Enmor Atman, bir alıntı ekledi.
4 saat önce

Erotizmi hissetmek, büyüleyicidir. ~ Georges Bataille
Dizginlenemediğinde erotik bir
hayvandır insan
perili bir titreşim vardır içinde,
eski kara halklarının bütün dünyada tanrıya atfettikleri
biçim var ya, bunu oluşturan sayısız
hayvanı üreten
bir çeşit atım vardır.
Ruh' denen şeyi ortaya çıkaran buydu işte.

Tanrı Yargısının İşini Bitirmek İçin, Antonin Artaud (Sayfa 40)Tanrı Yargısının İşini Bitirmek İçin, Antonin Artaud (Sayfa 40)
Bahtiyar KARAEVLİ, İngiliz Câsûsunun İ'tirâfları'ı inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Şeytan, insan için neyse ingiltere, dünya için o. İste Kudüs niçin bu halde, niçin dünyanın dört bir yaninda Müslümanlar eziyete, zulme, maruz kalıyor, nicin İslam alemi sesini çıkartmıyor. Müslümanlar üzerinde oynanan en namert, en kalleşçe oyun VAHHABİLİK

Hani insan gelmek ister.de
Geozlerinden yas
Akmaz! Hani insan
Gulmek isterde yurekten
Gulmez hani insan birini
Bekler o hic gelmez iste
Ozaman olmak istersin ecel
GELMEZ! Neferete
Sevginde daha cok guveniyorum
Cunki nefret sahset olmaz

Cihan Şhn, İnce Memed 1'i inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

(Defterimden. 27.01.2017)
-Spoiler içerir.
-Kitap hakkındaki fikirlerim ve kitabın bana hissettirdikleri Ince Memed serisini kapsamaktadır.
Bir Ince Memed ki yazmış da yazmış. Ince Memed mi? "Ince Memed dediğin bir sabi çocuk...Ama tepeden tırnağa yürek..." Bir kahraman, bir yiğit düşünün ki düşündüklerinize hiç benzemez. Bacakları gövdesine dik göründüğü için azıcık uzun gibi, omuzları geniş, bir ananın çocuğunu kucağına aldığı ilk andaki sevgi dolu, yüzü gülen bir çocuğun baktığı gibi masum, dünyaya sadece sevgiyle bakan iri gözlü bir çocuk. Gören inanmaz onun Ince Memed olduğuna. Arada bir gözlerine çakılıp kalan çelik ışıltısı olmasa.
Bu çocuğun içinde bir kurt var. Var olmaya var da yinede kimseyi incitemez. Onca zulme, onca kötülüğe rağmen. Fıkaralıktan, kana tere batana kadar çift sürmekten, yediği dayaklardan bedeni büyümemiş de incecik kalmış sabi...
Ince Memed ne yapsın? Bir gün bir dayak yedi ki kan tükürdü. Çıkar yolu yoktu artık. Hatçesini alıp kaçacaktı. Ardında anacığını bir başına bırakmayı göze alarak düştü yollara. Bir ağacın kovuğunda evlendiler
İnsanın hayatında bir an vardır. O an insanın kaderinin seyrini belirler. Ah Topal Ali! Izciler izcisi Topal Ali. Gökte uçan kuşun kanadının izini süren Ali!.. Getirdin o zalil Abdiyi de yakalattın Ince Memed'le Hatceyi. Iste bu anda Memed ilk kez silahını ateşledi. İşte şerdeki hayır ; hayirdaki şer demezler mi? Topal Ali buldu onları ama bu andan sonra Ince Memed Ince Memed oldu. Şu dünyadaki iyi insanların umudu oldu.
Ince Memed umuttur. Umut, gözünün değdiği herkesin yanına vücuda bürünerek gelir.
Ince Memed romanının daha doğrusu şaheserinin özetini çıkarmak değil de beni bu kadar derinden etkilemesinden dolayı bu yazıyı yazmak istedim. Onun için çok etkilendiğim, üzerine çok fazla düşündüğüm şeyleri yazacağım.
Ben bu kitabı okurken, çakırdikeninin üstünde yalınayak yürürken dikenleri tabanlarıma battı tabanlarım yandı acıdan. Burnuma hiç bilmediğim çiçeklerin kokusu geldi. Nergislerin, pürenlerin, peryavşanların, yarpuzların ve daha nice çiçeklerin kokusu. Bazen de çürümüş otların kokusu geldi burnuma... Acıktım... Püren kokulu balla, üstünde apak ayran köpükleri duran tereyağı çekti canım. Av etine de merak saldım. Kekligin, turacın tadı nasıldır ki yiyince yağları ağzının kenarından akarmış. Nasıl yazılır ki? Bir insan okurken acıksın, susasın, terlesin, üşüsün, koku alsın, ürpersin, canı acısın, korksun... Duyguları anlayabilirim az çok ama nasıl insanın fizyolijisi bu denli etkilenebilir. Yazmış ışte üstad YAŞAR KEMAL. Kitabı okurken kaç kez için için ağladığımı, kaç kez rüyamda gördüğümü, kaç kez sayıklayarak uyandığımı hatırlamıyorum...

