1.
DERYA..., Ruh Koleksiyoncusu'yu inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Böcekten,fareden,gök gürültüsünden,asansörden bile korkan ben,söz konusu korku-gerilim filmiyse ya da kitabıysa benden cesuru olamaz...Cinayet mahalinde ip ucu arasam,otopsilerde organları incelesem,katili koşa koşa kovalasam...Eğer tıbbi gerilim de varsa işin içinde aman değmesinler keyfime...
Sevgili Tess Gerritsen bu işi öyle güzel yapıyor ki bana sadece olayın akışına kendimi kaptırmak kalıyor...

"Ruh Koleksiyoncusu" Mısır,mumyalama,arkeoloji,arkeolojik kazılar,müzeler arasında geçen müthiş bir kurgulama...Mumyalama teknikleri en ince ayrıntısına kadar anlatılırken gerilim,tempo hiç düşmüyor...Tess Gerrıtsen hem anatomi hem de genel kültür konusunda harikalar yaratmış...Film tadında bir gerilim arayanlar Tess Gerritsen kitapları tam size göre...

2.
DUA, Handan'ı inceledi.
 12 saat önce · Kitabı okudu

Büyük bir istekle çok kısa zamanda okuyup bitirdiğim ilk üç kitabın yanına yakışmayan serinin son kitabıdır. Handanın hikayesi diğer kitapların birine sıkıştırılabilirdi. Sırf konu uzasın, kitap şekline dönüşsün diye anlamsız olaylar katılmayabilirdi. Serinin iki karakteri vardı onlarında hikayeleri ayrı ayrı kitaplarda anlatılmıştı. Handan benim için bu seride yan karakterdi ve ayrı bir kitaba sığacak kadar hikayesi olmadığından yabancı memleketlerden yiğen ithal edilip onun hikayesine dönüşmüştü. İllede gezi olayları anlatılacaksa farklı bir karakterle seriden bağımsız bir kitap oluşturulabilirdi. Serinin güzelliğini bozmaya hakkın yoktu Ayşe Kulin.

3.
DUA, Dönüş'ü inceledi.
 12 saat önce · Kitabı okudu

Kitaptan Ayşe Kulinin üçlemesi diye bahsedilse de aslında seri 4 kitaptır. Final bölümü Handan olsa da asıl final Handan değildir. Seride İlhami, Derya, Bora ve Handanın hikayesi konu edilir.

Serinin üçüncü kitabına gelmişseniz eğer bir spoileri hakettiniz demektir.

Pek spoiler sayılmaz aslında. Derya ilhaminin kızıdır. Handan evli olan ilhamiye, Deryada babasının çalışanı Boraya aşıktır. Ama gizli anlarda yaşanan ilişki bambaşkadır. Bu ilişkinin bitmesi sonucu bambaşka bir hayata karışan ilhamiyi kızı deryanın geri döndürme çabaları anlatılır.

4.
DUA, Bora'nın Kitabı'ı inceledi.
12 saat önce · Kitabı okudu

Karakter yorumu:
Ah be Bora sende istemezdin değilmi annenle sınanmayı, hayata darılmayı, ordan oraya savrulmayı, Baba ile kızı arasında sıkışıp kalmayı. Toyluğun ve cesaretine hayran kaldım.

Kitap yorumu:
Ayşe kulin'in biyografiler hariç her kitabını okuyan birisi olarak içlerinde en mükemmel bulduğumdur. İkinci olarak serinin ilk kitabı diyebilirim. Tarzı farklı oluşu sebebiyle sanırım.

5.
DUA, Gizli Anların Yolcusu'yu inceledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi

Kahramanımız daha doğrusu kahramanlarımız iki erkek ve aralarındaki ilişkinin başlangıcı. Bir kadın olarak erkeklerin gizli anları, gizli duygu ve düşünceleri çok güzel yazılmış. Ayşe kulinin hiç bir kitabında ben bu serinin ilk iki kitabındaki kadar güzel bir akıcılığa rastlayamadım. Okuyalı iki üç sene olmuştur. Tekrar okumayı düşünmüyor değilim.

6.

