Kitap İncelemeleri En çok paylaşılan kitap incelemeleri

Aysel, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
08 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

Bazen sözün bittiği yere geliriz ya hani. Nefesimiz kesilmiş, kullanacağımız tüm cümleler aklımızdan uçup gitmiş, alfabe silinmiş gibi.. İşte bugün böyleyim. Sitenin haline, sizin halinize, Türkiye`nin haline üzülüyorum. Ama ne deyip, nasıl teselli edeceğimi bilemiyorum. Ağzımı açıyorum ve yeri doldurulamaz boşlukla karşılaşıyorum. Acının bıraktığı o ufacık bir o kadar da ne ile doldurulsa da dolmayacak boşluk ile...

Her millet, millet/ vatan ola bilsin diye bir çok badireler atlatmıştır. Atlatıyor da.. Şimdi üzerine gururla bazense öfkeyle, kimi zaman farkında bile olmadan bastığımız toprak uğruna binlerle kanlar akmıştır. Bu topraklar sudan çok kan ile beslenmiştir.. Türk olmak bu demek galiba. Bir acıyı unutmadan yine aynı lafı gevelemek "Vatan başın sağolsun.."

Gel gelelim ki, kitabı okuduğum gün de manidarmış. Bilmiyordum.. Kitap, 2010 yılında hizmet ettiği ordudan ermeni askeri birliğine tek başına girip bazılarının 40, bazılarının 45, bazılarının ise daha çok dediği düşmanı (tabii iş kahramanlık olunca 140 bile deniyor), kendi geliştirdiği yöntemlerle öldüren Milli Kahraman Mübariz İbrahimov`un çatışma anından bahs ediyor. Ölüsünden bile korktukları kahramanın ellerini bağlamış, cesedini de vermek istememişlerdi.

Mübariz`in ölümünden önce ailesine yazdığı mektubu paylaşmak istiyorum..
Keşke hepimiz onun gibi başı dik ola bilsek..

Canım annem!
Canım babam!
Beni merak etmeyin, özlemeyin.
İnşallah Cennet'te görüşürüz!
Benim için bol-bol dua edin. Vatanın bu haline yüreğim dayanmıyor. Allah aşkı için, vatan aşkı için bunu yapmak zorundayım, ki yüreğim bir nebze de olsa soğusun. İnşallah şehit oluncaya dek bu şerefsizlerin üzerine yürüyeceğim. Şehit olursam üzülmeyin, aksine sevinin ki o zirveye ulaştım!
Allah büyüktür!
VATAN SAĞOLSUN!
Hakkınızı helal edin.

Oğlunuz Mübariz...

Her şey Vatan için! Başınız sağolsun.. Başımız sağolsun..

Inci DERYA, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
04 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Zaur USTAC-ın "Oriyentir Ulduzu" povesti yeniyetmə və gəncləri vətənpərvərlik ruhunda tərbiyə etməkdə, yuxarı sinif şagirdləri üçün çalışmalarla birlikdə tərtib olunmuş yeganə və əvəzolunmaz sinifdən xaric oxu vəsaiti olmaqla bərabər əsgərlər üçün də dəyərli taktiki-döyüş hərəkətləri dəqiq təsvir olunmuş maraqlı bədii dildə yazılmış vəsait kimi qiymətlidir. Onun ən əsas dəyəri Türk Dünyasının qəhrəman oğlu Mübariz İbrahimova həsr olunmasıdır. Məncə ilk cümlələrdən əsərin peşəkar hərbiçi-yazar qələmindən çıxdığı hiss olunur. Çağdaş ədəbiyyatımızın ən vacib mövzuda - hərbi vətənpərvərlik mövzusunda - ən qiymətli incisidir....

M. ZAUR, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
08 Kas 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Asger heyatindan behs eden bir bashqa eser ... herb heyatinin bir - nece gununu gozler onunde canlandiran bir hikaye.... mwmmkwn qeder oldugu kimi ve ya nece ola biler realliga yaain bir sepkide qeleme alinib... Peshekar herbici-yazar qeleminden cixdigi ilk setirlerdece hiss olunur....

