• Ve anlarsın ki insan, hikayesini bilmediğine düşmanmış...
  • Şimdiye kadar Joker'i Batman'in hikayesinde tanıdık.

    Anne babası küçükken öldürülen Bruce Wayne'in ezeli düşmanı, acımasız, filmin "kötü" karakteri Joker olarak bildik.

    Şimdiyse Joker'i kendi hikayesinde izliyoruz. Joker nasıl Joker oldu?'yu seyrederken, zihnimizde "Kötü" özünde kötü mü? Yahut nasıl "kötü" olunur? gibi sorular tekrar uyanıyor ve bu sefer sıklıkla Joker'e taraf olarak buluyoruz kendimizi. Onun mağduriyetiyle özdeşleşip, önce " Bir insana bu kadar da yapılmaz ki!" diye üzülürken, ilerleyen sahnelerde empatiyi bir kenara bırakıp "Zarara uğrayan nereye kadar zarar verme hakkına sahip?" diye  sorguluyoruz.


    Ülkemizin tv dizilerinde sıklıkla rastladığımız şey mağdur olanın intikam alışı ve seyircinin bunu çoğunlukla mutlulukla izlemesidir. Çünkü bir yanımız adaleti şiddetle ister. Kötülük yapanın cezasını aldığını görmek "içimizin yağlarını" eritir. Öyle ya, her birimizin uğradığı bir haksızlık veya hesabının sorulmadığı bir hikayesi vardır. Adeta karakterin intikamıyla biz de "intikamımızı" almış oluruz.

    Aynı, Joker'e iftira atan arkadaşının ölümüne, metrodaki terbiyesizlik, saygısızlık ve şımarıklık içindeki zengin borsacıların ölümlerine üzülmediğimiz, "Hakettiler!" dediğimiz gibi. Yalnızca "Bu adam ne zaman böyle oldu? Nasıl bu duruma geldi?" diye bir yandan şaşkınlıkla izlerken, bir yandan da "işte insanları böyle delirtiyorlar" diye yine Joker'e, belki de içimizdeki "intikam duygularına" arka çıkıyoruz.

    Filmde ilgimizi çeken bir başka nokta olarak; 

    Joker'in annesiyle ilişkisine baktığımızda sevilen bir evlat olmasını, olumlu bir anne-oğul ilişkileri olmasını filmin başında garipsiyoruz. Çünkü koca bir şehrin başına dert olmuş bir psikopat/bir "kötü"/ bir hasta ruhun ( Joker karakterinin ilerideki halinin) böyle anlayışlı hatta sevgi dolu diyebileceğimiz bir  ilişkiden doğmasına şaşırmışken, izlediğimiz hikayenin detayları geldikçe işin aslının hiç de göründüğü gibi olmadığını anlıyoruz.

    Ve yine geliyoruz kadim bir tartışma olan iyi ve kötü nedir, iyilik ve kötülük nasıl doğar? konusuna. Kötülüğe meyil doğuştan mı, yoksa aile ve çevreye mi bağlı? Yoksa kötülük dediğimiz şey gerçekte kötü bir şey mi? Ya da iyilik ve kötülük çevreye ve şartlara göre değişiyor mu? 

    Keza filmin sonunda savunmasız birini öldüren bir 'kötü", kötülüğüyle aslında bastırılmaya/sindirilmeye çalışılan bir toplumu özgürlüğün ve adaletin arayışına dönüştüren itici bir güç olması açısından aslında iyi bir şey mi yapmış oluyor?

    Yahut kötü gibi görülen her şey sonuçları itibariyle bir iyilik mi doğuruyor, her şerde bir hayır vardır düsturuyla? ( var mıdır, nasıldır?)


    Joker, özellikle oyunculuk performansı açısından Joaquin Phoenix'i de keyifle izlediğimiz bizim için son zamanların en iyi filmlerinden biriydi. Her Joker bir efsanedir ama Phoenix şu an bu efsanenin babası olacak gibi duruyor :)

    Her filmde insan en çok kendini izler diyerek sizleri Joker'e havale ediyor, iyi seyirler diliyoruz.

    Uzm. Psikolog Yasemin Öztürk