• İnsan, şu sıralar birilerinin haykırdığı ulusal ve politik ideallerin göz boyayıcı ve içtenliksiz olduğuna, ardında kimi çıkarların yattığına inanmadan edemiyor.
  • istihbarat örgütlerinin en önemli ve büyüklerinden bir tanesi olan Mossad’ın akıl almaz operasyonlarını anlatan bir kitap. Bu operasyonların en önemli noktası kadınların sahnede olmasıdır. Gerek Cia başkanının gerekse IMF başkanının kariyeri üzerinde büyük etkisi olan bu örgüt doğru bir şekilde incelenmelidir. Kitapta bu iki başarının yanı sıra arap-İsrail savaşından önce karşı Taraftan bilgi koparmaları ise takdire şayandır. Her ne kadar ordularınız yöneticileriniz güçlü de olsa hepsi birer insan ve insani duygularından vurmak en mantıklı olanıdır. MOSSAD hakkında okuduğum kitapların en güzellerinden biridir çünkü diğerlerinde olduğu gibi kronolojik ya da operasyonel bilgiler vermektense farklı olan ve farklı alandaki operasyonları anlatıyor. Tabi bu işte kadınların uzun bir eğitimden geçirilip kendilerini devlete adamaları da atlanmaması gereken bir nokta.
  • Çevreye güven duyma ile kendine güven birbirinden farklı olgular değildir. İnsan kendisine güvenirse, diğer kişilerden de korkmaz; diğer insanlardan korkan biri ise çaresizlik duyguları yaşar. Bir insanın kendine güvenmesi çocukluk yıllarında çevresine duyduğu güvenle başlar. Bu duyguyu sonradan, kendinden elde edebilmesi oldukça güçtür.
  • Yaşamın birinci yılında insanın çevresine karşı geliştirdiği güven ya da güvensizlik duygularının temeli atılır.
  • Bir de bakalım Leyla köşesinden
    Aşkın kadın adlı penceresinden
    Bırakmıştı kendini yazılmış olana
    Susmak ve konuşmamak denen cana
    Evlenmişti ve görünüşte mutlu
    Şimdiden memnun ve gelecekten umutlu
    Fakat bir eksiklik ufacık bir nokta
    Kalbi kurcalıyordu hala
    Mecnun ne olmuştu neredeydi
    Nasıldı ne yapıyordu hali neydi
    Geceleri loş gölgeler arasında
    Kum tepelerinde ay yarasında
    Mecnuna benzeyen hayaller olurdu
    Bu anlarda sanki kalbi dururdu
    Bitmiş olan bir daha mı başlayacak
    Ne çare başlayan başlamamış
    Bitmiş bitmemiş olacak
    Gibi gelirdi Ona
    Ürküntü geçmiş ama erememişti huzura
    Karanlık bitmiş fakat erememişti huzura
    Ay tutulmuş tutulmuş kurtulmuştu
    Gçnlu zaman zaman tutmuştu mustu
    Gün kırmıştı siyah çerçevesini
    Yarmıştı ışıkta ötesini berisini
    Baskın korkusuyla ürperen çadırların
    Bugün düzen ve güven, ama yarın!!
    Yarına bir güvence olmayan
    Neye yarar böyle bir şimdiki zaman
    Acıyla da olsa dopdolu olan hayat
    Boşalmıştı zemberegi boşalmış bir saat
    Gibi. Dönmüştü bomboş bir kagıda
    Agızdaki tad benzemiyor eski tada
    Irmak kurumuş rüzgar esmiyor
    Yakıcı güneşi bir parçacık bulut örtmüyor
    Arzu ve korku iki karanlık duygu
    Yüreginde birbirini kovalayıp duruyordu
    Ya bir gün geri dönerse Mecnun
    Yine altüst olursa ortalık bütün
    Daha mi iyi olur daha mi kötü bilmiyordu
    Bir umut vardı gönlünde eksilmiyordu
    Sonra kızıyordu kendine kınıyordu kendini
    Kapamak istiyordu içinde eskinin kepengini
    Eski oldu diyelim ama neydi yeni
    Ve nasıl eskitmeli eskimiyeni
    Nasıl öldürmeli ölmeyeni
    Nasıl diri sayarsın ölü olanı
    Eski bir zehirdi belki ama yeni
    Andırıyordu tatsız tuzsuz bir yemegi
    Beklemek neyi bekledigini bilmeden
    Gün günü ay ayı kovalarken
    Beklemek bir vaktin dolusunu
    Öç alan kaderin zalim oyunu
    Her şey akılla kurulu akılla düzgün
    Ama aklın içinde olmalı baharat gibi
    Bir parça delilik
    Oysa mecnun almış bütün deliligi gitmiş
    Kupkuru bir hayat kalmış ve adeta oyun bitmiş
    Arzulanan zenginlik, at kumaş ve ziyafet
    Yetmez olur insana bir gün elbet
    İnsan hep birşey umar bekler
    Ne oldugunu bilmez fakat
    Fakat sonradan duruldu Leyla
    Tevekkülle huzuru buldu Leyla
    Ruhta kopan fırtınalar dindi
    Gökten gönle sükunet indi
    Anladı ki acı tatlı soguk sıcak
    Geçmiş ve gelecek ayrılmak ve kavuşmak
    Hep aynı varoluşun dönüşümleri
    Aydınlanışları ve sönüşümleri
    Her şey havada döner durur
    Sonunda Tanrı varlıgında yok olur
    Ruh hürdür vücut esir
    Ruh baldır beden zehir
    Ruh hürdür Tanrı aşkıyla
    Baglı degil yer ve zaman kaydıyla
    Farketmez gelse gelmese Kays (Mecnun) Ona
    Gitse gitmese Ona Leyla
    Tanrı katında buluşmuşlardır
    Hakikat yurduna kavuşmuşlardır.
