• 440 syf.
    ·11 günde·Beğendi·9/10
    Dersaadet'te Sabah Ezanları, Attila İlhan'ın 'Aynanın İçindekiler' serisinin dördüncü romanı...
    Bir söyleşide Attila İlhan bu romanı için; bir yönüyle aşk romanı, diğer bir yönüyle de siyasal roman, komprador aydın tipini çizen Osmanlı Imparatorluğu üzerindeki
    İngiliz-Alman çekişmesini yansıtan 'toplumsal' bir roman olduğunu söyler. Ben de 'aşk' , 'siyasal' ve 'toplumsal' roman tanımına 'tarihi bir roman' özelliğini de eklemek isterim. Çünkü 1919 işgal İstanbul'unu anlatırken geriye dönüşlerle 1900'lü yılların başına giderek İttihat ve Terakki Cemiyetinin kuruluşu ve ikinci Meşrutiyetin ilanı ve '31 Mart vakası' gibi tarihi olaylara da yer vermiş.
    Bence her yönüyle harika bir roman. Siz bakmayın bir okurun incelemesinde "poşetlik cinsel içerik'ten bahsetmesine. Yaşamın içinde cinsellik yok mu? Yine toplum içinde sapkınlık boyutunda cinsellik yaşayanlar yok mu? Yani toplam 440 sayfalık bir romanda üç-beş sayfalık cinsel içerikli bölümler var diye romanın asıl anlatmak istediğini görmezden gelip buralara mı takılacağız?.. Ben de romanı değil de basımını yapan T.İş Bankası Kültür Yayınlarına küçük bir eleştiri ve öneri yapayım: Dönem romanı olduğu için konuşma ve yazışma dili olarak o günün dilini kullanmış yazar. Kitabın yeni baskısı yapılırken bugün pek kullanılmayan Osmanlıca sözcüklerin anlamlarını, dip not olarak verirlerse çok yararlı olur diye düşünüyorum...
    Ben Attila İlhan'ın 'Dersaadet'te Sabah Ezanları' romanını keyifle okudum ve kitap severlere öneriyorum...
  • 128 syf.
    ·3 günde·1/10
    2017'de "Hakikat Kitabevi" tarafından 112. baskısı yapılan Hüseyin Hilmi Işık kitabı.
    3 bölümden oluşur.
    Birinci ve ikinci bölümleri, Eyüp Sabri Paşa adlı bir Osmanlı paşasının, hayali bir İngiliz casusu hakkında yazdığı uydurma metinlerin sadeleştirilip günümüz Türkçesi'ne yakınlaştırılmasıdır.
    Üçüncü bölüm 19. asırda Mekke'de müftülük yapmış Şafii bir müftünün yazdığı ilmihalin Türkçe'ye tercümesidir.

    Tüm Hüseyin Hilmi Işık kitapları gibi sert ünsüzlerin ısrarla yumuşak ünsüz gibi tuhaf yazımı ve telaffuzu göze çarpar, Mehmet hiçbir zaman Mehmet değil hep Mehme"d"dir.

    Kitabın ilk iki bölümünü dolduran ne varsa Eyüp Sabri Paşa'dan çıkmıştır, dolayısıyla hakkında bilgi vermek icap eder.

    Eyüp Sabri Paşa, bahriyede öğretmenlik ve daha sonra yüksek pozisyonlarda memurluk yapmış, Hicaz'da bir takım görevler üstlenmiş, tahsilli bir Osmanlı paşasıdır. Mir'atü'l Haremeyn adlı beş ciltlik bir çalışması olmuştur. Mekke, Medine ve tabii tüm Arap Yarımadası hakkında tarih, coğrafya, din, kültür, nüfus ve daha pek çok konuda bilgi içerir bu kitaplar.

    18. asır ile 19. asrın sonlarına kadar Vahhabiliğin yayılışı, Arapların İngilizlerle iş birliği, git gide gerilen Türk-Arap ilişkilerini göz önünde bulundurunca, paşamızın Orta Doğu'daki topraklarımızı kaybetme korkusu yaşadığına eminim. Muhtemelen öylesine korktu ki paşamız, Hempher adında 1700lerde yaşamış bir İngiliz casusu uydurdu. Bu casus güya Dersaadet'e sızdı, bir Türk ve Müslüman gibi gözükerek, İngiliz İmparatorluğu adına casusluk yaptı filan falan. Neyse Hempher karakteri yaşadı mı yaşamadı mı bilinmez, Eyüp Sabri Paşa korkusunda haklı çıktı, Arap İsyanı'nda Hicazı, -elbette Haremeyn'i- Yemen'i, Suriye'yi ve pek çok bölgeyi kaybettik. İngiliz desteği ve himayesinde hürriyet beklentisiyle ayaklanan ve bir büyük Arap Devleti oluşturmak niyetindeki Araplar, onlarca parçaya bölünüp, bugünkü zayıf, geri kalmış, kaynakları sömürülen devletleri oluşturdular.

