• .
    Sevmek, insanoğlunu sevmek istiyorum. Ama engel oluyorlar, vermiyorlar bana! Verin, bana bir insan verin de seveyim onu... Nerede o insan? Nereye saklandı? Diogenes'in feneriyle aradığı gibi, ben de hayatım boyunca onu arıyor, bulamıyor, bulamayınca da kimseyi sevemiyorum.

    Yazıklar olsun beni insan düşmanı yapana!

    Dostoyevski
  • Çünkü zamanla her şeyi sever insan, çünkü bir gün öleceğini anlar.
  • 246 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    https://youtu.be/ka9VQ-ZYw9U bu Avatarlardan bahsediyorum :))
    Hava bükücü olan değil.

    Böyle sizin de değişik yanlarinız var mı? Mesela ben bir kitap okuduğum zaman kitap bana istem dışı izlediğim ya bir filmi ya da bir kişiyi hatırlatır ve buna tam manasıyla inandığım zaman ise kitabın bütünü o benzettiğim şey üzerine yol alır ve bu gerçekten çok güzel oluyor...

    Peki neden bu muhteşem kitabı Avatar filmine benzettim... onu dur. Şöyle yapalım...
    Sen ya bu kitabı okumuş Avatar filmini izlememişsin...
    Ya da filmi izlemiş bu kitabı okumamışsındır.

    Nasıl mantık( kahkaha atan emoji ve şu diğer emoji onu ben de tam olarak bilmiyorum)

    Sizden istediğim önce filmi sonra kitabı okumak. Belkide alakasız ve ilgisiz de bulabilirsiniz ne yapalım bende böyle bir takıntıyım...

    Biraz da kitaptan bahsedelim. Kitap sağ beyinli insanların ilgisini çeken muhteşem bir eser bu sol beyinli insanların ilgisini çekmeyeceği anlamına gelmiyor( bir de anlamina geliyor deseydim aboooo :))))

    Soyutsallık ve Aborjinlerin mistik dünyasına hoş geldiniz. İlk önce Aborjinler kimlerdir onu kisaca şöyle parantez içinde vereyim;

    (Avustralya yerlileri ya da Avustralya Aborijinleri Avustralya kıtası yerlilerine verilen ad.) kızıl derililer var ya o tarz işte, böyle daha kalıcı olur.

    Gerçek insan ve Mutant insan bu iki kavram eser boyunca karşınıza epey çıkacaktır. Aborjinlerin kendileri dışında diğer insanlara Mutant demesi ve kendilerinin bozulmayan gerçek insanlar olarak tarif etmesi...

    Doğaya ve tabiyata olan mistik saygıları. Hayvanlara ve dünyaya olan bakışları beni etkilediği gibi sizi de etkileyeceğinden eminim.

    Baştan sona şöyle bir fragman şeklinde verelim, Amerikalı kadın doktor Avusturalya kıtasına Aborjinleri araştırmak ve ordaki insanları anlamaya çalışması ve ordaki yaşam koşullarına o Aborjinlerin doğaya olan inanılmaz etkileşiminden ve daha bir çok alanda onlardan hem ruhsal hem de fiziksel ders aldığı güzel bir eser.

    Fazla uzatmadan bitireyim. Kesinlikle okunması gerekir. Yani oku daha ne diyim.
  • 180 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    “Cumhuriyetin en başarılı eserlerinden biridir tam bağımsız Köy Enstitüleri. Geçmişte başarıya ulaşmış, başarısı da kapatılmakla ödüllendirilmiştir. Çünkü; ülkemizde her başarının bir ödülü değil, cezası vardır.”

    Ç News

    *

    Köy Enstitüleri açıldığı yıllarda değil de, kapandığı yıllardan sonra daha çok gündemde olmuş, her dönem geçmişe ait bir özlem, bir merak yaratmıştır. Günümüzde de hep gündeme gelmesine rağmen, yararlı bir konu olduğu için süregelen iktidarların hiç hedefinde olmamış, döneminde yarattığı kültüre hala yaklaşılamamıştır.

    “Köy Enstitüleri Demokrat Parti döneminde 27 Ocak 1954'te kapatılmıştır. Bu bir spoilerdır. Bu incelemede SPOILER vardır, çünkü tarih dediğimiz şeyin ta kendisi SPOILER olmasına karşın, bazı okurlar SPOILER şikayetleri ile kendilerine eğlence aramaktadır. Evet, bu incelemede SPOILER vardır!”

    İncelemeyi üç bölüme ayırdım ve anlaşılır bir şekilde sizlere sunmaya çalıştım. Umarım faydalı bir paylaşım olur. Keyifli okumalar.

