• Akşamları gelir incir kuşları.
    Konarlar bahçemin incirlerine;
    Kiminin rengi ak, kiminin sarı.
    Ah, beni vursalar bir kuş yerine!
    Akşamları gelir incir kuşlan...

    Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında.
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni
    O mâsum bakışlar... Su kenarında
    Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni.

    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa:
    Henüz dinlemedin benden türküler.
    Benim aşkım uymaz öyle her saza,
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler...
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
    Bir gün gözlerimin ta içine bak:
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.
    Sezai Karakoç
    Sayfa 17 - Diriliş yay, 2. baskı (epub)
  • Aşure bize ne diyor?

    Dinle neyden gör neler diyor sana/derdi vardır ayrılıklardan yana.|Hz. Mevlana. Dinle aşureden gör neler diyor sana/derdi vardır gayrılıklardan yana.|Sibel, bildiğiniz Sibel.

    Aşure bize ne diyor? Belki bir nohutsun, belki fasulye, belki buğdaysın; ceviz de olabilirsin, fındık da, kırmızı nar tanesisin belki, ya da yeşil Antep fıstığı, turuncu portakal kabuğu; ufacık, tefecik, minicik tanecikli bir incirsin belki. Ve yahut, kayısı, kuş üzümü ve dahi elma... ve ila ahir... Sen hiç nohutun fasulyeye, "en üstün tahıl benim" dediğini duydun mu, Antep fıstığının nara, "benim rengim senden daha güzel, ezik nar!" dediğine şahit oldun mu? İncirin kayısı ile üstünlük yarışına girdiğini gördün mü? Göremezsin, duyamazsın. Çünkü bunları ancak insanlar yapar. Sen ırkının, dininin, renginin, ideolojilerinin fil dişi kulelerinde ahkam keserken, o hafife aldığın incir çekirdeği var ya hani, sana insanlık dersi verir; insandan öğrenemedin canımcım, bari nohuttan, fasulyeden, nar tanesinden, incir çekirdeğinden ve dahi kuş üzümünden ders al. Bak biz hep bir araya geldik, rengimiz, cinsimiz, tadımız farklı ama bir araya gelip zehir olmadık, aşure olduk, birlikte tatlandık, anlam kazandık ve çoook tatlıyız di miii! (İşte bunu söylerken, incir çekirdeği insanlığa karşı zaferini ilan etmiş, Zafer işaretini yapmış ve basın mensuplarına bol gülümsemeli pozlar vermektedir) ve devam eder siz de orda biriniz ötekinizden farklı düşünüyor diye, milliyetiniz, dininiz, renginiz farklı diye selamı sabahı kesin, olmadı kafalarınızı kesin! Sizden ancak zehir olur! Accık şu bizim aşureyi örnek alın da! "Hiç düşünmez misiniz" der ve konuşmasına son verir incir çekirdeği.

    Bir de yukarda laf arasında aşure tarifi de verdim, bu kıyağımı da unutmayın :) Yazııkk, "incir çekirdeğini doldurmayacak kadar" diye deyimlere söz konusu olan incir çekirdeğinin içi ne kadar doluymuş öyle, hep içine atmış. Bize de incir çekirdeğinin rahle-i tedrisinden ders almak düşmüş. Ah! Hiç akıllanmayacak mısınız?
  • Zaman ne de cabuk geciyor Mona
    Saat onikidir söndü lambalar
    Uyu da turnalar girsin rüyana
    Bakma tuhaf tuhaf göge bu kadar
    Zaman ne de çabuk geciyor Mona

    Aksamlari gelir incir kuslari
    Konar bahcenin incirlerine
    Kiminin rengi ak, kimisi sari
    Ahhh! beni vursalar bir kus yerine
    Aksamlari gelir incir kuslari
  • "Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
    Saat onikidir söndü lambalar
    Uyu da turnalar girsin rüyana,
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.

    Akşamları gelir incir kuşları,
    Konarlar bahçemin incirlerine.
    Kiminin rengi ak kiminin sarı.
    Ah beni vursalar bir kuş yerine.
    Akşamları gelir incir kuşları.

    Ki ben Mona Rosa bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında.
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni.
    O masum bakışların su kenarında.
    Ki ben Mona Rosa bulurum seni.

