1.
Murat Sezgin, Ateşböceği Yolu'yu inceledi.
17 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

ERKEKLER OKUMAZ ALGISINI KIRACAK KİTAPLAR SERİSİ 1

Onlara Ateşböceği Yolu kızları derlerdi…

Öncelikle harika bir kitap okuduğumu belirtmek istiyorum. Kitabı okumadan önce karakterlerin kişilik özelliklerinin nasıl aktarıldığını, kitabın söylenildiği gibi güzel olup olmadığını merak ediyordum. Karakterler, olayların anlatılış şekli, seçilen konunun önemi bu merakımı fazlasıyla giderdi. Sade ifadeleri, abartıya kaçmayan üslubu, konunun gerçekçi bir şekilde anlatılması bunda etkili oldu. Peki, kitap ne anlatıyor? Arka kapakta da belirtildiği gibi dostluğun büyüsünü anlatıyor. İnsanın iyi ya da kötü her zamanında sığınabileceği, sağlam taşlarla örülmüş surları olan dostluk kalesinin yüceltildiği, herkesin izleyebileceği 37 bölümlük bir dizi tadında Ateşböceği Yolu.

Otuz yıllık bir dostluk. Gerçek dostluk. TullyileKate. Adları gibi dostlukları da sımsıkı. Tully annesinden yoksun büyümüş, istediğini alabilecek kararlılıkta bir kız. Kate modası geçmiş kemik gözlükleriyle sınıfta inek diye nitelendirilen, ailesinin yanında sevgiyle büyümüş bir kız olarak karşımıza çıkıyor. Aralarındaki bu zıtlıklar, daha çocukken tanışmaları, hayatlarının her aşamasını beraber geçirmeleri belki de bu bozulmaz dostluğun sebebidir. Muhtaç olduğumuz ama doğrusunu çok zor bulduğumuz bir dostluğa şahit olmak bazen kıskandırdı. Bazen de kitapta olsa bile görebiliyoruz dediğimiz bu dostluğa şahit olmak sevindirdi. Kitap 1970, 1980, 1990 ve 2000’li yılları içine alan 4 kısımdan oluşuyor. Tully ve Kate 1970 yılında daha çocukken tanışıyor. Bu süreden sonra artık TullyileKate’i ayrı düşünmek, çocuklukta başlayan bu dostluğun büyüsüne kapılmamak imkânsız. 30 senelik sürede onlarla beraber büyüyorsunuz. Geçirdikleri değişimler, kişiliklerindeki oturmalar, kurdukları hayaller, yaşadıkları acı tatlı olayların hepsine bu kitapta şahit oluyorsunuz. Değişmeyen tek şey dostlukları. Ben ne kadar anlatırsam anlatayım hep biraz eksik kalacak. Kitabı okuyanlarda hak verecektir, kitabı özetleyen ve dostluğun önemi vurgulayan aşağıdaki şiir tam olarak ne demek istediğimi anlatıyor:

Dostluk dediğin güzel bir kitap
Hava gibi
Su gibi
Ekmek gibi
Vazgeçilmez bir tad
Sonuna kadar dayanmak şart
Dostluk dediğin eşsiz bir kitap
Sevmediğin sayfaları varsa atla
Sayfayı kökünden yırtmak şart mı

Kitabın sonunda, ne kadar konuları farklı olsa da Fareler ve İnsanlar’ın sonunda olduğu gibi duygulandım. Eğer George ve Lennie, Harry-Ron-Hermoine vb. dostluklara şahit olduysanız Tully ile Kate arasındaki dostluğa da şahit olmanızı şiddetle istiyorum.

