1.
melisa, Siyah Lale'yi inceledi.
20 saat önce · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 8/10 puan

İlk olarak bu kitabı bir arkadaşımın elinde görmüştüm ismi biraz degişik gelmişti.Daha sonra bende okumak istedim ve başladım.Cornelius'un babasının maddi gücü çok iyi ve tüccar işiyle ugraşıyor.Vefat etmeden öncede Cornelius'dan bir şey istiyor.Tıp,bilimsel ve siyasal şeylerle ilgilenmeyip daha çok ticaretle ilgilenmesini istiyor.Cornelius babasinın bu sözüne uyarak laleler yetiştirmeye başlıyor.Sonra bir yarışmanın oldugunun duyuyor.Merak edip ögreniyor ki kral siyah lale yetiştirine büyük miktarda para vericek.Yetiştirmeye başlıyor fakat komşusunun fesatlıgına ugruyor ve hapise atılıyor.Sonu daha güzel bitiyor ama onu burda anlatmıycam.Ben çook begendim ve çook hoşuma gitti.Umarım sizde okur ve begenirsiniz.

2.
Akif Gündoğdu (Ötekilerden Biri), Abim Deniz'i inceledi.
Dün 01:50 · Kitabı okudu · 4 günde · 10/10 puan

Abim Deniz kitabı samimi diliyle ve akıcı yazım şekliyle çok hızlı ama bir o kadar da duygulara dokunur cinsten yazılmış bir kitap.Kitabı okurken Deniz Gezmiş gibi bir karakteri hem ailesinin hem de kendi gözünden gözlemliyorsunuz...
Kitap çok objektif bir şekilde yazıldığı için içerisinde herhangi bir saptırma veya farklı gösterme olduğunu düşünmüyorum.Solcu görüşleri, sosyalist bakışı, banka soygunu, silahlanarak bir devrim yapma mücadelesi kitap içerisinde net bir şekilde anlatılmış...
İdam kararı ile hayata veda etmesi bence ülke tarihi için büyük bir talihsizliktir. Hatta kitabı okurken bir önce okuduğum José Mujica’nın da aynı şekilde gerilla hayatı ile başlayarak 15 senesini hapishanede geçirdikten sonra ülkenin başkanı olması ve dünyaya damga vuran bir başkanlık dönemi aklıma geldi. Aynı şekilde bir fırsat ona tanınsaydı acaba geleceği nasıl olurdu diye düşündüm...
Kaptırıyorsunuz kendinizi kitaba; alelade bir roman okur gibi heyecanlanıyor, üzülüyor, tebessüm ediyorsunuz. Sonra bunun kurgu olmadığını; elindekinin bir kitap değil, yarım bırakılmış tamamlanamamış bir hayat olduğunu hatırlıyorsun. Bir ağırlık çöküyor işte o zaman yüreğine. Finalini biliyorsun ya hani, gelmesin istiyorsun o final.
Denizlerle ilgili birçok kitap kaleme alınmıştır ama bu kitapta benim ilgimi çeken ilk şey kitaplarını bıraktığı kardeşi Hamdi Gezmiş’in anıları olması ve Can Dündar gibi önemli biri tarafından kaleme alınmasıydı. Kitapta olayların kronolojik sırası ve Deniz’in çocukluğundan idamına kadar neler yaşadığını tüm çıplaklığıyla ele alıyor...
Can Dündar çok güzel bir iş çıkarmış, tamamen objektif, olduğu gibi bize anlatmış 68 kuşağını...Bu kitapla ilgili benim hissettiklerime gelince….
Evet sonunu bildiğim bu hikayenin finaline geldiğimde ağladım, üzüldüm, kızdım öfkelendim, nasıl? dedim. Çok kızdım Deniz’e çok. Ah be çocuk ah be ! dedim. Ama onun zekası, Mustafa Kemal’e olan bağlılığı, dimdik ayakta duruşu, daha 23 yaşında iken okuduğu kitaplar, yaptığı konuşmalar, sisteme kafa tutuşu, cesurluğu ben bu insana ancak saygı duyarım...Yazacak o kadar çok şey var ki; Babası Cemil Gezmiş’in oğlunu kurtarmak için verdiği mücadele, kitabı okurken en çok bu bölümlerde üzüldüm. Ayrıca baba ile oğlun arasındaki iletişim, birbirlerinin görüşlerini desteklemeseler bile her daim birbirlerinin arkasında durmaları gerçekten söz konusu yıllar için büyük bir başarı. Zaten Deniz Gezmiş tüm mektuplarını ailesi adına Babasına hitaben yazmış. Annesinin tüm bu olaylar olurken vazifesini son ana kadar devam ettirmesi, okulu, öğrencilerini kendi özel meseleleri için ihmal etmemesi, metanetli duruşu gerçekten takdire şayan. Abisi Bora Gezmiş kardeşinin aksine o dönemler için siyasetten uzak yaşamış, Deniz’in mahkemesinin devam ettiği dönemde evlenmiş, Evlendikten hemen sonra eşiyle birlikte kardeşinin ziyaretine gelmiş ve bu onu hayattayken son görüşleri olmuştur. Küçük kardeşi Hamdi Gezmiş ise abisine olan son görevini de yerine getirmek için bu kitabın yazılmasında oğlu Can ile büyük emek vermiştir. Geride kalan 2 kardeşin ikişer çocukları olmuş fakat çocuklarına DENİZ adını vermemişler. Fakat Deniz’i sahiplenen milyonlar çocuklarına deniz adını vermiştir, vermeye de devam edecektir. Deniz’in anne babası artık hayatta değiller, evlatlarının onlardan önce bu dünyadan göç etmesinin burukluğu ve Deniz gibi bir evlada sahip olmanın gururuyla...Deniz’e gelince;Her ne olursa olsun 23-24 yaşındaki gencecik insanlar idam edilmemeliydi...İşin özüne baktığınızda bu insanlar ülkelerini daha yaşanılır bir ülke haline getirmek için mücadele vermişler, Bu insanlar yaşıtları gibi kız arkadaşlarıyla gezmek tozmak, cafelerde oturmak yerine inandıkları şeyler uğruna mücadele etmeyi seçmiş, bu amaç uğruna ölecekleri ana kadar çeşitli konularda okumuş, okumuşlardır. Birde şu açıdan bakın o yaşlarda sizler neler yapıyordunuz???
Hatta ve hatta Deniz Gezmiş'in Babasına Yazdığı Son Mektup'ta; Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum.Sadece senin değil; Türkiye'de yaşayan Türk ve Kürt halklarınında anlayacağına inanıyorum...Derken sizce biz hala anlayabildikmi? Malesef Deniz'im Vefatından tam 45 yıl geçmesine rağmen seni hala anlayamadık...
Bu Kitabı tarihin karanlık yüzünü görmek isteyen herkezin Muhakkak Okumasını Tavsiye Ediyorum Saygılarımla...

