Kitap İncelemeleri En çok paylaşılan kitap incelemeleri

Aysel, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
08 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

Bazen sözün bittiği yere geliriz ya hani. Nefesimiz kesilmiş, kullanacağımız tüm cümleler aklımızdan uçup gitmiş, alfabe silinmiş gibi.. İşte bugün böyleyim. Sitenin haline, sizin halinize, Türkiye`nin haline üzülüyorum. Ama ne deyip, nasıl teselli edeceğimi bilemiyorum. Ağzımı açıyorum ve yeri doldurulamaz boşlukla karşılaşıyorum. Acının bıraktığı o ufacık bir o kadar da ne ile doldurulsa da dolmayacak boşluk ile...

Her millet, millet/ vatan ola bilsin diye bir çok badireler atlatmıştır. Atlatıyor da.. Şimdi üzerine gururla bazense öfkeyle, kimi zaman farkında bile olmadan bastığımız toprak uğruna binlerle kanlar akmıştır. Bu topraklar sudan çok kan ile beslenmiştir.. Türk olmak bu demek galiba. Bir acıyı unutmadan yine aynı lafı gevelemek "Vatan başın sağolsun.."

Gel gelelim ki, kitabı okuduğum gün de manidarmış. Bilmiyordum.. Kitap, 2010 yılında hizmet ettiği ordudan ermeni askeri birliğine tek başına girip bazılarının 40, bazılarının 45, bazılarının ise daha çok dediği düşmanı (tabii iş kahramanlık olunca 140 bile deniyor), kendi geliştirdiği yöntemlerle öldüren Milli Kahraman Mübariz İbrahimov`un çatışma anından bahs ediyor. Ölüsünden bile korktukları kahramanın ellerini bağlamış, cesedini de vermek istememişlerdi.

Mübariz`in ölümünden önce ailesine yazdığı mektubu paylaşmak istiyorum..
Keşke hepimiz onun gibi başı dik ola bilsek..

Canım annem!
Canım babam!
Beni merak etmeyin, özlemeyin.
İnşallah Cennet'te görüşürüz!
Benim için bol-bol dua edin. Vatanın bu haline yüreğim dayanmıyor. Allah aşkı için, vatan aşkı için bunu yapmak zorundayım, ki yüreğim bir nebze de olsa soğusun. İnşallah şehit oluncaya dek bu şerefsizlerin üzerine yürüyeceğim. Şehit olursam üzülmeyin, aksine sevinin ki o zirveye ulaştım!
Allah büyüktür!
VATAN SAĞOLSUN!
Hakkınızı helal edin.

Oğlunuz Mübariz...

Her şey Vatan için! Başınız sağolsun.. Başımız sağolsun..

Inci DERYA, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
04 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Zaur USTAC-ın "Oriyentir Ulduzu" povesti yeniyetmə və gəncləri vətənpərvərlik ruhunda tərbiyə etməkdə, yuxarı sinif şagirdləri üçün çalışmalarla birlikdə tərtib olunmuş yeganə və əvəzolunmaz sinifdən xaric oxu vəsaiti olmaqla bərabər əsgərlər üçün də dəyərli taktiki-döyüş hərəkətləri dəqiq təsvir olunmuş maraqlı bədii dildə yazılmış vəsait kimi qiymətlidir. Onun ən əsas dəyəri Türk Dünyasının qəhrəman oğlu Mübariz İbrahimova həsr olunmasıdır. Məncə ilk cümlələrdən əsərin peşəkar hərbiçi-yazar qələmindən çıxdığı hiss olunur. Çağdaş ədəbiyyatımızın ən vacib mövzuda - hərbi vətənpərvərlik mövzusunda - ən qiymətli incisidir....

M. ZAUR, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
08 Kas 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Asger heyatindan behs eden bir bashqa eser ... herb heyatinin bir - nece gununu gozler onunde canlandiran bir hikaye.... mwmmkwn qeder oldugu kimi ve ya nece ola biler realliga yaain bir sepkide qeleme alinib... Peshekar herbici-yazar qeleminden cixdigi ilk setirlerdece hiss olunur....

