• #kitapyorumu
    #İpekSabahlık

    Bir Osman Balcıgil klasiğini daha okuyup bitirdim. Yazarın kalemiyle, anlatımıyla biyografiye can vermesi güzeldi. Okurken bu tarz kitaplar sevmediğimden sıkıldım. Yavaş yavaş okudum ki daha net anlaşılır olmasına gayret ettim.

    Suat Derviş denilince söylenecek o kadar çok söz var ki...

    Aydın bir gazeteci, sözünün arkasında duran bir kadın..
    Fosforlu Cevriye
    Ankara Mahpusu
    Kara Kitap
    Çılgın Gibi

    Kitaplarını yazan yazarın birçok öyküsü ve köşe yazısı vardır. 3 yabancı dili olduğundan birçok çeviriler yapmıştır. Vatanını çok sevmiş aydın bir yazar olan Suat’ı hiçbir zorluk yıldırmamıştır.

    Sizlerde o döneme tanıklık ederek Suat Derviş ile tanışmak istiyorsanız mutlaka okumalısınız.

    Kitaplı günler dilerim.
  • #kitapyorumu
    #BırakmaEllerimi

    Türk filmi tadında romantik bir kitabın sonuna daha geldim. Bırakma Ellerimi kitabıyla ilgili söyleyeceğim o kadar çok söz var ki....
    Öncelikle ben sizlere okumanızı tavsiye edeceğim...
    Hikaye, kurgu, duygu geçişleri ve anlatım çok başarılıydı. Yazarın basılan ilk kitabı ve ilk kitap olduğunu hiç hissetmeden okudum. Kitabı okurken sadece okumakla kalmayıp karakterle birlikte duygulanıp, onlarla birlikte güldüm.

    Kitabın konusunda Elif ve Toprak birlikte büyümüş ve birbirlerinin ilk aşkıydı. Evlenmişler ve başlarda normal giden evlilikleri 2 yıl sonra Toprak’ın herhangi bir neden belirtmeden ayrılmak istemesiyle son bulmuştu. Elif ayrılığı kabul edemese de doğum gününde boşanmasıyla acı gerçekle yüzleşti.

    Elif kendi ayakları üzerinde durmak için Ankara’dan İstanbul’a taşınır ve bir mimarlık şirketinde çalışmaya başlar.

    İstanbul’daki hayatında bakalım 🤔 Elif’i neler bekliyor??

    Elif ve Toprak neden ayrıldılar?
    Elif eski kocasını unutabilecek mi?
    Toprak karısından ayrıldığı için pişman mı?
    Elif’in hayatındaki değişikler neler olacak?
    Toprak adı her geçtiğinde Elif neler hissedecek?
    Elif’e yıllar sonra doğum gününde hazırlanan süpriz ne?

    " Mantığında, duygularında 'Evet ' ise peşinden gitmelisin. Ama ' Hayır 'cevabını veriyorsan o zaman onu tamamen hayatından çıkarmalısın. Belkiler senin için zaman kaybından başka bir şey değildir. Ve zaman beklemez akıp gider. ''

    Ve daha birçok sorunun cevabı “Bırakma Ellerimi” kitabının sayfalarında..

    Ayşegül Çiçekoğlu sadece yazmakla kalmayıp kalemini konuşturuyor. Kitabın her karakterin ağzından okur ile buluşması kurguyu ve akıcılığı mükemmel yapmış. Tebrikler Ayşegül Çiçekoğlu

    Puanım 10/10
  • İnanç, bilgiler deposudur. Bilgi, kanıtlanmış inançtır. Bir de bunlara sadece benzeyen İnanma İsteği var. Diyelim ki biz dev bir dağın bu eteğindeyiz. Dağın diğer tarafında ne var diye düşünüyoruz. İnanç bize bildiklerimizden yola çıkıp şunları söyletir: Aynı burası gibi köy var, deniz var, gelişmiş bir şehir var, çöl var, bir dağ daha var vs. Bilgi, dağın diğer tarafına gidip gördükten sonra ispatlanan manzaradır.

