• İnsan bir aşağı bir yukarı gidip geliyordu ve onunla birlikte düşünceler de bir aşağı bir yukarı, bir aşağı bir yukarı gidip geliyordu, sürekli gidip geliyordu. Fakat sonuçta düşüncelerin de, ne kadar herhangi bir özden yoksunmuş gibi görünürlerse görünsünler, bir destek noktasına ihtiyaçları vardır, aksi takdirde dönmeye ve anlamsız bir biçimde kendi etraflarında çember çizmeye başlarlar; onlar da hiçliğe dayanamazlar.
    Stefan Zweig
    Sayfa 38 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Özete geçmeden önce Stefan Zweig hakkında kısa bir bilgi vermek yerinde olur. Naziler yüzünden ülkesini terk etmek zorunda bırakılan Stefan Zweig satranç kitabını yazdıktan sonra, ikinci dünya savaşının ruhunda yarattığı acı sebebiyle karısıyla birlikte intihar etmiş bir yazardır.

    New York'tan kalkıp Buenos Aires'e gidecek olan bir yolcu vapurundaki çarpıcı bir "uzun öyküyü" anlatmaktadır kitabımız. Bu vapuru sıradanlıktan ardındıran koşullar ise, içerisinde, Nazi şiddetini görmüş, yeteneği açığa hiç çıkmamış yaşlı bir satranç ustasıyla, bu oyun tahtasında dünya şampiyonu olarak tanınan, zeka geriliğinin belirtlerini gösteren Mirko Czentovic'in bulunması ve birkaç gün sonra kıran kırana her ikisinin satranç tahtası üzerinde zihinsel yetenekleriyle mücadele edecek olmasıdır.

    Babasının ölümünden sonra bir papazın yanına aldığı Mirko, 14 yaşında hesap yapması gerektiğinde dahi parmaklarından yardım alan, kendisine yüzlerce defa anlatılan harflere hala bomboş bakan, hantal işleyen bir beyne sahiptir. Fakat, yaklaşık her akşam satranç oynayan papaz ve jandarma çavuşunu gözlemlemesi sayesinde, bu dalda dünya şampiyonluğunu elde eder. Yüce unvanla onurlandırılan Mirko, kültürsüzlüğünü kimsenin bilmemesi için, kendisiyle röportaj yapmak isteyen gazeteleri, kendisini tanımak isteyen herkesi kayıtsızca reddeder ve hayatı, zekası, şampiyonluğu ile ilgili bilgi vermekten kaçınır. Bunun yanı sıra, kişiliğinde bir dalda dünya şampiyonu olmasının verdiği kibirlilik izlerine rastlanır.

    Anlatıcımız, gemide bulunan satranç dünya şampiyonuyla tanışmak için can atmaktadır. Fakat yanına kimseyi yaklaştırmayan Mirko'ya karşı bu tutkusunu gerçekleştirememektedir. Satranç konusunda amatör olan anlatıcımız, onunla tanışmak için onunla oynamak gerektiğini öğrenmiş, fakat her oyun için 250 dolar talebini karşılayamayacağı için, bu hevesi yavaş yavaş sönmeye başlamıştır. McConnor adlı hırsılı ve zengin iş adamıyla tanışması, bu uzun hikayenin çıkış noktası sayılabilir. Çünkü bu kaybetmeyi gururuna yediremeyen insan, dünya şampiyonununa en yetkili olduğu alanda, anlatıcımız sayesinde meydan okur 250 dolar kaybetmek pahasına. Oyunun başladıktan sonra bu önemli miktarı ilk başta yirmi hamle oynayamadan kaybederler ve rövanç için tekrar sözleşirler. Bu kez de yenilmek üzereyken, berabere kalmalarını sağlayan, oynadıkları masadan tesadüfen geçen bir yaşlı adam tarafından kurtarılırlar. Anlatıcımız, masadan hemen uzaklaşan yaşlı adamı yarın oynayacakları oyun için ikna etmek üzere arar ve güvertede bir şezlonga yatarak dinlenirken bulur. Ve bizi, böylece acı ve skandal bir olayla tanıştırır. Doktor B 2. Dünya Savaşı başlangıcı sırasında yaşadıkları konusunda anlatıcımızı bilgilendirmeye başlar.

    Avusturya'da gizli bir avukatlık bürosunda sarayın ve manastırın mali ve hukuksal işlerini yürüten biridir Dr.B. Yanına yardımcı olarak aldığı, önemsiz belgeler ve telefonlarla meşgul olan Gestapo'nun ajanı yüzünden Hitler'in Viyana'yı almasından bir gün önce tutuklanır.Sanılanın aksine toplama kamplarına değil de, bir otelin, içerisinde sadece leğen, masa, desenli duvar kağıdı, sandalye ve yatak bulunan odasına hapsedilir ve kapısında konuşması yasak olan bir bekçi beklemektedir. Gestapo'nun ağızlarından önemli bir bilgi almayı amaçladıkları kişilere uyguladığı bir "hiçlik" işkence yönteminden başka bir şey değildir bu. Tüm dünyadan soyutlama yöntemiyle esirin psikolojik olarak çökmesini ve kendilerine önemli bilgileri vermesini beklemektedirler.

    Birbiri ardına akan bomboş günlerin hiçliği, yavaş yavaş Dr B'nin ruhunu ezmekte, ara ara yapılan kısa sorgulamalarda, ilk günkü hesaplı konuşmasını gerçekleştirememekte ve bir dahaki sorguaya kadar zihni "neyi söylemeliyim, neyi söylememeliyim" sorularıyla meşgul olmaktadır.

    Ayrıca Gestapo'nun ağzından çıkacak bilgilere ihtiyacı oldukları esirleri bir odada, sorgulamadan önce 3-4 saat bekleterek esiri tinsel anlamda yıkmayı amaçladıkları yöntemleri de vardır. Ve bir gün, odasındaki, leğen, yatak ve diğer ıvır zıvırlardan başka hiçbir nesne görmemiş Doktor B bekleme salonunda içerisinde kitap olan bir askerin paltosunu ayrımsar. Ve onu kimseye sezdirmeden çalar.

    Bekleme odasında bir askerin paltosundan çaldığı, yüz elli kadar ustanın oyun hamlelerinden oluşan satranç kitabındaki sayılar, harfler ve çıplak kareler ile dolu grafik diyagramlar artık onun bir süre uğraşı olacaktır. Kitap içerisindeki, ilk başta anlamsız gelen, konum ifade eden sayıların dilini çözer. Odasındaki kareli yatak örtüsüne bir satranç tahtası kurarak, taşlarını da ekmeğinden kopardığı parçalarla oluşturur. Böylece ustaların kitabında belirtilen konumlarda belirli kareler içerisinde satranç oynamaya başlar. Yavaş yavaş konumları kafasında canlandırma yetisini kazanarak, kareli yatak örtüsüne ihtiyacı da ortadan kalkar. Böylece ruhsal gücünü belli bir alana yönlendirmiş olur ve Gestapo'nun acımasız işkence yöntemi hiçliğe karşı başarılı bir savunma geliştirir. Usta oyunlarından satrancın inceliklerini öğrenerek yeniden zihninin kıvraklığını elde eden mahkumumuz, sorgulamalarda da,soruları, eski kekelemeler yerine açık vermeyen bir kesinlikle yanıtlar. Bu çaldığı kitap onun hiçlikle işkence edilen zihnini kurtaracak gibidir.