Kitaptan dostluğun yanında o kadar çok ders çıkarabilirsiniz ki. Benim Tully ile Kate’in dostluğundan sonra en çok hoşuma giden şey Tully’nin kararlılığı ve azmiydi. İnsanın gerçekte ne istediğini bilmesi onun ileriki hayatında ben şunu istemiştim, istediğim şeyi başardım demesi için çok önemli. Tully’ye arada kızsam da herhangi bir sorunla başa çıkma yolları gerçekten takdire şayandı. Eğer ne istediğimizi bilmezsek yazarların “Her tarafta isteyen insanlar..., çapsız ya da esrarengiz hedeflere doğru koşuşturan adımların maskaralığı, çakışan iradeler, herkes bir şey istiyor, kalabalık bir şey istiyor, bilmem neye doğru yönelmiş binlerce insan” gibi sözler söylemesi de hayatın üstümüzden silindir gibi geçmesi de doğal karşılanmalı.

Gel gelelim neden incelemeye böyle bir başlıkla başladığıma. Bazı insanlar bu tür kitapları elinizde gördüğünde ‘-Aaa, sen kadın kitabı mı okuyorsun, hahaha?’ diye dalga geçebiliyorlar. Lafa bakın ‘kadın kitabı’.(Tam tersi de olabilir.) Bu tür bir konuşmaya şahit olan kişide oracıkta erkekler okuyamaz önyargısı oluşur. Sonra ne oluyor, biliyor musunuz? 936 okurun okuduğu bir kitabı yüzde dört oranında, yani 38, erkek okuyor. Ben bu kitapta dostluğun sıcaklığını, hayallerin insanlar için ne kadar önemli olduğunu gördüm ama erkeklerin okumasına mani olacak bir şey göremedim. Gördüğünüz gibi bir önyargıyla dünya yerinden oynar mı bilemiyorum ama küçük bir istatistikle ortaya çıkan tablo gözümüzün önünde. Bir önyargının nelere yol açabileceğini belirttiğimiz örtülü sosyal mesajı verdikten sonra kitabın cinsiyeti olmaz, olmamalı diyorum. İsteyen istediğini okusun ama tabii doğru şekilde ele alarak, soruşturarak.

Maalesef “dostluk” konusunda, gerek kavram açısından gerekse de simgelediği nitelikler bakımından gün geçtikçe giderek eksiliyoruz. Bu eksilişin günümüzün maddeci anlayışları yüzünden mi, teknolojiyle beraber küçük ekranlara sığdırılan duyguların basitliğinden mi ya da insanların birbirine olan güvensizliğinden mi kaynaklandığını bilemiyorum. Bulmakta çok zorlandığımız ama bulduğumuzda da kendimizi bulutların üzerinde uçuyor gibi hissedeceğimiz, çıkar ilişkisi gütmeyeceğimiz nice dostluklara. Firefly Lane Serisi’nin ikinci ve son kitabı Ateşböceğinin Şarkısı ile görüşmek üzere…

2.
Zehraca, Schrödinger'in Kedisinin Peşinde'yi inceledi.
 Dün 02:23 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Erwin Schrödinger' in Kuantum fiziğinin karmaşıklığıyla dalga geçmek için ortaya attığı bu düşünce deneyi, bugün en az Kuantum Kuramının kendisi kadar ünlü. Schrödinger'in kedisi...

Kuantum fiziğini; tarihçesi ve kavramlarıyla anlatmış akıcı, anlaşılır ve güzel bir kitap. Tabi anlaşılır dediysem kitaba başlamak için, kuramın en azından ana hatlarıyla ne olduğunu, teknik terimlerini, fizik terminolojisini yüzeysel de olsa biraz bilmeniz gerekiyor.

Hiç bilmiyorum ama yine merak ediyorum diyenlere önerim öncesinde biraz araştırma yapıp Kuantum Mekaniği ve Teoremi hakkında fikir sahibi olduktan sonra okumaları. Bu konuda benim size tavsiyem aşağıda linkini vereceğim Brian Greene 'e ait The Elegant Universe serisini izleyip kitaba öyle başlamanız. Hatta kitabı okumaya niyetiniz yoksa bile yine de bu seriyi izlemenizi şiddetle öneririm. Yaşadığımız evrenin mükemmelliğini biraz olsun anlamak adına size çok şey katacağından eminim. Çünkü seride Kuantum Fiziğinin yanı sıra; çoklu evrenler, uzay-zaman ilişkisi ve genel görelelik gibi ilgi çekici konular da mevcut.

