inci profil resmi
inci kapak resmi
Evli _Anne ...
Lütfen mesaj atmayın...

#40702161

"Dünya madem fanidir, değmiyor alaka-i kalbe."
Kadın
1701 okur puanı
18 Eyl 2017 tarihinde katıldı.
Evli _Anne ...
Lütfen mesaj atmayın...

#40702161

"Dünya madem fanidir, değmiyor alaka-i kalbe."
Kadın
1701 okur puanı
18 Eyl 2017 tarihinde katıldı.
  • inci paylaştı.
    144 syf.
    ·2 günde·10/10
    Şubat ayı benim mahçup olma ayım sanırım. Gerçekten Mehmet beye karşı çok mahçup oldum. Sebebini burdan diyemem tabi :)) Bazı nedenlerden dolayı bir hafta geç okumak zorunda kaldım ama ne demişler geç olsun güç olmasın aslında bu bi hafta içinde çok sıkıldım gündüzler akşam akşamlar sabah olmak bilmedi. Arkadaşım ziyaretime gelmesine rağmen unutmuş getirmeyi sağlık olsun deyip kitabıma kavuşmayı bekledim.
    Yazı yazma işinde iyi olduğum söylenemez. İki kelimeyi yan yana getirmek ömrümden ömür götürür. E sayısalcı olmanın zararları neyseki bilgisayar ve telefondan yazınca yazımın çirkinliği görünmüyo :) tabi sayısalcı olmam okumama engel değil. Okuma alışkanlığı kazanmama yine boşnakların hayatının anlatıldığı bir kitap vesile oldu. Her okuduğumda içimden birşeylerin kopup gittiğini, içimin acıdığını, göğsümün sıkıştığını ve boğazıma bişeylerin düğümlendiğini hissettim. Aida'nın hayatını okuyunca aynı şeyleri hissettim. Her okuduğumda hissetmenin ötesinde nefes almak bile benim için güç oluyo. Kitapta o kadar bölüm varken Aida'nın hayatına takılıp kaldım. Bir zamanlar deli gibi film izliyor olmama rağmen bu konuda film izlemeye cesaret edemedim. Bunları okuyup izlemeye yüreğimiz dayanmazken onlar yaşayıp görmüşler . Eğer cennete gideceksem( ki benim muallak) aynı cenneti haketmediğimizi düşünüyorum. Bu kitaptan sonra kulplu şeylerden bişey yiyip içeceğimi sanmıyorum. O dönemde yaşamış olsam heralde kahrımdan ölürdüm. Şu dönemde napılabilir onları hayata geçirmekle başlayacam. Aliya izzetbegoviç hakkında hiçbir fikre sahip değilken şuanda acayip bir şekilde merak ediyorum. Sadece bir kaç defa sosyal medyada bir kaç sözüne denk geldim. İki sözünü çok sevmiştim. Biri ,
    "Sanat için soyunana alkış tutanlar Allah için giyinene neden zulmeder?" Şimdinin hocaları dine çağa ayak uydurduğu için türbanın ayarı ile oynandı. Çağa göre fetva verilir oldu. Kendimi teselli ederek söylüyorum bu durumda bende türbanlıyım!!!
    Oturup biraz düşününce şu sözünde ne kadar haklı olduğunu görebiliyorum.
    "Ve herşey bittiğinde hatırlayacağımız şey düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır. " adam biz insanlara, insanları geçtim yeryüzünde susan müslümanlara ne dese azdır. Bu kitaptan sonra Aliya izzetbegoviç hayatı hakkında bir kitap önerirseniz seve seve okurum.
    Bugüne kadar otobüs içinde olanların anlatıldığı bi kitaba hiç denk gelmedim okumayı geçtim yaptığım yolculuklarda dış dünyayla irtibatı kestiğim için hiç başkasının hayatları olduğunu düşünemedim bile. Kitapta her kelimeyi okurken ayrı bir keyif aldım fakat can evimden vuran nokta;
    "Sıradaki şarkı sevipte kavuşamayanlara değil kavuşupta sevmeyenlere armağan olsun" bazı yaşanmışlıklar nedeniyle bana mı anlamlı geldi bilemedim ama umarım kavuşup sevemeyenler birgün geride bıraktıkları için, gelecekteki mutsuzlukları için pişman olmazlar.
    Kitapta yer verilen ve Mehmet Yılmaz denilince aklıma gelen Samsun'a da yer vermek istiyorum. Doğuda şu düşünce yaygındır. Karadenizliler biz Kürtleri hiç sevmez. Sanırım ben bu düşünceyi yerle bir ettim hemde hiç aklıma gelmeyecek bir yerden. Okul hayatım boyunca (yaklaşık 17 yıl) hiçbir öğretmenimi sevmedim. Öğretmen sıfatıyla karşıma çıkan herkesten nefret ettim taa ki Samsunlum karşıma çıkana kadar. Yediğim sıra dayağında arkamda olan, babamdan yediğim dayaklarda okula gitmeyince beni okula zorla götüren, kılık kıyafetime çeki düzen veren ve anne şefkatiyle yaklaşan. Beni hayata bağlayan, ayaklarım üzerinde durmayı öğreten samsunlu öğretmenim.. şimdilerde en yakınım, her şeyimi bilenim, dostum. Böyle düşünen Karadenizlilere ve doğululara inat Karadenizli öğretmenimi çok ama seviyorum.
    Kitabı okurken her hikayede kendimden bişey buldum. Hiç sıkılmadan üzüle üzüle bitirdim. Ne yalan söyleyim biraz daha uzun olmasını isterdim. Doyum noktasına ulaşmadan bitiyo. Tadı damakta kalan cinsten. Sonu maalesef beklediğim gibi olmadı hüsranla bitti. Türkiye'nin ve hatta dünyanın acı ve acımasız gerçeği TERÖR. Hiç beklemediğim bir son. Daha mutlu, umutlu, güzel ve yaşanılabilicek bir dünyanın olması dileğiyle. Elimde olmayan nedenlerden, Çok geç olsa da zahmetlere girip imzalı kitap yollayan yazarımıza, abime çok ama çok teşekkür ederim. Rabbim yolunuzu açık etsin. En kısa zamanda bir gün kitabında görüşmek üzere..
  • inci paylaştı.
    144 syf.
    ·10/10
    Mehmet kardeşim
    Kitabını bitireli 3 gün oldu. Ve halen etkisindeyim. Bir şekilde okuyanlarla konuşmak istiyorum. Hikayenin kahramanlarını kafamda resmedip birileriyle üzerlerinde tartışmak istiyorum. Ben bu kişiyi tanıyorum , bizim mahalledeki serseriye ne kadar benziyor değil mi filan demek istiyorum.
    Anlattığın hikaye , kullandığın üslup , hikayeler arası geçişler , sahneleri birbirine bağlayan cümleler ile çok güzel bir kitap olmuş.
    Bence bir yazarın okuyucusunda bıraktığı iz , okuyucuyu hikayenin içine alıp , hikayenin içinde gezdirip , sonrasında aynı kişi olarak değil ona bir şeyler katarak bırakmak olmalı. Ben 3 gündür hikayenin etkisinde olan bir kişi olarak söylüyor ki bütün hikayelerden çok etkilendim. Bazısını elime alıp sopalayasım geldi , bazısını göğsüme bastırıp teselli edesim. Bazısının da elini sıkıp Aslanım benim diyesim. Aida'nın köprüden geçerken Bosna'lı askerlere isimlerini sorup "sizin ismine kurban olurum" dediği yerde de İlyas dedenin her öğlen namazı cama tıklatıp "bir ihtiyacın var mı" dediği yerde de tutamadım kendimi. Ayrıca bir not ekleyeyim ki ben İlyas dedeciyim. Senin de dediğin gibi eminim onlar cennette bir araya geleceklerdir , çünkü insan sevdiğiyle beraberdir.