Meursault’ın yaptıkları Camus’nün hayatını anlatmasa da düşündükleri, yaşayış şekli ve savundukları Camus’nün kendisini yansıtmaktadır. Camus’nün savunduğu akımın savunucusudur Meursault. Her yazar-karakter ilişkisinde olduğu gibi Albert Camus ve Meursault arasında da keskin ve sıkı bir bağ vardır. Çünkü düşünceler karakter-yazar ilişkisinin kesişim noktasıdır.

7.
Kübra E., Duygusal Eğitim'i inceledi.
17 saat önce · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · Puan vermedi

Duygusal Eğitim, gerçekçilik akımının temsilcilerinden Gustave Flaubert'in, otobiyografik özellikler taşıyan, tarih ile kurgunun iç içe verildiği romanıdır.
Flaubert yakın arkadaşı George Sand'e yazdığı mektupta şöyle der: "Duygusal Eğitim'i çocuklar gibi oyalanmak için ya da hırslı tipler gibi bir şeyler öğrenmek için okuma; yaşamak için oku!"
Bu telkine bir okur olarak ne kadar riayet ettim bilemesem de, kitaba başladığımda bu söz zihnimin bir köşesinde yer edinmişti bile.

Kitabın başkarakteri Frederic, pek de büyük bir servete sahip olmayan asilzade bir gençtir. Hukuk eğitimi alan bu genç, günün birinde kendinden yaşça büyük ve evli bir kadını görür ve ona aşık olur.
Bu aşk Frederic'in yaşamının en büyük gayesi hâline gelir diğer her şey bu amaca hizmet eden araçlara dönüşür.
Frederic'in hayatında dostluklar, siyaset, yükselme hırsı, sanat yalnızca birer figürandır.
Flaubert'in yaşamıyla Frederic'in yaşamının örtüştüğü noktalar vardır: Flaubert de hukuk eğitimi almıştır ve kendinden yaşça büyük bir kadına tutkulu bir aşk beslemiştir.
Yazarın aldığı eğitim romanına da yansır, hukuki terimler ve olaylar kitapta büyük bir yer kaplar.

Kitabın belki de en önemli özelliği, tarihçiler için başvuru niteliği taşıyacak kadar tarihe ışık tutmasıdır.
1848 Devrimi, 2. İmparatorluk yönetiminin kuruluşu, en iyi sistemin hangisi olacağını bilemeyen ve kimi kralcı kimi halkçı olan bir toplum, kitapta gerçekçilik akımına sadık kalınarak yansıtılır.
Monarşi mi, krallık mı, cumhuriyet mi? En iyi rejim hangisidir ve bu uğurda çekilen sıkıntılar nelerdir, yazar okuyucuya objektif bir biçimde sunar.
Okur da aşkın peşinde oradan oraya savrulan, kendisini duygusal yönden kademe kademe eğiten gencin peşine düşer, Avrupa tarihinin izini sürer.

Kafka'nın her okuduğunda, sayfalarını çevirdiğinde, kendisini Flaubert'in manevi oğluymuş gibi hissetmesine neden olan (zayıf ve beceriksiz oğluyum der) bu kitabı okumama vesile olan Aslı T. Hanıma da teşekkürlerimi sunuyorum.

Herkese iyi okumalar dilerim... :-)

8.
Kübra, Ruh Koleksiyoncusu'yu inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitabın orijinal adı The Keepsake, Türkçe'ye Ruh Koleksiyoncusu olarak çevrilmiş, çünkü Yadigar yahut Hatıra diye çevirmek yeteri kadar havalı gelmemiş olmalı. Ama bence her daim yazarın uygun gördüğü isme sadık kalınmalı. Film adlarının da dandik çevrildiği ülkemizde buna diyeceğimiz şey de ''hayırlısı.''

Rizzoli&Isles serisinin 7. kitabı olan bu roman da bu seriyi beni her okuduğumda olduğu gibi gerdi, korkuttu, Eûzu billahi mineş-şeytânirracîm dedirtti. Her gece evin kapısını penceresini ben kontrol ederim. Evin en ıssız köşesinin kapısını kontrol ederken kardeşim tuvalete kalkınca ''Hay Allah iyiliğini versin yaa!'' dedim. Çünkü gecenin en kör vaktiydi. Hayır altına yap gerekirse niye dolanıyorsun evin içinde, zaten tırsa tırsa sırtımı duvara vermişim.

