Özgür Beden, Kış Yolculuğu'yu inceledi.
45 dk. · 6/10 puan

Kitaba ilk okumaya başladığımda beni Paris semalarında bir gezintiye çıkaracağını hissetmiş ve heyecanlanmıştım fakat Hayal kırıklığı yaşamam uzun sürmedi. Yine de yazarın hayal dünyası oldukça geniş. Emeklerine saygı duyuyorum.

insan_okur, Su Çürüdü'ü inceledi.
34 dk. · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Su Çürüdü evet ben bu eseri okuduktan sonra yazarın acaba isminde bir şifre mi var diyerek Suç Ürüdü olarak algıladım. Yazarın öylesine duygulu ve içten satırları var ki çok beğendim. Bir çok şiir kitabı okudum; duyguyu geçirebilen serbest şiir yazarlarından nadir bir isim olarak kaldı. Yazarla ilk tanışmam ise bir kaç yerde okunması gereken isimlerden olarak ve bir çok alıntının sahibi olarak görüyordum. Merak edip en fazla okunan ve beğenilen eseri hangisi ise onunla başlamalıyım diyerek sahaftan kaptım. Çok yıpranmış ve yırtıktı ama gerçekten değdi. 90 sayfalık kısa bir kitap. Şiirlerin kıtalarını farklı okumanız imkansız çünkü şiiri bir bütün halinde yazmış yazar. 1 kıtayı şiirden çıkardığınızda anlam bütünlüğü bozuluyor. Şiirlerin konusu özlem kokuyor ve 12 Eylül'ün hatıralarını barındırıyor. Kitabı bitirdikten sonra bu adam çok işkence çekmiş dedim ve kitaptan sonra yazarın hayatını okudum. Evet düşündüğüm gibiymiş ve 12 Eylül'de hükümlü olmuş ve şiirlerinde bunu hissettirmiş.

İlk kez Ahmet Telli okudum ama yine okuyacağım. Beğendiğim bir isim oldu; sizlere de tavsiye ederim.

Ömür Törpüsü, Kuralsız'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Serinin ikinci kitabı. Hem filmini izleyip hem kitabını okuduğum sayılı serilerden. Bilim kurgu tarzı hoş bir roman. Sürükleyici ve merak uyandıran bir tarzı var. Okumanızı tavsiye ederim.

Fira Rasulova, Şeker Portakalı'ı inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 10/10 puan

Zeze gerçekten unutamiyacağım bir KAHRAMAN, 5 yaşında bir çocuk ne kadar olgun ola bilir ki? Gerçekten 18 yaşım olmasına rağmen benim tahammül edemiyeceğim şeylerle o kadar iyi başa çıkıyor ki, hayran kaldım gerçekten

Kubra, İnsan Neyle Yaşar'ı inceledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · 10/10 puan

Kendinizi kaybettiğinizde, hırslarınıza, kininize yenildiğinizi hissettiğinizde acilen elinize almanız gereken bir kitap. İçerisindeki altı öykünün altısı da başka öğütler veriyor ve kendinizi sorgulamaya başlıyorsunuz.. Tolstoy'un kalemi, hikayelerin mükemmelliği ile birleşince tadından yenmez bir kitap çıkıyor karşınıza. Okumalısınız ! Kesinlikle tavsiye ediyorum.

Murat Sezgin, Başlarken Yalnızsın Bitirdiğinde Daha Da Yalnız'ı inceledi.
 18 saat önce · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

“Yeryüzüne susmaya gelenler sınıfındanım diyen bir insanın, hakikaten, bu kadar konuşmaması gerekirdi…Geri kalan ömrümü susarak geçirecek kadar çok konuştuğum için, doğrusu, şimdi mahcubiyet duyuyorum.” Ah ah! Gerçekten de ne çok konuşmuşsun Hasanım Ali! Şimdi seni sevip okuyan da sırlarını bilecek, şişiriliyor deyip okuyan da.