    Fakat kitabın temel olarak bende bıraktığı 3 iz var diyebilirim.
    Birincisi tüm kitap Hüzün kokuyordu sanki. Her cümlesi , her hikayesi hüzün kokuyordu. Serseri Musa'nın hikayesi de , Aida'nın hikayesi de , İlyas Dedenin hikayesi de , Matbaacının hikayesi de ve diğer tüm hikayeler de hüzün kokuyordu. Belki de bu yüzden çok sevdi herkes. Belki de bu yüzden her okuttuğum kişi bana aynı yorumla geldi. Ancak kalbi hüzün dolu kişi bu hikâyeleri yazabilir , bu hikayeleri bu şekilde anlatabilir. Çünkü Hüzün çok kıymetli bir şeydir. İnsana insanlığını hatırlatır.
    İkinci nokta , zalimin tek olduğu. Kötü kötüdür. Nereden geldiği , kim olduğu , ne için yaptığının bir önemi yok. Zalim Müslüman da olabilir , Hristiyan da olabilir. Dinsiz de olabilir. Kötü tektir. Iraklı Türkmen kardeşimize eziyet eden bir Müslüman olsa ne olur , Aida'ya o eziyetleri yapanlar Hristiyan olsa ne olur , bir sürü suçsuz günahsız insanı evinden yurdundan işinden edip hayallerini söndürenler ben İslam dinine inanıyorum dese ne olur. Birisine baktığında insan değil , ideolojik bir kalıp görüyorsan , benden veya ondan diye algılıyorsan dininin milliyetinin ne önemi olabilir. Tüm hikayeler boyunca kötüyü çok güzel ve objektifçe tarif etmişsin. Ben de seninle aynı fikirdeyim. Kötü kötüdür. Ve kötüye kötü dememek İyiye Zulmetmektir.