    Kitaba dönersem; Eyüp Sabri Paşa'ya göre (ve tabi Hüseyin Hilmi Işık'a göre de) casusumuz Hempher, Müslüman ahlakını zayıflatmak için alkol, dans ve zinayı yaygınlaştırma çabalarında bulunduysa da asıl çalışmalarını Vahhabilik mezhebini kurarak gerçekleştirdi. Filan falan...

    Şimdi, Hüseyin İlmi Işık beyefendinin, zihin dünyasında Osmanlı'yı yıkan sebeplerin, "İslam'dan uzaklaşma", "Batıyı taklit etme", "İngiliz fitnesi, casusu" v.s olduğu tartışılmaz bir gerçek.

    Sayın okuyucu, bu son derece sıkıntılı bir zihni faş ediyor.
    Zira, bir başkasının kurguladığı karakterin (Hempher) gerçekmiş gibi sunulup, okuyucuya hayali bir karakter ve kurgusal olaylar üzerinden ders verilmeye çalışılması yanlış. Bunun 112 kere yapılmış olması sebebiyle, insanların inanmışlıklarını takdire şayan buluyorum. Şimdilerde belki 113. baskı yapılıyordur.

    Zaten bir kitabın 112 defa basılmış olması, onu kimsenin okumadığına en büyük delildir. Nitekim Hüseyin Hilmi Işık'ın yolundan gidenler (İhlas Holding) bu kitabı -kendilerince- Allah rızası yahut İslami bir görevi yerine getirirmiş gibi bedavaya dağıtmaktadırlar. Söz konusu cemaatin mensuplarının bireysel yaşamlarında "imanlarını kaybetme korkusu" o kadar yüksektir ki, bu sebeple kendi cemaatlerinden olanların yazdıkları dışında fazla kitap okumazlar bile.
    Dürüst olmam gerekirse bu huy İhlasçılara özgü değildir. Neredeyse tüm cemaat-tarikat ve mensup/müritlerinde vardır.

    Eyüp Sabri Paşa'yı anlayabiliyorum. Yarattığı kurguyla, döneminin yöneticilerini ve aydınlarını İngiliz tehlikesine, Vahhabiliğe karşı uyarmak niyetindeydi muhtemelen.

    Ancak Hüseyin Hilmi Işık'ta aynı "iyi niyet"i görmekte zorlanıyorum.

    Yine de kimseyi suçlamıyorum.
  • Başbakan Benjamin Disraeli, 19.yüzyıl sonu İngiliz politikasında belirleyici bir rol oynadı. Görevde olduğu süre boyunca muhafazakârlara demokrasi ilkelerini benimsetmeye ve 1867 Parlamento Reformu gibi pek çok reformu hayata geçirmeye uğraştı. 1869’da açılan Süveyş Kanalı’nın hisselerinin büyük bir kısmını 1875’te satın alan Disraeli, emperyalizmi destekledi. Onun önerisiyle kraliçe Victoria, Hindistan imparatoriçesi unvanını aldı.
  • 2 Ağustos 1919'da Paris Barış Konferansı'ndaki İngiliz temsilcisi Balfour, Londra'ya gönderdiği mektupta Osmanlı İmparatorluğu'nun bölünmesine ilişkin şu görüşleri ileri sürmüştü:
    "Fransa Suriye'nin, İngiltere Mezopotamya'nın, Amerika veya İngiltere Filistin'in, Amerika Ermenistan ve Boğazlar'ın, İtalya belki Kafkaslar'ın mandasını almalıdır."
  • 3 türlü imparatorluk çözülüşü vardır.
    -Roma İmparatorluğu gibi zaman içinde yavaş yavaş yok olup gider.
    -İngiliz İmparatorluğu' nun çöküşünde planlı bir tasfiye söz konusudur, hangi ülkeye ne zaman ve nasıl bir statü verileceği planlanmıştır.
    -Osmanlı İmparatorluğu...Bir gece imparatorlukta yatar ve ertesi gün Cumhuriyet' te uyanırsın.
  •  “Peel Tadilatı” diye tarihe geçen bu değişiklik çok önemli sonuçlara neden olmuştur:
    (1) Bu değişiklik gümüşü İngiltere ve dünyada para karşılığı olmaktan çıkarmıştır.
    (2) Bank of England İngiliz İmparatorluğu’nda para basma tekelini eline geçirmiştir.
    (3) % 100 altın karşılığı para basımını zorunlu hale getirmiştir.
    (4) Bank of England İngiliz İmparatorluğu’nun takas merkezi haline
    gelmiştir ve İngiliz Poundu dünya parası haline taşınmıştır.
    (5) Bankaya İngiliz İmparatorluğu ve bir
    anlamda dünyada fiyatları ve ücretleri belirleme yetkisi verilmiştir.
  • Üç türlü imparatorluk çözülüşü vardır.Bunlardan ilki, Roma İmparatorluğu gibi zaman içinde yavaş yavaş yok olur gider.İkincisi İngiliz İmparatorluğu. Bu örnekte planlı tasviye sözkonusudur. Üçüncüsü Osmanlı İmparatorluğu. Bir gece imparatorlukta yatar, ertesi gün Cumhuriyet'te uyanırsın.
    Zülfü Livaneli
    Sayfa 168 - Remzi Kitabevi