Geçen haftanın en beğenilenleri 13 Kasım 2017-19 Kasım 2017

1.
Aslı T., Kuşlar Yasına Gider'i inceledi.
 17 Kas 09:56 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi

Bu kitabı okumayın.
Babanızla ilgili kalbiniz kırıksa, kitap sizi daha da kırar.

İnsanın babasıyla ilişkisi nasılsa hayatla ilişkisi de öyle oluyor. Bizim millet olarak babalarımızla ilişkimizin iyi olduğu söylenemez. Babalar sevgilerini göstermezler, aile içinde yalnız kalırlar. Annenin telefonu aranır daha çok, babaya da selam söylenir. Babayla konuşmalar kısa sürer, ‘’nasılsın, bir yaramazlık var mı’’dan öteye geçmez pek. En çok babamızın gurur duymasını isteriz bizimle. Toptaş da sanki öyle. Herkesten çok babasının kitaplarını okumasını istemişti. Babasının okumasa da kitabının evlerinde bulunmasından mutlu olmuştu.

Başkası yazsa çok kolay ajite ve klişe olabilecek aile ilişkilerini yazmış Toptaş, ben de hissettim. Evet, hissettim. Yüreğe dokunuyor Toptaş, kanatıyor, yaralıyor. İnsanlık, sevmek böyle olur, davranışla, özveriyle, emekle olur sözle değil diyor. Şimdi sevmeler, vazgeçmeler ne kolay. Hiçbir zahmetine katlanmadan sevdiğimizi söylüyoruz, sözden öteye geçmiyor sevgimiz. Söz, çabuk unutulduğundan kendini hatırlatmasa sık sık unutuveriyoruz sevdiklerimizi. Aziz Amca biliyor ama sevildiğini. Çünkü onun sevdikleri eşi, evlatları, akrabaları ona sevdiklerini söylemiyor, gösteriyorlar. Hep yanındalar, tek başına bırakmıyorlar onu hastalıkla, yaşlılıkla.

Küçüldük, gittikçe de küçülüyoruz. Hayatımızdaki insan sayısı azalıyor gün geçtikçe. Her şeyin sanallaştığı günümüzde Toptaş, İnsana dokunmanın, aile olmanın güzelliğini yazmış. İnsanların birbirlerine kapılarını, kalplerini kilitlemediği günlere götürmüş. Eski güzel günlere…

2.
Halil K., Gölgesizler'i inceledi.
15 Kas 13:17 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 8/10 puan

Buram buram bir kolonya kokusu alacaksınız birazdan bu incelemeden. Tıraş köpüğünün o pamuksu yumuşaklığını hissedeceksiniz belki. Makas şakırtıları, sabun kokuları duyacaksınız belki de. Bir yoklar fısıltısıdır bu inceleme...

Evet, yine matruşka gibi bir eserle daha karşımızda Toptaş amcamız. Beynim allak bullak, ne düşüneceğimi şaşırdım şuanda. Ne okudum ben ya? Oradan oraya, oradan oraya sürüklendim durdum, çoğu zaman ne olduğunu anlamadım, çözemedim. Bir olay anlatılırken, başka bir olayın içinde, onu anlatırken diğer olayın içinde buluyordum kendimi. Bu adamın kitaplarını okurken beynim yanıyor, yanık kokusu size de geliyor değil mi?

Bu anlatı türünde romanlara, öykülere o kadar alıştım ki, ayda bir doz almadan yapamıyorum. Her ay bir tane okumam gerektiğini hissediyorum, okudukça insan alışıyor, o tadı alınca ayrılamaz oluyor sanırım. Eskiden hiç böyle olmazdı, sıkardı. Sıkmıyor artık, sarıyor tüm ruhumu; tamamıyla...

Kitap gerçekten çok acayip, kitabın tamamı "gölgesiz" sanki. Birden bire kimsenin anlamadığı (tabii benim de) kaybolmalar, hiç beklemediğiniz anlarda, beklenmeyen ve anlaşılmayan şekilde dönüşler, ölümler, hem de çok garip, sır dolu ölümler. Ve bir köy... Unutulmuş, kaybolmuş, toz olmuş bir köy... Peki bu kitap? Yoksa bu kitap da gerçekte yok mu? Ben onu yoksa hiç okumadım da, oturduğum yerde zamanın içinden hayaller silsilesi ile geçip de, şu ana mı döndüm..? Kafam çok karışık...