    Ve bende bıraktığı üçüncü ve bence en önemli iz de şu ki ; bunca kötülüğün içinde , bunca cehaletin içinde Aliya gibi düşünüp iyi kalmaya devam etmek gerektiğini çok güzel anlatmışsın. Tüm hikayelerde ben bunu sezdim. Şartlar ne olursa olsun tüm hikayelerde İyi Kalmaya Çalışmak övülüyor ve saygı değer bulunuyordu. Kabalığın , nobranlığın , edepsizliğin , ağzının payını vermek adı altında prim yaptırıldığı bu günlerde ,tüm hikayelerde Israrla İyi Kalmaya çalışmanın altı çiziliyordu.
    Zaten bunca kötülüğün arasında derdini kitap yazarak anlatmak bile İyi Kalmakta ısrar etmenin en güzel delili.
    Benim de senin de büyük saygı duyduğumuz Aliya İzzetbegoviç'in bir sözüyle bitireyim değerlendirmemi ; "Ve herşey bittiğinde hatırlayacağımız şey , düşmanlarımızın sözleri değil , dostlarımızın sessizliği olacaktır."
  • inci paylaştı.
    144 syf.
    ·10/10
    Merhaba değerli inceleme okuyucuları.. Bu aralar çok farklı kulvarlarda uzun okuma süreçlerinden geçen kitaplar okuyup inceleme yazamadığım bir dönem yaşıyorum. Ama bu kitap için bunları yazmazsam olmazdı gerçekten.

    Bugün akşama doğru bitirdiğim ve kelimenin tam anlamıyla tadı damakta kalan bu değerli eser, kendisi de naif ince yürekli bir insan olan Mehmet Yılmaz Bey'in adıma imzalı olarak göndermesiyle ilk okuyanlardan olabildiğim bir roman oldu.
    Açık açık söylemem gerekirse daha önceden okuduğum Bir Gün ve Tuna'nın Türküsü'nden çok çok farklı bir üslup ve farklı bir Mehmet Yılmaz okudum diyebilirim. Ayfer Tunç ve Tarık Tufan arası ama onlardan daha bir lezzetli sanki, sarsan, bazen dumur eden, bazen sinir olarak, bazen gülerek bazen de içi yanarak ama her halükarda akıııp giden bir üslupla karakterler ve olaylar arasındaki şahane geçişlerle Bi solukta okunan bir hayat kesiti sunmuş bizlere..

    Daha okurdum devam etseydi yani o kadar..

    Her karakter bi alem..Her ayrıntı bir derya.. Her diyalog içimizden bizden.. Her iyinin yanında bir kötü.. Ve sanki sinemada izlercesine resmedilen sahne ve diyaloglar beni benden aldı.. Musa karakteri için bir Ankaralı olarak finalde gerçekten de yolun sonuna gelip zıbarıp gitmesini dilediğim ve dünyadan bi pisliğin daha kalkmış olma ihtimaline Ohh diyesim geldi :) burda olmasa bile Batum'daki Gürcü mafyalarına havale ederdim doğrusu :))

    Ve Aida.. Aah Aida.. Can Aida..
    Aida lar.. Ceylan lar...
    Ve sizler varken dünya gerçekten ağlanılası bir yer..
    Ve karanlık, zalim, merhametsiz, yobaz, ikiyüzlü, karacahil, vicdansız, nefsinin arzularını ilah edinenler, etraf yanarken saçını tarayanlar.. Ve sizler varken de dünya daha mutsuz huzursuz berbat bir yer..