Gerritsen bir şekilde insanı şaşırtmayı, romanına farklı ögeler yerleştirmeyi, beklenmeyeni kitabına dahil etmeyi çok iyi başaran bir yazar. Bu seriyi 20 kitaba dahi çıkarsa sanırım ben okurum. Çünkü yer yer hafif mizah içeren cümleleri de insanı güldürüyor. Biraz rahatlatıp ilerlerken, aniden böh! diyen aşırı komik insanlar gibi değil de yavaş yavaş, suyu ısındırıp artık elleri kolları karıncalanmış okuru ''Hadi bırak kitabı, hadi işine gücüne bak'' diyerek adeta çaresiz bırakıyor. Kitabın iki yerinde bildiğiniz kafa tasımın en tepesini açmışlar oradan aşağıya kızgın yağ dökmüşler, o yağ hızlı bir şekilde yüzüme, boğazıma, ciğerlerime, karnıma, bütün iskeletime yayılmış gibi hissettim. Yüzümün ne kadar sıcak olduğunu ve ne kadar uzun zamandır korkudan böyle olmadığımı fark ettiğimde ki dün hiç de küçük sayılmayacak bir trafik kazası geçirdim, daha da pikeme sarıldım, sağa sola en ufak perde kıpırtısına bakarak katile bir güzel saydım, döktüm.

Arkeolojik ögeler... Bir müzenin bodrumunun en karanlık yerleri... Bir insanın cesedinin nasıl ''muhafaza edilebileceğinin'' yöntemleri... Takıntılı manyak zengin pisliklerin insanların hayatını keyfii nasıl mahvettiği... Bir annenin kızını -yazarın tabiriyle- dişi bir aslan gibi korumak için nasıl mücadele ettiği... Aşırı zengin olup her türlü hakka sahip olduğunu zanneden insan müsveddelerine ve onların parasına kulluk eden kişilere kaşlarınızı botoksa gerek duydurtacak kadar nasıl şiddetli çatacağınızın bulunduğu bir kitap bu. Buyrun okuyun... Tercih edeceklere kolay gelsin. Ben serinin bir sonraki kitabına başladım bile.

9.
Tuco Herrera, Güvercin'i inceledi.
 6 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

İŞSİZ İNCELEMELER SERİSİ PART. 28!!!

Gün içerisinde Trevanian - Katya'nın Yazı' nı bitirdikten sonra boş kalmayayım diyerek yanıma aldığım incecik, kıl kadar bir kitaptı bu.. Öğlene doğru Trevanian ' ı bitirince ara vermeden başladım okumaya. Açıkcası Suskind' in Koku şaheserinden sonra yazara bağlı olarak büyük lakin hacme bakarak küçük beklentiler içerisindeydim. Öykü tarzı pek benlik değil aslına bakacak olursanız saolsun Sait Faik ve Bir Takım İnsanlar bu konuda pek yardımcı oldu bana vurduğu darbeyle.Sadece Aziz Nesin ' i takip edenlerdendim bu kulvarda.Hepte öyle olacak sanıyordum taki bu kitaba kadar..