Önceki bir kaç kitabında olduğu gibi bu kitabında da kar ile bir sıkıntımız vardı, lakin, Hasan Amca'nın bu kar ile sıkıntısı nedir, beşinci kitabını okumama rağmen hala çözebilmiş değilim tabii ki.
Açıkçası ben bulamadım, e bari siz cevap verin arkadaşlar;
"Kaar nedeen yağaar kaarrr?" (Kalkıp meteoroloji muhabiri gibi yorum yapanı engellerim peşin peşin söyleyeyim :):) )
Yanmış yüreklerimize bir ferahlık için belki, kim bilir.
Keyifli okumalar dostlar...

3.

Uzun zamandır bu kitabı bekliyordum elime geçse biraz goygoy yapsam. Kitabı okursam da Adriana Lima ile sevgili olamam ama belki kanka olmanın yollarını öğrenirim. Boy boy selfieler paylaşırım falan. Gerçi ben Adriana'nın anca beline falan gelirim selfie bile çekemeyiz koskoca manken yani neyse o konulara hiç girmeyelim.

Kitap baya ciddi şeylerden bahsediyor zaten adam bir doktormuş. On iki yaşında kendi ağrılarını kendisi geçiriyormuş. Babası yoğun bakımdayken düşünce gücüyle onu iyilestirmiş. Aura, Çakra, Denge gibi bilmediğim şeyler yazıyor. Arada dini vecibelerden örnekler sunmuş. Ben aradığımı bulamadım. Metin Haradan yaptığım geyikler adına bu platformdan özür diliyorum.

4.
Sarya, Ah'lar Ağacı'ı inceledi.
18 Kas 12:46 · Kitabı okudu · 1 günde

"Ben toprağa otuz altı numara ayaklarıyla basan, biraz şaşkın bir kadınım" diyorsun Didem Madak. Düşünmeye koyuluyorum; otuz altı numaralı bir ayak kaç şiir taşıyabilir? Kaç metre kare toprağa denk gelir bir şiir; dünyayı kaplayan karalara mı, yoksa sulara mı denktir?

Yaşamın denklemi şiirin denklemine denk ise ve yeryüzünde yaşamın olmadığı bir kare dahi yok ise, karalar ve suların tümünün toplamına denk gelir. O zaman bir şiir tüm otuz altılı, yedili, sekizli, kırklı numaralı ayakların geçiş güzergahıdır desek. Sende cevabını vermiştin zaten, "yerde ne var yer boncuk, gökte ne var gök boncuk, işte ortasında ben varım." İşte bu kadar: yaşamın matematiksel karmaşık denklemini alt edip yaşam varlık gerçekliğinin şiirsel denklemiyle cevabını oluşturuyorsun. Ve ekliyorsun "bütün bu karışıklığın üstesinden gelmek için şiir yazıyorum"

Benim sana geç kaldığım, ama senin bizlere erken veda edişinin ardında Ah'lar Ağacı'nın ahlatıyım şimdi. Oysa daha şiirin denklemiyle çözülmesi gereken çok ah vardı.

5.
Samet Ö., Koku'yu inceledi.
 13 Kas 11:09 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 9/10 puan

Size kokunun beyinde Parietal lobun Area Gustatoriasında işlendiğinden yada Broddman'ın 43.alanında bulunduğundan bahsedersem hem anlamsız olur hem de buradan itibaren kimse okumaz.
O yüzden gelin de biraz, görmenin işitmenin ve de hissetmenin yanında yabana atılmış gibi duran ama aslında hakkıya hakkının verilmesi gereken bir duyudan - kokunun ta kendisinden- bir azıcık bahsedelim.