    Ne okudum ben.. Bi kaç gün kendime gelemeyeceğim sanırım.. Başım dönüyor..

    VE MATBAACI ADAM.. sürpriz final :)
    Tanıyoruz biz seni 1K da yine bir finalde okumuştuk.. En son Amsterdamdan ne zaman döneceğin bile belli değildi.. Dönüşüne çok sevindim Hoşgeldin vatanına :)

    https://youtu.be/HjZj7xmRgAg
  • inci paylaştı.
    144 syf.
    Öyle bir eser okuyacaksınız ki ama durun bir dakika okumadan evvel uymanız gereken kuralları anlatmalıyım. Kitapta mı yazıyor bu kurallar ? Tabii ki de hayır, sadece benim yaşadıklarımı yaşamamanız adına ufak bir hatırlatma.
    Okumaya başlamadan , yapmanız gereken tüm işlerinizi bitirin, randevularınızı tamamlayın sadece kitaba ait zaman yaratın. Niye mi? Ben şöyle bir göz gezdireyim diye elime aldım ve esiri oldum bitirene kadar bırakamadım. Tüm gün boyunca yaptığım tek şey bir sonraki sayfayı merakla çevirmek not almak ve alıntılara bakarak paylaşmak oldu. Rutin işlerimin tamamı aksadı, hiçbir mesajıma bakamadım. Dünya ile irtibatım kesildi tek iletişimim roman oldu.
    Sigara içenler , okurken kaç tane daha ekleyecek günlük limitine , artış olacak endişe etmeyin fark bile etmeden kendiliğinden gelişen bir durum.
    Çay severler ya da benim gibi kahve tiryakisi olanlar , çayınız kahveniz de hazır ve nazır pozisyonda size eşlik etmek için beklesinler. Haa unutmadan hiç denemediyseniz türk kahvenizi kulpsuz fincanda bir kere de olsa için. Neden mi? Spoiler yok , kusura bakmayın Boşnak olduğum için senelerdir bu şekilde içtiğim kahvenin kulpsuz fincanda olma sebebi eserin içinde, okuyun anlayın ve lütfen tekrar ediyorum bir kere deneyin.
    Evet gelelim romana;
    Yazarımız her ne kadar ‘’ ben size bazılarının hayatlarından ve bazı acılardan bahseden bir hikaye anlatacağım , siyahın da bulaştığı fazla renkli bir hikaye ‘’ diye başlatsa da Mavi Otobüs yolculuğunu mütevazilik ettiğine inanıyorum. Onlarca hikaye var, onlarca acı, onlarca ‘’ at otobüsten kurtul şu yolcudan, lanet olsun senin gibisine ‘’ dedirten onlarca karakter var.
    İsminin anlamından bi haber, varlığından rahatsız Avni Kaptanın otobüsünde kimler yok ki?
    Şehit çocuğu, tıp öğrencisi, akıllı duyarlı, aşkına sahip çıkan korumacı adam gibi adam. İyi ki varsın dedirten, geçmişini unutmayan, Bahar’a olan hakiki aşkın tarafı insan evladı Kemal.
    Şeytanın insanda yansıyan hali . Bir gün göz göze gelirsek dedim yüzüne tüküreceğim dünyaya gelişi bence ihmal kaynaklı ancak ne yaparsınız ki kazalarda zarar tazmini maalesef yok . İnsanlığın yüz karası ‘’ Çokta tınnn’’ Zararın, yalanın , kötülüğün, şerrin işgal ettiği tüm alanın zehir abidesi Reis Musa..
    Yapma, ne olur aldanma öyle üç beş fiyakalı hediyeye, süslü cümlelere görünüşe kanma diye diye hikayesini inşallah umduğum gibi sonlanmaz umuduyla okuduğum ancak öteki olmanın kaderini kendileri yaratan , yalan ilişkilerde asıl olmaktan ziyade öteki olmanın farkına varmak istemeyen Merve ahh be Merve ahh..