Kitap kahramanımızın özgeçmişini bizlere anlatarak başlıyor ..Anlatım , hele hele çeviri muhteşem( Koku' yu da bu amca çevirmiş idi - bkz: Tevfik Turan ) .. Suskind ' in masalımsı cümle yapıları daha kitaba başlarken gülümsetmeyi başarıyor sizi.Koku 'daki o gerçek üstü tadları yer yer almak mümkün , yalnız çeşitli sebeplerle yalnızlastırılan bir adamdan ötürü arada sırada ağzınıza soba kurumu ve katranda gelmiyor değil. ..Kahramanımıza gelecek olursak.. 2. Dünya savaşı sırasında ailesi parcalanıp toplama kamplarına gönderilen , kardeşinin izini , göçe bağlı olarak askere gidip geldikten sonra kaybeden esasoğlanımız , amcasının telkinleriyle şanssız bir evlilik yapıp , yenge de başkasından hamile kalarak firarı verince ,şahıslarla arasına duvar örüp izole bir yaşam sürmeye başlıyor. Bu izolasyon o denli hastalıklı bir hal alıyor ki tek göz bir odada 25 30 sene hiç kimseyle temasa geçmeden monoton bir hayat yaşıyor. Bir nevi kaldığı odada yaşayan canlı formundan eşya formatına evriliyor .. Yıllar yılları kovaladıktan sonra bir sabah kapısının önünde gördüğü bir güvercinle bu hastalıklı kış uykusundan uyanıyor.. Romantizm ve arkadaşlık öyküsü bekleyen pembe dizi sever tayfa sanmasın ki burda bir arkadaşlık doğuyor (sevgiye geçit YOK!! hehehehehehe =) ) Kaldığı apartmanda sabahları ortak wc yi kullanırken dahi insanları görmeye dayanamayan Parisli fakat Jumasız Robinson Crusoe 'muz bu güvercini görür görmez ete kemiğe bürünmüş bir nefrete gark olarak, senelerdir bağlandığı ve satın almaya ramak kalmış, onun için paha biçilmez bir öneme ve değere sahip tek göz odasını terk edip otele yerleşmeye karar veriyor.. Suskind ' e bu noktada gercekten alkış tutmak yerinde olur çünkü bu durum bunalımını öyle güzel anlatmış ki bu trajediyi size dozunda anektodlarla güldüre güldüre yedirmeyi başarmış..Sonrasında olanlar ise bahsettiğim kış uykusundan uyanan elemanımızın 24 saatini kapsıyor ..Tüm bu anlattığım kısımlar kitabın ilk 10 - 15 sayfası ..Yani rahat olabilirsiniz spoiler curse ü yemediniz ;)
Sonrasında olanlara gelecek olursak , aslında farketmeksizin kendine karşı ördüğü duvarı yıkan Jonathan Noel ' in bir gün boyunca geçmişinden yola çıkarak geldiği anı ve durumu sorgulaması olarak nitelendirilebilir.. Bu bağlamda pskikolojik bir çözümleme diyecek olursak sanırım yanılmış sayılmayız.. Velhasıl kelam bitirirken diyeceğim şudur ki hacminin aksine , düşünmek isteyenler için Suskind satır aralarına pekçok güzel soru ve olgu sıralamış ..

Bu kısma bol ehemmiyet arz eyleyesiniz ...

Kendiyle barışık olmayan bünyeler ve misantroplar için ELZEM not : YAĞMURDAN KAÇAYIM DİYİP BİR SEVİNÇLE BİNDİĞİNİZ HALK OTOBÜSÜNDE ,VİCDANSIZIN TEKİNİN ÖĞLEN YEDİĞİ KURU FASULYEYİ OKSİTLEYEREK GÜVENLE İÇİNİZE CEKTİĞİNİZ ATMOSFERE KIŞALADIĞI GAZ FORMATINDAKİ O SİNSİ DÜŞMANI ,CEVİZLİ LOKUM VE SADE TÜRK KAHVESİYLE CİĞERİNİZİN BAŞ KÖŞESİNE BUYUR EDİP YEŞİL DEVE DÖNÜŞÜVERİRSİNİZ .. AMAN DİYİM !!

Offf ne iğrenç adamsın diyenler için extra not : barbie bebek evinde mi yaşıyorsun arkadaşım ? okula helikopter uçak ya da teleportation teknolojisi ile mi gidiyorsun? hepimiz maruz kaldık buna o yüzden İTİRAF ET !!! Buraya edemiyorsan da kendine itiraf et =)))

MOTTOMUZ : HALKIN İÇİNDEYİZ , HALKTAN BİR BİREYİZ !!!

Bir başka işsiz kritikte görüşünceye dek RAKINIZ SEK , SIRTINIZ PEK OLSUN KOKOMANJEROLAR!!!

10.
Serpil Ağ, Üç Yanlış Üç Ceset'i inceledi.
 10 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bazen görmek yeterli mi, gelişen olayları kavrayabilmek adına yoksa bilfiil yaşamak mı?