Osman FATEH, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
09 Kas 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Mübariz, Mübariz Babalar da adı verende çok düşünmüşlər.... - Mübariz asil bir Kahraman!!! - onun haqqında ne kadar yazılsa da onun etdikleri yanında bir heç kalar.... faqat men bu küçücük hikayeni okumakdan doyamadım xüsusen Çanakkelenin anlatılması, Seyit Mehmet Çavuşun anılması zövq verdi... kururlandırdı Beni.....- demek biz bir tek miletiz coörafimiz geniş.......babalara layiq olmalıyıq......

Tunc Ay, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
15 Eki 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Okudum, mudhish bir hikaye.... Mehz bu hikayeni okuyandan sonra bir daha emin olursan ki, ne qeder yer ayaqimiz altindadir, goy bashimizin ustundedir ve qehraman Turk ogullar var bu yuca millet var olacaq... yagilar da hemishe qan qusacaqlar, nece ki qusurlar...

Hüseyin DEMİR, Louis Braille'yi inceledi.
 10 May 23:16 · Kitabı okudu · 5 günde · Puan vermedi

Hocam Bu Kördür Yolu Bilmez
Üniversite ilk yıllarım. Sene 2009… Topluma hizmet dersi kapsamında körler okuluna gideceğimiz söylendi. Normal adıyla Gaziantep GAP Görme Engelliler Ortaokuluna. İlk olarak istemedim. Sonuçta dersine gireceğiniz sınıf görme engellilerden oluşan bir sınıf. İsteksiz olma sebebim o duygu atmosferini, bünyemin kaldırmayacak olmasıydı. İsteksiz de olsam gitmek zorundaydım. Hocamızla konuştuğumuzda ders vermek için değil onlara akşamları kitap okumak için gideceğimizi söyledi. Biraz daha ısındım. Netice görme engelli kardeşlerimize sevecekleri bir kitap okumak, uzaktan bakınca kulağa çok güzel geliyordu. Ama hala korkularım beni esir almıştı.

Kendimin kör olduğunu düşünmeye başladım. Ufacık bir sorunda bile hayata isyan eden ben… Acaba gözlerim görmese neler yapardım? Muhtemelen hayattan hiçbir zevk almazdım. Hayata küserdim. Daha da içime kapanırdım. Kapkaranlık dünyamda kimse de olmazdı. Kolay bir şey değil ki düşünsenize bundan sonra hiçbir şey görmeyeceksin.

