• Ahh cânlar..!
    İnsan, fazlasıyla duygusal, fazlasıyla yüzeysel ve alelacele yaşanmayacak bir hayatın var olduğunun farkında mı. Farkında mıyız yaşamın, geleceğin, her anın kudsiyyetinin. Hele ki tam da şimdinin asla geri gelmeyeceğinin.
    Biraz durgunum bu günlerde ve hayli hissiz. Elimden istemsizce kayıveren her saniyenin rehâveti çöktü üzerime. Bir garip hale dûçâr oluyorum yine. İncitmemek istiyorum, hiçbir zerreyi. Üzülmesin istiyorum hiçbir kimse benim yüzümden. Ve en çokta incinmemek istiyorum. Bilir misiniz Tasavvuf tahsilinin, “ İlk dersi incitmemek, son dersi incinmemek “ imiş. Nasıl baş etmeli nasıl incinmemeli, nasıl nimete de imtihana da aynı gözle bakabilmeli. İncitmek ve incinmek; hangisi bir insan için daha ağır bir noksanlık. Son ders olduğuna göre incinmemek öyle değil mi. İlk bakışta incinmenin bir kusur olduğunu bile idrak edemeyebiliyoruz. İncinmek bir hak imiş, hattâ insanlığın, hassâsiyetin bir icabı imiş gibi geliyor değil mi. Fakat tasavvufun son dersi incinmemek. Yani öyle ya incinmek bir kusur. Hattâ incitmekten daha ağır bir kusur.
    Âşık der inci tenden
    İncinme incitenden
    Kemalde noksan imiş
    İncinen incitenden.
    Yıllardır ezberimde olan Alvarlı Efe’nin bu dörtlükdeki sözler ile ne demek istediğini şimdi daha iyi anlıyorum. Nice incitmeler vardır ki, onun faili dildir, eldir. Patavatsız, düşüncesiz bir insan; düşünmeden karşısındakini incitecek bir söz söyleyebilir. Âdâb-ı muaşeret öğrenmemiş, sakar bir kişi, farkına varmadan bir kişiye zarar verebilir. Kalpten bir niyet ve karar olarak incitme arzu edilmese de meydana gelir incitmeler. Fakat incinme öyle değildir. Bazen hatâen yapıldığı besbelli olan şeylere de incinir kalpler, kolayca affedemez. Yahut sû-i zan karışır işin içine. “Düşüncesizlik olsa neyse fakat biliyorum kasıtlı laf çaptırdı bana!” gibi düşüncelerle incinir insan. İncitmek, kötü niyet ile bile olsa neticede, sözlü veya fiilî bir zarar verişten ibarettir. İncinmek ise, bir infialdir. Hâdiselerin, fiillerin, yani kaderin mutlak yaratıcısı Allah olunca; incinmek, rızâsızlık olur, teslîmiyetsizlik olur, isyan olur, haset olur.
    Bir kişi, Ehl-i Beyt’ten Zeynelâbidin Hazretlerine dünya kadar hakaret sayar, Hazret hiç incinmeden dinler dinler, sonunda der ki: “Ne iyi oldu da bunları söyledin. Ben nefsime ne kadar kötü olduğunu söylüyorum, söylüyorum dinletemiyordum…”
    Şu inceliğe bakarmısınız. Tam olarak varılması gereken nokta burası değil midir.
    Sözü nihâyete erdirmek gerek, sevdiklerim çok uzaklarda, çocukluğum daha da uzaklarda. Bizler en iyisi gelin biraz temâşa edelim dünyayı, hani diyor ya Yûnus “ 72 Millete aynı gözle bakmayan, halka müderris olsada, Hakka âsidir”
    Biraz merhâmet, biraz sevgi ve sonsuz anlayış ile.
  • Stephen King ve oğlu Owen King’in birlikte kaleme almış olduğu eserde olaylar Dooling adlı küçük bir kasabada ve hapishanesinde gelişmektedir ve kısa bir zamanda tüm Dünya’ya yayılmaktadır.