    Uzaylılar / U.F.O'lar ne İnanç ne de Bilgi. İnsanların İnanma İsteği'nden gelen bir kuram, bir mitoloji. Dağın bu yakasında su kıtlığı yaşayan halkın, dağın diğer tarafında su olduğuna İnanma İsteği gibi bir şey. Hatta bir din ve ideoloji.

    Piramitler, Stonehenge, Nazca çizimleri gibi yüzde yüz insan yapımı eserleri "uzaylılara" izafe etme eğilimi, evrende yalnız olmamaya İnanma İsteği nereden geliyor? Benim araştırmalar sonucunda vardığım şu: 2. Dünya Savaşı sonrası, Tanrı'dan beklenen kitlesel yardım gelmeyince, 1947'de UFO / Uzaylı çılgınlığı başlıyor. İnsanın geriliğine ve vahşetine engel olacak, atom bombası atmasını engelleyecek, doğaya ve evrene verdiği zararı durduracak bir İnanma İsteği haklı olarak doğuyor.

    Dünyanın 5000 yıllık yazılı tarihinde üç gün ordan beş gün şuradan toplayıp bakınca, en fazla 300 yılın barış içinde geçtiğini görüyoruz. Avrupa'nın 2400 yılına bakınca 4 yıl savaşsız geçmiş. Doğa ise her vurduğunda düşüyoruz.

    Kıyametin yaklaşmasına inanç, Mesih / Mehdi gelişinin beklenmesi, insandan üstün form arayışları; bunlar aslında toplumsal birer çığlık.

    Erich Von Daniken'in dünyada yüz milyonlarca (aklımda doğru kalmışsa 600 milyon) satmış kitabı Tanrıların Arabaları​'nı görünce eskilere gittim. 94'te okumuştum... Çocuk heyecanları taşıyanlar için "güzel" bir yapıt...
  • Sizlere çok önemli bir adam ve çok önemli bir kitabı tanıtmak istiyorum: Vamık D. Volkan ve kitabı Kimlik Adına Öldürmek. Bu, her yerde bulunan ve ucuz bir kitap değil. Sevgili Serkan Hocam sağolsun bana güvendi ve kısa bir süre için emanet etti.

    Vamık Volkan, İngiliz tabiyetinde doğmuş bir Kıbrıs Türkü. Freud'un Psikanaliz ekolünden​gelen bir psikiyatrist​. Ankara Tıp, ABD ve İsrail Üniversitelerinde kariyer yaptı. Sigmund Freud Ödülünü​ aldı, Nobel Barış Ödülüne​ aday gösterildi.

    Elimdeki eseri psikoloji ve sosyoloji teması taşıyor. Faik Sabri Duran, İnsanlar Alemi kitabında, insanlığın ilkel dönemini yaşayan kabilelerden örnekler​ verir ve onların aynı adada yaşasa bile türlü işaretlerle kendilerini "diğerleri"nden ayırmak için neler yaptıklarını anlatır. Psikanalist Eric Ericson, Yalancı Türleşme adıyla bu durumu açıklıyor.

    Vamık Volkan, bu yaklaşımı, etnik, ulusal, dinsel ve ideolojik Geniş Grup Kimliklerine uyguluyor. Amacı, 11 Eylül saldırısı sonucu keskinleşen dünyaya, kitlesel trajedilere, barışçıl yollarla çözüm aramak.

    Vamık Volkan'ın Atatürk ile ilgili de bir eseri bulunmakta. Kendi alanında: Kozmik Kahkaha, Divandaki Düşmanlar, Fanustaki İnsanlar, Düşman ve Yandaş Edinme Gereksinimi gibi kitapları var.