    *

    BÖLÜM I: Genç Cumhuriyet, Atatürk, İmkansızlıklar ve Baykurt’un Fikirleri;

    Cumhuriyetin ilk dönemlerinde 3 Mart 1924 yılında öğretim Birliği, 1 Kasım 1928'de yeni abecenin (alfabe) kabulü ile 1932 yılında Halkevleri kurulmuştur. Bu programlar Yeni alfabenin kabulü ile Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde tüm ulusa yayılmaya çalışılmıştır. Özellikle yeni harflerin öğretilmesi ve kısa zamanda okuma yazma oranının yükselmesi bu seferberliği başarılı kılmıştır.

    Şimdi bu programlar ve projeler yeterli miydi? Kesinlikle yetersizdi ama fakir Cumhuriyet daha yeni gelişiyordu ve her şeyi yapabilmesi imkansızdı. (Osmanlı’dan geriye büyük bir enkaz kaldığını unutmamak gerekir.) Bunun nedenlerinin en başında nitelikli ve bilgili insan yoksunluğuydu. Özellikle okumuş ve tahsilli insanların cephelerde şehit olması, zaten azalan ülke nüfusunda büyük bir gedik oluşturmuştur. Özellikle Yunanistan ile yapılan mübadele sonrası, Anadolu da ki ermeni asıllı zanaatkarlar Yunanistan’a gitmek zorunda kalmış, iş bilen yerli halk pek az kalmıştır. Çiftçilik, hayvancılık, el işçilikleri, duvar işçilikleri, aklınıza ne gelirse her şeyden yoksun bir devlet düşünün. Açlık, hastalık, parasızlık…

    Fakir Baykurt, ilk olarak eğitim alanında atılımın yapılması gerekliliğini söylese de, o da bu fakirliğin ve yetersizliğin farkındadır. İstediği şey o olsa da, daha ülke düşman işgalinden kurtulmamışken, Mustafa Kemal İzmir’de Birinci İktisat Kongresini toplamış ve eğitimin önemi çok öncelerde vurgu yapmış ve geleceğin savaşının cehaletle olacağını daha cephedeyken vermiştir.

    Bu ve benzeri birçok olumsuzluk varken asıl etkeni Sayın Baykurt çok net ifade ediyor:
    "Yazgıcı anlamda değil, ama gerçekten Atatürk'ün erken ölümüyle Türkiye büyük fırsatlar yitirdi." #44894868

    Bu eksiliğin bir şekilde kapanması ve özellikle köyden başlayan ve toplumu kucaklayan bir sisteme ihtiyaç vardı. 1935 yılından başlamak üzere Köy Eğitmen Kursları ve Köy Öğretmen Okulları açıldı. Bu projelerin yararı ya da yararsızlığından çok, köylerde öğretmenlik yapan öğretmenler sahiplenici değildi. Kısa bir tatilde dahi hemen şehirlerine koşuyorlardı ve köyde yaptıkları şey, eğitimden çok zorunluluktan doğan ezberci bir eğitimdi. Kısacası faydasız idi.

    Sayın Baykurt, Cumhuriyet’in ilk yıllarına ve Atatürk’e bu konuda birkaç kere eleştiri getiriyor ama kendisi doğduğunda yani 1929 yılında Cumhuriyet 6 yaşında, Atatürk vefat ettiğinde ise kendisi 9-10 yaşlarındadır. Yani, dönemi yaşamış bir yetişkin değil, dönemin içinde büyüyen bir çocuktur. Hali ile düşünceleri gayet normaldir. Yaşadığı yıllar ve özellikle Köy Enstitülerinin kapanması ve vefatına dek, yaşayıp kendisi de göreceği üzere, her şeyi yapmak ve hatta en iyisini yapmak, imkanlar dahilinde her zaman zor olmuştur. Baykurt, Atatürk’ün yapmak istediği ve başarmış olduğu şeyleri bildiği için, onun döneminde böyle bir şey olsaydı, yüzde yüz başarıya ulaşacağını bildiğinden, üzüntüsünü dile getirmesi çok doğaldır.

    BÖLÜM II: Köy Enstitüleri’nin Kuruluşu, Sağladığı Yararlar, Hedefleri ve Kapatılışı;

    “17 Nisan 1940 tarihinde 3803 Sayılı Köy Enstitüleri yasası TBMM’den geçti. Köy Öğretmen Okullarının adı bu tarihten sonra Köy Enstitüleri oldu. Yasanın çıktığı 1940 yılında Köy Enstitüsü sayısı 10’du. 1944 yılında bu sayı 20’ye ulaştı. 1948 yılında Van’da açılan Ernis Köy Enstitüsü ile sayı 21 oldu.”
    Köy Enstitüleri nerelerde kurulmuştur, harita üzerinden detaylıca bakalım:
    https://ibb.co/w02NMMJ
    Haritaya baktığınızda, ülkenin dört bir yanına yayılmış bu enstitüleri göreceksiniz.