Bu duygular içinde körler okuluna gittim. Çok güzel bir okul yapmışlar. Hemen idare ile görüştüm. Gireceğim sınıfı öğrenip sınıfı aramaya koyuldum. Tenha bir koridorun en sonundaki sınıf, yavaş yavaş ama aynı zaman baya bir heyecanlı şekilde sınıfa doğru yürümeye başladım. Sınıfın kapısına geldim. Derin bir nefes aldım. “Ya Allah Bismillah” deyip içeri girdim. O anki durumu ve duygularımı anlatmanın imkânı yok. Ama o günden bana kalan tek şey büyük bir şok dalgası yaşadığım oldu. Karşımda hayata küsen çocuklar değil. Bilakis hayatla tamamen barışık ve enerjileri dolu dolu çocuklar gördüm. Karşımdaki gözler capcanlı halde bana bakıyordu. Hemen benimle muhabbete başladılar. Neden bu kadar geç geldiğimi ne zamandan beri beni bekledikleri sordular. Ben ise şaşkın bir halde onları dinliyordum. Aynı zamanda karşımda ilk defa bu kadar görme engelli kişiyi görünce onları inceleme gereği duymuştum. O an içlerinden biri çok açık bir şekilde: “ Hocam, valla çişim geldi. Eğer gitmesem altıma edeceğim. İzin verir misiniz?” diye sordu. Bende hemen, tabi canım gidebilirsin, dedim. Ön sıralarda oturan başka öğrenci: “Hocam bu arkadaş kördür. Yolu bulamaz bende ona yardımcı olayım.” dedi. O an sınıf gülmeye başladı. Ben de istemsiz bir şekilde: “Oğlum arkadaşınla alay etme.” diyeceğim esnada aklıma geldi. Benim dışımda herkes kördü. Ve karşımdaki çocuklarda durumlarını çok güzel kabullenmiş ve güzel bir hayat yaşıyorlardı. Tüm sınıf gülerken ben artık kitap okumaya başlayalım dedim. Öğrenciler hep birlikte hocam ne gerek var zaten bilgisayardan dinliyoruz dediler. Evet, güzel bir uygulama olmuştu. Kitaplar seslendiriliyor ve öğrenciler oradan istekleri kitabı dinleyebiliyordu. O zaman size ders anlatayım dedim. Bir konuyu anlamadık zaten hocam bize anlatın dediler. Tam anlatmaya başlayacağım. Aklıma bir şey takıldı. Ya ben not aldırmadan nasıl dersi anlatacağım. Bir öğrenci hemen yardımıma koştu. “Hocam defterleri çıkaralım mı?” “Evet” dedim çaktırmadan. “Çıkarın defterleri.” ama hala aklımda aynı soru: “ Yahu neye nasıl yazacak bu çocuklar?” o an hiç beklemediğim bir şey oldu. Herkes sırasının altından kahve renkli, üzerinde delikler olan, plastik kutuya benzer bir şey çıkardı. İçini açtılar; kutunun içine beyaz, kalın bir kâğıt yerleştirdiler. Ellerine yine sıranın altından ucu iğne, sapı ise kahverengi topaç şeklinde bir alet çıkardılar. Aleti avuçlarına yerleştirdiler. Aleti de ilk deliğe koyup beklemeye başladılar. Merakla ne yapacaklarını bekliyordum. “Sıfatlar” dedim. Herkes iğneyi plastik kutunun içindeki deliklerden kâğıda batırmaya başladı. Benim ağzımdan kelimeler çıktıkça öyle ciddi ve hızlı deliyorlardı ki kâğıdı, sadece onları izliyordum. İçimden “Bu ne ya?” dedim. “Çocuklara eziyetten başka bir şey değil bu.” Daha sonra bir öğrenciye yazdırdıklarımı oku dedim. Öğrenci plastik kutuyu açtı. İçinden beyaz kâğıdı çıkardığı ters çevirip masanın üzerine yerleştirdi. Kâğıdın ters tarafı iğne deliklerinden kabarmıştı. O kabaran yerlerine parmakları sürdü. Ve okumaya başladı. Tamamen okudu cümlemi. Bir süre öyle durdum. Sonra gelin dersi boş verin sohbet edelim dedim. Hayatımın en güzel sohbetlerinden birini yaptık.

Bu kitabı okuduktan sonra keşke dedim o gün çocuklara yazdırtılmaktan vazgeçmeseydim. Çünkü kitapta “Louis Braille” gözleri sağlamken birden nasıl kör olduğunu ve bu sözünü ettiğim yazma şeklini bulmasını anlatıyor. “Louis Braille” yazı yazmamanın ve kitap okuyamamayı o kadar dert etmiş ki. Daha ortaokul öğrencisi olduğu zamanlarda kabartma alfabesini bulmuş. Louis Braille’nin hayatını okurken öğrendiğim en güzel şey ise kitap okumak ve yazı yazmak ancak kaybedince herhâlde önemini anlayacağımız şeyler. Aslında o iğne ve o plastik o çocuklarda olmasa büyük bir eksiklik olacaktı onlar için. Benim eziyet dediğim şey onlar için nimetti aslında. Hayatımızdaki nimetlerin şükrüne varmak dileğiyle. Kesinlikle okumamız ve çocuklarımıza okutmamız gereken bir kitap. ( Ayrıca çocuklarımıza kitapları okuttuktan sonra onları karşımıza alıp kitap üzerine sohbet etmezsek kitabın çok faydası olacağını düşünmüyorum.)