    Buraya kadar mahkumumuz, satranç kitabındaki ustaların turnuvalarda karşılaştığı konumlarda oynama yapmış ve bunu sabah ve öğlen olmak üzere her gün 4'er oyunla disiplinli olarak alıştırma niteliğinde gerçekleştirmiş, yanıldığı hamleler olduğunda kitaba bakması yetmiştir. Sonuç olarak hayal dünyasındaki tahtada ne siyah, ne de beyaz olmuştur. Kendisi oyunun içinde bulunmamıştır, dolayısıyla kaybeden veya kazanan değil, öğrenen sıfatını almıştır, yani bir çeşit karşılaşmayı analizler yaparak izleyen bir seyirci konumdaymış. Kitap içerisindeki yüz elli oyunu her gün düzenli olarak iki buçuk ay oynamasının ardından, bu uğraş kendisi açısından çekiciliğini yitirmiş, ezberlenmiş ve tekrar tekrar oynanmasının yarattığı heyecan kalmamıştır. Ve mahkumumuz bu nedenle, kendi kendine oynamakta karar kılmıştır. Siz de kabul edersiniz ki, aynı anda siyah ve beyaz olmak, aynı beyni ikiye bölerek satranç oynamak, çılgınca bir girişimdir. Öncelikle kişiliğini ikiye bölmesi, karşısındaki beni'nin hamlelerini 5 6 elden önce hesaplayabilmesi ve kafasında bir satranç tahtası yaratabilmesi gerekmektedir.

    Suçsuz yere dünyadan soyutlanma cezası alan mahkumumuz içindeki intikam ateşini boşaltması için bir savaşa ihtiyaç duyuyordur ve bu çaldığı kitaptan inceliklerini öğrendiği oyunda, karşısında biri olmadığı için hem siyah hem de beyaz olarak kendisiyle, öteki beniyle savaşmaktan başka çaresi yoktur. Bunu da hücresinde aylarca öfke ve aşırı tutkuyla,teskin edilemez bir hevesle, kendi kendisine karşı binlerce kez oynayarak gerçekleştirir.

    Sorgulamaların, gardiyanın odasını temilemesinin oyununu bölmesine dahi dayanamaz, oynarken yemek yemeyi unutur, sürekli düşünmenin neden olduğu ateş yüzünden aşırı susuzluk duyar ve gardiyanın getirdiği şişeleri bir dikişte bitirmesine karşın ağzının içi kupkuru kalır, uyurken rüyasında insanları at,vezir,piyon, mat olarak görmeye başlar, gittikçe zayıflar,yataktan kalkamaz durumlara gelir; fakat bu bedensel bozukluklarla yüzleşmesine rağmen Doktor B, oyuna dönünce tutkuyla kendine kendine mücadelesini, imgesindeki satranç tahtasında yapmaya iştahla ve inanılmazı güç bir kuvvetle devam eder, aşırı heyecanı nedeniyle hamlelere kafa yorarak hücresinde saatlerce volta atmasına neden olur.

    Dr. B,bir gün çıldıracak duruma geldiği anda, ansızın içeri giren gardiyanın boğazına yapışır, kendisini zorla hastaneye götürmek üzerelerken bir camı kırar ve kolunu yaralar. Hastanede, amcasının bir arkadaşı olan doktor tarafından kurtarılır ve 14 gün içerisinde Avusturya'yı terk etmesi koşuluyla affedilir. Bir daha satranç oynanaması konusunda uyarılan Dr.B'nin hikayesi buraya kadardır. Şimdi Mirko ile yüzleşmesine gelelim.

    Anlatıcımızın teklifini kabul eden Dr.B, dünya şampiyonu Mirko ile yüzleşir ve ilk eli kazanır. Yalnız, Mirko'nun çabuk oynamaması, Dr B'nin hücresinde yaşadığı ruhsal işkenceleri depreştirir, yeniden beyin humması krizine girer ve anlatıcının doktorun uyarısını hatırlatması üzerine de ikinci eli terk eder, bir daha da satranç oynamayacağına dair de söz verir.

    Birkaç alıntı ile etkileyici kitabımızı sonlandıralım:

    ''Bize hiçbir şey yapmadılar, bizi tümüyle hiçliğin içine yerleştirdiler, çünkü bilindiği gibi yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz"

    "Dizlerim titremeye başladı: BİR KİTAP! Dört aydır elime kitap almamıştım ve içinde insanın art arda sıralanmış sözcükler, satırlar, sayfalar ve yapraklar görebileceği, başka, yeni, şaşırtıcı düşünceleri okuyabileceği, tanıyabileceği, beynine alabileceği bir kitabın hayali bile insanı hem coşturuyor hem de uyuşturuyordu."

    "Bütün yontulmamış varlıklarda olduğu gibi onda da gülünç bir kendini beğenmişlik vardı."

    "Suskunluğun siyah okyanusundaki cam fanuslu bir dalgıç gibi yaşıyordu insan, kendisini dış dünyaya bağlayan halatın kopmuş olduğunu ve o sessiz derinlikten hiçbir zaman yukarı çekilmeyeceğini ayrımsayan bir dalgıç gibi hatta. Yapacak, duyacak, görecek hiçbir şey yoktu, her yerde ve sürekli hiçlikle çevriliydi insan, boyuttan ve zamandan tümüyle yoksun boşlukla. Bir aşağı bir yukarı yürürdü insan, düşünceleri de onunla birlikte bir aşağı bir yukarı, bir aşağı bir yukarı yürüyüp dururdu. Ama ne kadar soyut görünürlerse görünsünler, düşünceler de bir dayanak noktasına gereksinim duyarlar, yoksa kendi çevrelerinde anlamsızca dönmeye başlarlar; onlar da hiçliğe katlanamaz. İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız. Yalnız."
  • 184 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Başlamadan önce kitabın başlangıç ve sonuna :

    https://ibb.co/enFZAf

    Uygun olarak tabiki bunu dinleyerek başlayalım:

    https://youtu.be/Z1_T7D8rGOc

    Ne diyorduk? Hiçbir şey demiyorduk. Kalıveriyorduk...

    İnsanlar tarafından hor görülmek midir? Başta öyle sanabiliriz, bilirim, bildim, dım... Ancak ilerledikçe, akan bir ırmağın kaynağından çıkıp, ne var ne yok alarak koskoca bir denize dökülmesi gibi... Korkunç görünüp de aslında olması gereken bir durum. Bunun üzerine daha konuşacaktım. Kiminle mi? Rousseau ile hatta aslında kendimle.

    Umut... Umut başkalarının bıraktığı bir şey ise, onların egemenliğindesin demektir. Oyuncak gibi oynayıp türlü iftiralar ile bu insanlar onu beni seni iplerle kendilerine bağlayıp ordan oraya savuruyorlar... Bu insanlar dediğimiz el kısmısı. Bu tüm el çevrendeki aile, arkadaş, dost ne var ne yok hepsi. Ancak umut ışığını söndürüp beklentiyi yok edebilirsen (evet bunu yapmış) işte o zaman "umrumda değilsiniz ne haliniz varsa görün" ü samimi ve içten, gerçeklikle söylersin kendi benliğine... Umudun ve huzurun kendi içimizde olduğuna inanırsak bunu kabul edersek zaten bunu söylemeye bile gerek kalmaz.

    Her şeyden sıyrılmak öyle kolay değildi tabiki. Ben bu aşamadayım daha, yolum çok uzun. Karamsarlık ve hiçlik duygusuna hapsolmuş vaziyetteydim. Belki de hala öyleyim. Bunu şu an kestiremiyorum. Yaşayarak göreceğim. Farkında olduğum birçok şey var; ancak o birçok şey ile yüzleşmeyi yavaş yavaş yapmaya özen gösteriyorum. Biliyorum ki bir anda olursa beni yıkacak.
    Gerçek mutluluk bende...
    Senin içinse sende...
    Onun içinse onda...
    Başka yerlerde aramaya devam ettikçe mutsuzluğa mahkumiyet kaçınılmaz son!

    İnsanlardan soğudukça kendimizi onlardan soyutlarız ve onların bize kötülük yaptığını, "Ah ne yalnızım!" diyerek ağlamalarımızı hep başkalarına yüklemeye çalışırız. Halbuki tüm bu diğer insanlar bize en büyük faydayı sağlarlar: gerçekten mutluluğu bulmamızın yolunu göstererek.


