Damla Köseoğlu, Yaz Rüzgarı'ı inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Okuduğum kitaplar listesine eklenen beşinci Kristin Hannah romanı oldu Yaz Rüzgârı. Yine sımsıcak bir dil, sevilesi karakterler ile buram buram samimiyet kokan bir roman. Romanlarında aile ilişkileri, aşk, arkadaşlık gibi konulara yer veren Hannah, Yaz Rüzgârı'nda temel olarak anne-kız ilişkisini ele alıyor. Bir yazarın birden fazla kitabını okuduğumuzda her zaman bu kitaplar arasında karşılaştırma yaparız. Yaz Rüzgârı, Ateşböceği Yolu ve Gece Yolu kadar olmasa da beni tatmin etti ve beklentilerimi karşıladı.

Ünlü bir talk show sunucusu olan Nora Bridge kendisine aile, arkadaşlık, aşk ilişkileri ile ilgili sorular soran dinleyicilerine yardımcı olurken, kendi kalp kırgınlığına merhem bulamamış bir kadındır. On bir yıl önce eşini ve çocuklarını terk eden Nora'nın hayatı ve kariyeri ortaya çıkan bir skandalla alt üst olur. Bir süre bu olaylardan uzaklaşmak isteyen Nora kendini terk ettiği Summer Adası'ndaki evde bulur. Öte yandan Nora'yı bir türlü affedemeyen küçük kızı Ruby ise ablası ve annesinin ısrarıyla evde Nora'ya eşlik etmeyi kabul eder. Ruby'nin adada kalmaktaki asıl amacı skandalın ana karakteri olan ve basının oyuncağı haline gelen annesi hakkında bir yazı yazarak karşılığında 50 bin doların sahibi olmaktır.

Bazı insanlara ne kadar kızsak ya da kırılsak da içten içe yine onlara özlem duyar yine yanlarında olmak isteriz. Birçoğumuz hattâ tamamımız için anne ve babalarımız söz konusu olduğunda durum böyledir. Onlara karşı hissettiğimiz sevginin ne kadar derin olduğunu anlayabilmek için ağızlarından çıkan bir "kızım, oğlum" sözcüğü yeterlidir çoğu zaman. Bazen de kendimizi bir şeye yıllarca o kadar inandırmışız, o şeyi o kadar çok doğru kabul etmişizdir ki gözümüzün önünde duran gerçekleri göremeyiz ve bu durum yıllarımızdan alır götürür. İşte Yaz Rüzgârı'nda bu tür düşüncelere kapılıp gidiyorsunuz. Güçlü görünmek istemesine rağmen, umursamıyormuş gibi davranmasına rağmen insanın içinde ne tür fırtınaların kopabileceği ve aslında insanoğlunun ne kadar kırılgan, güçsüz olduğu gerçeğini yüzümüze çarpıyor Kristin Hannah.

Kitabı okurken bir yandan da düşündüğüm şey yanımızda olan, onlar tarafından sevildiğimizi sandığımız kişilerin yaptığımız, yapacağımız bir hata ile bizleri ne kadar çabuk yargısız infaz edebileceğiydi. Yaz Rüzgârı'nda bu durum sıkça karşımıza çıkıyor. Bir ailenin oğullarına yaptıkları ve bir kişiyi yücelten basınının yine aynı kişiyi nasıl yerin dibine sokabildiği gerçekleri ile.

Kristin Hannah'ın başarılı birey çözümlemeleri ile roman karakterlerinin iç dünyalarında yaşadıklarını âdeta ben de yaşıyorum. Her zamanki duru, akıcı diliyle herkesin yaşayabileceği sorunları aktaran Hannah her kitabında beni kendisine biraz daha hayran bırakıyor. Umarım en kısa zamanda diğer kitaplarından birini daha okuyabilirim. Kristin Hannah okumak benim için o kadar keyifli bir hale geldi ki hissetiklerimi tam olarak tarif edecek kelimeleri bulamıyor olabilirim. Hepinize keyifli okumalar...