    Köy Enstitüleri; Mustafa Kemal’in genç Cumhuriyeti’nin temeli sağlam Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç'un eseridir.

    Fakir Baykurt’un 96-102 sayfaları arasında değindiği ilkelere başlık halinde baktığımızda, başarının zaten kaçınılmaz olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Bu Enstitüler ezberci eğitimi değil, öğrenirken uygulayan, uyguladığını test edebilen, test ettiğini geliştiren, geliştirdiğini bir başkasına aktaran bu sayede de sürekli olarak aktif olabilen bir projedir. Bu proje başarıya ulaşmış, ulaştığı içinde kapatılmıştır. Bunun birçok nedeni olmakla birlikte, siyasetin kirli çamaşırlarına birazdan değineceğim.

    Enstitüleri Enstitü Yapan İlkeler:
    1- Fırsat ve olanak eşitliği,
    2- İş eğitimi ilkesi,
    3- Öğrencinin yönetime katılma ilkesi,
    4- Özveri ve özgecilik ilkesi,
    5- Kendi kendine öğrenmeyi sürdürme ilkesi,
    6- Yıl boyu eğitim ilkesi,
    7- Herkesi başarılı kılma ilkesi,
    8- Karma eğitim ilkesi,
    9- Çalışmalara halkın katılımı ilkesi.

    Bu ilkeler doğrultusunda Köy Enstitüleri, köyden başlayarak çağdaş ve modern eğitimin ilkesinde toplumu bilgilendirici bir yapıya büründürdü. Bu Enstitüler Çağdaş, bilimsel, laik ve ulusal eğitime bağlı kalmak koşuluyla kendi sistemi vardı. Devletten aldığı ödenekle yetinmiyor, kendi kurduğu, inşa ettiği, ektiği ve biçtiği, ürettiği her şeyden gelir elde edebiliyor ve ayakta duruyordu.

    Doğrusu “köylü milletin efendisidir” değil, Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği şekilde “Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür” sözü bu şekilde ete kemiğe bürünüyordu. Çalışan, üreten ve ürettiğinin karşılığını alan bir köylü, şehrin can damarı oluyordu.

    Köy Enstitüleri sadece okul değil, bundan daha fazlasıydı. Bu Enstitülerde el işçiliği, çiftçilik, hayvancılık gibi birçok konuda eğitim alınıyor ve köylü ile birlikte doğru bilgi kitapların dışına çıkılarak uygulanabiliyordu. Her gün bir saat serbest okuma yapılıyor, tiyatro yarışmaları yapılıyor, başarılı öğrenciler ödül olarak ülkenin başka yerlerine düzenlenen gezilere gitmeye hak kazanıyor, bu gezilerde tüm ülkeyi gezme şansı yakalayarak, coğrafya insanını tanıyor ve bilgileniyordu.

    Bu proje dünya üzerinde benzeri olmayan, tamamen kendi ürünümüz olan bir projedir. Birçok konudan elbet yararlanılmıştır ama, net olarak söylemekte fayda var ki;
    "Köy Enstitüleri yerlidir." #44840137

    Enstitüler "Eğitimden sağlığa, tarımdan tekniğe, yazından iç politikaya, iç politikadan öğretmen hareketine kadar Köy Enstitülerinin, ülkenin demokratikleşmesinde olumlu etkileri olmuştur." Bu etkiler, Enstitüler kapatıldıktan sonra dahi etkisini sürdürmüş, verdiği mezunlar ve yetiştirdiği insanlar ile ülkemize büyük bir fayda sağlamıştır. İçlerinden yazarlar, şairler, mühendisler, öğretmenler, profesörler, doktorlar daha nice branşlarda başarı göstermiş Cumhuriyet bireyi yetiştirmiştir. Bu yetişen insanlarda, öğrendiklerini aktarmış ve Köy Enstitüleri madden yıkılmış olsa da manen varlığını koruyabilmiştir.

    Köy Enstitüleri nasıl kapatıldı?

    "ABD kaynaklı yeni emperyalizme ortam hazırlamak için önce ışıkları söndürmek gerekiyormuş. Hazırlanan plana göre, sonra karşı koyanları ezerek öbürlerine gözdağı vermek vardı.

    >Daha sonra da her türden din okuluyla, aşırı derecede çoğaltılan cami hutbeleriyle, antikomünist yayınlarla gençliği, öğretmenleri uşaklaştıracaklar.