Okulda birkaç hafta böyle çok eğlenceli geçti. Neredeyse onların kör olduklarını bile anlamıyordum. Benden hiçbir farkları yoktu. Her yere tek başlarına gidebiliyorlardı. Normal öğrencilerden daha fazla yaramazlık yapıyorlar. Yine aralarından baya başarılı öğrenciler çıkıyordu. Öğrenciler uzun zamandır maç yapalım diyordular. Ben de tamam dedim. Keşke demez olaydım. Bir sonraki hafta erken geldim. Zaten erken geleceğim dediğim için hepsi beni kapıda bekliyordu. Takımlar kurulmuştu. Hiç beklemeden maça başladık. O an fark ettim. Karşımdakilerin kör olduğunu ve hiçbir şey görmediğini. Çünkü her şeylerinin normal olduğuna alışmıştım. Maçında normal olacağını sanıyordum. Fakat öyle olmadı. Kimse kahrolası topun nereye gittiğini görmüyordu. Herkes sadece koşuyordu. Top benim ayağıma geliyordu. Bana doğru gelen kimse olmuyordu. O an fark ettim. Aslında top ayağımdayken gol diye bağırsam bizim takım gol diye sevinecek. Rakip takım gol yedik diye üzülecek. İstemsiz bir eylemle gözlerimden yaşlar süzüldü. Topa hafifçe vurdum. Bende koşmaya başladım. O maçta hayatımda hiç unutmayacağım iki sahne yaşadım. İlki top bir öğrenciye doğru geliyordu. Kendine gelen topu fark etti. Topa vurmak için sol tarafına hamle yaptı. Oysa top sağ tarafından geçip gitti. Ayağı boşa havaya kalkınca yere yuvarlandı. Hemen kafasını bir sağa bir sola çevirip topu aradı. Oysa top çok uzağındaydı. Gözlerimdeki yaşlara engel olamadım. Diğer sahne ise bir öğrenci gelip topa sert bir şekilde vurdu. Top ilerideki ağaçların arasına gitti. Kaleci hemen fırladı topu almak için. Topun ters tarafına gitti. Elleriyle dokunup her yere top var mı diye bakıyordu. Bende arkadan onu izliyordum. O an anladım zaten o topu bulamayacaktı. Bekledim belki bulur diye ama yok bulmadı. Gözerimden yaşlar istemsiz şekilde süzülme değil boşalmaya başladı bu sefer. Hem de şiddetli bir şekilde. Gidip topu kendim alıp önüne doğru attım. Benim attığımı fark etmedi bile. Elleriyle başını kaşıdı geri dönüp sahaya geldi. O lanet maç bitti. O günden sonra bir daha o okula gitmedim. Gidemedim. Hiçbir zamanda onun o topu çaresizce araması gözümün önünden gitmedi.

ulvi ziya, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
14 Eki 2015 · Kitabı okumayı düşünüyor · Beğendi · 10/10 puan

ela kitabdir mutleq oxuyacam! calishmalar daha cox xoshma geldi. mence butun mektebliler bu kitabi oxumali, calishmalar uzerinde dushunmelidir ..men bu kitabi hele indi birinci defe elime alib vereqledim. alternativ kitabla hele rastlashmamisham.

Vuqar ASGER, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
10 Kas 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Mən deyərdim ki, Azərbaycan Ədəbi nümunələrinin içində bu kiçik povestlə bərabər tutula biləcək ikinci bir hekayə belə yoxdur--- nəinki povest və roman- əlbətdə söhbət müasir əsgər həyatından, döyüş mövqelərindən bəhs edən əsərlərdən gedir... Bir az müəllifin "Uzaq sahillərdə" - dən təsirləndiyin düşünmək olardı.... ancaq postdakı hadisələr, komandalar, postun özü elə təsvir edib ki, oxuyanda adamda belə təsəvvür yaranır ki, sanki müəəlif də hadisələr boyu Mübarizlə bir yerdə olub, sağ qalıb sonra bu yazını qələmə alıb- bu qədər reala yaxın təbii alınıb....

Sadettin TANIK, Dönüşüm'ü inceledi.
 14 Ağu 2015 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Franz Kafka'nın; böcek metaforu üzerinden, ana akımından ayrılana karşı, toplumun duyduğu hoşgörüsüzlüğü, dışlanmışlığı vurgulayan, herkes gibi olmak istemeyenlerin yaşadığı trajediyi anlatan, farklılıklara duyulan tahammülsüzlüğü gözler önüne seren şahane bir eseri. Herkesin okuması, kütüphanesinde bulundurması ve önermesi gereken bir klasik.