    Sezai Karakoç
  • ''Güzeldin, ama önce iyiydin. Elbette seni yazacaktım..''


    Kaç zamandır kendi yalanlarım içinde kayboluyorum. Bir türlü kendime yediremiyorum gerçeği. Her ne kadar gerçek olanı bilsem de kendimi kandırmakta bir numarayım. Niye mi? Mazoşistlik bünyeme işlemiş. Artık ne yaparsam yapayım çıkar yolum hep aynı “üzüntü, stres, güvensizlik”. Hayat ne çok zorluk çıkardı karşıma, yüzlerce cevaplarını bir türlü öğrenemediğim sınavdan geçtim. Hadi her şeyi geçtim. Bir gün karşıma biri çıkıyor ve onu sahipleniyorum. Kısa zamanda her şeyim oluveriyor o kişi. Ve bilindik klişe laflar “beni bırakma, ben seninle mutluyum, sen varken sevgiliye asla ihtiyaç duymuyorum” ve ben bunlara inanıyorum olmayacağını bile bile. Öyle çok güveniyorum ki “o yapmaz, asla beni üzmez” diyorum. Tamam diyorum bu sefer tamam , sonunu dilim varmıyor söylemeye , aklım almıyor, kabullenemiyor, dudaklarımdan dökülmüyor , mantık dışı, kalbime aykırı ama…
    Nedenini bilmediğim bir şekilde başlıyorum sürekli umut etmeye, o da seviyor, çekiniyor, kaybetmekten korkuyor, bu sefer hata bende. Ciddi düşünüyor, belki de beni kıskandırıyor…Ve onlarca, yüzlerce ve binlerce umut; beni olduğum yerde bırakıyor, karşıma geçiyor ve bir güzelce fantastik hayalleri de peşi sıra dizip önüme günlerce, aylarca ve yıllarca oyalıyor beni..
    Hele ki, niyetini sorgulamadıysam, yerimden kıpırdayamıyor hissedemiyor ve göremiyorum. Duymuyor, hayattan kopuyorum.
    Yine aynı acı gerçek eminim artık beni sadece eğlence olarak görüyor...
    Peki, ne oluyor sonu? Yine hüsran. Hayatın bir sınav olduğunu bile bile kendi hayatımla oynuyor kendi sınavımdan kalıyorum. Bir kanepede dalıp gidersin de kimse gelmez üstünü örtmeye ya aynen işte böyle..Tek bildiğim gerçek var ki yarınım asla değişmiyor.. Her başlangıcın sonu bitiştir aslında, her ne kadar istemesem de. Benim için mutlu son diye bir şey yok asla. Ne zaman tam anlamıyla mutlu olabilmişim? Mutlaka beni üzen kişiler çıkıyor, beni yok etmek isteyen, hayatımla oynamak isteyen, dalga geçip eğlenmek isteyen bir sürü kişi oluyor. Neden bir başkasının sustuklarını konuşmak hep bana kalıyor? Canım acıyor hep sürekli bıkmışlıktan. İnsan bir kişiye güvenemez mi hiç? Neden insanlar bu kadar değişken olur ki? Ne isterler benden, mutluluğumdan? Oysa sevilesi, güvenilesi ne güzel şeyler var ki hayatta. Mesela kitaplardaki karakterlere güvenebilirim. Onlar hiç gitmezler, onlar hiç üzmezler beni. Beni sürekli mutlu kılabilir, mutlu edebilirler. Ya da bir şarkının umut veren dizelerine ezgilerine sığınabilirim. Gitmek istiyorum hep hiçbir şey olmayacağını bile bile. Gitmek istesem geride bıraktıklarıma üzülüyor, kalmak istesem bu sefer de yalanlarla dolu bir kuyuda buluyorum kendimi. Kaçmaya bile çalışamıyorum her şeyi bildiğim halde. Çok yoruldum, her şeyden sıkılmış başımı almış, umudumu kesmişim. Bir kelebek benden kısa yaşamıyormuş meğerse .. İnsanların tek yaptığı güven duygusuna hala inanmakta ısrar ede ede kendimi bitirmişim.
    Gitmekle kalmak arasında bir arafta hayatım film şeridi gibi izletilirken yaşadıklarım hep çok acıklı diyeceğim. .Günler geçiyor. Günler koşar adım. Günleri tutamıyorum. Okuyorum. Yazıyorum. Niyetlerin dilini sökmeye çalışıyorum. Ve ölene kadar böyle yaşamakla mükellefim ve kimse bana hayat güzel demesin, asla inanmıyorum..
    Gökyüzü Güneş olsa
    ''Ne dedimse inanma
    Seni değil kendimi aldatıyorum
    Sen istediğin kadar
    Varlığın ta kendisi ol
    Ölümsüzlüğün ta kendisi
    Ben günden güne yok olmaktayım
    Bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
    Anlamıyor musun?
    Gökyüzü güneş olsa
    Sensiz karanlıktayım''
    https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be
    Keyifli okumalar.