• Pelerini hafifçe üzerime örttü ve böylece çevredeki ışıkların önü kesildi. Pelerinde hâlâ onun sıcaklığı vardı ve güneşte ısınmış tuğlaların kokusunu andırıyordu.
    Tracy Chevalier
    Sayfa 61 - Bilge Kültür Sanat
  • Gözleri, bir çiçeğe konan kelebek gibi benim üzerimde durdu.
    Tracy Chevalier
    Sayfa 43 - Bilge Kültür Sanat
  • 1)Duvar /SARTRE (232)
    2)Sisifos Söyleni /CAMUS (159)
    3)Bitik Adam /THOMAS BERNHARD (119)
    4)Rosa /KNUT HAMSUN (194)
    5)Beni Asla Bırakma /KAZUO ISHIGURO (271)
    6)Gün Ortasında Karanlık /ARTHUR KOESTLER (255)
    7)Silahlara Veda /HEMINGWAY (385)
    8)Kahkaha benden yana /SOREN KIERKEGAARD (277)
    9)Ortadoğu da Diktatörler "Dimu_Karasi "/HÜSNÜ MAHALLİ (240)
    10)Kahrolsun Dostoyevski /ATIQ RAHIMI (221)
    11)Kapıların Dışında /WOLFGANG BORCHERT (119)
    12)Sartre nin Lavabosu /MARK CRICK (107)
    13)Don /THOMAS BERNHARD (279)
    14)Medyum /PHILIPPE SOLLERS (106)
    15)Taşlaşan Dünya /TADEUSZ BOROWSKİ (303)
    16) ONİKİ /JASPER KENT (526)2.okuma
    17)Seytan çelmesi/VÂCLAV HAVEL (107)
    18)Yüzyıllık Yalnızlık/MARQUEZ (461)
    19)Ifritlerden Draculaya Modern Vampir Mitinin Doğuşu /MATTHEV BERESFORD (210)
    20)Matmazel Noraliya'nın Koltuğu /PEYAMI SAFA (308)
    21)Inci Küpeli Kız /TRACY CHEVALIER (238)2.okuma
    22)Bir Sürgünün Anıları /AZIZ NESIN (316)
    23) 1939 Yazı /WERNER BİERMANN (316)
    24)Kumarbaz /DOSTOYEVSKİ (192)
  • Herkesin bildiği o unlu meshur tabloyu bilirsiniz..
    Inci kupeli kız...
    Sevgili yazarımızda oturup dusunmus zaten sevilen bir tablo var.
    -ee hadi ben buna bir hikaye uyduruyumda roman yapiyim.demis
    Ve ortaya ne anlattigini bilmeyen guya sanatdan dem vuran bayat bir kitap çıkmış.Kitap tamamiyle kotu okunmaz sıkıcı diyemem aksine akıcı ama ben kitabı okurken sanat agirlikda olur dusuncesiylr basladigim icin ben tatmin olmadim.
    Benim degerlendirmem acisindan okumasiniz da birsey kaybetmezseniz kategorisinde. Flmini izleyin daha iyi bence.
  • Ölüm… Hepimizin zamanı, belirsiz sonu. Hepimizin ulaşacağı kesin nokta. Belki de yeni bir başlangıç, belki de bir kurtuluş… Kim bilir?

    Okuduğum ilk Tolstoy kitabı. Kitapta üç öykü var…
    *İvan İlyiç’in Ölümü
    *Üç Ölüm
    *Polikuşka

    Hepsi ölümden; nefesin sonlandığı, ruhun, canlılığın son bulduğu, bedenin çuval gibi yıkılış anından bahsediyor.


    Ölüm fikri, son iki yıldır düşünüp kafa yorduğum bir kavram. Kimi zaman fazlaca yakın olmasını istediğim, kimi zaman da daha gerçekleştirmem gereken hayalleri düşünüp ‘ biraz daha zaman’ dediğim. Ben istesem de istemesem de ve kapımı çalacağını bilsem de her şeyi yoluna koymuşken ayrılmayı arzu ediyorum her zaman … Belki de bu da gerçek olmayacak başka bir dilektir:) Hayat sürprizlerle dolu, seni şaşırtmayı her an başarabilir. Bu kimsede olmayan bir meziyet:)