Seyid Ahmet GÜLTEKİN, Sonsuzluğa Nokta'yı inceledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Hasan Ali Toptaş ile ilk tanışma kitabım oldu. Değerli eserinde yazar, olayları üç boyutta değerlendirmiş. Geçmiş, gelecek ve anı yaşama boyutları. Yetişkinler olarak çocuklarımızı büyütme ve hayata hazırlama aşamasında ki hatalarımızın birey olma çabasındaki çocuklarımıza etkisi çok açık bir şekilde ele alınmış. Kahramanımız Bedran’ ın üzerinde ki anne ve özellikle babanın olumsuz etkisi adeta onu gölge gibi takip etmiş ve kaderi haline geldiği yaşatılarak anlatılmış sanki. Bizim gibi düşünen, bizim gibi olan çocuklarımız olsun istiyoruz büyükler olarak, oysa onlar başka bir dünya, kendi hayatlarını şekillendirme ve kendi tercihlerini yapma fırsatı verdiğimizde hayatın onlar adına daha güzel olacağı kaçınılmazdır. Ayrıca kitapta başka bir boyut yaratılarak cinsellikte ele alınmış, yazarın ilk okuduğum kitabı olduğu için genel bir tarzı mı? Yoksa bu kitaba özgü bir durum olup olmadığı konusunda kesin bir kanaat oluşmadığı için değerli yazara haksızlık etmek istemedim. Lakin eserde bu konu bazı okurlarda sıkıntı yaratacağı kanaatindeyim. Doyumsuz bir cinsellik, her an göreve hazır kahraman ile karşısında da genellikle iki bayan bulunması eserin dördüncü boyutu olan cinsellik fantezisinin renkliliği olarak mı algılamalıyız diye düşündüm. Kitap ta yaşama dair her şeyi fazlasıyla bulabiliyoruz, yazarın muhteşem dili ve ustaca kullandığı kelimeler ile Anadolu yaşantısı ile şehir yaşantısının belgeseli misali akıp gidiyor.

Büyük küçük herkesin okumasını tavsiye ederim. Bu hayata birde bazı insanlardan daha insan olan hayvanların gözünden bakmaya ihtiyacımız var.

serap ozturk, Beyaz Diş'i inceledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · 43 günde · Beğendi · 1/10 puan

Kendi cinsinden ve insanlardan nefret gördüğü, hiç durmadan onlarla mücadele ettiği için büyümesi çabuk fakat tek yönlü oluyordu. İçindeki şefkat ve sevginin filizlenmesi olanaksızdı. Böyle şeyler için en küçük bir umudu bile yoktu. Kuvvetliye boyun eğmek, zayıfı ezmek kuralını öğretmişti. Gri kunduz kuvvetli bir tanrıydı. Bu yüzden Beyaz Diş ona boyun eğiyordu. Fakat kendisinden küçük olan köpek, ezilmesi gereken zayıf bir yaratıktı. Onunki kuvvet yönünde bir gelişmeydi. Devamlı acı çekmek, hatta mahvolmak tehlikesine karşı koyabilmek için,m yırtıcı ve savunmacı özellikleri aşırı derecede gelişmişti. Diğer köpeklerden daha çabuk hareket ediyor, daha hızlı koşuyordu. Onlara oranla daha hileci, daha çevikti. Çelik gibi kasları, ipince sinirleri olan, cesur, zalim, yırtıcı ve akıllı bir hayvan olup çıktı. Bütün bu niteliklere sahip olması şarttı, aksi halde ne ayakta durabilecek ne de içinde bulunduğu bu düşman çevrede yaşayabilecekti.

EsraÇ, Sol Ayağım'ı inceledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Her şeyi sorguladığım,cevaplar bulmaya çalıştığım ve gerçekten zorda hissettiğim bir anda de karşıma çıktı.Neler yapabileceğimi ve gücümü bana gösterdiği için Christy Brown'a ne kadar teşekkür etsem az.Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim :))

Dostoyevski eserleri okuru her zaman korkutmuştur. Bu korku, bazen kitabın hacminden, bazen de içeriğinden kaynaklıdır. Fakat onun dünyasına adımını atmaya cesaret eden bir okur, bu korkularından arınır ve yaşayabileceği en büyük edebi hazlardan birini yaşar.