    Eleştirel ve vicdansız, ukala ancak güvensiz, kibirli küstah buna rağmen yakışıklı ve eğtimli olmayan , başkalarının onun hakkındaki en ufak düşüncesine bile dikkat etmeyerek saygı duymayan, toplumun yalaka kısmının eseri sahtekar Abdullah Sami..
    Her birinin ayrı kişilikleri , öyküleri ve yanlarında anlatılan karakterlerin de bir o kadar daha ibret alınacak , acınılacak ya da aferin dedirtecek eşlikleri..
    Demiştim en başta onlarca öykü, onlarca empati, kızgınlık , hayranlık yaratacak duygular içinde kalacaksınız.
    Hele ki Ömer , Balkan kökenli Ömer’in nelerin görmezden gelindiğinin, lafla klavye ya da televizyon haberleri karşısında kuru laf kalabalığından başka hiçbir icraatın olmadığının yüzümüze tokat gibi çarpılacak hikayeleri.
    Aida Spahiç, Novi Pazar doğumlu, tıpkı annem ve babam gibi. Benim ailem de Boşnak. Aida’nın yaşadıklarını birebir yaşayan onlarca akrabam oldu. Dünyanın sessiz kaldığı katliamda, annemin her gün bir yakınım daha öldürülmüş ağıtları arasında bizim evde hiç sessizlik olmadı. Katliam öncesi ve sonrasında defalarca gittiğim topraklardaki farkı, bakışları, duyguları sıradan turistik bir geziye giderek anlamanız imkansız.
    Aynen Ceylan Maaruf’un
    Dil, din, ırk ayrımı gözeterek eziyetten kaçınmayan , istediğin gibi yaşayabilirsin ancak benim onayımdan geçtiği müddetçe dayatmasıyla bakışları , duyguları insan olmayanların acıttıkları canları yaşadıklarını anlayabilmemiz gibi.
    Ben olsam ne yapardım dediğim defalarca empati kurmaya çalışsam da sonlandıramadığım ‘’ Amca ve Yeğeni ‘’ hikayesini ve İlyas Dede ile Aysel Ninenin aşkını bahsetmeden geçmek çok büyük ayıp olurdu.
    Otobüs yolculuğu sona ererken yani roman da biterken vücut organlarımın işlevlerinde aksaklıklar oldu. Öyle yaralar oluştu ki öyle izler bıraktı ki ömür boyu taşıyacağımdan eminim Bir ayakkabı tamircisinin çocuğunun şehirde yalınayak gezmesi kadar tuhaf bir duygu bu , toplumdaki bağlantılarda dikkatli ancak tavırlarda duruşlarda ne kadar eksik kalmışım, ne kadar iyi olsam da o kadar iyi değilmişim dedim.
    Metroda olacaklar için de şüphe ettiğim şeylerin doğrulandığını duyup hayal kırıklığına uğrayarak yutkunmak zorunda kalmamışımdır inşallah diye temenni ediyorum.
    Bana bu güzel eseri okuma imkanı sağladığınız için, şu kendimi sorguladığım neyim ne olacağım yargılamalarımın kararını verememiş olduğum zamanda hem de .
    Kaleminiz daim okuyanınız anlayanınız bol olsun inşallah.Yüreğinize , duyarlılığınıza, kelimelerinize sağlık Mehmet Y.
    Mutlu olmayı bırakmak istemiyorsanız, halen insani duygular taşımaktan , empati kurabilmekten hoşnutsanız muhakkak okuyun ve okutun.
    Keyifli okumalar..
  • inci paylaştı.
    144 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    HAYAT İŞTE...

    Hayat, bir otobüs yolculuğunu andırıyor belki de. Herkes aynı aracın içinde, aynı yöne gidiyor sözde.

    Dışarıdan bakıldığında çok benziyoruz. Ama içimizde bir ben daha.
    Belki özenle büyütüp, koruyup, sakladığımız..
    Belki kimse görmesin diye içimize gömüp sakladığımız..
    Belki de emin olamadığımız için sakladığımız..
    Ama hep SAKLADIĞIMIZ!!

