Yumurtalı Menemen, Yalnızız'ı inceledi.
36 sn. · Kitabı okudu · 6 günde · 6/10 puan

Bir kitapta öncelikle merak ettiğim şey kitabın içeriğidir ama bu kitabın içeriğinden bahsetmek hiç kolay değil. Felsefe ’den çarpık ilişkilerle dolu Aşk-ı Memnu ’ya, aile dramından Osmanlıca’ ya her şey var. Kitabın sonlarına doğru 15-20 sayfalık korku bölümü bile eklenmiş, böylece kitap olmuş Aşçı Tabağı. Kitabın ana karakteri Samim’in kendi iç dünyasını anlattığı bölümde muhtemelen okur anlamasın diye eski Türkçe kullanılmış, benim okuduğum yayın evi tüm eski kelimeleri dip notlar ile açıklamış ama karşılığını bilseniz bile anlamız o kadar çok bölüm var ki kelimenin anlamına bakmadan geçerseniz bir şey kaybetmezsiniz. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nun hayranı olup bu kitabı okumayı düşünenler aynı tadı bulamayabilir.

Mehmet Deligöz, Yeraltından Notlar'ı inceledi.
5 dk. · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

"Yeraltından Notlar"ı okurken zihnimde bir yandan Oğuz Atay "Yalnızlığına iyi bak,sahip çık.Kaç kişinin emeği var onda kimbilir?" bir yandan Sabahattin Ali "Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım.Hakiki hayatım benim için can sıkıcı bir rüyadan başka birşey değildir" diye cümleler kuruyorlardı.Gerçekten de Dostoyevski'nin hayatı can sıkıcı rüyadan başka birşey değil miydi? Ahlaki hezeyanlar,kumara düşkünlük gibi kötü alışkanlıklarının yanı sıra son anda idamdan kurtulması fakat cezasının ağır hapis ve sonrasında da sürgüne çevrilmesi şeklinde yaşadığı zorluklar sorumuzu cevaplamaya yetiyor sanırım.
Yaşadığı hayatı sorgulamaya başlaması neticesinde ortaya çıkan bu eserde Dostoyevski'nin "yeraltı" dünyasını okuyoruz yerüstündeki dünyamızdan.Anlatıcının kendi iç çelişkilerini okuduğumuz "notlar" da kahraman yok anti kahraman var.Dostoyevski böyle tanımlıyor anlatıcıyı, muhtemelen de kendisini.
Yaşadığı travmalar, kendisiyle sürekli çelişen bir karakter mi yaptı onu gerçekten, yoksa birçoğu kurgu mu bilmiyoruz ama anlaşılan Dostoyevski kendisini anti kahraman olarak görüyor.Ancak biz okurların gözünde yazın dünyasının benzersiz bir kahramanı.
Biraz gaddarca olacak ama Dostoyevski'nin içine dönmesi biz okurlar için hayırlı olmuş.Zira sonrasında Suç ve Ceza,Karamazov Kardeşler gibi büyük eserler netice vermiş.
Vesselam..

onebookonecoffee, Çöllerin Asisi'yi inceledi.
8 dk. · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Çöllerin Asisi, mitolojik öğelerin çokça fazla olduğu, hikayenin çöllerde geçtiği, karakterlerin fantastik özelliklerinin diğer kurgulara göre daha farklı olduğu bir kitaptı.
Kitabın konusundan minicik bahsedecek olursam, Amani ailesini kaybettikten sonra akrabasının yanında yaşıyor. Hem gördüğü şiddetten hem de eniştesinin onunla evlenmek istemesinden dolayı hayatından kaçmak istiyor. Bu yaparken türlü türlü işler çeviriyor... kötü giden her işi bir şekilde toparlıyor. Ve siz hayran hayran okuyorsunuz..
Kitabı bitirip kapağını kapattığımda AMANIIII AMANIIIII diye tezahürat yapacaktım neredeyse
Son zamanlarda okuduğum kadın karakterlerin aksine, güçlü bir kadın karakteri işlemesi kitapta en en sevdiğim özelliklerden biri oldu.
Genel olarak kurgusu, anlatım dili ve betimlemeleri gayet iyiydi. Bana göre olaylar son yüz sayfada çözüldüğü için başlarda biraz sıkılarak okudum. Amaaan yanlış anlamayın, Amani her an başını belaya sokuyor, aksiyon asla eksik olmuyor zaten.
Şans verilebilecek güzel bir kitaptı bence, okunmaya değer

Songül D., Yunus Emre'yi inceledi.
8 dk. · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Yunus Emre'yi Sezai Karakoç'un dilinden okumak güzel bir deneyimdi. Üstüne söylenebilecek çok da bir şey olduğunu düşünmüyorum, herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm eserlerden biri. Hissederek okudum.