Dostoyevski romanlarını, bizim bildiğimiz dünyadan farklı bir dünyada yaratır. Dışarıdan baktığımızda, onun oluşturduğu bu dünya bizimkiyle aynı gibi gelir ama kitabın içine girince anlarsınız ki, sizler artık farklı bir dünyanın içindesinizdir. Bu farklılığı anlamanızı sağlayan en büyük etmen, onun dünyasının havasının, sizin ciğerlerinize fazla gelmesidir. Huzurlu bir okuma gerçekleşmez bir türlü, insan, onun kitaplarını okurken boğulacak gibi olur.

Bu dünya, bizim dünyamızdan daha şeffaftır. Dostoyevski seçtiği bir konuyla, insanoğlunun çıkmazlarını aydınlatır. Din, siyaset ve insanlık üçlüsü, konularının temel noktasını oluşturur. Dostoyevski'nin insanları, varoluşlarının sebebini sorgulayan, avare insanlardır. Bu arayış esnasında yollarını sürekli kaybeden, ezilmiş, bazen aşırı gururlu bazen de aşırı gurursuz, ortası olmayan insanlardır. Küçücük bir olayı kafalarında devleştiren, tutarsız kişiliklerdir. Varoluşlarını anlamlandıramayışları, intihar ve cinayet gibi sonuçlara sebebiyet verir. Prens Mişkin'ler, Raskolnikov'lar, Stavrogin'ler... Hepsi bu arayışta başarısız olmuş, topluma adapte olamamış karakterlerdir.

Ecinniler, Dostoyevski'nin zamanının siyasi otoritesini ve Rus toplumunu alaycı bir dille ekeştirdiği dev eseridir. Özellikle sosyalizmi hedefine almıştır. Bir toplantı esnasında, sosyalizmi savunan bir gruptaki insanları o denli bilgisiz gösterir ki insan, ideolojilerin basitliğini ve çürümüşlüğünü derinden anlar. Neyi, niçin yaptığını bilmeyen, bir hışımla konuşmaya atılıp konuşmanın sonunu getiremeyen, ideolojik çerçevenin içine sıkışıp kalmış insanlar, bilgisizliğin en dibini temsil eder. Bir tek sosyalizmin değil, nihilizm ve ateizmin de üzerine gider ve bu görüşleri savunanları, alaycı bir tutumla eleştirir. Eylem amaçlı valiye giden işçilerin, kendilerini savunmaları ve haklarını almayı talep etmeleri için seçtikleri azınlığın, daha ne isteyeceklerini bile bilmediğini ve sosyalizmi; insanların anladığı bir ideolojiden ziyade, sürü psikolojisi ile hareket edilen bir ideoloji olarak gösterir.

Karakter sayısı ise diğer eserlerine göre oldukça fazla ama zamanla karakterlerle özdeşleştiğiniz için bu durum fazla can sıkmıyor.

Dostoyevski, sahne betimlemelerinde de inanılmaz bir iş çıkarmış. Her bir sahne bütün detaylarıyla okurun gözleri önüne serilmiş. Böylece okur, olaylar esnasında, kitabın içinde kendisine bir yer bulup, olayları birebir oradaymış gibi yaşayabiliyor.

Karakter tahlilleri ve gidişat konusunda da bir şeyler yazmak isterim ama inceleme devasa boyuta ulaşacağı için, bunu yapmaktan vazgeçiyorum.

Eseri, hacmine göre değerlendirmeyip, Dostoyevski'nin başta belirttiğim dünyasında kendinize bir yer bulabilirseniz, hayatın her yönünü soluksuz bir şekilde takip edebilir, bu takip esnasında sayısız deneyimlere erişebilirsiniz. Dostoyevski bu eserinde, Karamazov Kardeşler ya da Budala eserlerinde yaptığı gibi, hayatı bütün yönleriyle ele almış ve şeffaflaştırılmış tahlilleriyle, insanoğlunun yolunu aydınlatmış. Bu yüzdendir ki Dostoyevski okuduğum zaman kendimi daha iyi hissederim ve kitapların insana neler öğretebileceğine bir kez daha şahit olurum.

