Serkan Bey, Masal Masal İçinde'yi inceledi.
24 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

hem büyüklere hem küçüklere..okunmadan geçilmemesi gereken çok güzel bir eser.küçüklere şeker şerbet,büyüklere ince belli bardakta bir demli çay kıvamında.tavsiyemdir.Afiyet olsun :)

Semiha E., Ölü Zaman Gezginleri'ni inceledi.
28 dk. · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 9/10 puan

Yazarın okuduğum ilk kitabı ama son olmayacak. Çok farklı bir anlatım, çok güzel bir tasvir. Kısa ve insanı sokmayan öyküler var. Bazen bir cümleyi en az 10 defa okudum, ne demek istemiş, nasıl bir ruh hali varmış gibi sorular sordum kendime. Eminim ki daha fazla eserini okuduğumda daha iyi anlayacağım.

Damla Köseoğlu, Bıçak Sırtı'ı inceledi.
 40 dk. · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

"En sevdiğin yazarlar kim?" sorusuna cevap verirken ismini ilk sıralarda söylediğim birkaç yazardan biri de Tess Gerritsen. Polisiye ve gerilimin ustaca bir araya getirildiği, kitaplarını hemen okuyup bitirme dürtüsü yaratan, akıcılığın tavan yaptığı birbirinden mükemmel kitaplara sahip Gerritsen'in Bıçak Sırtı'na kadar sekiz kitabını okumuştum. Bu sekiz kitabın tamamı yazarın en popüler kitaplarını içinde barındıran Rizzoli&Isles Serisi'ne aitti. Bıçak Sırtı ile hem Rizzoli&Isles Serisi dışındaki Tess  Gerritsen kitaplarına bir giriş yaptım hem de yazarın yine aksiyon dolu, heyecanlı bir kitabını daha okumuş oldum. Bıçak Sırtı'na başlarken acaba serideki tadı bulabilir miyim, ya seriden dolayı beklentilerimin yükselmesi nedeniyle bu kitap yavan gelirse gibi düşüncelerim vardı ancak kitabı okumaya başladıktan kısa bir süre sonra bu tür düşünceler zihnimden uzaklaştı.  Zaman zaman gözlerimin Jane ve Maura'yı aradığını inkar edemeyeceğim. Jane olsa olayı ne şekilde ele alırdı, Maura olsa otopsiyi daha iyi yapardı diye düşünmedim değil. :)

Yazarımız Gerritsen tıp diploması ve antropoloji lisansını bir araya getirip ardından bu alanları yazma yeteneğine katarak ortaya harika polisiye-gerilim romanlarının çıkmasını sağlamıştır. Belki de polisiyenin içine tıbbi öğeleri en çok katan yazardır kendisi. Bence bu durum cinayetlerin ardındaki sır perdesi aralanırken soruşturmanın daha sağlam temellere dayandırılmasını sağlıyor. Neden mi?  Çünkü insan yalan söyler, ancak maktül yalan söylemez. Gerritsen kitaplarında otopsi sonuçlarının anlatıldığı sayfalar benim açımdan her zaman çok heyecanlı ve şaşırtıcı olmuştur.

 Gelelim Bıçak Sırtı'nın konusuna. Ana karakterimiz Kate Chesne tıp kariyerinin henüz başında olmasına rağmen parlak bir geleceğe sahip olacağının sinyallerini temiz ve başarılı özgeçmişiyle göstermektedir. Mid Pac Hastanesi'nde anestezi uzmanı olarak çalışan Kate, hastane personeli ve arkadaşı olan hemşire Ellen'ın geçireceği küçük bir operasyonda yer alacak hastane görevlilerinden biridir. Kolay geçmesi beklenen ameliyatta gerçekleşen komplikasyon sonucu Ellen hayatını kaybeder. Ellen'ın ailesi ve hastane yönetimine göre ölümün sorumlusu Kate Chesne'den başkası değildir. Arkadaşını kaybetmesinin ardından bu kez kariyerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan Kate, bir taraftan da hastane çalışanlarını teker teker öldüren bir katilin listesindeki isimlerden sadece biridir.