    >Böylece Türkiye akla, bilime, öz çıkarlarına ters, karanlık bir ortamın içine itilecek. İstedikleri fazlasıyla gerçekleşti." #44895977

    Fakir Baykurt, açık kalan dönemin ilk beş yılının verimli, kapatılma korkusunun yaşandığı son beş yıl ise verimsiz olduğunu aktarmıştır. Ülkenin geleceğine faydası dokunan bir kurum, hem de devletin kendisi tarafından kapatılır mıydı? Bunun mantıklı yanı mı vardı?

    Bu sorulara cevap vermeden önce şunu iyi bilmemiz gerekir ki, devletler tek başlarına var olmazlar, kendi kendilerine sürdürülebilir sistemleri yok ise, yok olmaktan kurtulmak, kolayı seçmek, koltuğu kaybetmemek gibi birçok varsayım üzerine olan, olmuş ve olacak olanı bilmek ve ön görmek gerekir. Yani;

    1946’da CHP iktidarı ile kanunlaşıp kurulan Köy Enstitüleri, adına kapatma dememek için 27 Ocak 1954 tarihinde Menderes’in iktidar partisi Demokrat Parti tarafından çıkarılan bir yasayla Köy Enstitüler Öğretmen Okullarıyla birleştirildi ve şalteri indirildi. Ondan sonraki eğitim sistemimiz, bugüne kadar geldiği şekil ile verimsiz, temelsiz, ezberi bile şüpheli, ne bireye ne devlete faydalı şekildedir.

    Bu kapatılma esnasından önceki dönemlerde, bu projenin savunucusu İsmet İnönü olmasına rağmen, kapanışında doğan muhalefete gereken sertlikle müdahale edememiş, bu gidişe dur diyememiştir. Neden?

    Öncelikle Atatürk’ün vefatı sonrasında genç Cumhuriyet bir belirsizliğin içine girdi. Yönetim bakımından sahipsiz kalmadı şüphesiz ama Atatürksüz bir gelecek düşünmedikleri için panik başladı. Cumhurbaşkanı seçiminden başlayan bu panik, ilerleyen yıllarda da devam etti. İnönü’nün yaptıklarını ya da yapmadıklarını bu incelemede paylaşmayacağım, o ayrı bir konudur fakat, bu durum sadece İnönü konusu değildir. Mustafa Kemal’in yanı başında ki dava adamları, hızlıca ona ve kurduğu Laik, Çağdaş, Tam Bağımsız Cumhuriyet’e ihanet edeceklerdi. Konuya bugünden baktığımızda, ihanetin bedelinin çok ağır olduğu da ortadadır.

    Özellikle 1940’lı yıllardan sonra, yavaş yavaş Amerika ve İngiltere yakınlaşması var, bunun tersine birde Sovyetler ile yakınlaşma var. Bu durum değişkenlik göstererek bir o taraf bir bu taraf diye giderken, Menderes’li dönem Amerika ile paralel yürümeye başlamış, ona uygun yasalar çıkarmaya başlamış, LAİK Cumhuriyet’in fişini çekmek için kolları sıvamıştır. Bu süreç 1960’da kendisinin idamı ile son bulmuş, lakin süreç devam etmiştir. Özallar, Erbakanlar bayrağı dimdik ayakta tutmak için fazlasıyla çaba göstermiştir. İçlerine Demirel, M. Yılmaz, Çiller’i de ekleyip, günümüzün iktidar kadrosunu da Refah Partisi’nin kök kadrosu olduğunu varsayarsak, olayın 1940larda kalmadığını, bizzat 2019’da da devam ettiğini görmekteyiz.

    Köy Enstitülerinin kapanması ile birlikte okullarda okutulan ders kitaplarımızda değişti. Amerika’dan alacağımız ekonomik yardım karşılığında, tarımımızdan ve eğitimimizden vazgeçip, demokrasimizi de ayaklar altına almaya başlamıştık. Nasıl ki, Atatürk döneminde ki Cumhuriyet çağdaş bir modelse, özellikle Menderes ve sonrasında ki dönemlerde zıttı olmak ve çağ dışı olmak için maraton koşanlarla doludur.