Hasan Ali Toptaş’ın en son okunması gereken kitabını, okuyacak 4 kitabı kaldı bir şey olmaz diyerekten okumuş bulundum. Sonuç olarak okumadığım kitaplarından ne spoilerler ne tatkaçıranlar yedim bir bilseniz. Umutlarım heba, hayallerim kayıp, efkârım da yalnızlıklar gibi bir şey oldu. Neden en son okunması gerekiyor derseniz kitabın yapısı Hasan Ali Toptaş’ın çok ince hesaplayarak kitaplarına gömdüğü bazı şeylerin tadını kaçırmaya çok müsait. Kitap Hasan Ali Toptaş’ın kendi, kitapları ve farklı konular hakkında yaptığı söyleşilerden oluşuyor. Üzerinde en çok durulan kitaplar Uykuların Doğusu, Heba, Bin Hüzünlü Haz, Yalnızlıklar ve Kayıp Hayaller Kitabı. Ben henüz Heba, Kayıp Hayaller Kitabı ve Yalnızlıklar kitaplarını okumamıştım ama bu kitabı okuyunca bir nevi okumuş kadar oldum. Aman siz siz olun en son okuyun.

Hasan Ali Toptaş’ın yazma serüvenine nasıl başladığını Harfler ve Notalar kitabının incelemesinde(#19374083) anlatmıştım. Şimdi de bu serüvenin nasıl devam ettiğini anlatmak istiyorum. Bunu yaparken kitabın 212 ve 213. sayfasındaki söyleşiye bağlı kalacağım. Temmuz 2006’da Hasan Ali Toptaş Remzi Kitap’ta Esra Karaduman Okay ile bir söyleşi yapıyor. Esra Karaduman önce yazmaya nasıl başladığını soruyor sonra “nasıl devam etti serüven?” diye soruyor. Toptaş: “Öyküler yazmaya başladım…1975’te, liseyi yeni bitirmiştim; ilk öyküm, yerel bir gazetede çıktı.” Toptaş o dönemlerde büyük bir Bekir Yıldız hayranı. Bu hayranlığın sonucu farkında olmadan ona öykünmeye başlıyor. Edebiyat dergileri bu öyküleri doğal olarak geri çeviriyor. Sonra yeniden öyküleri yayımlanmaya başlıyor. 1987’de bu öyküler Bir Gülüşün Kimliği olarak kitaplaşıyor. Ama kendi parasıyla bastırıyor kitabı. Ve ikinci kitabını da kendi bastırıyor. “Sonra küstüm. “iki kitabı kendi paramla bastırdım, üçüncüyü de mi kendi paramla bastıracağım?” dedim.” Toptaş maliyede memur o dönemler. Maddi sıkıntılar ve anlaşılmama duygusu yüzünden hayatına bir okur olarak devam etme kararı alıyor. Yalnızlıklar kitabı bu dönemlerde kâğıda dökülüyor. Ve yıl 1993. “1993… eğer edebiyat tanrısı diye bir şey varsa o bir yerlerden benim küstüğümü, artık kendi paramla kitap yayımlayamayacağımı, hayatımı bir okur olarak sürdürme kararı aldığımı duydu ve bana müthiş jestler yaptı.” O yıl Sonsuzluğa Nokta kitabı ödül alıyor ve basılıyor. Ardından Ölü Zaman Gezginleri Çankaya Belediyesi Yayınları tarafından basılıyor, tabii yine ödül almış bir şekilde. Yalnızlıklar dosyasını arkadaşı merak ettiği için ona gönderiyor ve arkadaşı sürpriz bir şekilde o kitabını bastırıp getiriyor. “94’de Gölgesizler bitti, Yunus Nadi Roman Ödülü aldı. 96’da Kayıp Hayaller Kitabı, 99’da Bin Hüzünlü Haz çıktı ve Cevdet Kudret Edebiyat ödülü aldı. Ve böylece devam etti.” 2005’te Uykuların Doğusu, 2007’de Harfler ve Notalar, 2013’te Heba, 2014’te bu kitap ve geçtiğimiz senede Kuşlar Yasına Gider kitapları yayımlandı. Bakalım bundan sonra bu serüven nasıl devam edecek.