Tess Gerritsen kitabın başında yaptığı girişle yine merak duygusunu zihnimize bırakıp gidiyor. İlk sayfalarda başlayan tempo neredeyse kitap boyunca hiç düşmüyor. Kitabın sonlarına doğru "Ben zaten bu kişide bir terslik olduğunu anlamıştım" dememin üstünden birkaç sayfa geçmeden yanıldığımı anladım ve yazara bir kez daha saygı duydum. Olaylar tamamen beklemediğim bir şekilde sonuçlandı.  Bıçak Sırtı'nda romantizm yazarın diğer kitaplarına göre daha fazla olsa da bu durum beni rahatsız etmedi.

Gerritsen'in okuyacağım bir sonraki seri dışı kitabı Kan Gölü olacak gibi görünüyor. Hepinize keyifli okumalar.

ukulele, Adam Dediğin Benim Gibi Olur'u inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 6/10 puan

Okunduğunda kısa zamanlı gaz veren, etkisi yakın zamanda yok olacak cinsten kitaplardandır. Yazar kendini çok tekrarlar. Akıcı ama vaat ettiklerini yerine getiremeyecek kadar da zayıf bir kitap.

büşra yıldız, Kızılderili Ve Çingene'yi inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bir şehir efsanesini dinler gibi okuyorsunuz satırları. "Vay canina!"denilecek bir kitap değil. Ama insanda yolun nereye götürdüğünü bilmeden yola koyulabilme cesaretini uyandırıyor. En sevdigim kısmıysa koşulsuz bağlılık. Insan hic görmeden de birini sever ve bazen aylar belkide yıllar gecsede..

merve aygün, Güneşi Uyandıralım'ı inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 5 günde · 8/10 puan

Zeze hiç istemesede büyüyor ama o hala müthiş hayaller kurabilen yalnız bir çocuk. Tabi hayalindeki arkadaşları bu yalnızlığını gidermekte Zeze'ye yardımcı oluyorlar ama bir süre sonra onların da Zeze'yi bırakması gerekiyor çünkü Zeze değişiyor hayatında meydana gelen değişiklikler olduğu gibi.
Zeze'nin yeni arkadaşlarını, yeni ailesini, yeni evinde yaşadıklarını, azalsa da yaramazlıklarını yine karşınızda göreceksiniz. Özelllikle yüreğine yerleştirdiği kurbağası Adam 'ın "Hadi gidip Güneşi uyandıralım" deyişini duyar gibi olacaksınız. Okurken siz de Zeze gibi yaramazlıklarından zevk alacak sonrasında pişman olacak ve birçok kez onunla birlikte üzüleceksiniz en önemlisi de Zeze'yle birlikte çocuk olup büyüyor olduğunuzu farkettikçe korkacaksınız. Şahsen ben öyle oldum.
Özellikle kitabın son yarısını daha çok beğendim. Şeker Portakalı bir numaraydı benim için o zaman Güneşi Uyandıralım da iki olabilir :))

ukulele, Şu Dağın Ardı İran'ı inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 7/10 puan

Yazar, hem evlendiği adam konusunda hem de onun ülkesi konusunda o kadar çok hayal kırıklığı yaşamış ki, onun için tek kurtuluş yolu kaçmak olmuş. İran'da yaşadığı dönemi de İran'ın devrim sürecine tanıklık etmesi açısından değerli buldum.

ukulele, Avrasya Mucizesi'ni inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 6/10 puan