    Elbette ki mutlulukla birlikte acı denen kavram da eşlik eder yaşamımıza.
    Yavaş yavaş endişeler daha az dokunmaya başlar ruhumuza. Bununla birlikte bizi üzen eski dostlar yahut ona benzer insanlar artık gözümüze acınacak bir haldeymiş gibi görünür. Ancak onlardan nefret edemezdim. Nefret edebilmek için kendimi sevmemek gereklidir diyor yazar bir yerde ve nefretin, varlığı sınırlandırıp küçültmekten başka bir işe yaramadığını anlatıyor. Üzerinde düşününce; ben nefret duygusu ile öfkeyi birbirine karıştırmışım. Zaten karmakarışık olan bilincim, sonunda bir açıklığın daha farkına vararak huzurla doluyor.
    Üstelik günden güne özgürleştiğimi de farketmiş bulunuyorum:

    " Özgürlüğün, insanın canının istediğini yapması demek olduğuna asla inanmadım, özgürlük daha çok, yapmak istemediğini yapmamaktır." (Sayfa 110)

    Lanet sorumluluklar dışında özgürüm!

    Buraya kadar mı? Asla! Öyle çok şey var ki anlatılması gereken ancak kelimelere dökemediğim...
    Derinliklerde kalmış öyle çok şey var ki bahsedilemeyecek insanlar ile ilgili. Bahsedilmiş olsa eğer bu benden olanlar olur.
    Bunlar kitapta mı var yoksa bende mi? Buna ancak siz karar verebilirsiniz. Benim size bir şeyler anlatmamın size faydası olmaz zararı olur. İnsan kendine yetebilmek zorunda. Kendine insan olmayı... Zaten insan sadece kendisi için insandır. Kendi dışındakiler için ise bir vahşi...
    Mutluluk ve acının beraberinde huzuru hissetmek en güzelidir.
    Duygular ile düşünceler arasındaki bağ güçlü de olsa dengeyi bulmak önemlidir.

    Her neyse şu an aşırı zırvalamış da olabilirim. Fizyolojik olarak hasta da olsam ruhum dinç ve ayakta. Önemli olan ayrı tutabilmek bedeni ve ruhu....

    Her daim huzurla...
  • İlginizi çeker mi bilmiyorum ama, ben yine de paylaşacağım.

    Arkadaşlar işinize yarayabilir.

    Notos dergisinin düzenlediği ,248 aydının seçtiği en iyi 100 Felsefe Metni’ni seçti.

    1- devlet – platon

    2- saf aklın eleştirisi – immanuel kant

    3- böyle buyurdu zerdüşt – friedrich nietzsche

    4- varlık ve zaman – martin heidegger

    5- ethica – baruch spinoza

    6- tinin fenomenolojisi – georg wilhelm friedrich hegel

    7- kapital – karl marx

    8- tractatus logico – phillosophicus – ludwig wittgenstein

    9- metafizik – aristo

    10- varlık ve hiçlik – jean paul sartre

    11- sokrates’in savunması – platon

    12- komünist manifesto – karl marx-friedrich engels

    13- toplum sözleşmesi – jean jacques rousseau

    14- poetika – aristoteles

    15- yöntem üzerine konuşma – rene descartes

    16- nikomakhos’a etik – aristoteles

    17- minima moralia – theodor w. adorno

    18- meditasyonlar/metafizik üzerine düşünceler – rene descartes

    19- leviathan – thomas hobbes

    20- pratik aklın eleştirisi – immanuel kant

    21- ütopya – thomas more

    22- ikinci cins – simone de beauvoir

    23- deliliğe övgü – desiderius erasmus

    24- iyinin ve kötünün ötesinde – friedrich nietzsche

    25- pasajlar – walter benjamin

    26- prens/hükümdar – machiavelli

    27- denemeler – montaigne

    28- irade ve temsil olarak dünya – arthur schopenhauer

    29- korku ve titreme – soren kierkegaard

    30- kelimeler ve şeyler – michel foucault

    31- insanın anlama yetisi üzerine bir soruşturma – david hume

    32- aydınlanmanın diyalektiği – theodor w adorno-max horkheimer

    33- felsefi soruşturmalar – ludwig wittgenstein

    34- politika – aristoteles

    35- itiraflar – augustinus

    36- şölen – platon

    37- insan doğası üzerine bir inceleme – david hume

    38- varoluşçuluk – jean paul sartre

    39- gramatoloji – jacques derrida

    40- ecce homo – friedrich nietzsche

    41- deliliğin tarihi – michel foucault

    42- estetik – georg wilhelm friedrich hegel

    43- cinsiyet belası – judith butler

    44- insanın anlama yetisi üzerine bir deneme – john locke

    45- negatif diyalektik – theodor w. adorno

    46- fragmanlar – herakleitos

    47- bütün diyaloglar – platon

    48- konuşmalar – konfüçyüs

    49- alman ideolojisi – karl marx-friedrich engels

    50- ahlakın söykütüğü – friedrich nietzsche

    51- ahlak metafiziğinin temellendirmesi – immanuel kant

    52- 1844 elyazmaları – karl marx

    53- anti-ödipus – gilles deleuze-felix guattari

    54- cinselliğin tarihi – michel foucault

    55- düşünceler – marcus aurelius

    56- summa theologica – thomas aquinas

    57- yargı gücünün eleştirisi – immanuel kant

    58- tao te ching – lao tzu

    59- sisifos söyleni – albert camus

    60- felsefenin ilkeleri – rene descartes

    61- monadoloji – gottfried wilhelm leibniz

    62- özgürlük üstüne – john stuart mill

    63- saf bir fenomenolojiye ve fenomenolojik felsefeye ilişkin düşünceler – edmund husserl

    64- organon – aristoteles

    65- novum organum – francis bacon

    66- tarih felsefesi – georg wilhelm friedrich hegel

    67- enneadlar/dokuzluklar – plotinos

    68- mantık bilimi – georg wilhelm friedrich

    69- simülasyon ve simülakra – jean baudrillard

    70- michel foucault – bilginin arkeolojisi

    71- kitabu’ş şifa/şifa kitabı – ibn sina

    72- düşünceler – blaise pascal

    73- aşkın metafiziği – arthur schopenhauer

    74- bulantı – jean paul sartre

    75- kötülüğün sıradanlığı – hannah arendt

    76- başkaldıran insan – albert camus

    77- fususu’l hikem – ibn arabi

    78- grundrisse – karl marx

    79- teolojik politik inceleme – baruch spinoza

    80- ideoloji ve devletin ideolojik aygıtlar – louis althusser

    81- çürümenin kitabı – emil michel cioran

    82- bin yayla – gilles deleuze-felix guttari

    83- mukaddime – ibn haldun

    84- insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı – jean jacques rousseau