    Savaş..
    Yüzbinlerce masum insanın hayatını kaybettiği, binlerce kişinin yaralandığı, akıl almaz işkencelere, tecavüzlere sahne olan, insanlığın diri diri toprağa gömüldüğü, yürek kaldırmaz sahnelerle dolu yıllar..
    Bombalanan şehirler..
    Yıkılan şehirler..
    Kanla sulanan toprak..
    Ömür boyu sakat kalan binlerce insan.
    Ve dahası, okurken bile derin izler bırakan bu insanlık dışı vahşeti bire bir yaşamış, belki de ölmek için dua etmiş binlerce insanın ruhundaki o derin yangının izleri..

    Çünkü "Tanrı Sırptır." değil mi? (!)
    Çünkü o topraklar Tanrı tarafından size verildi. (!)

    Adı, etnik arındırma bu vahşetin. Müslüman oldukları zaman Türk oldu diye nitelendirilen Bosnalılara karşı bir soy kazıma merasimi.

    Bazı kitapları için titreye titreye okursun. Binlerce sahne canlanır gözünün önünde.
    Bazen Bosna - Hersekli bir kadın olur kahramanı..
    Bazen Kudüslü bir çocuk..
    Bazen Kerküklü bir Türkmen genci..

    Dünyanın sesinin kesildiği, gözünün kapandığı, yok saydığı ; fakat insan olanın, adaletten, özgürlükten yana olanın yüreğini lime lime doğrayan bir acı..

    ....................

    Belki aşk acısıyla savunmasız kalmış, yenik düşmüş MERVE 'yiz biz.
    Bilincimizdeki kabuk çatlamış, ve o çatlaklardan yabancı ve egemen bir güç içeri sızmaya çalışıyor.

    Belki BAHAR' ız, bahar gibi bir gelişin ifadesiyiz. İnce, zarif, güzel, narin..

    Şehit bir babayız, ya da iyi bir öğretmen. Belki de aynı paydada buluşan KEMAL ve HALİT 'iz.

    Piskopat (!) MUSA' yız belki. İçimizin katranı, yüzümüze yansımış.

    Onun okula gönderilmeyen ablası ZELİHA 'yız.
    Gurbetçi Zeliha..

    ABDULLAH SAMİ' yiz belki. Bilmiyoruz din nedir, dindarlık nedir. Karşılığı olur mu gösteriş için yapılan ibadetlerin?
    İnsanların değerini neyle ölçmeliyiz?

    Belki ÖMER 'iz hepimiz, hep kitap okuyan. Aydınlık bir ufka bakan eğitimli, kültürlü insanlarız.

    HALİL BEGOVİÇ' iz belki.
    AİDA SPAHİÇ 'iz.
    JELENA' yız.
    MARKO 'yuz.
    Acıyız..
    Nefretiz..
    İNSANIZ!!!


    Belki de İLYAS ve AYSEL gibi, her şeye rağmen yakalayabilmişizdir aşkı.
    Ki aşk, avucuna aldığın zaman kanatları dağılan narin bir kelebektir. :)

    Böylesine güzel bir kitabın yazarının bu sitede olması onurdur benim için.


    Keyifli okumalar.. :))
  • inci paylaştı.
    144 syf.
    ·1 günde
    "Mehmet Yılmaz" etkinlik aracılığıyla karşıma çıkan pek değerli yazarımız. Kendisini tanımama vesile olan herkese teşekkür ederim. Evet geçte olsa tanıştım kendisiyle, ilk okuduğum kitabı "Yola Düşen Gölgeler" oldu ayrıca kendisinin imzalı kitabını okumak daha da memnun etti beni. Yazarımızın mütevazılığı da çok hoşuma gitti.

    Gel gelelim Yola Düşen Gölgelere; haddim midir bilemiyorum. Duygularımı kelimelere nasıl aktaracağım onu da bilmiyorum ama şunu söyleyeyim şuan kitabın etkisindeyim. Okurken anlatıcının yanında âdeta beraber yolculuk yapıyormuş gibi hissettim. Kitabı okurken çok fazla kendimi bulduğum cümleler oldu not aldığım, altını çizdiğim cümle çok fazlaydı.

    Bir otobüste yolculuk yapanların ne kadar farklı hikayeleri olabilirmiş bunu sorgulattı bana, kitap; hüzün, keder, aşk, savaş mağdurları, haksızlıklar vs. birçok yaşam. Ne gariptir ki bu duyguları hissedebildim tuhaf bir etki içerisindeydim kitabı okurken zaten su gibi aktı elimde.