    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
    Henüz dinlemedin benden türküler.
    Benim aşkım uymaz öyle her saza.
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

    Artık inan bana muhacir kızı,
    Dinle ve kabul et itirafımı.
    Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
    Alev alev sardı her tarafımı.
    Artık inan bana muhacir kızı.

    Yağmurdan sonra büyürmüş başak,
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
    Bir gün gözlerimin ta içine bak
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
    Yağmurdan sonra büyürmüş başak." 00:15 17.09.2018
  • "Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdesin.
    Su olsan kimse içmez,
    Ölür de susundan
    Yol olsan kimse geçmez,
    Sarp kayalara uğratır da yolunu
    Elin adamı ne anlar senden?"

    İncelemeye Yaşar Kemal'in Yalnızlık şiiriyle başlamak istedim. Yusuf'un bulunduğu ortama yabancılığını, kimsesizligini, anlaşılmaz kişiliğini, yalnızlığını yansıttığını düşünüyorum.

    Yusuf küçük yaşlarda yetim kalan, bir kaymakam tarafından evlat edinilen, hayat şartları tarafından erkenden büyümek zorunda kalan, dirayetli, dünyaya karşı acımasız biridir. Yusuf okuyamamıştir. Yapabileceği pek bir iş yoktur. Yusuf kent'e yabancidir. Yusuf varla yok arasında, anlaşılmayı bekleyen, haşin tabiatlı biridir. “ Bir su harabesi üzerinde biraz sıkıntılı ve şekilsiz, fakat serbest ve istediği gibi büyüyüp gelişen yabani incir ağacı” gibidir Yusuf.

    Anlasilmayacaginin farkındadır aslında. Şehir onu hicbir zaman anlamayacaktir. Yusuf da onları anlayamayacktir. Kulakları Yusuf'un dilini duymayacaktır. Yusuf'un dili de onların kulağına varamayacaktir.

    “Bir türlü anlayamadığı, birtürlü içlerine karışmadığı ve bunu zaten asla bilmediği bu insanlarla arasında çelik bir duvar gibi yükselttiği bu tebessüm, onun müracaat ettiği son çareydi. Kendini bu şehrin korkunç akıntısıdan, ancak, etrafına ördüğü bu soğuk duvarla kurtaracağını sanıyordu. Ruhuna bir gülle gibi düşen ve orasını darmadağınık eden Kübra'nın hikayesini ve onun akislerini bu duvarın içinde saklamaliydi. Zaten saklamasa ne yapabilirdi? Kendi dili ile bu insanların dili arasında herhalde pek büyük farklar olacaktı."

    Yusuf'u sahiplenen kaymakamın iyi yürekliliğine, yardımseverliğine, hoş mizaçlı kişiliğine rağmen; eşi bir o kadar kavgacı, iğneleyici, her an Yusuf'u sevmediğini gösterecek hareketler yapmaya, ortaya nefret söylemleri savurmaya meyyâl bir kişidir. Yusuf böyle bir evde sevgiden mahrum büyümüştür, yetişkin bir insan olmuştur.

    Bütün yaşadıklarına rağmen hayata tutunduğu kişi; aynı evde beraber büyüdüğü, beraber okula gittiği, kendisinden biraz küçük olan kaymakamın kızı Muazzez olmuştur. Bütün kötülüğün içinde olanca masumiyetiyle duran Muazzez, Yusuf'un içten içe sevdiği kişi olmuştur. Muazzez Yusuf'u felaketin içinden kurtarmaya gelmiştir. Fakat neden böyle bir imkansizlikla birlikte?

    Roman sanki bize dirayetli ol, hemen yılma, demeye çalışıyor gibiydi. Ya da bırakayım Sabahattin Ali desin; “Fakat her şey geçer. Her şey unutulur. Kendini bir felaketin içinde kaybetmenin manası yoktur. İnsan birazcık da kalender olmalıdır!”