    85- hapishane defterleri – antonio gramsci

    86- ya/ya da – soren kierkegaard

    87- evrenin yapısı – lucretius

    88- kadın haklarının gerekçelendirilmesi – mary wollstonecraft

    89- tragedyanın doğuşu – friedrich nietzsche

    90- phaidon - platon

    91- rüyaların yorumu – sigmund freud

    92- doğa hakkında – parmenides

    93- walden – henry david thoreau

    94- söylevler – epiktetos

    95- ahlak mektupları – seneca

    96- madde ve bellek – henri bergson

    97- türlerin kökeni – charles darwin

    98- fark ve tekrar – gilles deleuze

    99- şarkiyatçılık – edward said

    100- bilimsel devrimlerin yapısı – thomas kuhn
  • ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt: Herkes ve Hiçkimse için Bir Kitap’ (Orijinal adıyla Also sprach Zarathustra), Alman filozof Friedrich Nietzsche tarafından kaleme alınmış bir kitaptır. Kitabı belirli bir kategori içerisinde tanımlamak genelde zor olmuştur: Bir edebiyat eseri ve aynı zamanda felsefî bir çalışmadır. Nietzsche kendisi kitabı “yazılmış en derin” eser olarak tanımlamıştır. Eser, birçok farklı konu ve tarz barındırmaktadır. Nietzsche’nin felsefî görüşleri açısından önemli bir yer tutan kitap, birçok eleştiriye maruz kalmıştır.
    Eserin ortaya çıkışının koşulları ise şöyledir: 1882′de Nietzsche Lou Salome ile buluştu. Nietzsche ve Lou, Tautenburg’da yaz ayını birlikte geçirdiler. Burada Paul aracılığıyla Lou’ya evlenme teklifi yapan Nietzsche, red cevabıyla çok sarsıldı. Bundan sonra kış ayını geçirmek için Rapallo’ya gitti ve eseri Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü burada on günde yazdı. Kitabı hiç tutulmadı ve sadece kırk adet basıldı. Bunlar da yakın arkadaşlar tarafından nezaketen satın alındılar.
    Nietzsche, Zerdüşt’ün oluşum dönemine ait notlarında birçok kez Zerdüşt’ü, Buda, Musa, İsa ve Muhammet gibi kişiliklerin yanına koyarak onu bir yasa koyucu olarak tasvir etmiştir. Nietzsche eserini ilk başta üç bölüm halinde yazmıştı. Fakat daha sonra eserine “Zerdüşt Şiirine Eklemeler” adında dördüncü bir bölüm ekledi.
    Böyle Buyurdu Zerdüşt Nietzsche?nin En Temel Düşünceler?den biri olan? Bengi Dönüş (ewige Wiederkehr) Kavramı üzerine kurulmuştu. Şiirsel bir yapı içinde Alışılmış Dünya ve Hayat Anlayışları?nın yeniden değerlendirilmesinin Doruk Noktası?nı oluşturan? Bengi Dönüş? düşüncesi, hem Dünya?yı zorunlu bir Bütün olarak görüp? Evetleme?ye, hem de en Büyük Özgürlük İhtimali yaratmaya Yönelik?ti. Her İnsan?ın Hayat?ının baştan sonra belirlenmiş bir Bütün olduğunu, ama İnsan bu Bütün?ü Tam Anlamı?yla bilinçlendirip onaylarsa, Yani Hayat?ını Bütünlüğü içinde olduğu gibi kabullenirse, Büyük bir Özgürlük kazanacağını İleri sürdü.Bu Nokta?ya ulaşabilmiş İnsan Übermensch olacaktı. Zerdüst?de Übermensch?i şöyle tanımlar: ?Maymuna göre İnsan neyse, İnsan?a göre de İnsanüstü odur.’
    Edebiyat ve felsefe
    20. yüzyıl felsefesinde belirgin bir eğilim olarak edebiyat ve felsefenin içiçe geçtiği, felsefe anlatıların edebi anlatılara benzemeye başladığı ya da edebi anlatının felsefi nitelik taşıdığı gözlemlenir. Bu gelişmenin kaynağındaki en önemli düşünür Nietzsche’dir ve özellikle onun Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabıdır. Bu kitapta Nietzsche şiirsel bir uslûpla felsefi meseleleri dile getirmiş, kendi felsefi düşüncelerini ve kavramlarını açıklamıştır. Nietsche’nin en belirgin etkisi Martin Heidegger’in felsefi çalışmalarındaki şiirsellik arayışında ve varoluşçu filozofların edebi-felsefi yapıtlarında görülür. Nietzsche, felsefe alanında yalnızca metnin içeriğiyle değil, uslûbu ya da söylemiyle de yakından ilgilenmiş, yeni düşünceleri yeni söyleyişlerle dile getirme prensibiyle hareket etmiştir. Böyle Buyurdu Zerdüşt, bu anlamda felsefeye yeni bir içerik katkısından ibaret olmayıp yeni bir söylemsellik de getirmiştir.
    Üst-insan, (Almancası Übermensch)
    Nietzsche’nin geliştirdiği, yapıtlarında kullandığı ve özellikle Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı kitabında açık bir şekilde tanımladığı felsefi terimlerden birisidir.Nihilizm ve güç istenci kavramlarıyla ilişkili bir kavramdır.
    Yeryüzünün anlamı olacak üstinsan! Yalvarırım size, kardeşlerim, yeryüzüne bağlı kalın, inanmayın size dünya ötesi umutlardan söz edenlere ! der Nietzsche.
    Bu deyiş onun üst-insan kavramının anlam katmanlarından birini gösterir diyebiliriz.Bu da Nietzsche’nin dinsel düşünüşe yönelik itirazından ileri gelir.
    Terim Nietzsche sonrasında pek çok karşıt anlamlarda anlaşılmış ve değerlendirilmiştir; örneğin bu kavram, üstün insan arayışının bir ürünü olarak görülmenin yanı sıra, ırkçı ideolojiler tarafından da ırkçı düşüncelere kaynaklık edecek şekilde yorumlanmıştır. Öte yandan Nietzsche’nin bu üst-insan kavramıyla bütün bunlarla ilişkili olmadığı birçok düşünür tarafından açıklanmış ve gösterilmiştir. Nietzstch’nin burada, insan üstü özellikleri olan bir varlıktan ya da belirli bir ulus ya da etnik kimlikten söz etmediği ortaya konulmuştur.
    Nietzsche’ye göre, insan, ilk olarak hayvan’la üst-insan arasında kalmış bir varlıktır ve ikinci olarak bu nedenle alt edilmesi gerken bir şeydir.Bunu bu şekilde Zerdüşt’te birçok ifade etmektedir. Bunun anlamı, Nietzsche’nin düşüncesine göre insan’ın eksikli yani tamamlanmamış bir varlık olmasıdır.İnsan eksikli varlığını aşabilecektir, yanılgılardan ve yücelttiği yanılsamlardan kurtulduğunda, kendisini tamamlayabilecektir. İnsan hep kendini aşmaya çalışarak, alt ederek üst-insan olma yolunda ilerleyecektir.Çağımız nihilizm çağıdır Nietzsche’ye göre ve bu ancak üst-insan’a giden yol ile aşılabilecektir. Aksi halde Nietzsche’nin değişiyle; “İnsan, bir an önce kargaşasını, kendine anlam veren bir düzene çevirmezse, yıldız doğurtmazsa karanlığına, yok olacaktır.” (Böyle Buyurdu Zerdüşt’ün Önsöz’ünde)
    Tanrı öldü
    Tanrı öldü! sözü, Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabında dile getirdiği ünlü sav sözüdür. Nietzsche bu durumu, nihilizm çağına giriş olarak değerlendirmiş, Tanrı’yı öldürenin biz olduğumuzu söylemiştir.