    Yazar aslında toplumca kanıksadığımız, göz yumduğumuz birçok olayı duru bir şekilde bize yansıtmış. Bu duygular dışında da pek bilgim olmayan olaylar hakkında bilgi sahibi oldum. Bosna ile alakalı hep kulaktan dolma bilgilerim vardı yazar sayesinde bilgilendim ve dikkatimi çekti daha çok araştırdım. Buna da vesile oldunuz.
    Yazar kendisini de yansıttığını hissettim. Bariz olarak Samsunspor kendini belirtiyor. Aynı zamanda kendisinin naif ve duygusal bir kişiliği olduğunu çıkarabildim.

    Ben geç bir saat olduğunu farkındayım ama özellikle kitabın etkisindeyken teşekkür etmek istedim.

    Son olarak vesile olan İnci Hanıma da teşekkürlerimi iletiyorum.Emeğinize sağlık, ilginiz için ve özel olarak imzanız için çok teşekkür ederim benim için özel bir kitap olacak, gözüm gibi bakacağım kitaba, yıllar sonrada hatırlayacağım bana böyle güzel duygular yaşattığınız için çok teşekkür ederim.
  • inci paylaştı.
    144 syf.
    Merhabalar, inceleme yazmak alışkanlığım değildir aslında ama Mehmet Y. hocamızın bu naif davranışına bizzatihi böyle teşekkür etmek istedim.
    Evimden, memleketimden uzakta bir başıma 6 yıl geçirdim, geçiriyorum da hâlâ. Uzun yolu çok severim, otobüs en çok kullandığım ulaşım aracıdır. 16 saatimi alır. Hocamızın tanıtım bülteninde de söylediği gibi; "yol ve yolculuk kavramları derin anlamlar ifade eder" nitekim bende de öyle. Uzun otobüs yolculukları bana bu kitapta da olduğu gibi çeşitli hayat hikayesi olan insanları düşündürmüştür hep. Yol uzun olunca tabii insanın bayağı düşünmeye fırsatı oluyor. Gel gelelim bu güzelim kitaba.
    "Yola Düşen Gölgeler" kitabında bir otobüs yolculuğu tasviri ile güncel hayat anlatılıyor. Duyduğumuz, gördüğümüz veya sustuğumuz olaylar bütünü. Siyasetten, aşktan -ki beni en çok etkileyen o Çerkes İlyas Dede'nin hikayesinin tadı hâlâ damağımda- paranın insan üzerindeki etkisinden, farklılıkların aslında insanları bir araya getirmesi gerektiğinden, samimiyetten, empatiden, "İNSAN OLMAKTAN" bahseden yazarımız çok iddialı aforizmalar da öne sürmüş. Yalın, akıcı ve empati dolu anlatımı ile kısa zamanda gönlümü fethetti. Sempati besleyerek okuduğum karakterler de oldu, yanımda yakınımda olsa silkeleyip ıslak karayemiş odunuyla dövmek istediğim karakterler de!
    Yazarımızın koyu bir Samsunlu olduğu da "Samsun Pidesi"nden anlaşılıyor :)) ve bir de kız babası olduğu, bahsi geçen kadın karakterlere yaklaşımından. Türkiye koşullarında kadın olmanın ne kadar zor olduğunu da çok rahat bir şekilde gözler önüne seriyor.
    Tarih ve Coğrafya bilgimin anlatılan olayları ve mekânları daha kolay idrak etmemi sağladığını da söyleyebilirim. O güzel Bosna'nın tarifi, şehirlerin -adı sanı duyulmamış mekânların- anlatımı ise yazarımızın sağlam bir coğrafya öğretmeni olduğunu da anlamamı sağladı. Kitabın 2 kısmında hıçkıra hıçkıra ağladım. İnsan denilen varlığın ne kadar zalim olabileceğini hatırlattı bana. Mazluma yapılan zulüm hiçbir zaman karşılıksız kalmaz. Allah'ın adaleti şaşmaz dedim okurken. Bilinçlendim, bilgilendim bir çok konuda. Özellikle coğrafya olarak.
    Bu güzel eseri okumam da katkı payı olan herkese teşekkürlerimi sunuyorum, hocam kaleminiz pas tutmasın. Nice eserlerinize inşallah.
  • inci paylaştı.
    144 syf.
    Sözler, fiiller, düşünceler.. Bazen ne kırıcı olurmuş, bazen en iyi ilaç ve bazen en büyük silah..Bölük pörçük hayatlar.. Mutlu sonla bitemeyen ümitler. Ne çok acı var ne çok ağlanacak hüzünler.