İlk aşkınızın kokusunu,taze biçilmiş çim kokusunu, kütüphane raflarında senelerce pişmiş sarı yapraklı kitap kokusunu, anneninizin siz daha fırının kapağının cıs olduğunu yeni anladığınız yaşlarda yaptığı kurabiyelerin o ağız sulandıran kokusunu, inekten yeni sağılmış daha az önce yukarıki komşudan cam kavanozda getirdiğiniz ve tencerede pişerken naifçe tüten dumanıyla kokular yayan sütün kokusunu yada altında saklambaç oynadığınız gece yanından geçmeye korktuğunuz heybetli incir ağacının kokusunu hala hatırlıyorsunuz değil mi? En azından ben hatırlıyorum. Çünkü duygularımızla, çocukluğumuzla ve bizi biz yapan şeylerle özdeşleştirdiğimiz yegane şey kokudur. Yıllar geçse de yüzleri, sesleri şekilleri unutsanız da bunları unutamamanızın sebebi de budur.

Huzurun, dinginliğin, rahatlığın kokusu da yabancılığın, kötülüğün kokusu da vardır içimizde. Ülkelerin, şehirlerin hatta ve hatta evlerin de birer kokusu vardır. Özellikle uzun vakit başka yerde kaldıktan sonra eve geldiğimizde 'kendi evimiz'e geldiğimizi hissettiren en gerçek bilgidir koku. Bu rayiha arasından tüm kokuları ayırt edebilen ana karakter üzerinden kokunun bizim için anlamına değinmesi açısından beynin en müthiş yeteneklerinden birine farklı bir bakış sağlıyor kitap.
İnsanın dünyayı zıtlarla algılaması prensibiyle ana karakterimiz de çok güzel bir koku duyuyor ve ne yapması gerektiğine ondan sonra karar veriyor. Peki zihninde yarattığı kokularla adeta cümle kurarak insanların gözünde Grenouille(Kurbağa) olmaktan kendini kurtarabilecek mi? Bunu öğrenmeyi size bırakıyorum.

Bazı kitaplar insanın dünyaya bakışını zenginleştirir, bu yolla da hayatını değiştirir derler, ben bu kitaptan sonra duyduğunuz kokulara bir daha aynı şekilde bakamayacağınıza eminim. İyi koklamalar, iyi de okumalar.

6.

Ümit Yaşar Oğuzcan şiirini "ben yazdım sana yazdım" diyen sevgilim, bildiğim halde çaktırmayan ben ve "vay ne romantik çocuk şiirler bile yazıyor sana" diyerek kıskandığı için sevgilimi elimden alan arkadaşım evlenmişti. Romantiklik işe yaramadı şiddetli geçimsizlikten boşandılar. Şiir geldi aklıma. Benim için bana yazılan sahte şiir ve sahte insanlarla kurulan sahte evlilikler. Oh olsun diyemiyorum. (Şaka beter olsunlar ve oldular.)

Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?
Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;
Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin...
Bir yelkenliyim şimdi ben senin limanında
Fırtınalardan geldim sende dinleniyorum.
Bu huzur, bu sessizlik hiç bitmesin diyorum;
En eşsiz dakikalar sürsün senin yanında...
Hiç yumma gözlerini, ışığın eksilmesin,
Gündüzüm aydınlığım, ipek böceğim benim!
Güz bahçemde açılmış o son çiçeğim benim!
Yorgun kalbim seninle elem nedir bilmesin;
Ayırma gözlerimden çocuksu gözlerini,
O sakin o yalansız, o kuytu gözlerini

7.
DERYA..., Monte Kristo Kontu'yu inceledi.
16 Kas 20:27 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

1800'ler,1900'ler,2000'ler...Tarihler değişse de insan oğlu hiç değişmemiş...
Her dönem de iyi insanların içinde ki dürüstlüğü,iyiliği,merhameti,güveni ve sevgiyi yıkan birileri hep olmuş ve olmaya da devam ediyor...Neden yıkar ki insan güzel duyguları...Neden iyiliğin yerine kötülük tohumları eker ki...Ektiği kötülük tohumlarının bir gün gelip kendisini bulacağını bilse eker miydi acaba...Sanırım asla yapmazdı böyle bir şeyi...

Dantes henüz on dokuz yaşında...Tertemiz bir kalbi var...Hayatta babası ve çok sevdiği Mercedes'den başka kimsesi yok...Düğün günü kendisine atılan bir iftira sonucu ömür boyu hapse mahkum edilir...Artık kalbinde iyilik yerine kötülük tohumları yeşermiştir...Tek istediği ise ona bunu yaşatanlardan alacağı intikamdır...