    Şimdi nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Durmadan düşmüyor muyuz? Öne, arkaya, sağa, sola, her yere düşmüyor muyuz? Hâlâ bir yüksek ve alçak kavramı var mı? Sonsuz bir hiçlik içinde aylak aylak dolaşmıyor muyuz? Yüzümüzde boşluğun nefesine duyumsamıyor muyuz? Hava şimdi daha soğuk değil mi? Geceler gittikçe daha fazla karanlıklaşmıyor mu? Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu öldüren biziz!
    Tanrı’nın insan tarafından uydurulmuş bir yücelik olduğunu, bu kavramın temsil ettiği yaşam anlayışının ise temelli olarak varoluşa karşıt olduğunu düşünen Nietzsche, Tanrı’nın öldürülüşünü, yaşamı yeniden anlamlandırmak, değerleri yeniden değerlendirmek ve yaratmak için bir şans olarak görür. İnsan bu ölümü büyük bir reddedişe ve kendi üzerinde yeni bir zafere dönüştürmelidir, yoksa anlamsızlığın ve yokluğun içinde yaşamakla bunun bedelini ödeyecektir. Nietzsche, Tanrı’nın ölümüyle üst-insan’a giden yolun açıldığını, bu şansın değerlendirilmesi gerektiğini düşünmektedir.
    Martin Heidegger, Nietzsche’nin Tanrı öldü sözünü, felsefi açıdan Batı metafiziğinin sorgulanması ve yeni bir yöne girmesi olarak değerlendirmiştir. Buna göre Nietzsche batı felsefesi geleneği içinde bir kırılma noktasıdır.
    Bengi dönüş
    Bengi dönüş düşüncesi, Nietzsche’nin, Üst-insan terimini varoluşsal anlamda tamamlayan ve geleceğe dair yön veren bir savıdır. Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı başyapıtında, zamanın çembersel bir görüngü olup, bulunduğumuz anın sonsuz ihtimal arasında, en azından bir kere yaşanmış veya yaşanacak olması gerektiğinden bahseder.* Nietzsche, Bengi dönüş düşüncesini ilk kez Şen bilim adlı eserinde açıklamıştır.
    Eğer bir şeytan gece gündüz seni izlese , en gizli düşüncelerine girip şöyle derse ne olurdu : Yaşamakta olduğun ve yaşamış olduğun bu yaşamı bir kez daha ve sayısız kez yaşamak zorundasın.Yeni bir şeyle karşılaşmayacaksın , tersine herşey aynı olacak!
    Nietzsche, bengi dönüş düşüncesi için herhangi bir kanıt sunmaz. Kimi yorumcular, Nietzsche’nin bu düşünceyi bilimsel bir temele oturtmak istediği, fakat sağlığının elvermediği yorumunda bulunurlar.
    *Friedrich Nietzsche – Böyle Buyurdu Zerdüşt, Evham ve Muamma Hakkında
    Amor Fati
    Amor Fati, Friedrich Nietzsche’nin eserlerinde sıklıkla kullandığı bir terimdir. Türkçe’ye, çevirmenler tarafından genellikle kader sevgisi olarak çevrilir. Hayatın en üst düzeyde olumlanması, Nietzsche’nin deyimiyle ‘evet’lenmesi anlamına gelir.
    Nietzsche ve Lou Salome
    Nietzsche adının geçtiği çoğu yerde bu ada rastlamak mümkündür ; Lou Salome..
    -Peki Nietzsche’yi derinden etkileyen bu kadın kimdir?
    -Nietzsche ile aralarında ne yaşanmıştır?
    -Nietzsche neden sonradan Salome’a kin ve nefrete varan cinsten duygular beslemiştir?
    Nietzsche’nin felsefesinin gelişiminde baş rol oynayan bu gizemli kadın, Yahudi bir aileye mensup olan Lou Salome’dur. Güzelliği, zerafeti, aykırılığı ve ukalalığıyla bir erkeği rahatlıkla baştan çıkarabilen bu kadın, zamanında neredeyse Nietzsche’nin gözünde tanrıçalaştırılmıştır..
    Ortak arkadaşları olan Paul Ree vasıtasıyla tanıştırılan Nietzsche ve Salome, kısa süre sonra iyi bir dost olurlar. Sık sık Ree ile birlikte bir araya gelip, felsefe sohbetleri yaparlar.
    Lakin Nietzsche, ilk günden beri Salome’a derin duygular beslemekte ve O’nu kendi “düşün eşi” olarak görmektedir. Duyduğu platonik aşk , Nietzsche’nin bir dişiye karşı ilk derin duygudur.
    Nietzsche, babasının ölümüyle birlikte hep kadınların himayesinde büyümüştür. Bunun etkiyle olsa gerek ki, hayatında Salome’dan önce hiçbir kadına aşık olmamış, hatta yanaşmamıştır bile.. Tersine kadınlar hakkındaki düşünceleri oldukça serttir ve Lou Salome’dan sonra daha da sertleşmiştir..
    Nietzsche , bu baştan çıkarıcı ve gizemli kadına yüzyüze duygularını açamamış , bu konuyu ortak dostları Ree vasıtasıyla Salome’a iletmeye kalkmıştır. Salome’un red cevabı ise , Nietzsche’de büyük bir düş kırıklığına sebep olmuştur.
    Neredeyse bir yıkım olarak tanımlanabilecek bu duygu kaosu , zamanla yerini hem Ree’ye hem de Salome’a nefrete dönüşecektir.
    Nietzsche’ye göre Ree, gizliden gizliye Salome’a ilgi duyuyordu. Bu sebeple bilerek ve isteyerek, Nietzsche ve Salome’un arkadaşlığını zaten bozmak istiyordu.. Fakat nedense bu ithamlar, Nietzsche’nin red cevabıyla başlamıştır. Gerçekte böyle bir durum yaşanmış mıdır bilinmez ama, red cevabından sonra Nietzsche’nin kesinkes Ree’nin ihanetine uğradığına inanmıştır.
    Kısa bir süreliğine de olsa bu üç arkadaş, güzel şeyler paylaşmış, güzel düşünceler üretmişlerdir. Durum bunu göstermektedir ki, Nietzsche bu kısa zaman zarfında felsefesi adına büyük adımlar atmıştır.
    Bu dönemden kalma tek resim, Salome’un eline kırbacı ile dikkat çektiği Ree, Salome ve Nietzsche’nin ortaklaşa resmidir.
    Bu resim, daha sonra Nietzsche’nin ablası Elizabeth tarafından, Nietzsche’yi Salome’a karşı kışkırtmakta kullanılmıştır. Salome’un elindeki kırbacıyla iki erkeği at yerine geçirmesi, oldukça ilginçtir. Nietzsche’nin ablası, ilk tanıştığı günden beri hep Salome’u Nietzsche için uygunsuz bulmuş, tehlikeli olarak tanımlamıştır… ve Nietzsche’yi Salome’dan koparmak için elinden geleni yapmıştır. Etkisi olmuşmudur bilinmez ama Nietzsche’nin ablası ve annesinden sürekli kaçtığını ve gezgin hayatı yaşadığını söylemek yanlış olmaz.
    Sonuç olarak bu platonik aşk, Nietzsche’nin büyük acılar çekmesine sebep olmuş ve felsefesinin gelişiminde etki yapmıştır.. Her ne kadar Nietzsche’nin Salome’a kin dolu sözlerle bezenmiş mektuplarının varlığından haberdar olsakta , Nietzsche’nin bu kadını hayatının sonuna kadar hep sevdiğini söylemek ne kadar yanlış olur bilmem.
  • 1. Schopenhauer - Say yayınları dizisi
    2. Schopenhauer - İsteme ve Tasarım olarak dünya
    3. Schopenhauer - Aşkın metafiziği
    4. Rudiger Safranski - Felsefenin yaban yılları( Schopenhauer biyografisi)
    5. Nietzsche - Böyle buyurdu zerdüşt
    6, Nietzsche - Putların Alacakaranlığında
    7. Nietzsche - İyinin ve kötünün ötesinde
    8. Nietzsche - Ecce homo
    9. Nietzsche - Trajedyanın doğuşu
    10. Soren Kierkegaard - Korku ve Titreme
    11. Soren Kierkegaard - kahkara benden yana
    12. Soren Kierkegaard - Ölümcül hastalık umutsuzluk
    12. Dostoyevski - Karamazov Kardeşler
    13. Dostoyevski - Ecinniler
    14. Dostoyevski - Yeraltından notlar
    15. Albert Camus - Mutlu ölüm