3.
Mehmet Kesdal, Serenad'ı inceledi.
Dün 04:20 · Kitabı okudu · 17 günde · Beğendi · 7/10 puan

Sürükleyici güzel bir kitap. Anlatım ve kurgu çok iyi.Mutlaka okunacak kitaplar listesine alınması gereken bir kitap. Zülfü Livaneli'nin yazmaya devam etmesini diliyorum.

4.
Yavuz Gencay, Zamanın Ötesindeki Deha'yı inceledi.
6 saat önce · Kitabı okudu · 14 günde · 8/10 puan

Cidden de zamanın ötesindeki bir dehadır Tesla... Telsiz enerji aktarımından tutun da, elektrikle çalışan yüksek hızlı trenlere kadar.. Akım yoluyla iklimi değiştirebilmeyi saymıyorum bile. Kendi kendisinin öğretmeni olmuş ve yeryüzünde, bilimsel alanda ondan daha ileriye giden olmadığı için, bilimi de sil baştan keşfetmiş bu adamın, azim ve zaferle dolu hayatına yer veren bu kitabı kesinlikle tavsiye ederim...

5.
Aslı T., Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde'yi inceledi.
 Dün 00:03 · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 10/10 puan

Hep bir öğleden sonrasını yaşıyormuş gibi... kitabı okurken hissettiğim. Mevsim yazsa, doğanın kucağındaysanız bir de öğleden sonraları zamanın durduğunu düşünürüm ben. Bu kitabı okurken de zaman hep öğleden sonra idi sanki.