Bir intikam hiç bu kadar anlamlı hiç bu kadar gerekli olmamıştır...Hak edene hak ettiğini vermek intikam değil,gerekliliktir...Her ne kadar en güzel intikamın affetmek olduğu söylense de,ödeşmek de adettendir...

8.
Tuco Herrera, Çocukluğum'u inceledi.
 19 Kas 17:38 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu işsiz inceleme için anahtar kelimeleri ve isimleri veriyorum : PUNISHER VE FRANK CASTLE , METALLICA , ROCK MARKET , YADİGAR EJDER , ADİLE NAŞİT , ETİ PUF, LAFF A LYMPICS OLİMPİYATLARI VE GERÇEK KÖTÜLER .. BİR DE ÇİKOLATALI İRMİK TATLISI VE NÜKLEER TANDIR !!!

Sene 1990...9 yaşımda, belki bilemedin 10 yaşında falanım.. Trt 3 te rock market diye bir program var..Halen daha olduğu gibi o dönem de metal , müzik olarak değil deli işi olarak görüldüğü için gecenin bir yarısına koyuyorlar bu programı..Annem yatırıyor gece yarısı kalkıyorum ama sorun şu ki şimdiki gibi wireless kulaklıklar falan yok ..Hoş , kulaklıkta yok..Tv annemlerin odasına çok yakın.. Deliriyorum izlemek için ama sesi açsam uyanacaklar ,baskın yiyeceğiz ..İşin ucunda "z"opa var! Sesi kısıp dibine gömülüyorum bu kez de radyasyondan yeşeriyorum falan filan ..Yine böyle gecelerden birinde Metallica' nın One parcasının klibine denk geldim!! Okulda ismini duyuyoruz ama dinlemek nasip olmamış .. Yani o yoklukta 9-10 yaşında bir çocuğun ilk kez bu denli agresif bir müziğe denk gelişini size nasıl anlatayım bilemiyorum.. 3 uzun saçlı tip senkronize şekilde kafa sallıyor önünüzde..double cross u ilk kez duyuyoruz..Beynimden testere geçiriyorlar sandım ..Tel takıp elinizle gezdirdiğiniz dandik plastik arabaların Transformer 'lara dönüştüğünü düşünün.. Az kaldı aklımı yitirecem.. (merak edenler için : EVET O GÜN SESİ AÇIP, METALLICA' YA ÖZENİP, NE OLACAKSA OLSUN DİYİP, KAFA SALLAMAYA BAŞLAYINCA ,UYANIP O HALİMİ GÖREN ANNEM TARAFINDAN "İÇİNE ŞEYTAN GİRMİŞ BU ÇOCUĞUN" DİYEREK SAĞLAM BİR ZOPA YEDİK! İSYAN BAYRAĞI İLK KEZ O GÜN GÖNDERE ÇEKİLDİ..İLK KAN O GÜN DÖKÜLDÜ!!) Tabi o dönemler de , Metallica ' nın senfoni orkestralarıyla düetler dizip popcorna dönmeden önceki "KAFA KOPARDIĞI" , kuduz köpek gibi müzik yaptığı yıllar..Manyağı olduk..Bir dönem geldi "ingiliççe" öğrendik , sözleri çevirdik bi baktık ki total "protest" muhabbetler.. "Haksızlığa" karşı yazılmış sözler..Tabii yaş ilerliyor, her erkek çocuğu gibi biz de çizgi roman ve atari denen illeti tecrübe ettik conan , x-men ,spiderman derken Punisher ve Frank Castle ( büyüksün REİS!!) ile tanıştık..Ailesi ellerinden alınan ex- special forces elemanı psikopat bir marine (komando işte kardeşim).. Onun da payına "haksızlık" paydasına intikam düşmüş..Şimdi diyeceksin ki yahu arkadaş bize bunları neden anlatıyorsun ? Bunların Gorki ile ne ilgisi var .. Açıklayayım : Maksim Gorki de tıpkı bu yukarda adı geçenler gibi hayattaki payına "haksızlık ve adaletsizlik" düşmüş ve bu haksızlıklara karşı kalem oynatmış mücadele vermiş bir yazar..Bu bağlamda tamamıyla aynı hizaya denk geliyorlar..Yaklaşık bir saat önce Punisher' ın Metallica - One parcasıyla mixlenmiş trailerını görmeseydim daha uzunca bir müddet yazamıcaktım bu incelemeyi sanırım..Gelelim Maksim Gorki' ye..

