1.
Ce-mâ, Yeryüzü Ayetleri'ni inceledi.
Dün 11:43 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Her yazarın,her kitabın 'doğru zamanı' var mıdır? Pek emin değilim, ama bazı yazarlarla,bazı kitaplarla doğru zamanda tanıştığımı düşünüyorum. Mesela Godot'yu Beklerken'i okuyabilecegim en dogru zamanda okudugumu düşünüyorum. Mesela Hayri İrdal ile tam vaktinde tanıştığıma eminim. Mesela Sait Faik'e geç kalmış olduğumu farkettim.
Ve Füruğ Ferruhzad... Onunla da malesef dogru zamanda karşılaştım. Neden mi malesef diyorum? Anlatayım;
Önce nasıl karar verdigimden bahsetmek istiyorum. Gecenlerde okudugum kitap ve yazarlara göz gezdirirken kadın yazarların epey az bir yer tuttuğunu gördüm ve biraz da kadınların dünyasına misafir olmak istedim. Buna önce Neval Es Saddavi'nin Sıfır Noktasında Kadın eseriyle başladım. Firdevs adında, kendisinden yaşça büyük biriyle evlendirilen 'çocuk gelinin' ,toplum tarafından suça oradan da dar ağacına sürüklenişini anlatıyor.
Sonra da Furuğ'u okumaya karar verdim. Bilenler vardır O da bir çocuk gelin. 16 yaşında evlendirilmis ,18 yaşında anne olmuş,toplumsal dayatmalara maruz kalmış ve özgürlüğü şiirde aramış, özgür bir hayatı şiirle yaşamaya çalışmış bir kadın.
Dün kitabı okuyacağım vakit etraf epey sessizdi, yukarı mahallede düğüne gitmiş çoluk çocuk. Tam kitaba başlayacagım vakit düğünün gelin ve damadının fotografı geldi telefonuma,uzun zamandır bir fotograftan bu kadar etkilendigimi hatırlamıyorum. 14-15 yaşında bir kız,bir erkek,bir gelin, bir damat... Kitabı kapattım ve kalakaldım çünkü elimde hayatı kararan bir kisinin kitabını okurken simdi iki cocugun daha kararacak hayatını haber almıştım.
Evet 16 yaşında bir cocuk gelin olan Furug ile karşılaşmamız malesef dogru zamana denk geldi.

'Muhafazakar bir toplumun icine dogmuştur Furuğ; despot bir asker olan baba,gelenekselliğin sınırlarından çıkmayı başaramamış baskıcı bir eş,toplumsal ikiyüzlülük,nesnelleştirilmeye çalışılan kadın...'
Yaşam gayesini şiir olarak belirlemis ve onu şu şekilde tanımlamış;
"Benim icin en önemli şey şiirdir ve şiir, kendime ve kişiliğime karşı duyduğum en büyük sorumluluktur."
Kendini 'akasya salkımlarının gelini' olarak tanımlayan Furuğ da degeri sonradan anlaşılanlardan. Bunu da şiirle anlatıyor tabi;
"Gül,bülbül ve siir ülkesinde
Yaşamak bir nimettir
Hele ki
Varlığın,yıllar yıllar sonra kabulleniliyorsa"

Velhasıl kelam çok uzattım farkındayım,Furuğ'un hayatından kesitler bulunan bu kitabı edebiyat sevenler mutlaka okumalı, sevmeyenler de okumalı tabi şiir bu :)

2.
Rabia, Bay Düdük'ü inceledi.
21 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Aziz nesinin okuduğum ilk kitabı çok severek okudum aziz nesin okutuyor ve düşündürüyor okumayan kalmasın sıkılmadan okunabilecek bir kitap.