1. Bölüm: Zaman - https://www.youtube.com/watch?v=4oBAX_-INg0
2. Bölüm: Uzay - https://www.youtube.com/watch?v=Vt73GtmC8Q0
3. Bölüm: Kuantum - https://www.youtube.com/watch?v=JzZngajQlmA
4. Bölüm: Çoklu Evren - https://www.youtube.com/...pQ4JZu8n6OY&t=1s



Bu tarz kitapları okumaya bayılıyorum. Okuduğum dini kitaplardan daha fazla heyecanlandırıyor beni, çünkü bana göre doğru bakış açısıyla okunduğunda; Allah'ın büyüklüğünü, sonsuz yaratma kudretini ve eserlerindeki mükemmelliği dini kitaplarda anlatıldığından çok daha net bir şekilde anlatıyor. Bu kitabı okurken Tasavvuftaki '' Eserde Müessiri bulmak '' kaidesini iliklerime kadar hissettim diyebilirim.

Tabi bu kitabı okumanın acı tarafları da var. Müslüman bir ülkede sokaktan birini çevirseniz ve adlarını söyleseniz ( tabi tanıyabilirse ) '' Kafir onlar cehennemde yanacaklar '' diye hakaret edeceği bu insanlar, hakikatin peşinde vakitlerini, paralarını, sağlıklarını, akıl sağlıklarını hatta canlarını bile feda ederken, Allah'ın eserleri üstüne daha fazla kafa yorması, araştırması gereken biz müslümanlar Kainata ve onu anlamaya çalışan bilime karşı niye bu kadar alakasızız.

Bu soruyu sorduğumda bu tarz Bilimi boş iş olarak niteleyen insanlardan aldığım cevap genelde şu oluyor; '' E canım bu dünya geçici, ne gerek var o kadar araştırmaya, kafa patlatmaya, Allah yaratmış işte. Hem onu yaparken harcayacağın zamanı ibadetine harca da cennete gitmeni garantile. '' oluyor. Eminim birçoğunuz bunu birilerinden duymuşsunuzdur.

Ne kadar çarpık bir bakış açısı. Bir kere en başında eserin Yaratıcısına hakaret. Düşünsenize bir ressam belki yıllarca uğraşıp bir sanat eseri ortaya koyuyor ama siz öylesine yanından geçip gidiyorsunuz. Sonra madem bilim boş ve geçici şeyler ile uğraşıyor, niye o bilimin ürettiği nimetlerden herkesten önce bu cümleleri söyleyenler yararlanıyor.


Bugün büyük bir kitleye hitap eden bir din adamı, Mars araştırmaları hakkında çıkıp; '' Masrafa değmez. '' açıklaması yapıyor. Ya da bir başka ruh hastası ben dünyanın yuvarlak olduğuna inanmıyorum diyor. Bunlar 21. yüzyılda İslam dünyasının sözde din alimleri. Ziya Paşa' nın da dediği gibi; '' Ne günlere kaldık Ey Gâzi Hünkâr. Katır mühürdâr oldu eşek defterdâr.

Sorsanız bu zevatın baş kafir diye nitelendireceği Darwin' e bakalım mesela. Ne yaptığına, nasıl uğraştığına, emeklerine hayran olmamak imkansız. Charles Darwin sırf içinde yaşadığı dünyayı daha iyi anlamak adına 1800 lerde 5 yıl gemi yolculuğuna katlanmış, ( ki dönemin şartları düşünüldüğünde ne kadar büyük bir fedakarlık olduğu daha iyi anlaşılır) daha sonrasına 18 yıl boyunca bu yolculukta yaptığı gözlemlerle ilgili çalışmalar yürütmüş ve sonunda bugün dünya bilim tarihini değiştiren meşhur teorisini kitaplaştırmış bir Bilim adamı. Teorisine katılırsınız katılmazsınız o size kalmış. Ama azıcık vicdanınız varsa en azından verdiği emek yönüyle Darwin'in saygıyı, bu köhnemiş göbek dini müritleri ve mürşitlerinden çok daha fazla hak ettiğini kendiniz de görürsünüz. Ki evrim teorisini belli sınırlar haricinde hakikat olarak görmeme rağmen, ben bu adamın emeğini öğrendiğimden beri hem kendisine daha fazla saygı duyuyor hem de teorisini daha ciddiye alıyorum. Acaba hala dünya yuvarlak değil diyen sizi kim ciddiye alıyor ya da alsın ?!