‘’Kapitalizm ve Modernlik’’ ve ‘’Tarih Hırsızlığı’’ gibi kitapların yazarı Jack Goody Avrasya mucizesi adlı bu çalışmasıyla öteden beri tartışılagelen Avrupa’nın mutlak üstünlüğü teorisine eleştirel bir bakış açısı getirmektedir. Jean Baechler, John Hall, ve Michael Mann’ın aralarında yer aldığı bir grup Avrupalı entelektüel 1980lerde bir konferans düzenlemiş ve daha sonra bildirilerini bir kitap olarak yayınlamışlardır. Bu kitaba cevap mahiyetinde Avrasya Mucizesi’ni kaleme almış olan yazar batı perspektifiyle, batı dışı toplumlarda kapitalizm, modernlik ve sanayileşmeye ilişkin benzer gelişmelerin görmezden gelinerek batının elde ettiği gelişmeyi bu coğrafyaya özgü bir nitelik olarak gören anlayışa adeta bir savaş ilan etmiştir.
Goody, dünyaya Avrupa hâkimiyeti penceresinden bakan ve Avrupa’nın her daim üstün olduğunu kabul eden Weber gibi erken dönem sosyologlar ile Braudel Laslett Joseph Needham gibi tarihçilerin de benimsediği 19.yy teorisi olan “Avrupa’nın her daim üstün olduğu” inancının yanlış olduğu ön kabulü ile başlıyor.
Yazar Avrupa’nın gelişimine ilişkin gerçek nedenin ne olduğunu sorgular ve kitabın özüne ilişkin bir soru sorar. Bu soru Avrupa’nın (Avrupa içinde Batı Avrupa, Batı Avrupa içinde Kuzey Batı Avrupa ve hatta bazı durumlarda İngiltere’ye özgü faktörlerin peşine düşer) bir sıçrayış gerçekleştirerek moderniteye, sanayileşmeye ve kapitalizme neden dünyanın geri kalan kısımlarından önce ulaştığı meselesidir.
Avrupa’nın Sanayi Devrimi’nde ve Rönesans döneminde ortaya koyduğu başarılar göz ardı edilemez. Ancak bu başarıların kökeninde de Avrasya’nın payı göz ardı edilemez. Bu durum üstünlük yerine münavebeyi (sırası ile öne geçme) doğurmuştur. En başında iddia edilen bu görüşle ilerleyen bölümlerde bu görüşe kaynaklık eden unsurların doğu batı bağlamında karşılaştırmaya tabi tutulmuş, Avrupacı görüşün yanılgılarına vurgu yapılmıştır. Bu görüş bağlamında da modern dünyanın oluşumu atfedildiği gibi sadece batının eseri midir? Diğer kültür ve uygarlıkların bu şekillenmedeki katkısı nedir? sorularına farklı perspektiften bakılarak yanıt aranmıştır.
Yazara göre batı ile doğu arasındaki farkı yaratan şey Sanayi Devrimidir. Kapitalizmi geliştiren –özellikle geliştiren kavramı kullanılmış çünkü yazar kapitalizmin İngiltere’de değil farklı coğrafyalarda doğduğuna inanmaktadır- 19.yy a ait bir İngiliz kavramı olan kapitalizm kavramını kullanmadan da kent ortamlarında ve kırsal toplumlarda imalat ve ticaret faaliyetlerinin kesintisiz tekâmülü meselesini anlayabilmemiz mümkündür anlayışını ileri süren yazar ; şu an hakim düzen olan kapitalizmin gelişmesinden çok kökenine odaklanmıştır. Ancak önemli olan gelişmesine uygun ortam olan batının özellikleridir.
Avrupalılar’’ Doğu medeniyetleri kapitalizmi ortaya koymada neden başarısız oldu? Batı medeniyetinin yükselişine zemin hazırlayan benzersiz nitelikler nelerdir? sorularına yoğunlaştılar. Sorular doğuya ve batıya bakış açısını göstermek için önemli örnek teşkil etmektedir. Doğunun başarısızlığı sorgulanırken batının mucizeye kaynaklık eden nitelikleri sorgulanmaktadır. Çünkü Avrupacılar çoğunlukla kendilerini övünmeye değer diğer bir ifadeyle mucizenin meyvelerini yiyen hatta mucizeyi bizzat ortaya koyan kişiler olarak görürler. Söz konusu edilen mucize kavramıyla da birden o topraklarda zuhur eden, hiçbir etkileşimde bulunulmadan sanki kapalı coğrafyada bir fanus içinde yaşıyormuşçasına bir meydana geliş kast edilir.
Bazı tarihçilere göre batı Rönesans’tan itibaren üstünlüğü ele geçirmiştir. Rönesans (yeniden doğuş) bir zorunluluktu. Avrupa çökmek üzereyken yeniden doğuşa ihtiyaç duydu. Yazar Uzak Doğu ile Avrupa arasında Yakın Doğu aracılı ticaret faaliyetlerinin çok erken dönemlerden itibaren gelişmesiyle birlikte başladığı ve hatta Avrupa’nın Rönesans ve bilimsel bir devrimi yaşamasında etkili olan birçok yeniliği bu sayede özellikle Çin’den aldığı yönünde kanıtlar sunmaktadır. Ancak batı tüm gelişmeleri yine kendinden bilmiş ve doğu etkisini görmezden gelmiştir. Batı kurnazca istifade ettiği bu yenilikleri sanki kendisininmiş gibi benimsemiş ve özümsemiştir. Ancak batının da çabalarını görmezden gelemeyiz. Batı durağanlığı seçmemiş öğrendiklerini uygulamaya geçirmiş, faydalanmayı bırakmamış, bir adım daha öteye taşıyabilmek için çalışmıştır. Kitapta doğu-batı benzerliğine odaklı bir yaklaşım benimsendiğinden batının bu çabası görmezden gelinmiştir.