3.
Nurhan yıldırım 2, Beyaz Diş'i inceledi.
 18 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kitap çok güzel kitapta bir köpeğin maceralarını anlatıyor o dondurucu soğukta dayanması dövülmesi acı çekmesi bulunması mutlu olması ve birçok şey beyaz diş bu köpeğin adıdır bu köpek çok güçlü olduğu için herkes o köpeği istemektedir ayrıca kitabın filminide izledim bide araştırmalarıma göre beyaz diş hikayesi gerçekte yaşanmış bir hikayedir bunu filmin sonundada söylüyorlar kitap harika herkese tavsiyem mutlaka okuyun

4.
Yonca, Eşref Saat'ı inceledi.
 15 saat önce · Beğendi · 10/10 puan

Yine bittiği için üzüldüğüm kitaplardan biriydi.Keyif alarak okuduğum sohbet edercesine gençliğe ve günümüz insanlarına güzel öğütler verilen bir kitaptı.Verilen örnekler,değinilen konular hayatımıza ışık tutacaktır.Yaşadığımız her zaman dilimi değerlidir,yeter ki verilen fırsatları iyi değerlendirelim.
Okunması gereken 100 Temel eselerden biriymiş üstelik bu kitap ki hakkını da fazlasıyla vermiş.

5.
Lütfiye, Palto'yu inceledi.
Dün 13:14 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Şu komite döneminde anatominin içinden bir an olsun başımı kaldırabilmek için okumayı düşündüğüm bir kaç eser arasından gözlerimi kapatarak seçtim Palto'yu. Bu seçimimde biricik anatominin katkısı büyüktür.

Dostoyevsky'nin, ''Rus Edebiyatı, Gogol'un Paltosu'ndan çıkmıştır.'' sözünü insan hikayeyi okuyunca tam anlamıyla idrak ediyor. Onca okuduğum hikaye ve romana rağmen uzun süre etkisi altında kalacağım bir karakter yazmış üstad. Bu kadar kısa bir hikayede o denli 'ruhu darda' bir insan figürünü şunca gerçekçi anlatabilmek, her şeyden öte -naçizane- hürmet gerektirir. Rus hikaye geleneğini takdir etmek benim haddime değil elbette; ancak kişisel tarihimde etkisinde kaldığım eserlerin mucitlerine teşekkür edemeden de geçemeyeceğim. Teşekkür ederim; sınıf ayrımını, aşağılamaları, kibri, insanı nefret batağına sürükleyen daha nice duygu(suzluğu)yu, yerin dibine sokup bu yapıta sığdırabildiği için... Kitabı okurken adeta Akakiy Akakiyeviç ile o paltonun izine düştüm, iliklerim en az onun kadar yalnızdı kitap bittiğinde. Akakiyeviç'in hortlağı sadece emniyet müdürünün boğazına çökmemişti belki de diğer eli de benim boğazımdaydı. Bu iç sıkıntısını başka türlü nasıl açıklarım bilemedim. Palto için, döneminin rus bürokrasisinin eleştirisi ya da sıradan(!) insanların trajedisi olduğunu söyleyen eleştirmenler oldukça fazlaymış ama size tavsiyem bu kitabı okurken günümüzü de aklınızın bir köşesinde tutmanız ve öykünün kahramanının hiç de öyle sıradan birisi değilmiş gibi düşünmeniz. Ve böyle yapmanın bana öyküdeki trajediye bambaşka bir yerden bakmamı ve ülkemizde Palto gibi bir öykünün kahramanı olabilecek nice insanlar olduğunu görmemi sağladığına inanıyorum.

6.
Kutlu Gür, Küçük Prens'i inceledi.
Dün 01:04 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Çok fazla söze gerek yoK. Kitap hakkında çok güzel , övgü dolu yorumlar yazılmış zaten. Okumaya karar vermemde etkisi olan da bu yorumlardı. Okunması gereken ve üzerinde çok düşünülmesi gereken etkileyici bir kitap.
Kütüphanelerin olmazsa olmazı diyebileceğimiz bu kitabı okuyun derim.

7.
Yonca, Değişen Birşey Yok'u inceledi.
Dün 12:07 · Beğendi · 6/10 puan

Genellikle evliliklerdeki ve sevgili iken yaşanan olaylara değinmiş.
Kadınların çoğu zaman ezildiğine,erkekler ile olan ilişkilerde her iki tarafında dikkat etmesi konular olursa ilişkilerinin güzel gideceğini belirtmiş.
Hayatın içerisinden olaylar olduğu için beğendim.

8.
Salih Çermik, Beyaz Gemi'yi inceledi.
17 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitap imgeler üzerine kurulu. Bir arkadaş bahsetmiş, Leyla ile Mecnun'daki İsmail Abi karakterine benzettim küçük çocuğu. Kitap çok güzel. Ortaokul, lise dönemi öğrencilerine yarışma kitabı olarak okuturlardı. Önemini anlamazdım, okuyunca anladım. Her karakter bir gerçeği ifade ediyor. Beğendim, sevdim. Tavsiye edilir.