DERYA..., Elveda Gülsarı'ı inceledi.
8 dk. · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

"Vefa" günümüzde artık sadece bir semt adı...Biz insanlar unuttuk vefayı...
İyiliğe karşı balık,kötülüğe karşı fil hafızalıydık çünkü...Bir kahvenin kırk yıl hatırı mı olurmuş dedik,kırk dakika da unuttuk kahveyi de hatırı da...Oysa güzel insanlardı bizim atalarımız...Komşusu açken tok yatmazlardı...Bir evden cenaze çıktığında bir hafta televizyon açmazlardı...Garibana öksüze yetime kol kanat gererlerdi...Yabancı diye bir şey bilmezlerdi...Herkes kardeş herkes dosttu...Acıları paylaşır sevinçleri bölüşürlerdi...
Ne zaman böyle olduk...Nasıl bu duruma geldik...Bana değmiyorsa yılan varsın yaşasın demeyi kimden öğrendik...Allah'ın selamında bile bencil olduk,selamsız gezdik sokakları...Bir çocuğun saçını okşamadık,bir yabancıya gülümsemedik hiç...Vefasız olduk...Hayırsız olduk...

"Elveda Gülsarı" dostluğu,vefayı,sevgiyi,sadakati,paylaşmayı,iyi insanları bir kere daha hatırlattı bana...Bir hayvanın sahibine ve sahibinin hayvana duyduğu müthiş bağlılık,dostluk,güven,inanç..."Elveda Gülsarı" geçmişiyle hesaplaşan Tanabay'ın duygu dolu hikayesi...Bozkırlarda geçen bir ömrün sonbaharında Tanabay ve Gülsarı...Omuz omuza,yürek yüreğe geldikleri sonda başlangıçların anılarında onlar...Ayrılığın bile ayıramadığı iki can iki yürek onlar...Güzel insanlar hala varsa umut da hep vardır...

Efe İçöz, Hayaletgören'i inceledi.
10 dk. · Kitabı okudu · 1 günde · 7/10 puan

Kitabın kendine çeken ve sürükleyen bir hikâyesi var. Bunda anlatım tekniğinin etkisi büyük muhtemelen. Özellikle birinci bölümde gelişen olayların bağlandığı sonuç zekice tasarlanmış. Ancak kitabın yarım kalan bir hikâyeyi anlattığını belirtmek gerek. Bunda yayınevinin değil bizzat yazarın kitabı yarım bırakmasıyla ilgili bir durum söz konusu. Okumak isteyenlerin bunu göz önünde bulundurması faydalı olabilir.

İlim Dikel, Yalnızsam Düzelt'i inceledi.
 13 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

Oyun haline getirdiğim ve arkadaşlarıma sayfa numarası söyletip gelen sayfadaki mısraları armağan etmemi sağlayan bir kitap. Yanılmıyorsam Ceyhun Yılmazın tweetlerinden olusan ve bir vakıfa bağışlanan hayır kitabı. Oturup soluksuz okunabilir mi bilmiyorum oyun haline getirince hoş olabiliyor.

Ömer Faruk Öztürk, Memleket Hikayeleri'ni inceledi.
33 dk. · Kitabı okudu · 7/10 puan

Anadolu'nun köy, kasaba gibi küçük yerleşim yerlerindeki farklı insanların hikayeleri konseptiyle yazılmış bir eser. On sekiz hikayenin tamamı aynı kalitede olmasa da özellikle "Yatık Emine" hikayesi gibileri oldukça iyi.

Çoğunlukla 1907-1918 arası dönemde kaleme alındığını düşündüğümüzde sanıyorum ki Türkiye'nin ilk "toplumcu gerçekçi" izler içeren hikayeleri bunlardır. "Hakk-ı Sükut" hikayesinde olduğu gibi çok ve kötü şartlarda çalıştırılan işçilerin durumu ile fabrikatörün kazanç hırsı; bunların çatışması bunun apaçık örneğidir.