    16. Albert Camus - Yabancı
    17. Albert Camus - Defterler
    18. Jean Paul Sartre - Bulantı
    19. Jean Paul Sartre - Yaşanmayan zaman
    20. Jean Paul Sartre - Sözcükler
    21. Jean Paul Sartre - Varlık ve hiçlik
    22. Irvin Yalom - Nietzsche Ağladığında
    23. Irvin Yalom - Bugünü Yaşama arzusu
    24. Platon - Sokrates’in savunması
    25. Platon - Devlet
    26. Aristoteles - Poetika
    27. Cicero - Yaşlılık üzerine
    28. Cicero - Ölüm üzerine
    29. Seneca - Teselliler
    30. Augustinus - İtiraflar
    31. Boethius - Felsefenin tesellisi
    32. Epiktetos - Düşünceler ve Sohbetler
    33. Fernando Pessoa - Huzursuzluğun kitabı
    34. Cesare Pavese - Yaşama Uğraşı
    35. L. Ferdinand Celine - Gecenin sonuna yolculuk
    36. Baruch Spinoza - Ethika
    37. David Hume - İnsanın doğası üzerine inceleme
    38. David Hume - Din üzerine
    39. Voltaire - Candide
    40. J. J. Rousseau - Toplum sözleşmesi
    41. J. J. Rousseau - Yalnız gezerin düşleri
    42. J. J. Rousseau - Emile
    43. J. J. Rousseau -İnsanlar arasında eşitsizliğin kaynağı
    44. Sigmund Freud - Psikanaliz üzerine
    45. Sigmund Freud - Mutlu olma ihtimalimiz
    46. Ludwig Wittgenstein - Felsefi Soruşturmalar
    47. Bertrand Russell - Sorgulayan denemeler
    48. Peter Singer - Hayvan Özgürleşmesi
    49. George Orwell - 1984
    50. George Orwell - Hayvan Çiftliği
    51. Hermann Hesse - Bozkırkurdu
    52. Hermann Hesse - Demian
    53. Hermann Hesse - Siddharta
    54. Ahmet Hamdi Tanpınar - Saatleri ayarlama enstitüsü
    55. Lermontov - Zamanımızın bir kahramanı
    56. Aldous Huxley - Cesur yeni dünya
    57. Anatole France - Kırmızı zambak
    58. Cemil Meriç - Sosyoloji notları
    59. Cemil Meriç - Bu ülke
    60. Charles Bukowski - Kadınlar
    61. Charles Bukowski - Ekmek arası
    62. Charles Bukowski - Pis Moruğun Notları
    63. Chuch Palahniuk - Dövüs kulübü
    64. Chuck Palahniuk - Gösteri peygamberı
    65. Jack Kerouac - Yolda
    66. Tolstoy - İtiraflarım
    67. Tolstoy - Anna Karenina
    68. Tolstoy - Savaş ve Barış
    69. Tolstoy - İnsan ne ile yaşar
    70. Edgar Allen Poe - Seçme şiirler
    71. Edgar Allen Poe - Seçme öyküler
    72. Eduardo Galeano - Biz hayır diyoruz
    73. Eduardo Galeano - Aynalar
    74. Elias Canetti - Körleşme
    75. Jose Ortega y Gasset - Sevgi üzerine
    76. Max Horkheimer - Akıl tutulması
    77. George Bernard Shaw - Gülen düşünceler
    78. Sabahattin Ali - Kürk mantolu madonna
    79. Sabahattin Ali - İçimizdeki şeytan
    80. Herakleitos - Fragmanlar
    81. Ralph Waldo Emerson - İnsanın görkemi
    82. Richard Dawkins - Tanrı yanılgısı
    83. Richard Dawkins - Kör saatçi
    84. Richard Dawkins - Gen bencildir
    85. Richard Dawkins - Ataların hikayesi, hil yayınları
    86. Richard Dawkins - Yeryüzündeki en büyük gösteri
    87. Jack London - Martin Eden
    88. Marcel Proust - Kayıp Zamanın İzinde (2 cilt)
    89. Vladimir Jankelevitch - Ölümü düşünmek
    90. Slavoj Zizek - Acı çeken tanrı
    91. Marquis de Sade - Yatak odasında felsefe
    92. Simone de Beauvoir - Denemeler
    93. Simone de Beauvoir - Kadın (serisi)
    94. Virginia Woolf - Kendime ait bir oda
    95. Virginia Woolf - Mrs. Dalloway
    96. Michel Foucault - Cinselliğin tarihi
    97. Erasmus - Deliliğe övgü
    98. Paul Lafargue - Tembellik hakkı
    99. Milan Kundera - Varolmanın dayanılmaz hafifliği.
    100.Franz Kafka - Milena’ya mektuplar
    101. Franz Kafka - Dava
    102. Franz Kafka - Aforizmalar
    103. Oscar Wilde - Dorian Gray’in portresi
    104. Sadık Hidayet - Kör baykuş
    105. Carl Sagan - Cosmos (evrenin sırları)
    106. Carl Sagan - Kozmik Bağlantı
    107. Carl Sagan - Cennetin Ejderleri
    108. Carl Sagan - Milyarlarca ve milyarlarca
    109. Alfred Adler - İnsanı tanıma sanatı
    110. Walter Sinnott Armstrong - Tanrısız ahlak
    111. Orhan Hançerlioğlu - Düşünce Tarihi
    112. Nigel Warburton - Felsefenin kısa tarihi
    113. Alain de Botton - Felsefenin Tesellisi
    114. Peter Watson - Fikirler Tarihi
    115. Emil Michel Cioran - Doğmuş olmanın sakıncası üzerine
    116. Emil Michel Cioran - Çürümenin kitabı
    117. Ivan Goncarov - Oblomov
    118. Mark Daniels - Dünya mitolojisi
    119. Gündüz Vassaf - Cehenneme Övgü
    120. Victor E. Frankl - İnsanın anlam arayışı
    121. Montaigne - Denemeler
    122. Wilhem Reich - Dinle Küçük Adam
    123. Karl Marx - Das kapital
    124. Karl Marx - Komünist manifesto
    125. Stephen Hawking - Büyük tasarım
    126. Stephen Hawking - Ceviz kabuğunda ki evren
    127. Stephen Hawking - Zaman ve uzayın doğası
    128. Dante Aligiheri - İlahi komedya
    129. Charles Darwin - Türlerin kökeni
    130. Charles Darwin - İnsanın Türeyişi
    131. Andreas Vesailus - İnsan vücudu üzerine 7 kitap
    132. Claude Levstrauss - Hüzünlü dönenceler
    133. Thomas more - Ütopya
    134. Dave Goldberg - Evren kullanma kılavuzu
    135. John Fardon - Astronomi bilmeniz gereken herşey
    136. William Golding - Sineklerin tanrısı
    137. Tzu - Savaş sanatı
    138. Edward O. Wilson - Doğanın gizli bahçesi
    139. Neil Shubin - İçimizdeki Evren
    140. E. Segal - İnsan nasıl insan oldu
    141. Steven Weinberg - İlk üç dakika
    142. John Gribbin - Derin basitlik
    143. Lester R. Brown - Yer kürenin en güzel tarihi
    144. Stephen Jay Gould - Pandanın baş parmağı
    145. Douglas Adams - Otostopçunun galaksi rehberi
    146. Frank Ashall - Olağanüstü buluşlar
    147. Lawrance M. Krauss - Hiç yoktan bir evren
    148. Eugenie C. Scott - Evrim mi? Yaratılışçılıkmı?
    149. Brian Greene - Evrenin dokusu
    150. Brian Greene - Evrenin Zarafeti
    151. Micheal Shermer - Bilimin sınır bölgeleri
    152. Micheal Shermer - İnanan beyin
    153. Pico Della Mirandola - İnsanın onuru üzerine
    154. Giovanni Boccacio - Decameron
    155. Lorenzo Valla - Zevk üzerine
    156. Botticelli - Venüs'ün doğuşu
    157. Bill Bryson - Hemen herşeyin kısa tarihi
    158. Peter Macinnis - keşifler tarihteki en büyük buluşlar
    159. Kenneth W. Ford - Göremediğimiz dünya hakkında bilmemiz gereken herşey
    160. Goethe - Faust
    161. Gogol - Ölü canlar
    162. Daniel Coleman - Sosyal zeka
    163. Jose R. Dos Santos - Tarının formülü
