Matt Haig bu kitapta aslında çok basit bir soru soruyor: “Başka bir hayat mümkün müydü?”
Nora hayatından memnun değil. Çok pişmanlığı var. Kendini başarısız ve yalnız hissediyor. Tam her şey bitmiş gibi derken kendini gece yarısı ortaya çıkan bir kütüphanede buluyor. Raflarda yaşamadığı hayatların kitapları var. Her kitap başka bir ihtimal. Ben bu fikri ilk okuduğumda çok etkilendim. Çünkü ben de zaman zaman “Acaba başka bir seçim yapsaydım ne olurdu?” diye düşünen biriyim. Okurken bazı yerlerde durup gerçekten kendi hayatımı düşündüm. Vazgeçtiklerimi, cesaret edemediklerimi, ertelediklerimi…
Kitapla ilişkim inişli çıkışlı olmadı tam aksine gittikçe derinleşti. Nora’nın yaşadığı her hayat beni daha çok içine çekti. Çünkü her yeni ihtimalde kendi hayatımla ilgili başka bir soruyla karşılaştım. “Ben neyi kaçırdım?”, “Gerçekten mutsuz muyum, yoksa sadece başka ihtimalleri mi büyütüyorum?” gibi. İşte bu yüzden kitap benim için gerçekten mükemmeldi. Bitmesine üzüldüm. Çünkü okudukça hayatımı sorguluyordum ve bu sorgulama bana iyi geliyordu. Sanki sayfalar ilerledikçe ben de içimde bir şeyleri netleştiriyordum.
Bence bu hikâye sadece başka hayatları anlatmıyor. İnsanının kendi hayatına dönüp bakmasını sağlıyor. Ben kitabı kapattığımda başka bir hayat istemekten çok, kendi hayatıma daha dikkatli bakmak istedim. Ve bu duygu benim için çok değerliydi. Teşekkürler
Sevgi ve gülmek, korku ve acı, bu hayattaki en geçer akçeler. Gözlerimizi kapayıp önümüzdeki içeceğin tadını çıkarmak ve çalan müziği dinlemek yeterli. Şu anda olası bütün hayatlarda yaşadığımız kadar eksiksiz ve tam bir hayat yaşıyoruz, aynı türden duyguları burada da deneyimleyebiliriz.
Olmamız gereken tek bir kişi var.
Hissetmemiz gereken tek bir varoluş var.
Her şey olabilmek için her şeyi yapmamız gerekmiyor çünkü zaten sonsuzuz. Yaşadığımız her an sonsuz olası geleceğe gebe. Onun için bu hayatımızdaki insanlara iyi davranalım. Arada bir başımızı kaldırıp yukarı bakalım çünkü nerede olursak olalım gökyüzü her daim sonsuz.