Kitapta her 20-30 sayfada bir zikredilen sorular, konular, kelimeler var. İşte bunlardan birkaçı:

-Yalnızlıklar kitabının şiire çok benzeyen bir yapısı var. Doğal olarak şiir olarak görülüyor. Ama şiir değil. Söyleşilerde genelde kitabın tam olarak ne olduğu ve Hasan Ali Toptaş şair midir, diye soruluyor. Toptaş da genellikle Yalnızlıklar’a olsa olsa şiirsel metin diyebilirim, şairlik meselesine gelince de ben şair değilim ama iyi bir şiir okuyucusuyum, diye cevaplıyor.

-Toptaş yazı hayatına öyküyle başlıyor. Romana geçince bir daha bırakmak istemiyor ve öykü yazmayı kesiyor. Söyleşilerde en çok sorulan sorulardan biri de “Hasan Ali Toptaş yeniden öykü yazar mı?” Toptaş net bir ifadeyle kalan tüm enerjisini roman sanatına harcayacağını belirtiyor. Hatta ilerde kendi hayatından bir ayı romanlaştırmayı da istediğini ekliyor.

-Toptaş’ın romanları dil kullanımı açısından oldukça geniş kapsamlı çalışmalar içeriyor. Dili kitaplarda beste yapar gibi kullandığını üstüne basa basa söylüyor. Bir metni oluşturmada dilin önemi, kendi kitaplarındaki dilin kullanılış biçimleri, teknolojinin getirdiği hızla beraber dilin de hızlandığı gibi konular hakkında güzel sohbetler var kitapta.

-Kitapta en çok karşılaşacağınız kelime bilmiyorum kelimesi. Toptaş çok mütevazı bir kişilik gerçekten. Sorulan her soruya genelde içinde bilmiyorum geçen bir cümleyle başlıyor. Bilmediğinden değil tabii ki de. İnsanlar bazen, Toptaş bunu dedikçe bu kadar mütevazı olmayın gerçek sanırlar diye karşılık veriyorlarmış. Devrin geldiği şu yerde mütevazılık bile işe yaramıyor. Kendisinin konuyla alakalı şunları söylediğini hatırlamakta fayda var: “Her zaman için sezmek bilmekten iyidir”, “Herkesin her şeyi bildiği bir dünyada bilmiyorum demek hoşuma gidiyor.”

Bu kitapta Hasan Ali Toptaş, eserleri, eserlerini yazma süreçleri, yazarken neyin önemli olduğu, dilin önemi hakkında bahsedecek o kadar çok şey var ki. Bahsetmek için resmen can atıyorum ama henüz okumayanlar için bu kadarı haksızlıkken daha fazlası çok büyük bir haksızlık olur. Onun yerine şöyle cümlelerle kendimi avutuyorum: “İnsan her şeyi anlatamaz, zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez” ya da “Konuşanların sırrı yoktur. Ve hepimiz konuşuruz” ya da Toptaş’ın kendi sözleriyle "Hiçbir şey anlatmamış olmayı çok isterdim. Her şeyi ancak o zaman anlatmış olurdum.” Hasan Ali Toptaş eserlerini bitirmeye iyice yaklaşıyorum. Bilmiyorum, belki gören olmuştur, zaman zaman bir iki ay sonra Hasan Ali Toptaş’ın okuduğu, sevdiği yazar ve kitapları, (kendi kitaplarını da) kapsayan bir etkinlik yapmayı düşünüyorum diye konuşuyorum. 30’a yakın kitap ve yazar var bu kapsamda. Tabii hepsini okumam bir anda çok zor ama son dönemlerde okuduğum kitapların çoğu bunun içindi. Ve hala da okuyorum bu doğrultuda. Az bir süre sonra da duyuracağım inşallah. Bu inceleme de ilk aşaması olsun. Çok uzattım. Minnetle…

Ömer Yaşar, Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · 54 günde · Beğendi · 10/10 puan

Evet bir kitap daha bitti. Dışarıdan bakıldığında böyle gözüküyor. İçimden geçenler ise; iç içe geçerek girift olmuş hayatların, acılı, sancılı, yorucu ve pes etmeyen bir hikayesini okuduğumu söylüyor.