    164. Pierre Bourdieu - Bilim toplumsal kullanımları
    165. Pierre Bourdieu - Seçilmiş metinler
    166.Richard P Feynman - Fizik yasaları üzerine
    167. Machiavelli - Prens
    168. Rudolf Steiner - Gizli bilim
    169. Champbell, Reece - Biyoloji
    170. Ernest Mayr - Biyoloji budur
    171. Ormiston Walker - Fen ve teknoloji deneyi
    172. Steve Parker - Adımda bilim
    173. Peter V. Brett - Göreliliğin anlamı
    174. Pascal Acot - Bilim tarihi
    175. Jared - Tüfek, mikrop ve çelik
    176. Eddi Anter - Ben benim
    177. Emile Zola - Germinal
    178. Evrim - Douglas J. ,Palme yayınları
    179. Evrimsel Analiz - Scott Freeman, Jon C. Herron, Palme Yayınları
    180. Evrim Kuramı - John Maynard Smith, Evrim Yayınları
    181. Evrim Atlası - Çağlar Sunay, Peter Barrett, Douglas Palmer, Muzaffer Özgüleş, İş Bankası Yayınları
    182. Herkes İçin Evrim, Darwin’in Teorisi Hayata Bakış Açımızı Nasıl Değiştirir? - David Sloan Wilson, Metiş Yay.
    183. Charles Darwin: Evrim Devrimi - Rebecca Stefoff, TÜBİTAK
    184. Darwin Ne Yaptı? - Öner Ünalan, Papirüs Yay.
    185. Dünü ve Bugünüyle Evrim Teorisi - Evrensel Yay.
    186. Türlerin Kökeni (Resimli Uyarlama) - Michael Keller, Versus Kit.
    187. İçimizdeki Balık - Neil Shubin, NTV Yay.
    188. Maymundan mı Geldik? - Kolektif - Bilim ve Ütopya Kitaplığı
    189. 50 Soruda Darwin ve Evrim Kuramı - Haluk Ertan, Bilim ve Gelecek Kit.
    190. 50 Soruda Yaşamın Tarihi - Deniz Şahin, Bilim ve Gelecek Kit.
    191. Dersimiz Evrim - İlhan Akalın, Yurt Kitap Yay.
    192. Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği - Bilim ve Gelecek Kit.
    193. Evrim Bilimi ve Yaratılış Efsanesi: Neyin Gerçek ve Neden Önemli Olduğunu Bilmek - Ardea Skybrek, Yordam Kit.
    194. Evrim ve Yaratılışçılık - Michael Shermer, Varlık
    195. Evrim Kuramı ve Bağnazlık - Cemal Yıldırım, Bilim ve Gelecek Kit.
    196. Bilim ve Yaratılışçılık - Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi Görüşü, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA)
    197. Charles Darwin ve Evrim Tartışmaları - Bill Price, Kalkedon Yay.
    198. Yüzyılın Davası - Edward J. Larson, İzdüşüm
    199. Seksüel Seçme - Charles Darwin, Onur Yay.
    200. Sevişen Beyin: Eş bulma süreci insan doğasını nasıl belirledi? - Geoffrey Miller, NTV
    201. Kızıl Kraliçe: Cinsellik ve İnsan Doğasının Evrimi - Matt Ridley, Yapı Kredi Yay.
    202. İnsanın Türeyişi - Charles Darwin, Gün Yay. / Onur Yay.
    203. Neredeyse Bir Balina - Steve Jones, Evrensel Yay.
    204. Evrim Serüveni - Sedat Ölçer, Metiş Yay.
    205. Dünya'nın En Güzel Tarihi - Hubert Reeves, Joel De Rosnay, Yves Coppens, İş Bankası Yay.
    206. Hayvanların En Güzel Tarihi - Pascal Picq, Jean-Pierre Digard, Boris Cyrulnik, Karine Lou Matignon, İş Bankası Yay
    207. Bitkilerin En Güzel Tarihi - Jacques Girardon, Jean-Marie Pelt, Marcel Mazover, Teodore Monod, İş Bankası Yay.
    208. 50 Soruda Yerin Evrimi - Mehmet Sakınç, Bilim ve Gelecek Kit.
    209. Yerkürenin En Güzel Tarihi - Lester R. Brown, Andre Bahic, Paul Tapponier, Jacque Girardon, İş Bankası Yay.
    210. Yaşamın Tüm Çeşitliliği - Stephen Jay Gould
    211. Hayvan Zihni: Hayvanlarda Akıl Yürütme ve Problem Çözme Becerisi Üzerine - James. L. Gould, Carol Grant Gould, TÜBİTAK
    212. Darwin ve Sonrası Doğa Tarihi Üzerine Düşünceler - Stephen Jay Gould, TÜBİTAK
    213. Darwin ve Darwincilik - Patrick Tort, Dost Yay.
    214. Darwin ve Evrimin Bilimi - Yapı Kredi Yayınları
    215. Kalıtım ve Evrim - Ali Demirsoy, Meteksan
    216. Evrimin Öyküsü - Vural Yiğit, Evrim Yay.
    217. Köken - Vural Yiğit, Evrim Yay.
    218. Gen Çeviktir - Matt Ridley, Boğaziçi Üniveritesi Yay.
    219. Genom: Bir Türün Yirmi Üç Bölümlük Otobiyografisi - Matt Ridley, Boğaziçi Üniversitesi Yay.
    220. Türlerin Kökeni - Janet Browne, Versus
    221. Pandanın Başparmağı - Stephen Jay Gould, Versus
    222. Olağandışı Yaşamlar - James L. Gould, Carol Grant Gould, TÜBİTAK
    223. İçimizdeki Maymun: Biz Neden Biziz? - Frans de Wael, Metiş Bilim
    224. Çıplak Maymun - Desmond Morris, İnkılap Yay.
    225. Çıplak Kadın - Desmond Morris, İnkılap Yay.
    226. Çıplak Erkek: Erkek Vücudu Üzerine Bir İnceleme - Desmond Morris, NTV Yay.
    227. Charles Darwin’in Özyaşam Öyküsü - Francis Darwin, Daktylos Yay.
    228. Charles Darwin - Katrin Hahnemann, İş Bankası Kültür Yay.
    229. Darwin ve Beagle Serüveni - Alan Moorehead, TÜBİTAK
    230. Charles Darwin: Bir Doğabilimcinin Evrimi - Richard Milner, Evrim Yay
    231. Biyolojik Evrim Kuramının Arkasındaki Yaşam - Charles Robert Darwin, İş Bankası Yay.
    232. Charles Darwin - Alan Gibbons, İş Bankası Yay.
    233. Charles Darwin Kimdi? - Deborah Hopkinson, Beyaz Balina Yay.
    234. Darwin, Galip Ata - Bilim ve Ütopya Kit.
    235. Meraklısına Darwin - Pascal Picq, Yapı Kredi Yay.
    236. Bilim İnsanlarımız Darwin’i Selamlarken - Alper Dizdar, Yazılama Yay.
    237. Darwin Sizi Seviyor: Doğal Seçilim ve Dünyanın Yeniden Büyülenmesi - George Levine, Metiş Bilim
    238. Darwin ve Beagle Gemisi’yle Yolculuğu - Felicia Law, Optimist Yay
    239. Üçlü Sarmal: Gen, Organizma ve Çevre - Rihard Lawontin, çev. Ergi Deniz Özsoy, TÜBİTAK
    240. Cennetten Akan Irmak: Yaşama Darwinci Bir Bakış - Richard Dawkins, Varlık Yay.
    241. Doğanın Gizli Bahçesi - Edward O. Wilson, TÜBİTAK
    242. Biyoloji Felsefesi - Elliott Sober, İmge
    243. Süreç Kuram ve Kavram Olarak Evrim - Yaman Örs, Kaynak Yay.
    244. Biyolojide Diyalektik Yöntem - İ.T. Frolov, Toplumsal Dönüşüm Yay.
    245. Darwin Kuramı Seçme Yazılar, Eleştiriler - Charles Darwin, Pan Yay. ve TÜBİTAK
    246. Evren ve Evrim - Cihan Türkoğlu, Doruk Yay.
    247. Evrim, Bilim ve Eğitim - Üniversite Konseyleri, Nazım Kitaplığı
    248. Evrim Adamı - Roy Lewis, Dost
    249. Evrim Kuramı Üzerine Sorular - Charles Devillers, Henri Tintant, İletişim yay.
    250. İnsan ve Hayvanlarda Beden Dili - Charles Darwin, Gün Yay.
    251. Modern İnsanın Kökeni - Roger Lewin, TÜBİTAK
    252. Göl İnsanları - Richard Leakey, Roger Lewin, TÜBİTAK
    253. 50 Soruda İnsanın Tarih Öncesi Evrimi - Prof. Dr. Metin Özbek, Bilim ve Gelecek Kit.