Hüseyin DEMİR, Louis Braille'yi inceledi.
 10 May 23:16 · Kitabı okudu · 5 günde · Puan vermedi

Hocam Bu Kördür Yolu Bilmez
Üniversite ilk yıllarım. Sene 2009… Topluma hizmet dersi kapsamında körler okuluna gideceğimiz söylendi. Normal adıyla Gaziantep GAP Görme Engelliler Ortaokuluna. İlk olarak istemedim. Sonuçta dersine gireceğiniz sınıf görme engellilerden oluşan bir sınıf. İsteksiz olma sebebim o duygu atmosferini, bünyemin kaldırmayacak olmasıydı. İsteksiz de olsam gitmek zorundaydım. Hocamızla konuştuğumuzda ders vermek için değil onlara akşamları kitap okumak için gideceğimizi söyledi. Biraz daha ısındım. Netice görme engelli kardeşlerimize sevecekleri bir kitap okumak, uzaktan bakınca kulağa çok güzel geliyordu. Ama hala korkularım beni esir almıştı.

Kendimin kör olduğunu düşünmeye başladım. Ufacık bir sorunda bile hayata isyan eden ben… Acaba gözlerim görmese neler yapardım? Muhtemelen hayattan hiçbir zevk almazdım. Hayata küserdim. Daha da içime kapanırdım. Kapkaranlık dünyamda kimse de olmazdı. Kolay bir şey değil ki düşünsenize bundan sonra hiçbir şey görmeyeceksin.

Bu duygular içinde körler okuluna gittim. Çok güzel bir okul yapmışlar. Hemen idare ile görüştüm. Gireceğim sınıfı öğrenip sınıfı aramaya koyuldum. Tenha bir koridorun en sonundaki sınıf, yavaş yavaş ama aynı zaman baya bir heyecanlı şekilde sınıfa doğru yürümeye başladım. Sınıfın kapısına geldim. Derin bir nefes aldım. “Ya Allah Bismillah” deyip içeri girdim. O anki durumu ve duygularımı anlatmanın imkânı yok. Ama o günden bana kalan tek şey büyük bir şok dalgası yaşadığım oldu. Karşımda hayata küsen çocuklar değil. Bilakis hayatla tamamen barışık ve enerjileri dolu dolu çocuklar gördüm. Karşımdaki gözler capcanlı halde bana bakıyordu. Hemen benimle muhabbete başladılar. Neden bu kadar geç geldiğimi ne zamandan beri beni bekledikleri sordular. Ben ise şaşkın bir halde onları dinliyordum. Aynı zamanda karşımda ilk defa bu kadar görme engelli kişiyi görünce onları inceleme gereği duymuştum. O an içlerinden biri çok açık bir şekilde: “ Hocam, valla çişim geldi. Eğer gitmesem altıma edeceğim. İzin verir misiniz?” diye sordu. Bende hemen, tabi canım gidebilirsin, dedim. Ön sıralarda oturan başka öğrenci: “Hocam bu arkadaş kördür. Yolu bulamaz bende ona yardımcı olayım.” dedi. O an sınıf gülmeye başladı. Ben de istemsiz bir şekilde: “Oğlum arkadaşınla alay etme.” diyeceğim esnada aklıma geldi. Benim dışımda herkes kördü. Ve karşımdaki çocuklarda durumlarını çok güzel kabullenmiş ve güzel bir hayat yaşıyorlardı. Tüm sınıf gülerken ben artık kitap okumaya başlayalım dedim. Öğrenciler hep birlikte hocam ne gerek var zaten bilgisayardan dinliyoruz dediler. Evet, güzel bir uygulama olmuştu. Kitaplar seslendiriliyor ve öğrenciler oradan istekleri kitabı dinleyebiliyordu. O zaman size ders anlatayım dedim. Bir konuyu anlamadık zaten hocam bize anlatın dediler. Tam anlatmaya başlayacağım. Aklıma bir şey takıldı. Ya ben not aldırmadan nasıl dersi anlatacağım. Bir öğrenci hemen yardımıma koştu. “Hocam defterleri çıkaralım mı?” “Evet” dedim çaktırmadan. “Çıkarın defterleri.” ama hala aklımda aynı soru: “ Yahu neye nasıl yazacak bu çocuklar?” o an hiç beklemediğim bir şey oldu. Herkes sırasının altından kahve renkli, üzerinde delikler olan, plastik kutuya benzer bir şey çıkardı. İçini açtılar; kutunun içine beyaz, kalın bir kâğıt yerleştirdiler. Ellerine yine sıranın altından ucu iğne, sapı ise kahverengi topaç şeklinde bir alet çıkardılar. Aleti avuçlarına yerleştirdiler. Aleti de ilk deliğe koyup beklemeye başladılar. Merakla ne yapacaklarını bekliyordum. “Sıfatlar” dedim. Herkes iğneyi plastik kutunun içindeki deliklerden kâğıda batırmaya başladı. Benim ağzımdan kelimeler çıktıkça öyle ciddi ve hızlı deliyorlardı ki kâğıdı, sadece onları izliyordum. İçimden “Bu ne ya?” dedim. “Çocuklara eziyetten başka bir şey değil bu.” Daha sonra bir öğrenciye yazdırdıklarımı oku dedim. Öğrenci plastik kutuyu açtı. İçinden beyaz kâğıdı çıkardığı ters çevirip masanın üzerine yerleştirdi. Kâğıdın ters tarafı iğne deliklerinden kabarmıştı. O kabaran yerlerine parmakları sürdü. Ve okumaya başladı. Tamamen okudu cümlemi. Bir süre öyle durdum. Sonra gelin dersi boş verin sohbet edelim dedim. Hayatımın en güzel sohbetlerinden birini yaptık.