Emre İBRİ, Şeker Portakalı'ı inceledi.
11 Mar 16:25 · Kitabı okudu · 11 günde · Puan vermedi

Ben bu kitabı okumadan önce Sevgili Öğretmenim Hüseyin Hocam ve Sevgili Arkadaşım Yusuf'a kitabın nasıl olduğunu onlara sordum ikiside bana kitabı okurken duygulanacağımı ve çok seveceğimi söylediler bende bu kitabı satın alıp okumaya başladım daha kitabı elime alır almaz kitabın güzel bir kitap olduğunu anladım. Kitabı okuyunca resmen kendimi kitabın içinde zannettim sanki o küçük Zeze bendim. Kitabı okurken birçok yerinde ağlamamak için kendimi zor tuttum. Kitapta unutamadığım yerlerin çoğu Zezenin yediği dayaklardı. Eğer ki ben Zezenin yerinde olsaydım hiç bu kadar dayağa ve yaşadığı acılara hiç katlanamazdım. Lafın kısası herkese tavsiye ediyorum çok güzel bir kitap.

Hüseyin DEMİR, Saftirik Greg'in Günlüğü 5 - Ama Bu Haksızlık!'ı inceledi.
 19 Şub 03:34 · Kitabı okudu · 3 günde · 2/10 puan

Bu kitabı çocuklarınızdan uzak tutmanızı şiddetle tavsiye ediyorum...

On beş günlük kısa bir tatilin ardından tekrar eğitim-öğretim dönemi başladı. Tatilde sıraya koyduğum baya bir kitabım vardı. Fakat bu süre çok kısa olduğundan kitaplarımı bitiremedim. Bu sürenin bana yetmemesi ve kitaplarımı okuyamama baya üzüldüm. Çünkü okulların açılmasıyla beraber bir yoğunluğun içine gireceğimi biliyordum. Öyle de oldu bu yoğunluktan dolayı inceleme yapmak istediğim çoğu kitaba inceleme yapamadım. Aynı zamanda okullar açılınca kendi listemdeki kitaplardan daha çok öğrenciler ile beraber okuduğumuz kitapları okuyacağımı biliyordum. Hep beraber sınıf kitaplığımızda olan kitapları, hem okul içindeki okuma saatlerimizde hem de çoğu zaman evde öğrenciler ile beraber okuyoruz.

Son dönemlerde hem kitap evlerinde hem de hemen hemen tüm öğrencilerde gördüğüm kitap “Saftirik” serisiydi. Kitap baştan beri bana soğuk ve itici geldi. Öğrencilerimede hiçbir zaman tavsiye etmedim. Geçen gün birçok öğrencide yine bu seriyi görünce ciddi anlamda bir merak sardı beni. Bu öğrencilerin bu kitabı bu kadar sevmesinin ne olabilirdi? Hemen o an en yakınımda bulunan Emre ile bu konuda biraz sohbet ettik. Emre de 6. Sınıf öğrencisi o da “Saftirik” serisinin bütün kitaplarını hemen hemen okumuş. Kalanları neden okumadın diye sorduğumda: “Hocam siz kızdıktan sonra onu okumayı bıraktım.” dedi. (Oysa ben kızmamıştım, sadece "ben tavsiye etmiyorum" demiştim. Bir öğrenciye okuduğu kitap için kızmak hayatta isteyeceğim en son şeydir herhalde.) Peki, nasıl buldun sorusunu kendisine yönlendirdiğimde şöyle bir cevap verdi. “Hocam hayatımda daha önce bu kadar eğlenceli bir kitap okumamıştım." Sonra kızlardan birkaç kişiye sorunca onlarda hem çok rahat okunduğunu hem de çok eğlenceli olduğunu söylediler. Ben de bu kitap, sadece bizim okulda mı ya da sadece bizim şehrimizde mi bu kadar popüler diye ufak bir araştırma yaptım. ( Sadece bizim okulda popüler değildi. Hemen hemen şehrimizin tümünde popüler bir kitaptı. Çünkü Batman’daki bütün kitap evlerinde rafları süsleyen kitap saftirikti.) Biraz internetten satış rakamlarına baktım. Kitap serisinden sadece bir tanesi bile felaket rakamlara ulaşmıştı. Bu serinin de baya fazla kitaptan oluştuğunu düşünürsek kitap ülkemizde baya satılmış diyebiliriz. Ben de artık öğrencilerin bu kitapları neden bu kadar sevdiğini anlamak için bu kitabı okumalıyım diye düşündüm. Hemen yanımda bulunan Emre’ye okuduğu kitaplardan birini bana getirmesi söyledim. Kitap bir gün sonra elimdeydi, açıp okumaya başladım.