Gorki ile tanışma faslım seneler evvel Ana adlı romanıyla oldu.. O dönemler nerden nasıl elime geçmiş olduğunu bilmiyorum , tam olarak hatırlamıyorum ama iskele yayınlarından çıkmış bu romanı alıp okumuş ve baya baya etkisinde kalmıştım.. Etkisinde kalmış olmam şu bakımdan önemli idi çünkü o dönemler hakkaniyet duygumuzun olmasına karşın apolitik bir cizgi üzerinde yürümekteydik .. Pek tabii o dönem de ( şu gün de!) metal dinliyor yine protest bir çizgiyi savunuyorduk ama görüşümüze bir ad koymamış idik .. İşte bu roman sayesinde ilk kez Emek - sermaye olayına sonuna kadar , tartışmasız bir kesinlikle haklı olan ile insafsız sömürünün yanında yer alan haksızın gözünden tarafsız bir gözle bakabildim .. Roman hoşuma gitmiş ama anlatımı pek sevmemiştim ..Onun da sebebini farklı ama rusça aslından iyi bir çeviri okuyunca anladım.. Siz siz olun ucuz yahni yiyeceğim diye dalağınızdan böbreğinizden olmayın.. Kitaba gelir isek .. Bu kitap Maksim Gorki' nin hayatını anlattığı 3 bölümlük kitaplar silsilesinin ilk kısmı..Yine Kemalettin Tuğcu roman kahramanlarını secdeye yatırıp , bunca bunalıma dayanamayıp overdose madde alımına koşturacak dramları çok küçük yaşta yaşamış bir çocukla girizgah yapıyor Gorki .. Düşünün ki 4 yaşında babasını kaybettiğini idrak dahi edemeyen Gorki, hiç farkına varmaksızın defin gününde babasının yağmur altında toprağa verilirken çamurlu sularla mezara yuvarlanan kurbağalara ne olacağını düşündüğünü aktarıyor sizlere .. Sonrasında anneanne tarafına hicret ..Kitap aslen bu bölümden sonra başlıyor diyebiliriz.. Kaşirinler olarak anılan ,iki dayısı ,yengeleri, dedesi ,anneannesi ve uşakları ile yanlarında çalıştırdıkları terkedilip evlat edinilen bir yetimden oluşan bu kötülükler silsilesi aile , tabiri caizse Laff A Lympics olimpiyatlarındaki GERÇEK KÖTÜLER takımı olup adeta kan kusturuyorlar ona.. Dayılara bakarsan biri YECÜC biri MECÜC..Dedeye gelecek olsan eli sopalı son derece psikopat ve acımasız bir kişilik ..Megatron'un eski Rusya' da yaşamış versiyonu..Kuzenler son derece sinsi ve sürekli kendisine tuzak kurarak falakaya yatırılmasına sebebiyet veriyorlar..Yalnız bu anlattıklarımın dışında bir kadın hayal edin: ANNEANNE..Burası ÇOK önemli !!

Kaşirin Nine için malzemeler :

1 adet Yadigar Ejder
1 adet Adile Naşit
1 adet Rapunzel
Bol miktarda Eti Puf (siyah olacak)
Azıcık dinlenin malzemeleri toparlayın gelin devam edelim..bu arada başka bir evrene uzanalım araya da fon olsun =) "ALL" Hail the dark-side!!! <3