Bu kitabı okuduktan sonra keşke dedim o gün çocuklara yazdırtılmaktan vazgeçmeseydim. Çünkü kitapta “Louis Braille” gözleri sağlamken birden nasıl kör olduğunu ve bu sözünü ettiğim yazma şeklini bulmasını anlatıyor. “Louis Braille” yazı yazmamanın ve kitap okuyamamayı o kadar dert etmiş ki. Daha ortaokul öğrencisi olduğu zamanlarda kabartma alfabesini bulmuş. Louis Braille’nin hayatını okurken öğrendiğim en güzel şey ise kitap okumak ve yazı yazmak ancak kaybedince herhâlde önemini anlayacağımız şeyler. Aslında o iğne ve o plastik o çocuklarda olmasa büyük bir eksiklik olacaktı onlar için. Benim eziyet dediğim şey onlar için nimetti aslında. Hayatımızdaki nimetlerin şükrüne varmak dileğiyle. Kesinlikle okumamız ve çocuklarımıza okutmamız gereken bir kitap. ( Ayrıca çocuklarımıza kitapları okuttuktan sonra onları karşımıza alıp kitap üzerine sohbet etmezsek kitabın çok faydası olacağını düşünmüyorum.)

Okulda birkaç hafta böyle çok eğlenceli geçti. Neredeyse onların kör olduklarını bile anlamıyordum. Benden hiçbir farkları yoktu. Her yere tek başlarına gidebiliyorlardı. Normal öğrencilerden daha fazla yaramazlık yapıyorlar. Yine aralarından baya başarılı öğrenciler çıkıyordu. Öğrenciler uzun zamandır maç yapalım diyordular. Ben de tamam dedim. Keşke demez olaydım. Bir sonraki hafta erken geldim. Zaten erken geleceğim dediğim için hepsi beni kapıda bekliyordu. Takımlar kurulmuştu. Hiç beklemeden maça başladık. O an fark ettim. Karşımdakilerin kör olduğunu ve hiçbir şey görmediğini. Çünkü her şeylerinin normal olduğuna alışmıştım. Maçında normal olacağını sanıyordum. Fakat öyle olmadı. Kimse kahrolası topun nereye gittiğini görmüyordu. Herkes sadece koşuyordu. Top benim ayağıma geliyordu. Bana doğru gelen kimse olmuyordu. O an fark ettim. Aslında top ayağımdayken gol diye bağırsam bizim takım gol diye sevinecek. Rakip takım gol yedik diye üzülecek. İstemsiz bir eylemle gözlerimden yaşlar süzüldü. Topa hafifçe vurdum. Bende koşmaya başladım. O maçta hayatımda hiç unutmayacağım iki sahne yaşadım. İlki top bir öğrenciye doğru geliyordu. Kendine gelen topu fark etti. Topa vurmak için sol tarafına hamle yaptı. Oysa top sağ tarafından geçip gitti. Ayağı boşa havaya kalkınca yere yuvarlandı. Hemen kafasını bir sağa bir sola çevirip topu aradı. Oysa top çok uzağındaydı. Gözlerimdeki yaşlara engel olamadım. Diğer sahne ise bir öğrenci gelip topa sert bir şekilde vurdu. Top ilerideki ağaçların arasına gitti. Kaleci hemen fırladı topu almak için. Topun ters tarafına gitti. Elleriyle dokunup her yere top var mı diye bakıyordu. Bende arkadan onu izliyordum. O an anladım zaten o topu bulamayacaktı. Bekledim belki bulur diye ama yok bulmadı. Gözerimden yaşlar istemsiz şekilde süzülme değil boşalmaya başladı bu sefer. Hem de şiddetli bir şekilde. Gidip topu kendim alıp önüne doğru attım. Benim attığımı fark etmedi bile. Elleriyle başını kaşıdı geri dönüp sahaya geldi. O lanet maç bitti. O günden sonra bir daha o okula gitmedim. Gidemedim. Hiçbir zamanda onun o topu çaresizce araması gözümün önünden gitmedi.