    Ve hayatın ne kadar yıpratıcı, sarsıcı olduğunu yeni yeni öğrendiğim ve belki de daha çok farkettiğim şu sıralar elime bu kitabı alıp okumaya başladım. Ölümün bizlere nasıl cazip göründüğünü, bizleri yıpratanlara inat her şeyden kurtulmak istediğimiz o zamanlarda nasılda hiçbir şeyin mutlu etmeyeceğine dair inancı ve artık bitmesini dilediğimiz o kurtuluşun yakınlığını gördüm. Ama hiçbir şey istediğimiz gibi olmaz ve ertesi gün ya da o zaman ne zamansa işte, bir bakarız ki yine ayaktayız ve gülüp eğlenmeye kaldığımız yerden devam ederiz…
    Yaşamak da ölüm gibi, ‘kaçınılmazdır’ çünkü…

    “Ölüm bir skandal olacak
    Acemi hayatımızda…”
    Der Haydar Ergülen … Ben ise şu incelemede yer vermiştim ki: #26522482

    İlk ve son kez tecrübe edeceğimiz " son " şeydir ölüm. Yaşamak gibi… Dünyaya ağlayarak gelmek gibi… Ölümden bahsedilince aklıma hep Benjamin Buttun’ın Garip Hikayesi gelir. Yaşlı bir bedenle, ölmek üzere bir halde dünyaya gelmiş bir insanın bebek olarak ölmesi…
    Yaşam gibi, ilginç bir kurgu değil mi?

    Hayatın ne şekilde biteceğini bilmesek de güzelleştirmek ve bir parça bakış açısıyla mutlu yaşamak da bizim ellerimizde. Gözler bomboş bir tarlaya da baksa baktığımız o tarlada çiçek açtırıp ağaçlar dikebiliriz. O boş tarlayı yemyeşil, üzerinde çocukların kahkaha atarak koşuşturduğu, kuşların cıvıldadığı bir orman haline getirmemiz de mümkün:)

    Sanırım yukarıdaki paragrafı “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla!” mantığıyla kendime gönderme yapmak için yazdım. Ve konumuz ölüm ki;

    Her ne kadar konuşulmaktan kaçınılan, bu konu açıldığında ‘sus sus!’ diye ikaz edilen bir konuyu konuşmaktan pekala keyif alan bir İnci Küpeli Kız var karşınızda. Eşlik ettiğiniz için ayrıca teşekkür ederim :)

    Ve… Kitaptan sonra zihnimde dolaşan o seslerle birlikte (ve Yıldızımın dokunuşlarıyla:) gördüğünüz üzere sizlere bu incelemeyi yazdık :) Umarım gülümsetebilmiş ve tebessümün ardındaki gerçekliği yine tebessümle yeniden gösterebilmiştir…
    https://soundcloud.com/...gniew-preisner-danse

    Ömrünüzün güzelliklerle, ruhunuzun ışıkla dolması,


    Beyaz ışığa doğru giden bu yolda her adımımızın bize güzel şeyler öğretmesi dileğiyle:)))

    Gülücükler:)
  • İnci Küpeli Kız... damağımda esanslı bir tat, burnumda yaseminli bir koku. Bilmiyorum sizin için ne geçerli fakat ben ilk filmiyle karşılaştım bu romanın. Henüz uyarlama olduğunu bilmeden sevdim gitti. Hepimizin aşina olduğu gibi bu portre Johannes Vermeer'in yapıtı ve Hollanda'nın Mona Lisa'sı olarak da bilinir. Daha çok kapalı mekan resimleri yapan Vermeer'in pek fazla portre çalışması yok. Yaşamı boyunca oldukça az eser vermiş bir ressam olarak İnci Küpeli Kız'ın gerçekte kim olduğunun bilinmeyişi olaya hem esrarengiz bir hava katıyor hem de insanın tüylerini ürpertiyor. O kız geçmişte bir yerlerde yaşadı ve hâlâ gözlerimin içine bakabiliyor.
    İşte bu özel tablonun kim olduğu bilinmez güzelinin olabileceği birey hakkında teoriler var. Üzerindeki kıyafetlerden, dönemin şartlarından, ressamın resimlerin yola çıkarak oluşturulan teoriler... bunlardan birini de Tracy Cevalier romanlaştırmış.
    Filmini izlemek istiyorsanız bile önce kitabını okumanızı tavsiye etmek durumundayım zira insan kitabın renklerine dokunabiliyor.
    Filmde ressam ve inci küpeli kız birbirine aşıkmış gibi bir izlenim çiziliyor fakat bence kitapta aşktan çok daha öte bir duygu var. Ressam Griet'e bakmayı değil görmeyi öğretiyor.
    Beni o kadar çok etkiledi ki arabada giderken bulutların gerçek rengini özümsemeye çalışırken buldum kendimi. Saçlarımdaki sarılar gerçekten sarı mıydı? Vermeer şu anki dünyada yaşasaydı bu denli kalıcı bir tablo daha yapacak kadar renklerin ayrımına girebilir miydi?
    Bu kitabı okuyun.