Hani bazı zamanlar gelişen olayların akabinde boğulup umudumuzu kestiğimiz anlarda eşimizden, dostlarımızdan ister sözle, ister fiilen bir destek, bir yardım bekleriz ya! Bayan Felicity Lemon' da kız kardeşinin yürütmekle mükellef olduğu öğrenci yurdunda gelişen hırsızlık olaylarını çözmek adına, sevimli dedektifimiz Hercule Poriot'un yardımına baş vurur.

Aslında Hercule Poriot sekreterinin dalgın olması sonucunda dikte etmesi gereken yazıların hatalı olduğunu fark edince, olaya müdahil olmak zorunda kalır. Her ne kadar yurtta kalan öğrenciler ile arasında bir bağ olmasa da!

Son günlerde yurt genelinde, bazı olağan dışı olaylar yaşanmaktadır. Misâl bir ayakkabının tekinin çalınması ya da teslime hazır bir ödevin sabotaj edilmesi gibi... İlk başlarda dikkate alınamayacak kadar önemsizlik arz etse de yaşanılanlar, gelişen süreç içerisinde yurttaki öğrencileri tedirgin etmekte.

Bazen meseleler hangi açıdan baktığımıza göre değişir. O an için buna ihtiyatsızlık da diyebiliriz ya da gözü peklik. Hercule Poriot'a göre ise, önemsiz olarak gözükse de kaybolan eşyalar patlak verebilecek bir cinayetin habercisi de olabilir. Hem öyle bir cinayet ki, " Geliyorum, haberiniz olsun! " dedirten modelinden.

Her ne kadar kaybolan eşyalar bir suç unsuru teşkil etmese de, yurt genelinde öğrenciler arasında akla ve hayale sığmayan davranışlar sergilenmesine sebep olmakta!

" Bir insanın işin doğrusunu anlayıp fikrini değiştirme hakkı her zaman vardır; ama gerçekleri değiştirme özgürlüğü yoktur. " der, Thomas Paine " Akıl Çağı " isimli eserinde.

Bakalım sevimli dedektifimizin öngördüğü gibi, yurtta kalan öğrenciler fikirlerini değiştirse de, hakikatlere erişmek göründüğü kadar kolay olacak mı? Yoksa çalınan eşyalar akabinde gerçekleşecek olan cinayetlerin bir habercisi mi?
Okumalısınız! Değerli okurlar...

11.
ibiaryu, Koku'yu inceledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Defalarca okunacak türden bir hikaye hikayenin dili anlatımı muhteşem kelimesini bile sönük bıraktıracak nitelikte. Bu roman için tek bir okumak asla yeterli gelmeyecektir.

12.
Pişkin, İçimizdeki Şeytan'ı inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Eveet, çok çok uzun bir aradan sonra kitap incelemesi yapma şansı buldum. Elimden geldiğince size yardımcı olmaya çalışacağım.Üstünden biraz zaman geçmiş olsa da. Galiba bir daha bu kadar uzun aralıklarla inceleme yapmayacağım.

Kitabımızın ana karakteri Ömer. Ömer, duygusal ve hayatı sorgulayan bir insan. Kitap boyunca onun, hayatı ile ilgili düşüncelerine yer vermiş yazarımız. Bir de yakın arkadaşı Nihat var. Nihat, daha gerçekçi ve Ömer'in bazen yolundan sapmasına neden oluyor.

Ve tabii Macide... Konservatuar için Balıkesir'deki tatlı köyünden kalkıp İstanbul'a teyzesinin yanına geliyor. Ömer ile akraba sayılır.

Bedri, Macide'nin eski müzik öğretmeni ve ilk aşkı gibi bir şey. Olayların son kısmı onun etrafında gelişiyor.

Birçok konuyu içinde barındıran, keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. Aile ile ilgili sorunları yakından inceleyip güzel bir biçimde anlatabilmiş. Ayrıca aşkın da mantık ile olabilecek bir şey olmadığını hissettirdi bana. Birçok konuda anlamlı şeyler öğrendim.