    Evet bir otobüse bindim şimdi taktım kulaklığımı dünya umrumda değil tabi ne bileyim her kafada bir hüzün bir yaşanmışlık var. Dedim bunların icin de ne dönüyor bir baktım aman Allah bakmaz olaydım tabi fantastik, bilimkurgu uçmalı kaçmalı tarzı sever bir okur olduğum için kaldım bir sürü acının arasında tabi çık işin içinden çıkabilirsen. Kâh insanımın cahilliğine kendi adıma onun için utandim kah otobüste ağlayasım tuttu tabi dışardan soğuk bir yapım da var bir şey sezdirmekte istemiyorum diyemiyorum ki ey insanlık sen ne vahşisin ne körsün..
    Diyemedim dilimin ucuna geldi o koltukta oturupta bağırıp çağıramadım. Yuttum. Yuttuk sessiz kaldık bir dünya insan evet bir otobüsdeydim tanımadığım insanlara karışmadım ama ey insanlık ya siz her gün karşınızda eriyen o insanlara niçin yardim edip yol göstermediniz niçin haksızlık karşında susan dilsiz şeytanlar oldunuz. Ve şimdi burada bu inceleme de dedim. Ama belki düzelir içimizdeki hep belkiler ile .. Sanmıyorum ama koca bir belki bırakıyorum.

    Ve bu arada bu güzel kitabı bana hediye eden :) Ve bizzati şahsıma imzalı olarak gönderen Mehmet Y. hocama büyük bir teşekkür ediyorum ailesi ile nice sağlıklı huzurlu yıllara ve nice güzel kitabına.
  • inci paylaştı.
    144 syf.
    ·2 günde·10/10
    Dünyada, nasıl ki iyiliğin dili birse, kötülüğün dili de birdi! (sayfa 122)

    Etkinlik vesilesiyle bu kitabı okuduğum için mutluyum. Değerli yazar Mehmet Yılmaz beyin imzalı olarak göndermesine tekrar buradan da teşekkür ederim.

    Kitap çok etkileyici, okumaya başladığımda elimden bırakmadan tamamladım. Dili akıcı, kurgu güzel. Bir çok kez otobüs yolculuğu yapmış biri olarak kitabı okurken de o hissi aldım. Yolcuların her birinin hikayesini okuyoruz. Kitabın arka kapağında yazdığı gibi "biz onlarız, onlar da biz..."
    Dünyada zulüm var. Ne acı. Kitap bu gerçeği çok güzel anlatıyor. Rabbim zalimlere fırsat vermesin İnşallah.

    Mehmet Yılmaz bey yüreğinize, kaleminize sağlık. Daha nice kitaplarınızı okumak dileğiyle...
  • ....,hele bu kalp ki ne çok lekeli.Taşıyabilir mi hiç ötesini?
  • "Herkes terketse de seni, ben terketmem. Gel, herkes sana küsse de ben küsmem. Gel, yalnız değilsin. Asli görevin bu çere çöpe takılmak değildir, aslolana gel! Her şeyini hazır edip seni bu dünyaya gönderim, rızkım teminatım altında, endişe etme gel. Bırak keşkeleri, olmuş olanları, olacakları,her şey-olman-için,dert etme öncesini, sonrasını, şimdine çevir gözlerini, gel. Seni muhabbetin için var ettim, hadi muhabbetime gel!"
  • inci paylaştı.
    "İnsanlığın en büyük meselesi insan olabilmektir."
Evli _Anne ...
Lütfen mesaj atmayın...

#40702161

"Dünya madem fanidir, değmiyor alaka-i kalbe."
Kadın
1701 okur puanı
18 Eyl 2017 tarihinde katıldı.
2019
17/57
30%
17 kitap
3.935 sayfa
2 inceleme
249 alıntı
8 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 380. sırada.