    Vamık Volkan'ı araştırdıkça yeni şeyler buluyoruz. Bu kitabını da henüz yeni okumaya başladım. İleride bir paylaşım daha yapmak istiyorum...
  • "İçtiği VİSKİnin parasını işçiden almaya tenezzül edemeyecek kadar asil, lafını kimseden esirgemeyecek kadar cesur!" Bu söz Çetin Altan için söylenmiştir.

    Viski kitabını 1974'te tamamlamış; 1975'te yayınlamıştır. Elimdeki kitap da Bilgi Yayınevi'nin yaptığı ilk baskı. (Buradan değerli sahaf Kurtuluş Ağabey'ime selam olsun...)

    Le Figaro “Acıyla mizahı karşı karşıya getirme ustalığına sahip bir yazarın romanı” olarak duyurmuş bu eseri. Kaba sabalığın, yasa tanımazlığın, biyolojik ve psikolojik baskının her türünü, gerçek ötesi ama gerçekçi bir kurguyla anlatmış.

    Okuduğum en karanlık ama en roman romanlardan biri oldu...
  • "...adam, içine kapanık duran, bir bakıma kaşar kumarcıyı, bir bakıma beş çocuklu küçük bir memuru andıran; bir bakıma da sucuk gibi, ince zarla çevriliymiş duygusu veren, karışık bir tip.

    Acaba hangi pavyondan tanıyorum bu adamı, diye düşündüm bir an. Kaşlarını yukarı kaldırdı mı, belki kırk çizgi sıralanıyor alnına. Alın değil, plak mübarek! Koy pikaba, çalsın sana "çıkmam Allah etmesin bir daha çıkmam meyhaneden"i veya "cihar attım şeş oynadım"ı..."

    Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil yalnızca şiir yazmamış, güldürü yazıları da kaleme almış bir yazar. Bıyıklar Konuşuyor kitabı da onun mizah yazılarını toplamış.

    Aziz Nesin keşfedip elini tutmasa ve dergide yayınlamasa unutulup gidecekler... Kısa ve eğlenceli okumaları sevenlere...
  • Eric Berne (1910-1970); psikoterapide ve özellikle evlilik terapisinde önemli yer eden bir kuram geliştirmiştir. İnsanların aile içi ve sosyal davranışlarını anlamakta onun kuram ve terimleri önemsenir.

    Birbiriyle sorun yaşayanların Ego yapısını ve iletişimde kullandıkları fazları teknik olarak anlamak için, Berne'ün Transaksiyon kuramı içinde Yapısal Analizi çok aydınlatıcı:

    Exteropsychic - Neopsychic - Archeopyschic Ego Durumları, terapistin eşler, analizanlar arasında ilk anlaması gereken iletişim düzeyi.

    FREUD'un psikanaliz ekolünden gelen Eric Berne, insana bakışta libidal merkezli etkiyi ve istisna da olsa mazoşist eğilimi es geçmiyor.

    Kendini, eşini ve insan denen meçhulü tanımak isteyenlere öneririm...

    NOT: Bizim edebiyat dünyamızın önemli bir yazarının, özellikle "oyun" kavramında Eric Berne'den ve bu kitabından etkilendiğini fark ettim. Belki ileride paylaşırım...
  • Yaşayan İslam'ın bilinçaltında kadın fazla şehevî, entrikacı, hilebaz, korkulası bir şey. Bunun için kadının özgürlük ve sorumluluğu kendine bırakılmaz. Erkeğin erkeğe karşı sorumluluğunda nesnedir. Seçimleri, alanları, sosyal tutumu, hatta giyim kuşamı bile erkeklerce belirlenir.

    İran'da halk düzeyinde, Suudiler'de devlet düzeyinde geç kalmış bir uyanış başladı. Türkiye, büyük insan Atatürk ile yüz yıl önce üzerinden attığı sorunlara yeniden dönüp saplandı.

    Modern devlete geçişte bizim coğrafyamızda din adamları kadının ortak alan ve bilgiye erişimi konusunda çok gürültü çıkarttılar. Batı'ya öykünmekten sözde korku duydular.