Onlar ve yığınları kendi bağnazlıkları içinde debelenip dursun. Biz gerçeğin peşinde olanlar Allah'ı anlamanın ve kavramanın bir yolunun da kainatı anlamak olduğunu bilelim. Evet Allah'a varmanın bir çok yolu var ve bunlardan biri kesinlikle Bilim.'' Ben Allah'ı Anlama '' kavramını bir çatıya benzetiyorum. Üç ayağı olan ve hangi ayağını çekerseniz çekin fark etmez, başımıza yıkılacak bir çatı. Bu ayaklardan biri Hz. Muhammed ve Hadis, biri Kur'an'ı Kerim, diğeri ise çoğu müslüman reddetse de Bilim. Birinden biri olmazsa kavrayışımız da hayatımız da daima eksik kalacak. Ve maalesef belki 300 yıldır bu eksiklik İslam Dünyasını esir almış durumda.

Bağnazlığın dünyamızı esir almadığı, Bilim ve hakikatin yolumuzu aydınlattığı güzel güneşli günler görmemiz dileğiyle.

Bilimle kalın :)

3.
Halil Yavuz KAYA, Hüyükteki Nar Ağacı'ı inceledi.
 Dün 12:19 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Hüyükteki Nar Ağacı....Bir solukta okunacak güzel kitap...Üstelik büyük usta bu kitabı sinematik bir bünyeye oturtarak, epik bir dil ile ne güzel kaleme almış.
Bir kitabı okumak üzere elimize aldığımız da kelimeler cümleleri, cümleler satırları, satırlar paragrafları, onlarda sayfaları kovalar ve okur bitiririz. Güzeldi, iyiydi, sıkıldım, sürükleyiciydi. v.s gibi ilk yorumu hemen yapıştırırız. Ben buna düzden okuma diyorum. Ama ne var ki kitaplar derinlemesine okumak gerektiğine de inanırım. Başta Yaşar Kemal, olmak üzere bir çok yazarı anlamak için öyle okunmalıdır. Derim.
Kitabın satırları, cümleleri ne diyor bize, demek istedikleri ne, mesaj ne, varılmak istenen nihai hedef ne, kısacası şifre ne.
Bu sebepledir, okuduğumuzdan aldığımız hazzın yanı sıra kitabın içine derinliğine inip şifreyi çözmeli, derinlerde yatan gerçeği bulup çıkarmalıyız da. O zaman kitap ve yazar bize ulaşacaktır işte.
Hüyükdeki Nar Ağacı, güzel anlatımlı kitap...Seninle, Yaşar Kemal'in bana verdiğini paylaşmak isterim.
Anadolu'muzun, kırsalımız insanının yokluğa sürükleniş hikayesi..
Finans kapitalin dünyaya yöneterek, hakim olduğu şu yüzyılda (ki, şimdi ağa onlardır.); Yakın tarihimize kadar toprak, en büyük üretim aracılarından biri iken artık bu hükmünü yitirmiş gibi görülse de bu gerçeği yansıtmaz aslında. Çünkü İnsanoğlu daima karnını doyurmak isteyecektir. Ana besin kaynağımız olan hayvansal ürünler içinde toprak elzemdir. Bu toprağın sahipliğini el değiştirme sürecidir sadece.
TOPRAK, onun has evladı olan, köylü, maraba, ırgat, yarıcılar, toprağa sahip olamasalar da onu işleyen, ona can verenler, modern tarım araçları, geçim kaynağı toprakla halvete konulunca yerlerinden, yurtlarından, topraklarından kovuldular. Çünkü toprak sahipleri, ağalar çok çabuk entegre oldular traktöre.