Rönesans sekülerleşme sağlamış ve bilimsel devrime zemin hazırlamıştır. Tacir sınıfının oluşmasıyla bu sınıf aristokratlarla rekabet etmede kullanabilecekleri kazanca sahip olmuş, kendi kültürlerini kendi tiyatro eserlerini ve kendi eğitim kurumlarını tesis etmişlerdir. Çünkü genç kuşakların ticaretle alakalı meseleleri bilmesi , hesapların tutulmasında yazıyı ve matematiği öğrenmeleri gerekmekteydi. Kilisenin kontrolünde ruhban sınıfı yetiştiren bir eğitim tacirlerin çıkarına hizmet etmemekteydi. Tacirler artan prestijleri sayesinde okul ve üniversitelerin müfredatlarını belirlemiş, en azından etkileyebilmişlerdir. Bu durum da sekülerliğin kurumsallaşmasının batıda gerçekleşmesinin nedenlerindendir.
Rönesans yeni bir zihniyet ve söylem oluşturmamasına rağmen bilgi teknolojilerinin kullanımını hakim kılmıştır. Ancak yazar kitapta Rönesansa sanki yeni bir söylemle gökten inmiş gibi yaklaşmış ve bütün bu üstünlüğün Rönesans kaynaklı olduğunu ileri sürmüştür.
Yazara göre Asya’nın hiçbir yerinde doğunun yeniden doğuşuna ihtiyaç olmadı. Çünkü Avrupa’nın çöküşü gibi bir çöküşü doğu hiçbir zaman yaşamadı. Avrupa’nın çöküşünde feodalitenin rolü yadsınamaz. Avrupa’yı modernizme ulaştıran bu dönemde toplumsal yaşamda durağan bir aşamaya geçilmesi nedeniyle karanlık çağ olarak nitelenen bu dönemin sonunda Avrupa bir canlanma yaşamış ve bir sonraki aşamaya geçmiştir. Yazarın bu görüşünün aksine Cengiz Han ve Timurleng’in batı seferleri sonucu Anadolu’nun istilaya uğraması şehirlerin yıkılması, kütüphanelerin yakılması sonucu Anadolu Medeniyeti bir çöküş dönemi yaşamıştır ve toparlanması da uzun yıllar almıştır. Rönesans gibi bir tamamen çöküşten ,kurtarıcı bir yenilikten bahsedilemese de tutukluk döneminden kurtulmaktan bahsedilebilir.
Asya istisnacılığı ve doğu despotizmi gibi doktrinler kitapta sorgulanmıştır. Bu doktrin savunucularına göre doğuda kentli yaşamdan tamamen soyutlanmış bir tablo çizilir ancak yazara göre doğuda bir kent kültürü hâkimdir ve bu kültür sayesinde şehre özgü zevkler gelişmiştir. Marco Polo Çin’in güneydeki başkentini ziyaretinde, tarihe tanıklık etmiş ve her açıdan dönemin Avrupa ‘sını geride bırakan ekonomisi ve sosyal yaşamıyla gelişmiş bir kentle karşılaştığını ifade etmiştir.
Yazar temel olarak doğu ve batının farklılıklarına değil benzerliklerine odaklanmıştır. Ona göre doğu batının tamamen ayrışması hiçbir dönemde gerçekleşmemiş, birbirlerini her dönemde etkilemişlerdir. Asya ve Avrupa ne birbiri ile uyumsuz ve kıyaslanamazdır ne de Marx ve Weber gibi diğer birçoklarının öne sürdüğü farklı gelişme yollarını takip etmişlerdir. İki bölge aslında oldukça paralel bir seyir izlemiştir. Ancak Avrupalılar her daim farklılıklara, doğuda sözde aşk mefhumunun olmayışına, erken evliliklere ve yine sözde çok çocuk yapılarak aile planlamasının olmamasına dikkat çekmeye çalışmışlardır.
Goody, modernleşme, kapitalizm ve sanayileşmeyi neden doğu değil de batının başardığı (ya da en azından bu süreçlerin doğu ve batıda neden aynı anda vuku bulmadığı yönünde tartışmalara tarihsel bağlamda yaklaşmış; Babürler döneminde tarihçi Raychaudhuri saray için üretim yapan atölyelerin yani karkhanaların İngiliz hâkimiyetiyle ortadan kaldırılmasıyla Hindistan’da modern anlamda sanayileşmeye temel olacak model fabrikaların yok olduğu görüşünü aktararak aslında kaynağı doğuda aramak gerektiği fikrini yinelemiştir. Akdeniz çevresindeki İstanbul, Şam, Bağdat ve İskenderiye gibi şehirlerde bilhassa da limanlarda hareketli bir ticari yaşamın olması bu kentlerin mübadele, imalat ,eğitim ve diğer ihtisas gerektiren faaliyetlerin merkezi haline gelmesi de kapitalizmin ilk ortaya çıkış sürecini sadece batıya özgüymüş gibi değerlendiren görüşe karşılık çok güçlü bir kanıt teşkil eder. Ancak yazar özellikle makinalaşma alanında neden teknik anlmda doğunun geri kaldığına tatmin edici cevaplar verememiştir.
Yazar modern bilimin ve teknolojinin batı kaynaklı olduğu fikrine karşı çıkmıştır. Ona göre matbaa ve kâğıt ilk olarak doğuda ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Avrupa’nın eşsiz olduğu varsayılan teknik yaratıcılığına mal edilen bu ürünlerin birçoğunun icadı doğuda gerçekleştirilmiş ya da itici gücü doğu oluşturmuştur. Doğudan yapılan ipek ithalatıyla rekabet etmeye çalışan batıda pamuk endüstrisi bu itici güçle gelişmiştir. Erken dönemlerde kâğıdın kullanımıyla ileri bir toplum haline gelmiş olan İslam dünyası bilgi toplumunun oluşturulmasında geride kalmıştır. Bunda dini kitapların matbaada basılmasının dine aykırı olduğu yönündeki görüş etkili olmuştur. Aslında kitapta da dile getirilen böyle bir yasaktan bahsedilemez. Dönemin hattatlarının geçim kapılarının yok olmaması için uyguladıkları baskı ve radikallerin gavur icadı olarak gördükleri matbaayı benimseyememeleri bu tavırda etkili olmuştur.