https://www.youtube.com/watch?v=oZuwZiaW4kA

Geldiniz mi? OK!
Yadigar Ejder'in kalıbını , Adile Naşit' in kalbiyle marine edip ,Rapunzel' in saçlarını siyaha boyayıp kökünden kestikten sonra kulak memesi kıvamına gelen karışıma alabildiğince Eti Puf ekleyerek buzdolabında bekletiyoruz ..Oluşan karışımı HADRON ÇARPIŞTIRICISINA koyup reaksiyonu gözlemlemeye başlıyoruz..veeee 10 dakika sonra Kaşirin Nine hazır!! =)) İşte bu uzun saçlı altın kalpli KELİMENİN GERÇEK MANASIYLA DEV KADIN Gorki' nin evdeki tek koruyucusu .. Tüm bu anlattıklarım ışığında Kaşirinlerin evini bir NÜKLEER TANDIR , Gorki'yi de bu tandırda unutulan gereğinden fazla pişmiş ÇİKOLATALI İRMİK TATLISI olarak düşünün .. Çünkü anlatımı o kadar tatlı ve sade ,başından geçenlerse bir o kadar acı ve dayanılmaz.. Kısaca oku ya da oku kategorisindeki kitaplardan.. Bu işsiz incelememizin de böylece sonuna geldik CİCİŞLER ..Kısa tutayım dedim ama yine uzun oldu kusura bakmayın ..

Elzem Linkler:

Punisher trailer : https://www.youtube.com/watch?v=lIY6zFL95hE

Laff A Lympics Olimpiyatlarında hep kazansınlar istediğim ama bir türlü muvaffak olamayan gönüllerin şampiyonu GERÇEK KÖTÜLER :
http://img01.alkislarlayasiyorum.com/...sipsak/263751_12.jpg

Hadron çarpıştıcısı : http://www.btnet.com.tr/...-hadron-collider.jpg

Yadigar Ejder : https://instela-static.info/...ar-ejder--i12185.jpg

9.
DUA, Su Çürüdü'ü inceledi.
 13 Kas 16:35 · Kitabı okudu

Yine çocukken, babamın dokunma yırtarsın diyerek beni uzak tuttuğu kütüphanesinden bir kitabı daha gizlice çalıp okumuştum. Babam bana oku dese eminim okumazdım. Yasak olunca ilgimi çekmiş sanırım.

Bir gün öğretmenimiz kendi kalemimizden şiir yazmamızı istedi. Beceremeyince bu kitabın en beğendiğim şiirinden bir bölümü, ben yazdım diyerek öğretmene götürdüm. Öğretmenimiz böyle manyak şiirler yazma bir daha diyerek düşük bir not vermişti. Yine de sınıfın en yüksek notunu almıştım. Çünkü arkadaşlarım bilinen tanınan şiirlerle gelmişti. Benim şiiri öğretmen o kadar acemice bulmuştu ki benim yazdığıma inanmıştı.

Öğretmenim anlamamıştı. Ahmet Telli çok güzel yazardı bende beğenerek okurdum. Evet manyak yazardı ama kesinlikle acemi değildi.

10.
DERYA..., Ege'de Bir Yiğit - Fırat Yılmaz Çakıroğlu'yu inceledi.
 14 Kas 17:59 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

"Bayrakları bayrak yapan üzerindeki kandır...Toprak,eğer uğrunda ölen varsa vatandır"...

Vatan,bayrak,ezan sevdalısı bir yiğit Fırat Çakıroğlu...Namerde mertliği,kalleşe yürekliliği gösteren can Fırat,aslan Fırat...
Seni nasıl anlatmalı bilmem ki...Ne desem,ne söylesem eksik,yaralı,anlamsız...
Ben nasıl ifade edebilirim ki sende ki yüreği...Sende ki imanı...Sende ki cesareti...Sende ki Türklük ateşini...

Vay be dedim...Analar ne yiğitler doğuruyor...Ne fidanlar Vatan toprağı için can veriyor,kan akıtıyor...Gözün arkada kalmasın be Fırat...Bu vatanın evlatları ne bir karış toprağını verir,ne bayrağını indirtir,ne de ezanını susturtur...
Çünkü çok iyi biliyoruz ki bu vatan kolay kazanılmadı...Nice Fırat'ların kanı var topraklarımızda...Biz de Fırat'lar asla bitmez...Ay yıldızlı bayrak ilelebet dalgalanacak...Vatanımın doğusunda da batısında da...

Gülüşün de Fırat gülüşün de her gün bir fidan büyüyecek...Bir vatan sevdalısı yeşerecek...
Hakkını helal et yiğidim...Gençliğini,hayallerini,geleceğini helal et bizlere...
Kalbimizde,dualarımızdasın Fırat...