Ne yaptılar peki kovulan kitle? "Taşı, toprağı altındır" diye bir masal uyduruldu. onlarda kandılar bu masallara taşından, toprağından altın toplanıyor diye inandırıldıkları kentlere akın ettiler. Cehaletin, vücutlarındaki kan gurubu gibi olan bu insanlarımız inandılar ve gittiler. Gitmeyip de ne yapsınlar dı ? yoktu başka yapacakları, ellerinden gelen.
İnanmayıp da ne yapacaklardı ? Yıllar yılı hurafelerle yatıp hurafelerle kalmadılar mı, hurafelerle eğitilmediler mi, hurafelerden, yatırlardan, nar ağaçlarından, çaputlardan, dedelere mumlar yakmaktan, medet ummadılar mı? Yatırlar, cinci hocalar, muskalar, efsunlar, mumlar değil miydi açlığı, yoksulluğu, hastalığı yenmede çareleri. Cehalet onlara, bizlere, zenginlik, modernlik, çağdaş makinalar ağalara, beylere, yar olmadı mı ?
Hüyükteki Nar Ağacı, güzel kitap, Bana verdiklerini, anlatmaya devam edeyim. Okunur mu okunmaz mı onu bilmem...
İşte bu gerçeğin Y. Kemal in elinden, bir roman olarak kaleme alındığı an.. Tarihsel boyutu ile 1945 lere dayanır. İkinci Büyük Savaşın hemen sonrası Dünyanın, ülkelerin haritasının yeniden belirlendiği günler. Bizim Çok Partili Hayata Adım attığımız günler, NATO, VARŞOVA PAKTI, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'in, oluştuğu günler, TRUMAN DOKTRİNİ, MARSHALL PLANI'nın hayata geçtiği günler, Ardından SOĞUK SAVAŞ YILLARI nın başladığı günler...
Yaşar Kemal bu yapıtın da roman kahramanlarının ağzıyla "Maraşal mı muraşal mı"
diye konuştuğu şey işte bu Marshall planı ( yardımı) dır.( Komünizme karşı geliştirilen Amerikan Politikası.) Avrupa Ekonomik İşbirliğinin temelinin atıldığı 16 Batı Avrupa ülkesine 6. milyar dolar Amerikan yardımı gönderilmesi hikayesi. Yunanistan'a 300, Türkiye'ye 100 milyon dolar verilmiş ağır şartlara bağlanmış, Türkiye nin boynuna takılan bu ip hala bizim, Orta Doğunun, boynundan çıkarılamamıştır maalesef. Türkiye bu 100 milyon un % 60 tarımsal alanlarda kullanmıştır. İşte patozun, pulluğun, traktörün torakla halvet edilişi bu kitabın şifresidir. Konumuz bu değildi ama açıklamak zorundaydım.
Kitapları derinlemesine okumak dileğimle.
Hüyükteki Nar Ağacı güzel kitap... Yaşar Kemal siz bizim gerçeğimizsiniz....

4.
1 Çay 1 Kitap™, Nun Masalları'ı inceledi.
Dün 12:07 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Birbirinden çılgın on iki hikaye... Hele ki Enderun Ağasına aşık ve aşkından bitap bir genç kalfa; genç kalfaya olan aşkı kendisine tüm ülkede ünlenecek şiirler yazdırtan bir mezarlık bekçisi ve dertlere deva gizemli bir lalenin hikayesi var ki!"