9.
Aysun Çelik, Altıncı Yok Oluş'u inceledi.
Dün 12:04 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Dünyanın yaşadığı en kötü olay, yaşamın başına gelen en kötü şey nedir? Bir an için her şeyi unutun ve bu soruya odaklanın. Bilgi birikiminizin ışığında zamanda geriye doğru kısa -ama uzun- bir yolculuk yapın; seçenekleri gözden geçirin, bir kenara ayırın veya eleyin. Ne buldunuz? Birçok canlıyı tehdit eden ani iklim değişikliği mi? Türlerin %90'ını yokeden veya azaltan buzul çağı mı? Kilometrelerce alanı etkileyen devasa çapta volkanik patlamalar, korkutucu tektonik faaliyetler, küçük canlıları tehdit eden büyük yaratıklar ya da büyük-küçük ayırmaksızın hepsini yokoluşa sürükleyen göktaşı mı? Sonuç? Muhtemelen hepsi ama hiçbiri! Gözardı ettiğimiz ancak hepsini gölgede bırakan bir seçenek daha var elimizde. O kadar küçük, o kadar çelimsiz ki dikkatimizden kaçırmamız mümkün. Kimden bahsettiğimi artık anladınız. Sizden bahsediyorum, bizden, homo-sapiens'ten, insandan.

"Ben n'alaka şimdi" diyenleri duyar gibiyim. Ha ha, tebrik ederim komik çocuk! Böyle devam et. Diğer canlıların yokolması umursanacak bir şey değil neticede. Sen hayatta kaldığın sürece, türünü devam ettirebildiğin ve bulaşıcı bir hastalık gibi yayılabildiğin sürece hiçbir şeyin önemi yok. Kendin için ne gerekiyorsa yapabilirsin, sorun yok buna izin var, doğru veya yanlış olması gerekmiyor, doğaya faydalı veya zararlı olması gerekmiyor, yeter ki sen iyi ol. Öldürerek yaşa, yok et ama sakın yok olma. Vay canına, ne zekice ama!

Jared Diamon şöyle aktarıyor: "Şahsen ben, Avustralya'nın devlerinin on milyonlarca yıl yaşanan sayısız kuraklıkta hayatta kalıp da tam olarak ve tesadüfen ilk insanların geldiği zaman neredeyse aynı anda ölmeyi tercih etmelerini anlayamıyorum." Kesinlikle! Huzurlarınızda, homo-sapiens! İşte, sayısız türle beraber sahnedeki yerini alıyor ve birdenbire ışıklar kapanıyor. Ta ta! Hokus pokus, homo sapiens artık sahnede yalnız. A, ama, bir dakika! Bakın, kıyıya köşeye saklanmış birkaç tür var şuralarda.

Tüm bunların bir hikayeden ibaret olduğunu düşünebilirsiniz. Bu sizi rahatlatıyorsa inanmakta özgürsünüz. Soyu tükenmiş birçok canlının gerçekte hiç var olmamış birer yalandan ibaret olduğunu da düşünebilirsiniz. Kabul ediyorum, bu da çok rahatlatıcı bir düşünce. Mamutlar, dinozorlar, Neandarteller, Denisovalılar, hepsi yalan, hatta gözümüzün önünde tükenen ve yapay döllemeyle sayıları çoğaltılmaya çalışılan gergedanlar, pandalar, bazı kuş türleri, amfibiler vs. hepsi yalan değil mi? Ah, şu aptal insanlar, tüm bu yalanlara nasıl da kanıyorlar. Öyle değil mi komik çocuk?

Peki ya auk'lar? 1700'lerde sayıca fazla olan şu uçamayan kuşlar mı? Ta kendisi! Bekle bir dakika! Yoksa bu zırvaya inandın mı? Ah Tanrım, bu kadar aptal olma. Yani, kim gerçekleştirebilir ki böyle bir vahşeti? Kim, soylarını kökten kazıyacak kadar avlayabilir onca hayvanı, kim auk etini pişirmek için bile aukları yakacak olarak kullanabilir, kim bir adada son iki tane kalan auk'u da vurup dokuz dolara satabilir? Sanırım ben onu tanıyorum, homo sapiens: Tanrı'nın cennetini düşleyip, yaşadığı cenneti cehenneme çeviren şu iki ayaklı felaket.