Proust da demiş zaten Kayıp Zamanın İzinde'yi okurken insanlar aslında kendilerini okuyacaklar diye. İnsana dair bütün duygu ve davranışlar özellikle de aşk ancak bu kadar gerçek ve edebi bir dille anlatılabilirdi. Proust'un müthiş gözlem gücü, her satırda kendini gösteriyor. Eğer bilmediğimiz bir varlığın kokusunu yazıdan hissetmek mümkün olsaydı bunu Proust başarabilirdi diye düşünüyorum. Yaşamak, anlamak, bilmek, hissetmek mümkün ama bunları yazıyla ifade etmek hem de bu kadar sanatsal ve edebi bir üslupla yapmak bir tür sihir bence.

Bu ikinci kitap yazarın kalemine biraz alışmaktan belki daha zengin ve akıcı geldi bana. İlk kitapta olduğu gibi nesnelere farklı daha doğrusu kendi istediği anlamları yüklüyor yine yazar. Bu anlamlandırmalar vesilesiyle muhayyilesinde geçmişe yolculuk ediyor yine. Bilinç akışının fazlasıyla kullanıldığı Kayıp Zamanın İzinde'de okurken bazen kaybolduğum bölümler oldu. Buna rağmen dikkatli okunduğunda zihinsel boyuttaki bu yolculukta anlatıcıyı takip etmek, olayları anlamak mümkün. Çünkü bu teknikle yazılmış çoğu kitapta konuyu, olayların geçiş sürecini anlamak zordur.

Aşkla ilgili tespitleri, yorumları gerçekten okunmaya değer. Kurgu ve karakterler açısından da çok güçlü olan bu kitabı okurken felsefe, sosyoloji, psikoloji, tarih, bilim ve sanat alanında da yazarın derin birikimini hissediyoruz. Yazar bütün bu bilgi ve görüşlerini kurgu içine o kadar güzel yerleştirmiş ki; okurken hem birçok konuda bilgi sahibi oluyorsunuz hem de adeta bir edebiyat şölenine tanık oluyorsunuz.

Kitapta dikkatimi çeken bir durum da yazarın seçtiği isimler yüzünden kahramanların cinsiyetleri konusunda kafa karışıklığı yaşatmasıydı. Gilbert, Albertine... gibi. Sonradan öğrendiğime göre yazar bunu cinsellikle ilgili görüşlerinden dolayı özellikle tercih etmiş. Kadındaki erkeği, erkekteki kadını ortaya çıkarmak adına.

Daha yolun başında sayılırım. Umarım Kayıp Zamanın İzi'ni sürerken diğer kitapları da aynı tutku ve keyifle okurum.

Keyifli okumalar dileğiyle, bu edebiyat şaheserini okumak isteyenlere bir an önce başlamalarını öneririm...

6.
Hüseyin Acar, Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
Dün 01:11 · Kitabı okudu · 20 günde · Beğendi · 10/10 puan

Nerden nasıl başlayacağımı bilmiyorum açıkcası hayatımda böyle bir kitap daha okumadım okuyacağımıda düşünmüyorum. 24 yaşındayım ve en son 6 sene önce ağlamıştım dedemin vefadı sebebiyle bu süre zarfında ağlayacak onca şey yaşamama rağmen katiyen ağlamamıştım. (erkeklik gururum buna engel olduda diyebilirim) ama taki bu kitabın son sayfalarına gelinceye kadar daha ne diyebilirim ki bilmiyorum. Bu kitabı şimdiye kadar nasıl okumamışım diyede pişman oldum açıkcası hala okumayan varsa eğer mutlaka okusun ölmeden önce okunması gereken kitapların ilk sırasında bu kitap var bence okuyun okutun..

7.
ayhan özköroğlu, Serenad'ı inceledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Şimdi şöyle; Bir defa Talat Halman'ın kapaktaki "Okurlarını büyülüyor." övgüsü gerçekten çok yerinde. Son zamanlarda okuduğum en iyi yerli romanlardan biriydi. Ama onda roman olmanın ötesinde şeyler vardı. Üç ayrı tarihi hadisenin günümüzün hikayesi ile kesiştiği nokta, o geçişler bir harika. O kadar zorlanıyorum ki kitap içeriğine girmeden size kitapla ilgi ipuçları vermeye çalışırken. Kitabı okuduğum süre içinde kalemi elden bırakamadım. Notlar aldım, tarihi hadiseler ve romanın kahramanları ile ilgili araştırmalar yaptım.İddia ediyorum Serenad musikisiyle gönülleri kulakları dolduracak, dünya ve Türk edebiyatının önemli eserlerinden biri olacaktır.

