardı samimi buldum onları..annesi ve babasının da şiir yazdığını görünce eee çocuğa da sirayet edecekti elbet dedim.. popun kurufasulyesi ünvanlı serdar da o kadar şarkıyı hercai menekşe gibi gönlünden vız diye geçen her kıza yazmış nerdeyse...sonuç aşk enflasyonu ve kurufasulye işte :) aşk demeyelim gerçi hep karşı çıkıyorum buna duygu yoğunluğu desek daha doğru olur..çünkü kendinin de dediği gibi zaten etrafında zibil gibi olan kızlara gittiklerinde geri dönüp bakmamış bile :)
Son olarak kitabın biryerinde diyor ki "hiç sayılamayacak kadar hayat seyrettim ve bu beni yordu " gibi bir laf..işte bu dedim kendi kendime.. kabuğuna çekilip bi köşede sade yaşayanlara inat bir sürü hayat seyretmek.. sanırım son dönemlerde sanatçılarda kitap yazma eğiliminin sebeplerinden biri de bu hayat yüklemelerini bi şekilde kusmak..tabii tenzih ederim yaşadıklarını hazmedip gül şerbeti gibi ikram edenleri..onları tebrik ediyorum..nitekim kitap yazan sanatçı sayısı hiç de az değil..Sıla çok meşhur bu aralar..Yılmaz Erdoğan, Zafer Algöz , Halit Kıvanç şu an aklıma gelenler. .Cüneyt Arkın ın bile 2 kitabı varmış arkadaşlar. .
Du bakalım daha neler göreceğiz bakalım :)

9.
##Merve Aydın##, Pervane'yi inceledi.
 13 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde

Şükrü Erbaş ile tanışmam, ben çok memnun oldum. Zaten memnun olacağımı bildiğim için okudum :) ve tavsiyeli kitap olduğu için kötü olduğunu hiç düşünmedim.
Şiir çok farklı bir dünya, içine girince çıkamıyorsun. Hem bitmesin istiyorsun hem de su gibi akıp gidiyor sayfalar gerçi ben o sayfaları hissedemiyorum okurken ama diyorum ki bu kitabı almalıyım çizmelim tüm mısaraların altını kalmalı kitaplığımda istediğim zaman elime alıp gezinmeliyim sayfalarda.
Sitede okuyan kişi çok az ama eğer şiir seviyorsanız (ki şiir sevilmez mi ya) okuyun derim. Elbet bulacaksınız kendinizi bu kitapta. Keyifli okumalar...

10.
Özlemnd, Kürk Mantolu Madonna'yı inceledi.
20 saat önce · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

" Ah Maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz. Niçin ruzgârlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?"

"Raif efendinin kitabın sonuna yaklaştığımda bir türlü aklımdan çıkmayan ağzından dökülen mısralarını yazdım. İnsan bu güzel, en popüler, en çok okunan bir kitabı nasıl anlatılır? İçimizdeki şeytandan sonra ikinci kitabı "Kürk Mantolu Madonna". Elime geçti başlarda kitabın ismine takılmıştım. Anladım ki Raif Maria'nın uzun giydiği mantosundan ismini Kürk Mantolu Madonna koymuş. Ve bir sergide ona aşık olmuş. Sabahattin Ali'nin emeğine, kalemine sağlık. Raif ve Maria'nın sevgisini o kadar güzel anlaşılır bir dilde anlatmış ki insan sonu hiç gelmesin istiyor. Kitabı tavsiye etmeme gerek yok size bırakıyorum. Eminim ki kitabı görür, görmez ben bu kitabı okumalıyım diyeceksiniz. Keyifli okumalar diliyorum."

11.
Betül Deniz, Toprak Ana'yı inceledi.
Dün 00:16 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Savaşlar, kimilerinin oğlunu, kimilerinin kocasını kimilerinin de yiyecek ekmeklerini bile almıştır elinden. Tolgonay ve Aliman da savaşta kaybeden taraf oldular. Ülkeleri savaştan galip olarak çıksa bile onlar bu savaşı kaybettiler. Çünkü Tolgonay savaşta eşini ve üç çocuğunu, hatta biçtiği ekinleri bile kaybeder; Aliman ise gencecik yaşta can-ı gönülden sevdiği kocasını kaybeder. Ama her şeye rağmen dimdik ayakta duran iki kadındır Tolgonay ve Aliman.
Bu hayatta her insanın derdi, acısı, kederi, sevinci vardır. Tolgonay Teyze'nin ve ailesinin başına gelenler belki binlerce ailenin başına gelen olaylardan biridir. Fakat bu olay öylesine güzel bir üslupla anlatılmış ki; kitabı okurken insan kendisini olayın içinde buluyor ve onların üzüntüsüne de sevincine de ortak oluyor.

12.
Li-3, Papazlar, Fahişeler ve Piçler 2'i inceledi.
Dün 10:58 · Kitabı okudu · Beğendi

Nerede antin kuntin kitap var bulup inceleme yazmaya çalışıyorum. Çünkü hayatı renkli kılan şeyler alternatif seçeneklerdir.
Bu kitabı ilk gördüğümde isminden (bendeki çok eski bir basım ve adı "Keşişler ve Kadınlar") ve kapağındaki güzel kadın tasvirinden etkilenmiştim. Ama o zamanlar üniversiteye yeni başlamıştım ve kitap 25 lira idi. Öğrenim kredisinin 200 lira olduğunu düşünürsek, bu kitap yerine 3,4,5,7 TL gibi rakamlara başka kitaplar almak daha cazip idi. Zaman içinde her gidişimde bu kitabı görüyordum. Aradan 5 yıl geçti ve hala kitap orada ve hala 25 lira. Durur muyum yapıştırdım.
Kitabın arka kapağında ilginç bir ibare vardı. Kitap üç cilt yazılmış. Son cildi Rus ihtilalini tüm çıplaklığı ile anlattığı için Rusya'da yasaklanmış.

Kitap manastırlarda yasayan keşişlerin, rahiplerin ve rahip adaylarının, manastırların bulunduğu kasaba halkı ile olan ilişkilerini her yönü ile gözler önüne seren üç ciltlik enfes romandır.

Kitapta pek çok olay var. Keşişler, papazlar, manastıra keşişlerle birlikte olmak için gelen kadınlar, merkeze inen papazların aşk kaçamakları, gayri meşru çocuklar ve bu çocukların öldürülmesi, rahibeler, kocalarını aldatan esnaf karıları( karı kelimesi kitapta geçtiği için yazdım), entrikalar, ihanetler, fahişeler, günahlar, tüccarlar, yasa dışı olaylar...

Her ne kadar yukarıdaki gibi olaylar anlatılsa da aslında dönemin özellikleri ve sosyolojik yapısı hakkında bilgiler veriliyor.

Kitap akıcı ilerliyor. Bazı yeni kelimeler öğrenebilirsiniz. Benim çok hoşuma gitmişti kitap. Bazen olaylara şaşırıp kalabiliyorsunuz.
Kitabı bulmak biraz zor olabilir belki. Okuyacak olanlara şimdiden iyi okumalar diliyorum.