    Kitapta oldukça fazla karakter var. Bunun için kitabın başında bir karakter listesi verilmiş. Kitap sizi o kadar içine çekiyor ki listeye bakma ihtiyacı duymuyorsunuz ve bu karakter çokluğunda bile sıkılmıyorsunuz.

    Kitabın ana karakteri ise Evie!

    Yazarın kitabın merkezine koyduğu Evie karakteri, güve yoldaşlarıyla beraber başka bir boyuttan dünyaya ayak basıyor ve Dünya’nın dengesini alt üst edecek bir güce sahip. Kadınlar uyudukları sırada güveler vücutlarını saran örümcek ağına benzeyen koza meydana getiriyorlar ve bir daha uyanamıyorlar. Kozalar yırtılarak uyandırılmak istenilirse kadınlar son derece ölümcül hale gelebiliyorlar.

    Kadınlar uykularında başka bir yere , erkek şiddeti ve nefretinden arınmış olarak başka bir dünyaya adım atıyorlar. Fakat yakında tek cinsiyet kalacak olan erkekler için ilerleyen günler tam bir kabus olur. Eşleri ve kız çocuklarının uyumaması için denemedikleri şey kalmaz. Düşünsenize er ya da geç soyunuz tükenecek! Zaten Kadınsız bir dünya istemek ‘’akıl sağlığını yitirmiş insan idealidir.’’ Olayı tam tersinden ele alırsak kadınlar insan soyunu devam ettirebilirler miydi ? O da bir muamma.

    Stephen King ve Owen King’in kadının toplumdaki yerini ve önemini bize düşündürmesi, bu mesajı bir fantastik gerilim kitabında vermesi türünün tek örneği galiba :)

    Kitaba başlamadan şöyle bir şarkıyla karşılaşıyorsunuz

    Zengin ya da fakir, akıllı veya aptal
    Olman hiç farketmez.
    Bu köhne dünyada bir kadının yeri
    Bir erkeğin parmak ucundadır.
    Kadın olarak doğmuşsan
    Kaderinde incinmek vardır.
    Çiğnenmek için, yalan söylenmek için
    Aldatılmak için
    Ve pislik muamelesi görmek için
    Yaratılmışsındır.
    Sandy Posey ‘’Born a Woman’’

    Son olarak kitap akıcı bir anlatıma sahip ama alıntı olarak paylaşılamayacak sözler var. Roland Deschain’le çok düşündük ama paylaşamadık :)

    Keyifli okumalar dilerim .
  • Kadın olarak doğmuşsan
    Kaderinde incinmek vardır.
  • Zengin ya da fakir, akıllı veya aptal
    Olman hiç farketmez.
    Bu köhne dünyada bir kadının yeri
    Bir erkeğin parmak ucundadır.
    Kadın olarak doğmuşsan
    Kaderinde incinmek vardır.
    Çiğnenmek için, yalan söylenmek için
    Aldatılmak için
    Ve pislik muamelesi görmek için
    Yaratılmışsındır.
    Stephen King
    Sayfa 11 - Altın Kitaplar
  • İncinmek değişmek için geçerli bir sebep olabilir, ama dünyadaki bütün acılar bir araya gelse bile gerçekler değişmez.
    Stephen King
    Sayfa 120 - Mahşer(Ciltli)
  • Sabahattin Ali'nin bizlerden uzak mahrem dediğimiz hayatında bile kalbinin odalarını bizlere açması, gezindigimiz her yerde değişmeyen naifligiyle,sevgisiyle ,saygisiyla bizleri kalbinin en güzel köşesine konuk etmesi o kadar özel,o kadar anlamlı ki.Ruhunu sıktıkca sevgi damittigimiz kaybettiğimiz bir değer Sabahattin Ali.Gerek nişanlılık döneminde,gerekse evlilik,dergi çalışmaları ve cezaevi dönemlerinde taviz vermediği tek şey sevgi ve incitmemek ...Incitmemek diliyle
    ,haliyle ,tavrıyla...Çektiği onca çile ve sıkıntılara rağmen bedeli ne olursa olsun ailesine odetmemek,eşinin yüzünde en ufak bir keder burusugu olmaması için defalarca incinmek ,kalbinin infilak olması.Zaten seven insan incitmez.Incitiyorsa,hirpaliyorsa,
    kalbinizi kırık,delik deşik öylece bırakıp gidiyorsa zaten sevmemiştir (!)...