Nazan Bekiroğlu'nun bu kitabını Elfida’nın kaleminden tanımak için : https://1cay1kitap.wordpress.com/2017/04/24/nun-masallari/

5.
Ayten Ernaz Tiryaki, Mor'u inceledi.
21 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Aslında, bu kitaba herhangi bir yorum cümlesi yazmayı düşünmüyordum. İki gün geç gelişi bu yüzden. ;))
Bir daha Kahraman Tazeoğlu kitabı okumama kararı almama rağmen, arkadaşımın ısrarı ile okumuş bulunduğum kitap, nasıl desem; biraz ısmarlama, biraz zorlama, daha çok da; hissiz, kuru ve yavan olmuş bence! ...
Yazar, tarzı olmayan bir konuyu işlerken, aşkla ve aşk cümleleri ile süslemeye çalışmış. Ama ne konunun ciddiyetinin hakkını verebilmiş, ne de aşkın samimiyetini okuyucuya aktarabilmiş! (En azından bana geçiremedi! )
Eser distopik mi, aşk kitabı mı? Övgüsü kimeydi, yergisi kime? ... Yazarı rahatsız eden bir konu var, bu açık ta; suya sabuna dokunmadan anlatmaya çalışınca ancak bu kadar oluyor sanırım! ...;)))

6.
Ebru Ince, Berlin’in Düşüşü 1945'ü inceledi.
 Dün 00:52 · Kitabı okudu · 26 günde · Beğendi · 8/10 puan

#spoiler#
"Öncelikle tarihi sıkılmadan okumak isteyenler için biçilmiş kaftan gibi bir yazar "Antony Beevor" rusların ve aynı anda amerikan askerlerinin adeta bayrak yarışı yaparcasına Berlin'i ele geçirmeye çalışmasını bir solukta okuyacaksınız. .çok titiz ve özenle hazırlanmış bir belge niteliğindeki kitap ..biyografik tanıtımları, dokümanları, entrikaları anlatmakta bizlere ..öyle bir fotoğraf var ki kitapta (berlin düştükten sonra ağlayan bir alman çocuk asker) iste o fotoğraf bile savaşın nasıl saçma bir olgu olduğunu ispata yeter ..savaşı gerçekten hiç kimse kazanmamistir sayısız oluleriyle Almanlar kaybetmiştir Ruslar kaybetmiştir ..aslında dünya insanlığını 2.kez kaybetmiştir
Yazarın diğer.kitaplarinida keyifle okuyacağım diyerek iyi geceler diliyorum ..lütfen barışla kalın ..

7.
Bekir İstanbul, İstanbuldan Sayfalar'ı inceledi.
Dün 11:33 · Kitabı okudu · 7 günde · 10/10 puan

İstanbul; Karaköy, Galata Köprüsü, Eminönü, Mısır Çarşısı, Kapalı Çarşı, Sirkeci, Sultanahmet, Ayasofya, Topkapı Sarayı, Yerebatan Sarnıcı, Kumkapı, Bayezid, Fatih, Süleymaniye, Karagümrük, Fener, Balat, Eyüb, Feshane, Piyer Loti, Galata Kulesi, Beyoğlu, Taksim, Pera, Cihangir, Gümüşsuyu, Beşiktaş, Dolmabahçe, Şeyh Yahya Efendi Türbesi, Ortaköy, Rumeli Hisarı, Emirgan, Kadıköy, Kız Kulesi, Haydarpaşa, Üsküdar, Beylerbeyi, Kuzguncuk, Çamlıca Tepesi, Kanlıca, Hz. Yuşa Tepesi, Beykoz, Otağtepe, Anadolu Kavağı...

İstanbul; selatin camileri, çeşmeler, sahaflar, hattatlar, musiki sinaşlar, meddahlar, sadrazamlar, padişahlar, ulemalar, aydınlar, aylaklar, zenginler, fakirler, ayyaşlar şehri...

İstanbul; tarihin iki büyük imparatorluğuna, Bizans'a ve Osmanlı'ya başkentlik yapmış şehir... İlber Hoca da İstanbul ile birlikte bolca Bizans ve Osmanlı tarihinden, Bâbıali aydınlarından, Osmanlı ulemalarından bahsetmiş.