    Çünkü anlatılan; yaşanılan onca felakete, onca acıya rağmen, büyük bir güçle ayağa kalkan, acısını da asil bir şekilde kimselere sezdirmeden yaşayan Yusuf'un hikayesidir. Yusuf soylu vahşidir. Toplumla çatışır ve en sonunda ona başkaldırır. Bütün kedere rağmen başını önüne eğmez, matemini ortaya sermez. Ama bu bize daha acıklı gelir. Sabahattin Ali'nin deyişiyle;
    “Zaten, bir felakete sükûn ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir. Kuru ve sabit gözlerin arkasında nasıl bir ateşin yandığı; yavaşça kalkıp inen göğüsün içinde nelerin kaynadığı bilinmediği için, mütemadi bir ürkeklik ve tereddüt içinde üzülür.”
  • Öyküleri birbiri ardından hızla okuyarak sonunda bir incir ağacı hakkında yazılmış bir öyküye geldim.
    Bu incir ağacı Yahudi bir adamın eviyle bir manastırın arasındaki yeşil çayırda yetişmişti. Yahudiyle esmer güzeli bir rahibe olgun incirleri toplamak üzere geldikleri ağacın altında karşılaşıyorlardı hep. Bugün ağacın dalındaki bir kuş yuvasında çatlayan bir yumurta gördüler. Ve küçük kuşun yumurtayı gagalayarak dışarıya çıkışını seyrederken elleri birbirine değdi. O günden sonra rahibe bir daha incir toplamaya gelmedi. Onun yerine mendebur suratlı Katolik bir mutfak hizmetçisi geliyor ve incir toplamayı bitirdiklerinde adam kendisinden fazla toplamış olmasın diye onun incirlerini sayıyordu. Bu da adamı müthiş öfkelendiriyordu.
  • Mona Roza

    Mona Roza, siyah güller, ak güller
    Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadi kirik kus merhamet ister
    Ah, senin yüzünden kana batacak
    Mona Roza siyah güller, ak güller

    Ulur aya karsi kirli çakallar
    Ürkek ürkek bakar tavsanlar daga
    Mona Roza, bugün bende bir hal var
    Yagmur igri igri düser topraga
    Ulur aya karsi kirli çakallar

    Açma pencereni perdeleri çek
    Mona Roza seni görmemeliyim
    Bir bakisin ölmem için yetecek
    Anla Mona Roza, ben bir deliyim
    Acma pencereni perdeleri çek..

    Zeytin agaçlari sögüt gölgesi
    Bende çikar günes aydinliga
    Bir nisan yüzügü, bir kapi sesi
    Seni hatirlatiyor her zaman bana
    Zeytin agaclari, sögüt gölgesi

    Zambaklar en issiz yerlerde açar
    Ve vardir her vahsi çiçekte gurur
    Bir mumun ardinda bekleyen rüzgar
    Isiksiz ruhumu sallar da durur
    Zambaklar en issiz yerlerde acar

    Ellerin ellerin ve parmaklarin
    Bir nar çiçegini eziyor gibi
    Ellerinden belli oluyor bir kadin
    Denizin dibinde geziyor gibi
    Ellerin ellerin ve parmaklarin

    Zaman ne de cabuk geciyor Mona
    Saat onikidir söndü lambalar
    Uyu da turnalar girsin rüyana
    Bakma tuhaf tuhaf göge bu kadar
    Zaman ne de çabuk geciyor Mona

    Aksamlari gelir incir kuslari
    Konar bahcenin incirlerine
    Kiminin rengi ak, kimisi sari
    Ahhh! beni vursalar bir kus yerine
    Aksamlari gelir incir kuslari

    Ki ben Mona Roza bulurum seni
    Incir kuslarinin bakislarinda
    Hayatla doldurur bu bos yelkeni
    O masum bakislar su kenarinda
    Ki ben Mona Roza bulurum seni

    Kirgin kirgin bakma yüzüme Roza
    Henuz dinlemedin benden türküler
    Benim askim sigmaz öyle her saza
    En güzel sarkiyi bir kursun söyler
    Kirgin kirgin bakma yüzüme Roza

    Artik inan bana muhacir kizi
    Dinle ve kabul et itirafimi
    Bir soguk, bir garip, bir mavi sizi
    Alev alev sardi her tarafimi
    Artik inan bana muhacir kizi

    Yagmurlardan sonra büyürmüs basak
    Meyvalar sabirla olgunlasirmis
    Birgün gözlerimin ta içine bak
    Anlarsin ölüler niçin yasarmis
    Yagmulardan sonra büyürmüs basak

    Altin bilezikler o kokulu ten
    Cevap versin bu kanli kus tüyüne
    Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
    Bir tüy ki kapali gece güne
    Altin bilezikler o kokulu ten

    Mona Roza siyah güller, ak güller
    Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadi kirik kus merhamet ister
    Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
    Mona Roza siyah güller, ak güller

    Sezai Karakoc