    Oysa Batı'nın modernizminde evrim bizdekinden farklı yürüdü. Onlarda devlet dinle / kiliseyle boğuştu. İçerik değişikliği onları bir şeylere mecbur bıraktı.

    Bizde devlet yoksa din de yoktur. Şeklen yaşanan değişimler içeriği hazırladı. Tartışmayı uzatmak, inancı hayatın gerisinde bırakmakla eş anlamlı hale geldi.

    Fetna Ayt Sabbah, konunun sosyolojik ve kültürel boyutuna pek girmeden, zengin bir edebiyat ve teoloji birikimine başvurup anlamlı bir kitap yazmış. Okumalı...
  • Haklı olduğunuz halde özür dilemek zorunda kalıyor musunuz? Size mutluluk veren şeyleri fark edip, onu bir koşul öne sürerek ortadan kaldırmakla tehdit eden biri var mı? Yaptığınız bir hata ya da samimi bir itiraf, asla kapanmıyor hep koz olarak kullanılıyor mu?

    İçinde olduğunuz ilişki, gücünü manevi bağlılık, sevgi gibi pozitif değerlerden çok, mecburiyet, gözdağı, yaptırıma maruz kalmak gibi kaygılardan alıyor mu? Bir isteğini yerine getirmezseniz, kendine zarar vermekten söz eden biri var mı?

    Öyleyse duygusal şantaj altındasınız demektir... Bu tip insanlara ailede, evde, iş yerlerinde, arkadaşlar arasında rastlanır...

    Susan FORWARD, ciddi satış oranlarına ulaşmış Duygusal Şantaj yapıtında yılların birikimini okura taşıyor. Duygusal Şantajcıyı tanımanın ve onunla başa çıkmanın yollarını anlatıyor.

    Fakat dikkatle okumalı; haklı ve çok doğal bir beklentiyi, pozitif bir uyarıyı, akla yatkın bir isteği "şantaj" ile karıştırmamak gerek...
  • İnsan beyni, adeta amatör bir iç psikolog gibi çalışıp, kişinin olaylar üzerinde kendi benliğini koruyucu görev yürüttüğü biliniyor.

    Kendini her koşulda haklı çıkarma, sorumluluktan kaçınma, bahane üretme, bilinçaltına bastırma, gerçekliği reddetme, akılsallaştırma gibi yöntemleri çoktur.

    Bu savunmalar içinde, dünyanın belli bir sosyal dengesi ve tanrısal bir adalet olduğu hayalini üreten korkak psikolojimiz var. Bunu tatmin edici yollardan biri de, doğal afetlere getirilen "açıklama"lardır.

    99 İzmit, 2011 Van depreminin ardından, dini çevreler "fuhuş yapıldığı için bela geldi" diyerek, bebeklere dek insanların öldüğü bir felaketi, korkak psikolojiyi yatıştırmak için kullanmışlardır.

    Dünyada en çok porno filmin çekildiği ve fuhuş yapılan yer olan San Fernando Vadisi'ne neden "Tanrı'nın" "müdahalesi" gitmez, bilen yok...
    ~
    Dünyanın güvenli, adil, herkesin hak ettiği cezayı bulduğu bir yer olarak hayal eden insan ruhu, bir doğal felakette bebeklerin, masum insanların öldüğüne bir türlü inanmak istemez. Bunun için beyninin AHLÂKSIZ bölümünü harekete geçirir. Gereksinim duyduğu yatıştırıcıyı alır...

    Cordelia FİNE, Beynimiz Nasıl Çarpıtıyor / Nasıl Kandırıyor? alt başlığında yazdığı Başına Buyruk Beyin kitabında, diğergamlığını / empati yeteneğini geliştirmek ve Kendini Bil sözünün anlamını geliştirmek isteyenlere yepyeni bir kapı açmış...