    Cahit Sıtkı'nin,
    "Pervam yok verdiğin elemden:
    Her mihnet kabulüm, yeter ki
    Gün eksilmesin penceremden!"
    şiirinde olduğu gibi ezilip,hor görüldüğü ,yeryüzünün dar geldiği,hatiralarinin hunharca cignendigi günlerde bile "Şimdi gözlerim arkada değil, ileride, geçen güzel günleri değil, gelecek güzel günleri düşünüyorum." hayaliyle teselli olmaya çalışan hayatının karanlık perdelerini sonuna kadar aralamaya calisan,tikildigi,nefessiz kaldığı pencerelere çarşaflar uzatıp çarşaflara tutunup başını yukarı kaldırıp çıkmaya ,gelecek güneşli günlere yüzünü dönmeye calisan ,yeter ki
    "Gün eksilmesin penceremden !" nidalarıyla nefes aldıran değerini maalesef bilemedigimiz,
    harcadigimiz bir değer Sabahattin Ali.

    Nasıl bir sevgi ki, sevginin
    edebi-hayat eksikliğini mektuplariyla tamamlıyor.Sevginin nasıl olması gerektigiyle alakalı murekkebinden nazarlarimiza gökkuşağı çiziyor adeta yazar.Sevginin tarifini ucuzlastirdigimiz ,maddiyatla kalbimizi sıkıntıya bogdugumuz su günlerde guncelliyor nasıl olması gerektiğiyle alakalı.Aliye Hanım gibi üşüyen yanlarimizi kalbinin sıcaklığıyla ısıtıyor yazar.Içine düştüğünüz dipsiz kuyulara kalbinden birer halat uzatıp sizi bogulmusluklarinizdan kurtarma genişliğinde yüreğe sahip yazar.Cemal Süreya ne güzel demiş ;"Hasret kalmışız ,yüreği güzel insanlara." diye Sabahattin Ali'ye dağları mesken tutturan derdin hala daha hiçbir şeyin degismemesi okurken satır satır huzunlendigim,özlemini çektiğim,kendisinden esirgenen sevginin ,merhametin ,adaletin sızısı oturdu işte yüreğime .

    "Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek."dediği gibi
    tablolastirmak ,sokakların her kıyısına köşesine afiş yaptırmak,duvarlarına boy boy asmak istediğim,sevgi uğruna Ohal (!) ilan etmek istediğim,elimden gelse tüm yüreklere sevgi ekmek,Tv'lerde kamu spotu ilan etmek istediğim; yüreğimize işleyen ,yaralarimizi saran,ayriliklarimiza merhem süren ,nefrete dilini yutturan,gözlerimizi yasartan,
    caresizligimize ,mazlumlugumuza tatlı bir esintiyle ferahlık veren hasret kaldığımız o kadar değerli,o kadar anlamlı bir söz ki.
    Bunların hepsi sadece bir hayal belki :( Sine bu, o kadar geniş ki...Cam değil ,taş değil ki sevmekten çatlasın.Sevgi bile sevmeye doymaz.Sevdikçe genişler sine.Sevdikçe sevesi gelir.Daha yok mu diye serzeniste bulunur hatta bize.Sevmediğimiz için küser belki de.O halde sevmeli cicegi,kuşu ,insanları ...Sevginin,
    insanlığın yanında saf tutmalı. O halde açmalı sinelerimizi sınır koymadan (!)Açmalı sinelerimizi bu kadarı da kafi(!) demeden.Sevgiye bogmali.Kalmasın hiç, uzatmadigimiz sevgiye muhtaç gönül.Aç acabildigin kadar.Ummanlar gibi ...

    Keyifli okumalar ...
  • "İncinmek değişmek için geçerli bir sebep olabilir, ama dünyadaki bütün acılar bir araya gelse bile gerçekler değişmez."