    Kısacası Kapatılması gerekiyordu, çünkü;
    - Amerika gelişmiş bir Türkiye istemiyordu,
    - İngilizler emperyalizme karşı bir eğitim istemiyordu,
    - Batı ve Avrupa sorgulayan toplum istemiyordu,
    - Tam bağımsız bir ülke istemiyordu,
    - Köylüsü okusun, bilgilensin istemiyordu,
    - Köylü üretsin ama kazansın istemiyordu,
    - Özgür değil, toprak ağalarına bağlı bir toplum isteniyordu,
    - Din üzerinden kesilmiş propaganda, yeniden hortlatılıyordu,
    - Tekke ve zaviyelerin açılması isteniyor, tarikatlar yeniden açılmak isteniyordu,
    - Amerikan güdümünde Din devleti olması beklenen Türkiye, Laik düzenden koparılıp, tamamen sömürge edilip, köle zihniyeti ile yönetilmek isteniyordu.
    Dönemin İstihbarat bilgilerine baktığınızda, ülkenin bölünmesi için Avrupa ve Amerika’nın nasıl birbiri ile savaştığını görmek mümkündür.

    "Kırk yıllık Amerikan yardımıyla, daha çok borçlanma doğuran dış kredilerle geldiğimiz sonuç ortada.

    Niçin kendi gücümüzü harekete geçirmeyi bilmiyoruz? Bilmiyoruz, çünkü BAŞIMIZDAKİLER bunu istemiyor." #44843309

    Bu oyunda kurtlar (Avrupa-Amerika) vardı.
    Tam önlerinde bir de koyun (Türkiye) vardı.
    Kurtlar koyunu görüyor fakat, hangisinin yemesi gerektiği konusunda anlaşamıyorlardı. Her kurt kendisi için plan yapsa da bir türlü istediği sonucu alamıyordu.
    Türkiye hala bu durumdan kurtulmuş değildir.
    Tam bağımsız bir ülke olarak kurulan Türkiye, 1940’lardan itibaren bu yoldan sapmış ve bağımlı hale gelmiş ve getirilmiştir. Yapımda ve yayında emeği geçen herkese teşekkür etmek gerekir. Özellikle Din üzerinden, insanları bölüp, çağdaşlığı düşman edinen insanları ayrıca tebrik etmek gerekir ki, belgeli olmak kaydı ile ülkeyi parsel parsel satarken gram üzüntü duymamışlardır.

    "DP’nin Önce ikinci, sonra birinci adamı olan Adnan Menderes, 1950 seçimlerinden önce ağalara söz verdi, eğer kendisini destekleyip seçimi kazandırırlarsa Enstitüleri kapatacaktı.

    Ağalar ve onların buyruğundaki şeyhler köylüleri kötü biçimde etkilemeyi başarıp DP’yi kazandırdılar. 1951’de Enstitüler kapatıldı." #44835304

    Uğur Mumcu ne güzel söylemiş;
    Muhafazakârlık, "muhafaza" ve "kâr" hecelerinden oluşuyordu... #31301285

    Köy Enstitülerinin kapatılmasına yakın şu yalanlar kanıtsızca ortaya atılmış ve Enstitülerin adına leke sürülmeye çalışılmıştır:

    - Enstitülerde “goministlik” öğretilmektedir,
    - Kızlı, erkekli okudukları için toplumun ahlakı bozulmaktadır,
    - Enstitülerde din dersi olmadığı için din elden gitmektedir,
    - Rus Klasiklerini okudukları için suç işlemektedirler,
    - Öğretmenler militan yetiştirmektedir…
    Görüldüğü üzere konuların çoğu din ile alakalıdır. Çünkü, din üzerinden toplumu ayrıştıran Menderes, afyonun ne olduğunu da bulmuştu… Bir yere kadar tabi…

    *

    “Türkiye’de Köy Enstitülerinin rahatsız ettiği insanlar, bütün devrimlerin rahatsız ettiği insanlardır: Hacılar, hocalar, ağalar, para babaları, eski bey paşa oğulları, medrese kalıntıları, ulema bozuntuları ve bunlara yaranan yada kananlar.

    >>Atatürk Anadolu halkıyla birlikte Kurtuluş Savaşını yalnız dış sömürgenlere karşı değil, bu iç sömürgenlere karşı da kazanmıştı.

    >>O SAĞKEN SÜT DÖKMÜŞ KEDİ GİBİYDİ HEPSİ <<

    >>Sonradan yoksul ve bilgisiz yurttaşlarımızın dertleriyle güçlenip aslan kesilmeye başladılar.

    >>”Din iman gitti, ahlâk, Türklük gitti, Türkçe gitti!” yaygaralarıyla oy avına çıktılar ve olanlar oldu. "

    ~Sabahattin Eyüboğlu #44896297

    Bölüm III: Kitap bize ne gibi bilgiler sunuyor ve okumamız gerekir mi?

    İkinci soruya hızlıca cevap vermem gerekiyor. EVET, OKUMANIZ ŞART!