Belki Tanrı da bu yüzden istememiştir bizi, buna ne dersin komik çocuk, o güzelim arka bahçesini mahvettiğimiz için!

10.
Bilge Nur, Tutunamayanlar'ı inceledi.
Dün 12:40 · Kitabı okudu · 154 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bana bir ömür tattıran kitap:Tam yetmiş gün. Dile kolay… Önsözünden anlamıştım zorlayacağını. Aslında daha öncesinden Turgut Özben’nin bakışlarından… Turgut Özben mi dedim ben hayır Oğuz Atay kapaktaki resimden bahsediyorum ya. Tutunamayanlar neler dedittirmedi ki bana? Sahi neler dedittirmedi ki bana? Birlikte uyuduk gecelerce. Şu anda da yanımda zaten bana bakıyor. Ne demişti daha başlarda “O zamanlar Olric yoktu.” Zaten herkesin dilinde bir Olric? Ne kadar vardı Olric’in gelmesine? Çok vardı yüzlerce sayfa onlarca gün.
Şimdi söyleyin bana bu yazara hayran kalınmaz mı? Değinmedi bir nokta kalmış mı ve bir rüya tasviri bu kadar iyi yapılır mı? Yetmiş yedi sayfalık bir cümle mi Aman yarabbi? Bir buçuk satırlık uydurma kelime de çok hoş olsa gerek. Bu zihin bulantıları da nereden çıkıyor? Selim Işık ne diye intihar etti ki bizi bu yolculuğa sürükledi. Dile kolay yetmiş gün sürdü.
Dostoyevski de beğenilmez mi şimdi? Yapma be Selim. Bi türlü anlaşamadık şu noktada. Ben bugün mutsuz olmaya karar verdim. Tamam peki bunu bana anlatmana gerek yok senin yüzüne ben de mutsuz oluyorum Selim Işık. Turgut’un canını sıktığın yetmezmiş gibi bir de bana bulaşıyorsun bir de ölü halinle.
Kaç edebiyatçının adı geçti kitapta? Bilmem saymadım. Ama not alıyordun. Not alıyordum ama saymıyordum. İlginç. Nedir o ilginç olan? Kitap. Tutanamayanlar mı? Yok o bir hayvan türü. Az bulunur. Elimdeki kitaptan bahsediyorum ben. Hadi bir tiyatro yazalım sen askerleri oyna ben hukukçuları oynarım. Bilmesem bu ne orijinal fikir diyeceğim Selim’den çalmışsın bunu. Demek anladın. Değişik adamdı Selim. Bir tören düzenleyelim diyorum adına. Olabilir ama o Turgut’un işi biz sadece tutunamayanlar için bir tören düzenleyelim.
Uzayıp gider bu muhabbetler uzayıp gidiyor zaten içimde. Farklı bir adam Oğuz Atay kitabı da farklı olacak haliyle. Güzel tespitler geçmişten günümüze. Birini yazsam diğerine haksızlık olacak? Çok korkardım tutunamayanlar biterse tutunamam diye. Olmadı öyle ne bir eksiklik ne bir rahatlık. Hayatımdan bir tutunamayanlar geçti. Güneş batıyordu ben güneşe bakıyordum. Olric çiçeklerin adlarını soruyordu. Selim öleli çok olmuştu. Kitapçılara gidilmişti. Kitapçı bizimdi. Hayır bizim değildi. Bizim kitapçıydı. Bizim kahve gibi. Kahve çay gibi kahve değildi. Kahve de çay da olurdu. Tam da o sıralar Turgut Selim için yola çıkıyordu. Selim’in günlüklerini bulmuştu.
Uygun yeri buldu. Okumaya başladı. Birlikte okumaya başladık uygun yeri bulmuştum. Selim hiç buraya gelmemişti. Okumakla neden tükenir ki kitaplar uygun yer bulununca yetmiş gün de olunca tarih atıp Oğuz Atay’ın attığı tarihin altına kapatıp kitabı tıpkı Turgut Özben( Mühendis evli iki çocuklu kayıp selimin arkadaşı) batan güneşe bakamayıp kayboldum içimde. Biraz sabır ve nasip. Tutunamayanlar bitti.