    254. Epikür - özdeyişler, mektuplar ve aforizmalar 255. lucretius - evrenin yapısı
    256. Thomas Mann
  • Bir yük altında depresif, ezgin veya perişan olma halinin, çoğu vakada depresyon denen hastalıkla bir alakası yoktur, çoğu defa klinik belirti de vermez. Gündelik dildeki kullanım tıpkı tıbbî kavramın kendisi kadar muğlaktır ama biraz dikkatle kulak verirseniz, çoğul depresyonlarla tekil kullanılan sahici depresyonu ayırt edersiniz. Depresyonlar ve depresiflik hali geleneksel olarak melankoli diye de tanımlanır. Bir depresyon teşhisi konanların birçoğu aslında melankoliktir. Depresyonlardan musdariptirler onlar, depresyon hastalığından değil. Melankoli insanın var olmasının tarz ve biçimlerinden birisidir, ruhun bir oluş tarzıdır, insan varoluşunun asli bir unsurudur, bunu herhangi bir biçimde marazi sayamayız.
    İnsan hayatında sadece yaşam sevincini bilmeliyiz, yaşam kederini de biliriz, sadece gülmeyi değil ağlamayı da biliriz, hepsinin zamanı vardır. Eski Ahit’te Süleyman’ın Meselleri’ndeki hikmetlerde (7.Bap, 3.cümle) yas tutmak gülmeye yeğ tutulur, zira bu tecrübe “kalbi iyileştirir”. O zaman insan bambaşka bir yerden, bir uçurumdan bakarak tanır kendini. Ötekileri de başka bir yanlarıyla tanır: İyi gün dostlarının bir yerlerde bir işleri çıkıvermiştir de, keyifleri hoş tutma gayretinde pek atak olmayanlar şimdi yanı başımızdadırlar, güvenebilirsiniz onlara.
    Melankolinin münasip düştüğü zamanlar vardır: Buluğ çağında çocukluğunun yitik günlerine, sonbaharda düşen yapraklara ve kelleşen ağaçlara bakıp melankoliye kapılmayan, hayatta bir şeyleri yanlış yapıyor demektir. O sıra melankolinin gelip geçici mi olduğunu uzun süre devam mı edeceği baştan bilemezsiniz. Çoğu durumda atlatılabilir ama kimse kesin olarak söyleyemez atlatılacağını –atlatılması gerektiğini yazan rehber kitaplar hariç. Güncel veya kalıcı birçok nedeni olabilir: İnsanlar anlam verdikleri bir şeyi, bir ilişkiyi, bir işi kaybettiklerinde “depresyona düşerler”. Ama, umdukları şeyi elde edemediklerinde de. Dahası, şiddetle arzuladıkları bir şeye eriştikten sonra beklenmedik bir boşluğa düştüklerinde de: Bir ereğe ulaşan kişi, tüm o çabalarının ve fedakârlıklarının şimdi gözlerinden yaşlar getirmesine ve tüm o gayretinin uçup gitmesine hazır değildir.
    Bu dünyanın budalalarla dolu ve sırf kendi “ben”inin bundan istisna olduğunu açıkça görmek de insanı depresif yapar. Adaletsiz bir muameleye tabi tutulduğunu hisseden hayal kırıklığı, horlama, aşağılama ve şiddet deneyimi yaşayan insanlar, ezgin olurlar. Bunların hiçbirinin kabullenilmesi gerekmez ama etkilerini ebediyen bertaraf etmek de mümkün değildir. Kendilerinden hoşlanılmadığında, sevilmediklerinde, aşkta sevdikleri ötekinden mahrum kaldıklarında veya onun tarafından terk edildiklerinde, mutsuzluğun en derinlerine düşebilirler insanlar. Hepsinden de fazla, kendisi veya onun için bir anlam ifade eden bir başkası hastalıkla yüz yüze olduğunda ve ölüm ihtimali hayatın içine girdiğinde.
    Hayatta derin iz bırakan şeyler, bir daha öyle kolayca dindirilemeyecek acılarla ilintilidir. Doğrudan doğruya hayatın ve dünyanın, -bize nasıl görünüyorlarsa-, sebebiyet verdikleri dünya sancısı ise iyice kavranamaz ve teselli edilmez bir acıdır. Fakat dünya sancısının güncel bir nedeni olmadan da sağlam temelleri olabilir, çünkü hayat süresinin kısıtlı olduğunun, bu hayatı ve en sevdiklerimizi günün birinde terk etmek zorunda olduğumuzun bilincinde olmak bile mutsuz etmeye yeter insanı. Hiçbir şey kalıcı değildir, her şey geçicidir, geçip gideni geri getiremezsiniz. Her şeyin geçip gideceği gerçeğini değiştiremezsiniz.
    Esastan acı veren bir şey, varoluşun aşılamaz yalnızlığıdır. Belki bu bilgiye insanlar her zaman vakıftılar ama benlik öne çıktığı oranda ağırlaşır bunun tecrübesi. Bu hayatı yaşayan benim, başkası değil. Mutsuz olmaya ve felakete açılan uçuruma doğru bakmaya katlanacak olan, benim. Bu hayatı nihayetine vardıracak olan benim, başkası bunu benden devralamaz. Bütün ötesine dair daldığım düşünceler de benim düşüncelerimdir, sadece benim için bir anlam ifade eder bunlar, başkaları başka şeyler düşünürler ve bizi birbirimize bağlayan hiçbir şey yoktur -aşk, arkadaşlık veya hiç değilse bir hoşlanma dışında.
    Düşüncelere dalmak: Kimi insanlar için bu zaten depresyona girmekle eşanlamlıdır. Melankolikler her şey üzerine düşünürler, nitekim onun için öteden beri aralarında çok filozof ve sanatçıya rastlanır. Bilhassa düşünen ve yaratan insanların melankoliye yakalanacaklarını, ünlü antik metinlerden Problem XXX.I’in yazarı da belirtmişti. Modern çağda psikolojik araştırmalar, depresyondan mustarip insanların düşünce ödevlerini daha esaslı ele aldıklarını ve daha akıllıca kararlara vardıklarını teyit ediyor (Basel Üniversitesi, 2011). Soruna daha uzun ve daha dikkatli bakıyor, pembe bir gözlüğün bakışlarını bulandırmasına izin vermiyorlar.
    Kesinlik izlenimi oluşturan her durumun kesinlikten uzak ve her şeyin kuşkulu olduğunu biliyorlar. İnsan eylemlerinin kuşkululuğu konusunda ve insanın varoluşunun esas itibarıyla nasıl hiçlik mesafesine inebileceği konusunda zihinleri açık. Onları duygulandıran ve harekete geçiren, hayatın olası trajikliğidir. Onların maruz bulunduğu tehlike hayatı fazla yüzeysel görmek değil, uçurumun derinliklerinden çıkamamak, belki de kendi “kimliklerinin” çöküşünü yaşamak ve kendilerine yabancılaşmaktır.
    Lakin melankoli sadece taşkın bir düşünce selinin değil, duyguların vahşi dalgalanmasının damgasını taşır. Pek az insan bu dalgalanmayı mutluluk olarak hisseder ama her durumda buna anlam yükleyebilirsiniz: Eğer hayatta meseleniz büyük duygular yaşamaksa, o zaman bunlar sadece sevinç, aşk ve cezbenin iyi duyguları olamaz. Duygu hayatını tüm yelpazesiyle yaşamadan, kemale erilmez. Görünüşte en sebepsiz olan üzüntü hali de herhalde buradan doğar: “Aslında her şey yolunda gidiyor, bana ne oluyor böyle, bilmiyorum.” Ahenkten başka bir şey bilmeyen bir hayat, ahengin bozulmasını istiyor demektir. Kesintisiz yaşam sevinci insanı takatten düşürebilir, yaşam kederinin sunduğu türden bir molaya ihtiyaç duyabilirsiniz. İnsan olmanın bütün imkânlarını yoklamak ve hayatın kemaline varmak için, ilk bakışta çok uzak gelse bile, galiba üzüntüyü de sonuna kadar tatmak gerekir.