Bizim çocuk edebiyatı için belli başlı ölçütlerimiz vardır. Eğer elimizdeki kitap, bu ölçütlerin belli bir çoğunluğunu sağlıyorsa bu kitabı öğrencilerimize tavsiye ederiz. Örneğin kitap çocuğun ana dili gelişimine katkı sağlamalıdır. İçerisinde Türkçenin güzellikleri barındırmalıdır. Öğrencinin sözcük daracığını gelişilmelidir. Deyim ve atasözlerine yer verilmedir. Öğrenciye okuma alışkanlığı kazandırmalı ve edebi zevk uyandırmalıdır. Okuyucunun kitapta kendine ait bir şeyler hissetmesi sağlanmalı ve empati yeteneğini geliştirmelidir. Kendi ahlak ve kültürüne katkıda bulunmalı ve iyi davranışları benimsetmeye çalışmalıdır. Okuyucunun eğlenmesi sağlanmalıdır. Öğrencinin hayal dünyasını zenginleştirmelidir. Saftirik kitabını da kafamdaki bu ölçütlere göre değerlendirdim. Üzülerek belirtmem gerekir ki hiçbir ölçüte uyum sağlamayan bir kitap gördüm. Tamamen kendi kültürümüze yabancı, öğrencinin kendinden hiçbir şey bulamayacağı bir kitaptı. Tamamen Amerikan okul sistemi içinde büyüyen ve Amerikan kültürüne dayalı bir kitaptı. Kitapta anlatılan hayatlar ile ülkemiz arasında hiçbir bağ yok. Aksine tamamen kültürümüze yabancı ve aykırı unsurlar. Kötü davranışları özendirecek yaşantılar. Öğrencinin hayal dünyasını geliştirecek hiçbir bilgi mevcut değil.

Öğrenciler sevdiği iki nokta üzerinden değerlendirme yapacak olursak. Öğrenciler genelde iki şey üzerinde durdular: 1. Kitap çok akıcı 2. Kitap çok eğlenceli. Kitabın akıcı olduğu doğrudur. Çünkü 225 sayfalık kitap aslında normal şekilde basılmış olsa 50 sayfa bile tutmayacaktır. Kitaplarda büyük punto kullanılmış ve kitabın yarısı resimlerle ile doldurulmuş. ( Nitelikli Çocuk Edebiyatında kitapta resimler olmalıdır. Hatta resimsiz kitap çocuğa sıkıcı gelecektir. Fakat burada kitaba resim değil resimlere kitap yazılmıştır.) Haliyle öğrenci kitabı eline aldığı gibi kitap akıp gitmektedir. Sürekli resim olduğu içinde canı sıkılmamaktadır. Kitabın 225 sayfa ve fiyatının 15 lira olduğunu söylemek gerekir. Böyle bir kitaptan bu kadar fazla bir meblağ bu büyük satış oranları… Ciddi anlamda bu kadar kaliteli yazar varken yazıktır, günahtır. ( Gerçi Türkiye’de kitap fiyatları genel olarak yüksektir. Örneğin çok kitap okuyan biriyseniz baya da zengin olmanız gerekmektedir. Fakat bu ayrı bir konu olduğu için uzatmayacağım.) Kitabın neden eğlenceli geldiğini de çok anlamadım doğrusu. Öğrencilere eğlendirici gelebilecek yerlere dikkat ederek okudum. Çoğu yeri de tahmin ettim. Tahmin ettiğim yerleri öğrencilere okudum. Öğrenciler gülmeye başlayınca haklı olduğumu gördüm. İçimden onlar gülerken ben ağladım. Çünkü bakın ülkemizde çocuk kitapları içinde en çok satan kitaplardan biri olan Saftirik kitabının içindeki eğlendirici yerlere…