Kitabın bir kısmı gezi rehberi gibi yazılmışken bir kısmı tarih kitabı gibi yazılmış. İlber Hoca Gümüşsuyu'ndan Taksime doğru ilerlerken Japon konsolosluğu vardan bir giriyor Osmanlı Japonya ilişkilerinden, Japonya'nın ordusununun dayanıklılığından, disiplininden, Japon halkının çiçekçiliğinden, Japonya'nın Avrupa özentisinden çıkıyor. Benzer durum Alman konsolosluğu ve diğer bir kaç konsolosluk önünden geçerken de yaşanıyor. İstanbul ve Osmanlı tarihi üzerinden dünya tarihi üzerine yatay ve dikey geçişler yapılıyor. İlber Hoca çok gezen ve çok okuyan biri olarak ne kadar bilgili olduğunu hemen her paragrafta gösteriyor...

İstanbul'dan Sayfalar İlber Hocanın 80'li ve 90'lı yıllarda çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış olan İstanbul yazılarının derlenmiş, bir araya getirilip kitap olarak yayınlanmış halidir. Farklı yayın evleri tarafından baskı sayısı arttıkça İlber Hoca da güncel yazılarını yeni baskılara eklemiş. İstanbul hakkında kapsamlı bilgilere ulaşabileceğiz değerli bir kitap. Tavsiye edilir...

İstanbul o kadar güzel bir şehir ki hiçbir yazar ya da şair onun güzelliğini tek başına anlatamaz...

8.
İrem Yeşilmen, Serenad'ı inceledi.
15 saat önce · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 10/10 puan

Orginal Book
Okuduğum en orjinal kitaplardan biri keşke ülkede SERENAD I okuma zorunluluğu getirilsede herkes bu EFSANE kitabı okusa...
..........................................................................................................................................

9.
umutsuz vaka..., En Son Yürekler Ölür'ü inceledi.
Dün 10:42 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kesinlikle okuduğum en güzel kitaplardan biriydi diyebilirim.
Okurken hem huzunlenip hem buruk bir mutluluk yaşattı bana bu kitap
Yazarın dediği gibi en son yürekler ölür o kdr güzel bir kitap ki
Olay örgüsü,konusu,içeriği,benim için çok güzeldi
Ben kolay kolay bı kitabı tekrar tekrar okuyan biri değilim ama bu kitabı tam 4 sefer okudum
Anlamadığım için değil ama çok beğendigim için
Kesinlikle herkese tavsiye ederim :)

10.
Yasin YALÇIN, Esir Şehrin İnsanları'ı inceledi.
16 saat önce · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 9/10 puan

İlk defa bir Kemal Tahir kitabı okuyorum. Onun da bu kitap olmasından son derece mutluyum. Çünkü iyi bir kitap okuduğumu düşünüyorum. Milli mücadele yıllarını anlatan birkaç farklı kitap okumuştum. Bu kitap milli mücadeleyi farklı bir bakış açısıyla, farklı bir mekanda ele alıyor. Olayları bir Türk aydınının gözünden anlatan kitap, esir düşmüş bir şehirde(İstanbul), halktan uzaklaşmış, halka her zaman uzak yaşamış, soylu ve aydın bir Türk olan Kamil Bey'in, hem maddi durumunu kaybederek hem de fikren halka nasıl adım adım yaklaştığını anlatıyor. Düşman ve düşmanla yapılan mücadeleyle ilgili anlatılanlar biraz klasik şeyler de olsa, korkaklık, ihanet, alçaklık, vatanperverlik üzerinde insanların hangi noktalara neden ulaşabileceğini pek usta bir dille anlatıyor. Özellikle de aydının sürekli kendisini sorgulaması, kendi kendisiyle hesaplaşması, yaptıklarından ve yapmadıklarından dolayı utanması bence kitabın ana temasını oluşturuyor.

Yazarın üslubu beni biraz zorlamadı dersem yalan olur. Ama bir süre sonra alışıyorsunuz. Keyifli okumalar...