11.
DUA, Yaşasın Zayıflıyorum'u inceledi.
 17 Kas 16:00 · Kitabı okudu

Bu kitaba inceleme yazıp yazmamayı bir kaç gün düşündüm. Şöyle ki geçen hafta inceleme yazdığım bir kitap hiç alakası olmadığı halde pornografi içeriyor denilerek şikayet edilmişti. Bu kitapta aynı şikayete maruz kalabilir diye düşünüyorum. Kapağına nasıl bakarsanız öyle göreceksiniz. Beynini pornoyla fazla bozanlar kitap kapağını yine porno dergi kapağı zannedecektir yapacak bir şey yok.

Kitabımıza gelirsek; Geçen ay ve bu ayki profil resimlerimin arasındaki 3 4 kilo farkı farkeden Schrödinger'in Kedisi kilo almışsın deyiverdi. Yıkıldım kahroldum. Kedicik bile fark ettiyse herkes fark etmiştir diyerek evdeki diyet kitaplarını bir gözden geçireyim dedim. Bilirsiniz her kadın 100 gram da olsa fazlam vardır der ancak bunu hemcinslerine asla ve asla söylemez. Kilo aldın diyenlere yoo aynıyım veya kıyafet bol göstermiş der. Asla ve asla memnun olmaz kendinden ama çaktırmaz da.

Kitaptaki yiyeceklere gelirsek; 100 gram kuşkonmaz, 200 gram brokoli, bu soğuk havalarda yarım top dondurma (haftada yarım top dondurmadan 3 sene yetebilecek bir carte d'or kutusu), yaz günü 2 küçük mandalina, değişik tropikal sebze meyve ve her an her yerde bulunmayan şeyler. Böyle olunca da insanlar diyet kitaplarıyla zayıflayamıyor. Sabah kalkınca yarım limonla biraz naneyi bir saat suda beklet iç. Ee bir saat bir şey yemeyecek miyim diye soruyorum kitaba. Akşamları 100 gram et ızgara yap ye. 100 gram et için ızgara mı açılır. Veya köfte yapılacaksa 3 tane yenilip bırakılır mı. Diyet yok zayıflama yalan gibi bir sloganla, az yiyelim kilo almayalım diyorum. Yoksa Brokoli yemek zorunda kalırsınız. Yiyorum yiyorum kilo alamıyorum diyen kızlara da sinir olurdum artık olmuyorum. Yarım haşlanmış yumurta yiyerek 10 lahmacun yemiş gibi oluyorlar.

12.
DERYA..., 30 Yaşındaysanız Hayat Gerçekten Zor'u inceledi.
 18 Kas 01:19 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 7/10 puan

Hacı hacıyı Mekke'de,deli deliyi dakika da bulur diye boşuna dememişler...
Nerde benim gibi bir heyecanlı,sakar,aklı bir karış havada,dediğim dedik çaldığım düdük,inadım inat biri varsa(bu kitap da olduğu gibi)hemen bulurum...Çekmecede bir saç tokasını saatlerce ararım bulamam ama bir romantik komedi kitabını anında bulurum...
Bayılıyorum bu tarz kitaplara...Kendimi bulduğum yerlerini,bu kadar samimi olmasını,yüzümde kocaman bir gülümse bırakmasını çok seviyorum...
Ben mi bu tür kitapları buluyorum onlar mı beni buluyor bilmiyorum ama yuvarlanıp gidiyoruz...Güle oynaya,hoplaya zıplaya...

Ben çok beğendim yazarın kalemini...İçten,samimi,sımsıcak...Kitap çok eğlenceli...Nazlının hayatı öyle tanıdık ki...Hemen olayların akışına bırakıyorsunuz kendinizi...Nazlı siz olurken,siz Nazlı oluyorsunuz sayfalar akıp giderken...Ve tebessümler kahkahalara karışırken kitabın bittiği gerçeğiyle karşı karşıya kalıyorsunuz...

30 yaşında hayat zor mu kolay mı tartışılır ama Sevgili Ajda Pekkan'ın da dediği gibi her yaşın ayrı bir güzelliği var...
Ben seviyorum yaşımı,yaşattıklarını,anılarımı...