Herkese bu dev eseri tavsiye ediyor, iyi okumalar diliyorum.

Ebrar, Dilara'yı inceledi.
 Dün 09:53

Kitabı okudum ama bi an önce bitmesi icin uğraştım.Kitap güzel ama bazı yerleri bana sıkıcı geldi nasıl anlatsam biraz yapmacık gibi geldi.Dilara'nın beyaz gelinlikler içinde yaşadıklarını, temizliği iyi kalpliliğini, yardımseverliğini,saygılı ve sevgili oluşunu, hayatını, islamın kızın üzerindeki etkisini, ailesinindeki kişilerin başından geçenleri ve Çetin ismindeki kişiyle evliliğininden bahsetmektedir.Dilara'nın islami yönleri beni çok etkiledi gerçekden.Keşke herkes Dilara gibi olabilse..

Mithril / Morpheus, Bir Gün Tek Başına'yı inceledi.
16 saat önce · Kitabı okudu · 50 günde · Beğendi · Puan vermedi

Kalemler ustalaştıkça üzerine söz söylemek de aynı oranda zorlaşıyor. Geçtiğimiz aylarda aramızdan ayrılan Vedat Türkali de bu isimlerden...

Bir Gün Tek Başına, 60 Darbesi döneminde geçmektedir. Hani bir söz vardır, "Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin"; işte bu cümlede bahsi geçen devir sanırım o devirdir. Kimin polis kimin halk, kimin sağcı kimin solcu ya da kimin güvenilir kimin ispiyoncu olduğunun bilinmediği bir dönemdir. Ne sevgili, ne arkadaş ne de ekmeğini bölüştüğün dosta güvenebilirsin... Ve bu dönemde filizlenen bir yasak aşkı konu almaktadır kitap.

Kitabın ilk yarısı karakterlerin ve kurgunun oturması adına daha çok bu yasak aşk üzerine kuruluydu. Kisisel olarak mantıksallaştıramadığım bir durum olduğu için de günün sonunda karakterleri özümseyemedim. Ancak ne zaman ki ilişki, sayfalardaki ağırlığını kaybedip yerini daha çok arka planda kalmış olan siyasi olaylara bıraktı, o zaman kitaptan aldıüım zevk de katlandı.

Usta'nın kalemine, diline söyleyecek zaten lafım yok. İyi ki yazmış...

Bekir İstanbul, Dinle Küçük Adam'ı inceledi.
Dün 18:23 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

"Küçük Adam" bir insan tipidir yada "insan" olmayı bile başaramamış, okumayan, düşünmeyen, haberlerde dinlediği herşeye hemen inanan, sorgulamayan, kendi potansiyelinden habersiz, hedefleri olmayan, aslında neye oy verdiğini bilmeyen ama hemen herşey hakkında konuşabilen iki ayaklı bir varlıktır. Bu varlıkların çokluğu kitleleri ve yığınları oluşturur ki bir ülkenin kaderini büyük oranda bu az bilip çok inanan yığınlar belirler. Bu küçük adamların en belirgin özelliklerinden biri de çok şikayet ve eleştiridir. Birşeyler düzeltmeye gelince gereken çabayı göstermekten kaçarlar... Çözüm ise tabiki eğitim; güçlü ve etkin eğitim sistemi, donanımlı öğretmenler ve bilinçli anne babalar...

Hatice Kaya, Satranç'ı inceledi.
Dün 14:21 · Kitabı okudu · 3 günde · 9/10 puan

Bitirdiğim ikinci Stefan Zweig kitabında yine aynı cümleyi tekrarlayacağım; duygular ancak bu kadar güzel aktarılabilir.
O hücrede Dr.B ile birlikte psikolojik baskıyı hissettim, satranç hırsını yaşadım.
Tıpkı kitaptaki gibi satranç zehirlemesi değil ama Stefan Zweig zehirlenmesi yaşayacağım.
Ben yeterince vakit kaybetmişim kitabı okumak için size önerim hiç düşünmeden okuyun.