8.
Yaren Sıla Koç, Her Şey Seninle Başlar'ı inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Bayılıyorum bu adama. Okuduğum kaçıncı kitabı bilmiyorum ama her kitabında beni etkilemeyi başarıyor. Evet kişisel gelişim kitaplarını çok seviyorum ama Mümin Sekman'ın yeri bende çok ayrı. Her kitabında olduğu gibi bu kitabında da bilmediğim birçok kavramı öğrendim ve hayatıma bir sürü olumlu bilgi kattım. Tabii ki önemli olan bunları bilmek değil; uygulabilmek. Hayatına olumlu şeyler katmak isteyenlerin okuması gereken kitaplardan. Şimdiden keyifli okumalar.

9.
Hesna Sakıncı, Post Mortem'i inceledi.
18 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Anne...
Anne desem, kaç kavram sığdırabilirsiniz içine?
Kaçı sevgi dolar, kaçı nefret kusar cümlelerinizin?
Ya da aldığınız ahlaki eğitim ve değer yargıları nefretinizi gösterme cesareti verebilir mi?
Kutsal saydığımız tabuları yıkabilir misiniz?

Annelik... Kutsal bağ... Fedakarlığın diğer adı. Çocuğumuza fedakarlık adı altında bilmeden aşıladığımız ve hayatına yön veren kararların bir araya geldiği kavram belki de...
Kadınlara yüklediğimiz sorumluluk... Kişiselleşmelerine izin vermediğimiz, onları başka herhangi bir işe yaramadıklarını hissettirdiğimiz olgu. Herkesin kutsal saydığı üremeyle ilgili değerlerin aslında birçok erkek tarafından tiksindirici ve korkunç bulunduğu, kadını erkeklerin gözünde aletten başka bir şeye dönüştürmeyen makam...

"Post Mortem"... Ölümden sonrası demek.
Caraco' nun annesinin ölümü üzerine yazdığı bir eser. Ama anne ve ölüm dışında birçok kavramla karşılaşmanız kaçınılmaz.

Baskın karakterde bir anne... Caraco gibi hiçliği kendine dost, ölümü de sonsuz huzur edinmiş bir evlat... Hem sevgisini, hem de nefretini aynı anda yansıtan bir evlat. Bunu en iyi kitabında kendisi dile getirmiş yazar: 'annesini sevmediğini düşünen bir adamın ağzından çıkan tuhaf bir sevgi dili'

Bu kitapta annesinin Caraco üzerindeki etkisini okuyunca neden kaosa kutsal bir kitap döşediğini anlayabiliyorsunuz. Annesini kendisini iğdiş etmesiyle ve bu istemediği dünyaya getirmesiyle suçlarken bir yandan da ona duyduğu sevgiyi de ima ediyor.

Annesinin etkisiyle kadınlarla ve cinsellikle de ilgilenmeyen Caraco, kitapta kadınlar ve erkekler üzerine de epey noktaya değiniyor. Bir yandan kadınları alçartırken bir yandan onları destekler nitelikte ifadelerde bulunuyor. 

Kitabı okurken 'bari sevgiyi de karalama be adam' diyorsunuz ama annelik, kadınlık ve üretkenlik gibi sevgi de Caraco'nun karanlık düşüncelerinden nasibini alıyor. Günümüzde insanoğlunun değerlerin içini bu kadar boşalttığını düşünüp fark edince de adamı eleştirdiğinize utanıyorsunuz. Diyecek tek şey kalıyor: Keşke bazı gerçekler bu kadar gerçek olmasa....

Caraco ve onun üzerine yapışıp kalmış iki kavram yine baskın kalmış kitapta : Nefret ve Ölüm.

Post Mortem' le birlikte Caraco defterini de kapatmış bulunuyorum. Zira yazarın sadece 2 kitabı Türkçe'ye çevrilebilmiştir. 22 eserinden sadece 1 tanesinin İngilizce'ye çevrildiğini düşünürsek çok şanslı olduğumuzu bile söyleyebiliriz. Bunun için Işık Ergüden'e ne kadar teşekkür etsek azdır. Keyifli okumalar...

10.
Taner durmaz, Kuran-ı Kerim Türkçe Meali'yi inceledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kuranı kerimin türkçe meali ama bu da çoğu obur meal kitaplari gibi farklılık gösteriyor bazı kelimelerin anlamları mealde farklı şekilde telafuz edilmiş ama yinede Kuranı Kerim okumayanlar için okunması gereken bir meal