Ayrıca Kemal Tahir romanlarında yer yer rastladığımız, Kuyucaklı Yusuf'ta Sabahattin Ali'nin bilhassa işlediği köylerin namus ehli yemenili kadınlar ve çalışkan, kanaatkar, dindar erkeklerden müteşekkil bir yer OLMADIĞI çıkarımı; bu hikayelerden de elde edilebiliyor. Genelde güçsüzün ezilmesi, çalışkan bir sürgün memurun da gün geçtikçe tembelleştirilip düzene uydurulması, ÖZELLİKLE gayrimeşru ilişkiler ağı; yukarıda köyler hakkında söylediğim varsayımın tersini kanıtlar nitelikte.

Üslup olarak değerlendirmek gerekirse, olay örgüsü ve karakterleri kötü denemeyecek düzeyde aktarmayı başarmasına rağmen özellikle hikayenin başında okuyucuyu hazırlama paragrafları başarısız. Tekrar tekrar okunsa da yoruyor ve anlaşılmasa dahi eksikliği hissedilmiyor.

Sümeyye, Amok Koşucusu'yu inceledi.
35 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Evet 60 sayfalık kısa bir kitap ama bir solukta bitmesi kısalığından değil, verdiği hissiyattan. Her saniyesinde yüz kaslarım gerildi ve ellerim titredi.
Zweig müthiş bir yazar. Her kitabına ayrı bir heyecanla başlıyor ve bitiyorum. Ama Amok koşucusu biraz daha derinlere tesir etti.
Okuma listenizde ilk sıralarda yer alması gereken bir eser.

Farkhunda, Yarım Yüzyıldan Şiirler'i inceledi.
 35 dk. · Kitabı okudu · 8/10 puan

Sabah dokuz, akşam beş kütüphaneden ayrılan sıradan bir öğrenciydim. Ancak benim dışında her şey ve herkes sıradan olmamak üzerine yeminliydiler. Bu kitabı okumak benim için okuyacak başka kitabın olmadığı bir kütüphanede olmamdan dolayıdır. Dur! Sakın atlayıp, bu ne deme! Evet, gerçekten kitabı olmayan ve okuyucusu sıfır bir kütüphaneden bahsediyorum. Kütüphane görevlileri aslen Büyükşehire bağlı ama bir vakfın kütüphanesindeler. İyi insanlara hep böyle şeyler olur, zamanla oturuyor zihnimde böyle haksızlıklar. Ataol Behramoğlu da böyle bir adam iyi yani, toplumcu. Fotoğraflarına bakıyorum da o bütün şiirleri yazmak için kirpiklerinden ve gözlerinden içeriye nasıl geçti dışarısı. Rüzgarda hızlı adımlar atan bir kadının uçuşan eteğinde gördükleri bir mühendisin sistematik algısından farklı olmalıydı. Şair olmak böyle bir şey demek ki, kalemin ucundan döktüğü baştan sona kendisiydi. Bir kaşık dolven gibiydi ve okudukça edebiyat dersinde bu adamı gördüğümü hatırladım. Şiir okumaya uzun zamandır muhtaç kalmışım. (Kütüphane görevlisi, eğer bunu görürsen bana kızma)

Meryem demirbag, Bülbülün Kırk Şarkısı'ı inceledi.
35 dk. · Kitabı okuyor · Beğendi · Puan vermedi

Peygamberimizin hayatını anlatan bir roman.bakış açınızı değiştirecek. Amma velakin efendimizin hayatını bir siyer kitabından okumadan bu kitabı okumak bir takım şeyleri eksik bırakacak.Tavsiyem önce siyer sonra bu roman o zaman taşlar tam yerine oturacak

Rümeysa Coşkun, Ses ve Öfke'yi inceledi.
38 dk. · Kitabı okudu · 3/10 puan

Okurken çok zorlandım. Yarıda bırakmayı sevmediğim için sabrettim, yorumları okudukça kitabın ilerde daha anlaşılır olacağını düşünüp okumaya devam ettim. Sonunda başardım ve kitabı bitirebildim. Fakat beğenemedim. Gönül isterdi ki ben de bazı okuyanlar gibi kitabın ilerleyen bölümlerinde daha çok zevk alayım ve kitaba bağlanayım, olmadı. Belki benden kaynaklı bilmiyorum ama keşke yarıda bıraksaymışım dedim ilk kez.