Resimle beraber desteklenmiş bir yerde. Pisuar denilen yerde pantolonu indirmiş şekilde bir çocuk resmi çizilmiş ve bunun üzerine bir muhabbet dönmüş…

Bütün ayağımı ağzına sokabilir miyim? ( Arkadaşına bunu sormuş sonra bunu denemiş.)

Kitaptaki kahramanların tek amaçları kızlı-erkekli yapılan partilere gitmek. Orada çıplak kızlar görmek. Yılbaşında yapılacak partilerde kızlar ile havuzda yanana uzanıp içki içmek.( Kitapta anlatılan karakterler altıncı sınıfa gidiyorlar.)

Büyük ninesini altına “osuruk” yastığı koyup osurduğunu millete görtermek ve herkesin içinde büyük nineye gülmek.

İç kıyafetlerini normal elbisenin üzerine giyip öyle gezen bir dede. ( bu Dede’nin hali resmedilmiş.)

Ayakta işemenin güzel olduğunun sıkça söylenmesi. Hedefi tutturmayınca yere yapmaya devam etmenin daha güzel olduğu.

Çocuğun ağzındaki sakızı yukarı doğru tükürmesi ve bu sakızın babasının kafasına yapışması. Sonra toplu halde babalarına gülmesi…

Annenin ceza olarak kendi iç çamaşırlarını çocuğa yıkatması… Çocuğun bunları yıkarken resminin kitaba çizilmesi…

Çocuğun akşam yatarken çoraplarını nereye koyduğunu unutmasın diye gidip çorapları televizyonun üstüne koyması… Böyle bir dahice fikir bulduğu için takdir görmesi…

Kızların osurmasını merak eden çocuklar… Sonra bu olayın yani bir kızın osurmasının resminin kitaba çizilmesi…
Bir yarışmada arkadaşını uzuv yerinin fotoğrafının çekilmesi ve bu uzvun kitaba resmedilmesi…

Ailecek televizyon karşısında dizi izlerken dizini sahnesinin öp beni hadi öp beni diye bir sahne olması…

Çocuğun yine kızlı erkekli bir partide şişe çevirmece oynayıp kızın onun öpmesini istemesi ve bunun neticesinde olanlar… ( Bu kitabı ülkemizde okuyan öğrenci kitlesinin 3. 4. 5. Ve 6. Sınıf öğrencileri olduğunun söylemem de fayda var.)

Aile yemeğinde yeni evlenen amca ile eşinin öpüşmeye başlaması ve odaya çıkmaları… Bu sahne de resmedilmiş.

Altıncı sınıf öğrencilerinin kızlı erkekleri havuzda çıplak şekilde parti yapması ve bunun resmedilmesi…

Sadece aklımda kalan bilgiler ve ahlaki açıdan uygun bulmadığım için yazmadığım birçok şey…

Kitabın okunmasına gelince kesinlikle okunmasını tavsiye etmiyorum. Hatta ısrarla çocuğun sağlıklı gelişimi açısından okutulmamasını tavsiye ediyorum.

Sonuç olarak böyle bir kitabın bizim ülkemizde ve dünyamızda bu kadar çok okunması ciddi anlamda yazık…

Benim gibi bir kardeşinizden ufakta olsa bir tavsiye: Bu kitabı çocuklarızdan uzak tutun ve çocuklarınızın hayal dünyasını bir dona hapsetmeyin.

Ilqar Aliyev, Orientir Yıldızı'ı inceledi.
13 Kas 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Sheirlerin cok beyenirim.. xususen de sevgiye aid olanlari. bir de Mubarizden behs eden kitabin oxumusham .... bu kitabi oxuyanda butun asgerliyim geldi durdu gozumun qabaginda .. men ozwm de Beyleqanda doyush postunda qulluq etmishem ...