    Kitabın içeriği Fakir Baykurt’un yazdığı yazılardan, onunla yapılan söyleşilerden oluşuyor. Özellikle ilk bölümde ki soru cevap kısmı fazlasıyla doyurucu ve bilgilendirici. Bu bölümlerden Köy Enstitüleri hakkında bilgi alabiliyor ve ne olduklarını, ne amaçla kurulduklarını ve nasıl faydalar sağladığını ilk ağızdan okuyabiliyorsunuz.

    Bu röportaj sonrasında ki bölümlerde, Baykurt’un yazmış ve yayınlanmış olan yazıları var. Bu yazıların sonunun bir çoğunluğu kapatılan Köy Enstitülerin yerine açılan ve kesinlikle faydalı olmadığını söylediği İmam Hatip okulları ile ilgili. Ben konuya değinmeyeceğim çünkü, faydasını görmediğimiz şeyin gerçek anlamda tartışmasını yapmak ve anlatmak durumuna düşmek şahsım adına da gereksiz olacaktır. Günümüz eğitim sitemi zaten yetersiz, bir diğer taraftan ihtiyaç fazlası olup, asla bitirdikleri bölümü değil, başka işi yapmak isteyip te aileleri tarafından zorlanan ve günlük siyasete kurban edilen insanlar var ki, onlarda bunun acısını yıllar sonra çekecektir. Söz söylemek bize düşmez.

    Kitabın içeriğinde fazlasıyla öneri kitaplar var. Bu kitapları edinmek ve okumak isteyeceksiniz. Önerilen kitaplardan bende olanlar şu şekildedir;

    1- Türkiye'de Köy Enstitüleri
    2- Bizim Köy
    3- Köy Enstitüsü Yılları
    4- Sitede ekli olmayan ama muazzam bir kaynak olan “Kuruluşunun 36. Yılında Köy Enstitüleri Özel Sayısı” https://ibb.co/Kr0qnpw

    Kitaba yazı yazmış insanların hepsi Köy Enstitüleri içerisinde öğretmen olarak bulunmuş, okumuş ve o havayı solumuş insanlardır. İsimlerden yola çıkarak birçok kitaba da ulaşmış olursunuz, o yüzden not almayı unutmayın.

    Kitabı okuduğunuzda fazlasıyla bilgi birikiminizin artacağına şüphe etmeyin. Bunun yanında okumak üzere fazlasıyla kaynak kitap önerisi de almış olacaksınız. Kaynakça kısmında da bolca kitap önerisi mevcut.

    Etkinlik düzenleyip, alıp ama okumayı ertelediğim bu muazzam eseri vakit çok geçmeden okumama vesile olan Ebru Ince ‘ye de teşekkürlerimi iletiyorum. Ve kim bilir etkinliği düzenlemesi için neler ettiğini bilmediğim Tuco Herrera ya da ayrıca teşekkür ederim. İyi ki varsınız. : )

    Ve son sözü Köy Enstitülerinin kurucusuna bırakıyorum:

    "Yaşamın amacı, ileri millet olarak yaşamaktır. Ortaçağ hayatından farksız, geri bir hayata razı olan insan kalabalığıyla çağımız uygarlığına katılamayız, diri millet haline gelemeyiz."

    ~İ.Hakkı Tonguç

    *

    Köy Enstitülerinin ne olduğunu bilmek ve bu fırsattan BİLEREK ve İSTENEREK nasıl mahrum bırakıldığımızı öğrenmek hepimizin boynunun borcudur.

    Okuyunuz ve okutunuz! 10/10
  • Akıl hastanesinin bahçesinde sigara içiyordum. Merakımdan sanırım, bir şekilde orada buldum kendimi. Kendi halinde, oldukça normal davranan, yüz çizgilerinden kırklarında olduğunu düşündüğüm bir adamla göz göze geldik. Ben bir kaç kafamı çevirsem de, o gözlerini üzerimden hiç çekmedi. Kıyafetlerinden anladığım kadarıyla misafirdi orada, hasta demeye dilim varmıyor şimdi. Önce biraz çekindim, sonra cesaretimi toplayıp küçük adımlarla yaklaştım yanına.

    “Sigara versene” dedi hemen. Sigarayı uzatırken “neden buradasınız ?” demiş bulundum. Sigarasını yaktı, tekrar gözlerini dikti üzerime. Kırpmıyordu bile, ürkmedim desem yalan olur.

    “İyi günler” dileyerek uzaklaşmaya karar verdim. “Belki de yanlış bir soru sormuşumdur. Belki canını sıkmışımdır ya da ne bileyim adam deli işte!” diye geçirdim içimden.