Kitapta; zor şartlar altında hayata yine de tutunan, yoksul ama gururlu Afgan halkının başına gelen türlü eziyetler, savaşlar, Afgan kültürü, çocukluk oyunları, -hiçbir zaman doğru bildiğinden şaşmayan, bir vefa ve sadakat abidesi gibi karşımıza dikilen "Hasan" karakterini- ve onun etrafında gerçekleşen dramatik olaylar silsilesi ile Hasan'a karşı hep mahcubiyet içerisinde olan, aynı zamanda ona olan vefa borcunu ödeme düşüncesi ile kıvranan kitabın ana karakteri "Emir'in" başından geçen olaylar, sarsıcı ve okuyucuyu derin düşüncelere sevk edecek biçimde konu ediniliyor.

Kitabı okurken çok hüzünlendiğim ve ağladığım yerler oldu. Bu hisleri bana yaşatması, kitabın çok gerçekçi ve usta bir dille kaleme alınmış olduğunu gösteriyor.

Hayatta öyle değil mi zaten? Ağlamadan ömür geçiyor mu?

Aylin Tel, Kürk Mantolu Madonna'yı inceledi.
Dün 00:37 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Raif Efendi ile ruhlarımız o kadar benzer ki. İçinde kendimi bularak defalarca okuduğum, her okuyuşumda farklı olgulara vardığım bir şaheser. Ayrıca bu kitap ile tanıştıktan sonra Sabahattin Ali'nin müdavimi oldum. Benim için böyle bir yazarı tanımamda aracı olduğu için bir dönüm noktasıdır. Ayriyeten bunca yıllık bu şaheserin popüler kültür ile tanınması üzücüdür. Okumaya, okutmaya, tavsiye edilmeye değer bir kitap. Ek olarak kahve çekip ile instagrama atmak yerine kitabı özümsemeye çalışmak daha verimli olacaktır

Sehriban tankas, Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
Dün 09:36 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Okurken ağladığım filmini seyrederken hıçkırıklara boğulduğum kitap. Insanın hayatına gerçekten bişeyler katabilicek hayata dair yeniden düşünmesini saglayabilecek bir kitap herkesin okuması dileğiyle

mehmet pak, Hasretinden Prangalar Eskittim'i inceledi.
 21 saat önce · Kitabı okudu · 10/10 puan