Yazara göre batıyı taklit etmek basitlik olarak görülmüştür. Batı modernitede günümüze dek belirli aşamalardan geçmiştir. Batıyı saf taklitten öte, gelişmeleri örnek alarak daha ilerisine taşıma amacı güdülmelidir. Bu amaçtan sapılırsa Batının geldiği noktaya ulaşmak için verilecek uğraşla, ancak zamanın boşa harcanması yönünde doğunun aleyhine sonuç doğuracaktır.
Doğu her ne kadar tarihte bazı dönemlerde üstün konumda olmuş olsa da günümüzde uyuklayan bir dev değildir. Gelişmelere açık ve günün koşullarına uyabildiği sürece üstünlüğü ele geçirme şansını elinde tutabilecektir. Yoksa goody’nin bahsettiği münavebe dönemine ulaşmak hayal olmaktan öteye geçemeyecektir. Yazar iddialarını güçlendirmek adına sık sık tekrara düşmüştür ancak bu durum akademik değerine zarar verecek düzeyde değildir. Kitap değindiği konularda hatırı sayılır bir kaynakça sunmaktadır. Üslubu anlaşılması kolay ve akıcı dili de kitabı bir başucu kitabı haline getirmektedir.

ukulele, Fat Fatale'yi inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 3/10 puan

Kitaptaki karakterler öylesine yavan ve yaşamıyorlar ki, eylemlerini de bi yerden sonra sorgulamayı bıraktım. Zaman israfıdır okumamanız şiddetle tavsiye edilir

Öz, Suç ve Ceza'yı inceledi.
 2 saat önce · Kitabı okuyor · Puan vermedi

Çok geç kaldım farkındayım. Bir türlü elime alamadım. Ancak ölmeden önce mutlaka okunması gereken bir kitap diye de hep söylenip duruyordum kendime.Sonunda başardım.kitap nasıl da akıp gidiyor nasıl da heyecanla okuyorum..kendime de kızarak aynı zamanda,neden bu kadar geç kaldım, diye..Ah bu ben ahh!