    “Sen neden burada değilsin?” diye bağırdı arkamdan. Öyle bir bağırdı ki, arkamı dönmeye korktum. Cinnetle bağırır gibi.. Döndüm yüzümü, olduğum yerde, yaklaşmadan baktım yüzüne. Bu sefer sesini daha da yükselterek, tekrarladı; "Sen neden burada değilsin? Onca sahtekarın, onca vicdansızın, onca ihanetin içinde durabilmeyi nasıl başarıyorsun ? Çocukların vurulduğu, çiçeklerin koparıldığı, sevgilerin harcandığı, umudun tükendiği, renksiz, yapay bir dünya var dışarıda. Uyuşmadan uyum sağlayamadığım, gürültüsünden uyuyamadığım. Kirli, kibirli, kaba bir dünya var. Çıkarları uğruna seni çakıyla son model bir arabayı çizer gibi çizecek binlerce insan var. Kanını emecek bir sürü vampir. Sana kullanılıp, köşeye atılmış pis bir mendil gibi hissetirecek bir sürü katil. Sen neden burada değilsin?"

    Nursen Yıldırım
  • Küçük kızlarınızı Barbie Bebeklerle büyüttüm, bugün sizden estetik operasyon için para istiyorlar diye neden şaşırıyorsunuz!
    Çıkarlarım uğruna kocaman bir moda endüstrisi yarattım! İstediğimi de elde ettim, 17 yaşındaki kızların çoğu dış görünüşlerinden rahatsız.
    Ben Kapitalizmim! Bir kadının bir moda dergisini 15 dakika karıştırması kendi vücudunu beğenmemesine yetiyor!
    Ben Kapitalizmim ve bakış açınızı öyle bir değiştirdim ki, hırsız bir CEO’nun hayat hikayesi sizin için “azim ve başarı hikayesi” olabiliyor.
    Ben Kapitalizmim ve ortalama bir insanın günde 5.5 saat TV izlediği, kitap okumadığı, tiyatro ve sinemaya çok az gittiği bir toplumda alaşağı edilmek gibi bir kaygım yok!
    Ben Kapitalizmim ve Steve Jobs tabii ki çok önemli biriydi, ancak %1’inizin ihtiyacı olan makineleri 3. Dünya Ülkelerinde, ucuz işçilerle üretmekte çok başarılıydı..
    Elbette bütün kapitalistler birer “aziz” gibi konuşacaklar, tıpkı Bill Gates gibi, 150 milyon dolarlık 66.000 m2 bir evde yaşayan bir aziz!
    Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden ortalık miras kavgaları yüzünden kanlı bıçaklı olmuş akrabalarla dolu.
    Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döküyorsunuz!
    Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1.4 milyar aç insan var!
    Ben Kapitalizmim ve Starbucks için kahve üreten bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerek!
    Ben Kapitalizmim ve Uzak Doğu’da 12 -18 yaş arası kızlar $200 gibi komik bir paralarla seks kölesi olarak satılıyorlar.
    Ben Kapitalizmim ve “serbest piyasa ekonomisi” dünyanın en büyük yalanı.
    Ben Kapitalizmim ve Amerikalıların % 24’ü eğer milyarder olmaları için bütün ailelerini reddetmeleri gerekecekse, bunu yapabileceklerini söylüyor.
    Ben Kapitalizmim ve kadınlara sesleniyorum!
    Lütfen birer obje haline geldiğinizi aklınıza getirmeden Victoria’s Secret’a koşun. Victoria’s Secret ülkelerine Türkiye de eklendi, avuç içi kadar çamaşıra $80 verince çok mutlu olacağınızı garanti ediyorum!
    Ben Kapitalizmim ve 15 yaşındaki bir çocuğun iPad alabilmek için böbreğini sattığını duyunca zevkten dört köşe oldum!
    Ben Kapitalizmim ve Madonna’nın sadece Londra’da 8 evi var, ortalama 600 evsize barınak olabilecek büyüklükte.
    Ben Kapitalizmim ve Tayland’da Disney fabrikası için çalışan bir çocuğun Disneyland’e girecek parayı çıkarması için 55 gün çalışması gerek.
    Afrika kıtası dünyanın altın rezervlerinin % 90’ını elinde bulundurmasına rağmen, dünyada sadece 4 tane Afrikalı milyarder var.
    Ben Kapitalizmim ve Afrika kıtasından her sene $8.5 milyar değerinde pırlanta çıkıyor, kıtanın açlık sorununu çözmeye yetecek miktar…
    Ben Kapitalizmim ve siz pırlantalara bayılırsınız,
    Hindistan’da 1 milyon kişi günde 1.2 dolar kazanarak o pırlantaları üretiyorlar.
    Dünyayı sarışın kadınların güzel olduğuna inandırdım, bu yüzden Asya kıtasında 300 milyon kadın düzenli olarak beyazlatıcı sabun kullanıyor.
    Ben Kapitalizmim ve sizin hayatlarına özendiğiniz Hollywood yıldızlarının % 64’ü kokain bağımlısı.
    Ben Kapitalizmim ve yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz aynı tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz.
    Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim!
    Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, Müslümanlar 5 yıldızlı Kabe manzaralı otellerinde, “ibadet” ederlerken?
    Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, bütün dünya Hıristiyan bayramı Noel’i sırf alışveriş yapıp eğlenmek için “kutlarken”?
    ABD’de 7 milyon evsiz insanın olduğundan kimsenin haberi yok çünkü TV’de gördüğünüz Amerikalıların hepsi havuzlu villalarda yaşıyorlar.
    Ben Kapitalizmim ve yine başardım! Bütün kadınları dolapları tıka basa dolu olduğu halde giyecek hiçbir şeyleri olmadığına inandırdım.
    Dünya nüfusunun % 50’si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 1’ine sahip.
    Dünya nüfusunun % 1’i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 50’sine sahip.
    Ben Kapitalizmim ve bankacılar benim evlatlarım.
    Amerikalıların % 85’i eğer ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist bir hükümeti seçebileceklerini söylüyor. İşte bu kapitalin gücü!
    Sizi özgür bırakmayan, fikirlerinize sansür vuran, en sonunda polis kurşunuyla öldüren bir devleti kendi elinizle kurmanız ne tuhaf?
    Sizin ağzınızı burnunuzu kırıp hapse tıkmaları için bir devlet kuracak parayı, kendi vergilerinizle sağlamanız ne kadar tuhaf?
    Amy Winehouse gibi bağımlılara acırken, hepinizin birer bağımlı olduğunu unutmanız ne kadar komik!
    Zavallı tüketim bağımlıları
  • 248 syf.
    ·11 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Nureddin Yıldız Hocaefendi‘ nin Kıblegâh Evler kitabı... Herkesin, özellikle evlenecek gençlerin okuması gerektiğini düşünüyorum. Evlerini imanın kalesi yapmak isteyenler için.. En çok beğendiğim aile kitaplarından biri. Tek kelime ile muhteşem.