Tunc Ay, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
15 Eki 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Okudum, mudhish bir hikaye.... Mehz bu hikayeni okuyandan sonra bir daha emin olursan ki, ne qeder yer ayaqimiz altindadir, goy bashimizin ustundedir ve qehraman Turk ogullar var bu yuca millet var olacaq... yagilar da hemishe qan qusacaqlar, nece ki qusurlar...

Osman FATEH, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
09 Kas 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Mübariz, Mübariz Babalar da adı verende çok düşünmüşlər.... - Mübariz asil bir Kahraman!!! - onun haqqında ne kadar yazılsa da onun etdikleri yanında bir heç kalar.... faqat men bu küçücük hikayeni okumakdan doyamadım xüsusen Çanakkelenin anlatılması, Seyit Mehmet Çavuşun anılması zövq verdi... kururlandırdı Beni.....- demek biz bir tek miletiz coörafimiz geniş.......babalara layiq olmalıyıq......

Vuqar ASGER, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
10 Kas 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Mən deyərdim ki, Azərbaycan Ədəbi nümunələrinin içində bu kiçik povestlə bərabər tutula biləcək ikinci bir hekayə belə yoxdur--- nəinki povest və roman- əlbətdə söhbət müasir əsgər həyatından, döyüş mövqelərindən bəhs edən əsərlərdən gedir... Bir az müəllifin "Uzaq sahillərdə" - dən təsirləndiyin düşünmək olardı.... ancaq postdakı hadisələr, komandalar, postun özü elə təsvir edib ki, oxuyanda adamda belə təsəvvür yaranır ki, sanki müəəlif də hadisələr boyu Mübarizlə bir yerdə olub, sağ qalıb sonra bu yazını qələmə alıb- bu qədər reala yaxın təbii alınıb....

Emre İBRİ, Şeker Portakalı'ı inceledi.
11 Mar 16:25 · Kitabı okudu · 11 günde · Puan vermedi

Ben bu kitabı okumadan önce Sevgili Öğretmenim Hüseyin Hocam ve Sevgili Arkadaşım Yusuf'a kitabın nasıl olduğunu onlara sordum ikiside bana kitabı okurken duygulanacağımı ve çok seveceğimi söylediler bende bu kitabı satın alıp okumaya başladım daha kitabı elime alır almaz kitabın güzel bir kitap olduğunu anladım. Kitabı okuyunca resmen kendimi kitabın içinde zannettim sanki o küçük Zeze bendim. Kitabı okurken birçok yerinde ağlamamak için kendimi zor tuttum. Kitapta unutamadığım yerlerin çoğu Zezenin yediği dayaklardı. Eğer ki ben Zezenin yerinde olsaydım hiç bu kadar dayağa ve yaşadığı acılara hiç katlanamazdım. Lafın kısası herkese tavsiye ediyorum çok güzel bir kitap.

ulvi ziya, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
14 Eki 2015 · Kitabı okumayı düşünüyor · Beğendi · 10/10 puan

ela kitabdir mutleq oxuyacam! calishmalar daha cox xoshma geldi. mence butun mektebliler bu kitabi oxumali, calishmalar uzerinde dushunmelidir ..men bu kitabi hele indi birinci defe elime alib vereqledim. alternativ kitabla hele rastlashmamisham.

Cavid Necefov - Azer oglu, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
11 Kas 2015 · Kitabı okuyor · Beğendi · 10/10 puan

Mən bu kitabı "okudum" deyə qeyd edib bir tərəfə qoya bilmirəm; özümlə getdiyim her yerə götürür, seferlerdə yolda okur, iş başında hemişə masamın üstə olur.... boş vaxt olan kimi açır okuyuram... bu sebebden ben bu kitabi okudum deye qeyd ede bilmirem ve etmiyecem ben bunu okuyurum...