Engereklerin, çıyanların, aşımıza ekmeğimize göz koyanların,cellatların, halden bilmezlerin, ferman yazan yazıcıların, dört yanımızı sarıp sarmalamış puştların, fırsatçıların, çıkarcıların, fesatların, katillerin, katliamcıların, kan emicilerin, sömürenlerin, alın terimizi emeğimizi gasp edenlerin,cennete gitmek için dünyayı cehenneme çevirenlerin yarattığı acıları, öfkeye, öfkeyi isyana, isyanı dağlara taşıyan Ahmed Arif seni yüreğinden öpüyor ve saygıyla selamlıyorum. Nazım Hikmet'in metropollerdeki çığlığı, Ahmed Arif'le dağlarda, ovalarda, kırsalda buluşur.
Her satırından bir mısra, her mısrasından bir şiir, her şiirinden bir roman yaratılır. Çevirdiğiniz her sayfada acı bir hüznü anlatan mısraların altında ezilip, yüreğinizde biriken öfke ve isyan gözlerinizden bir yağmur seli gibi akmaya başlar. Nasıl akmasın ki. 33 kurşun şiirinin hikayesini biliyorsunuz çünkü.Gerçekten biliyor musunuz? Durun durun bilmiyor olduğunuzu, biliyorum duymamışsınızdır ben yardımcı olayım.
'' 30 Temmuz 1943 günü Van'ın Özalp ilçesinde 33 Kürt köylüsü, gözaltında tutuldukları sınır karakolundan alınır ve içlerinden 32 si kırsal alanda kurşuna dizilerek öldürülür. Katliamdan kurtulan tek kişi bir taşın arkasına gizlenmiş ve cinayetleri başından sonuna kadar izlemiştir. Suçları ise sınırı izinsiz geçip hayvan ticareti yapmak.. Özalp sulh mahkemesi sanıkları suçlu bulmaz ve serbest bırakır. Ancak bu iş burada kalmaz. Artık olaya 3.Ordu Müfettişi Mustafa Muğlalı karışmıştır. Muğlalı 24 Temmuz günü Van'a ulaşır ve daha orada generallerle yaptıkları toplantıda bu köylülerin yeniden gözaltına alınıp öldürülmesi kararı alınır.'' Aradan yıllar geçer Muğlalı 1950 ler de idam cezasına çarptırılır. bu ceza 20 yıl hapis cezasına çevrilir. Tarihe de bu olay Muğlalı olayı olarak geçer. Kanlı tarihimize.
'' Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzüç kan pınarı
Akmaz
Göl olmuş bu dağlarda. ''
Bu acıyı bu katliamı anlatacak bir cesur kalem lazımdı oda Ahmed Arif oldu. Mehmed Uzun diyor ya; " İsyanları ve başkaldırıları hep bu kadere'' diye...
Ahmed Arifler, Nazım Hikmetler, Mehmed Uzunlar, Yaşar Kemaller terk etti bizi, kim yazacak şimdi küçükken el salladığımız uçakların bombaladığı Roboskili çocukları?

Sevdalıysanız, yüreğinizde yanan bir aşk ateşi varsa, yarinden ayrı düşmüş sürgün edilmiş kocaman kocaman özlemleriniz varsa, yoksulsanız çiyanların engereklerin pençelerinden kurtulamıyorsanız, katledilmiş ve katledilmekte olan bir halkın kendisiyseniz, fermanınızı yazan alçak ellerin taktığı kelepçeler sizi demir parmaklıklar arasına tıkamışsa, ya da bir hiçseniz, indirin tozlu raflardan Ahmed Arif'in Hasretinden Prangalar Eskittim kitabını, sığınılacak bir limandır. Sevdanızıda, özleminizide, öfkenizide, hep diri, hep canlı tutar.

Ben diyeyim yirmi siz deyin otuz kez okumuşumdur bu kitabı. Bazen okumaktan korkar, bazen ise okumak için saldırırım sayfalarına. Kavga ederim mısralar ile. İsyan ederim, insan soyunun insanlıktan bu kadar çıkabilecek olmasına. Özlerim, kimi özlediğimi bilmeden ''birilerini'' tanımadığım bir tendir. Bazen susarak, sessiz özlerim. Bazen bağırarak çağırarak özlerim. Bazen demir parmaklıklar arkasından özlerim, gökyüzünü, tanımadığım sevgiliyi. Bazen tecritte hasta bir tutsak olurum, özlemlerimi de sevdamı da tutsak ederim, yüreğimin en derin yerine. Fermanımı yazan cellatlar sadece bedenimi tutsak eder, teslim alamadıkları düşüncelerimi '' dar ağacına '' çekerim, kendimi yargılarım, düşüncelerimi, fikirlerimi, vicdanımı, kararmaya ramak kalmış yüreğimi, yargısız infaz eder,darağacını kurar, tekmeyi kendim atar, cellada bırakmam işimi,mezarını kazar, gömerim. Çekilirim bir kenara otururum, sığınırım yine Ahmed Arif'e mezara gömdüğüm bütün duyguları, düşünceleri,acıları, hüzünleri, özlemleri, tanımadığım sevgiliyi, uykusundan uyandırır, sessizliği bozarım. İşte o zaman korkun benden derim...