    Özellikle çocuk eğitimiyle ilgili önemli bilgiler verilmiş.Bakış açımı değiştiren bir kitap. Allah insanı insandan daha iyi tanır ama o kadar ki nefis kölesi olmuşuz ki her şeyi istiyoruz her şeyin olması mutluluğu getirmiyor. Evlerimizin mobilyacı veya beyaz eşya mağazasına çevirmememiz gerektiğini düşünüyorum, mutluluk bu değil! Kim ne diyecek diye düşünmeyin. Nasıl mutlu oluyorsanız yuvanızı öyle döşeyin. Kimin ne düşündüğünün çok da bir önemi yok bence. Evin her köşesi "huzur" kokmalı. Öyle büyük bir Rabbimiz var ki; o kadar merhametli ve bize o kadar çok seviyor ki, her iki rekat namazda bir bizi dinlendiriyor.
    Sana layık kullar olmayı nasip et bize Allah'ım.

    Konusu ev olan bir kitabın ilk üç kelimesi anne, baba ve kardeş olunca ilerleyen sayfalarda evin aslında birebir hane olduğunu anlıyoruz. Yaşadığımız ortamı güzelleştirmek, biraz da bizim çabanıza bağlı, emek vermeliyiz. Ne ekersek onu biçeriz.

    Sağlıksız ortamlarda yetişen kişiler, kendileri evlenip, çocuk sahibi olunca yaşayamadıkları hayatı çocuklarında yaşatmaya çalışıyorlar. Ben yaşamadım o yaşasın, ben çok ezildim, o ezilmesin. Çocuk yetiştirmekte bu düşünce ne kadar doğru acaba?
    Mutluluk ve huzur, etrafta aradığımız ve fakat gözümüzün önünde duran şeyi görmemek gibi...

    Ama ne kadar aciz olduğumuzu bile bilmiyoruz! Neden elimizdeki değerlerimizin, sevdiklerimizin kıymetini kaybedince anlıyoruz?

    Evin kıblegâh olabilmesi için elbette kendinin de kıbleye riayet etmesi gerekir. Evlerimiz, eşlerimiz, çocuklarımız, anne ve babalarımız Tıpkı susuz bir toprak gibi.
    Biz suladıkça güzelleşecek ve filizlenecek.
    Bu kitabı sadece hane halkına değil, sevdiğimiz bütün insanların okumasına vesile olalım. Herkesin evinde bulunması gerektiğini düşündüğüm bir kitap. Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Kitabı okumama vesile olan güzel yürekli insan, Allah bin kere razı olsun senden. Tu wek güle li ser dîleminî. Tu her dem sebraminî.