Ince Memed... Benim kahramanım bir çocuk... İyiliğin, güzelliğin, sevginin, cesaretin, dürüstlüğün, mücadelenin, barışın, umudun bir bedende can bulmuş hali Ince Memed. İçimde ne fırtınalar kopuyor da ışte erişemeyiz ki bu eli öpülesi yazarların yüreğine, bizim de yüreğimizden geçen dilimizden dökülsün.
Şu anda yaşıyorum. Içim bir tuhaf. Sanki yüreğim büzülüyor, büzüldükçe de içinden minik sevinç dalları fışkırıyor. Boğazımda bir düğüm ama gözlerim umutla bakıyor. Dudaklarım bir birine kapanmış ama yakından bakınca gülüyor aslında

Yaşıyorsun Ince Memed.
Yüreğimizdesin.
Gözümüzdeki çelik ışıltısısın.
Başımızdaki sarı alevsin.
EYVALLAH...
"Duvarın dibinde resmim aldılar.
Ak kağıt üstünde tanıyın beni."

Sevgili 1k Ailem ;
Bu gün benim için çok özel bir o kadar da değerli bir gün .Aslında hüzünlü bir fitratim olduğu icin mutluluğu paylaşmayı pek beceremiyorum.Bundan dolayı şahsi bir ileti olduğu için affınıza sığınıyorum.Ama yine de siz sevdiğim ,değer verdiklerim de bu anıma tanıklık etsin istiyorum.Bunları yazarken bile gözlerim yaşla doluyor emin olun.Meğer hisler konuşunca ,kelimeler susarmış ya.Kelimelerim gözyaşlarımın akmasına izin vermiyor kalbimde sevginin tarrakalarla çığır açmasını istiyor,paylaşmanın önünün kesilmesini istemiyor .Ya hu ne güzel insanlarla yollarım kesişti ,bogulmusluguma nefes oldu 1k...Birisini gerçek manada tanımak için beraber yolculuk etmek gerekiyormuş ya özellikle bazı arkadaşlarla kelimelerimiz beraber yol aldıkça ,samimiyet kurdukca gonullerimizin yakinlastigini hissettim.Hani önce yoldaş sonra yol, diyor şair.
Yolun güzelliği ise yoldaşın güzelliğinden geliyor.Bir yola çıkacaksanız mesela hayat gibi yanınızda size değer veren, kıymetinizi bilen insana ve insanlara yer verin.Güzellik yolun güzelliği kadar yoldaşın da güzelliğinden gelir.Yoldas ne güzel bir kelime değil mi ? Yolda hangi mevsime yakalanirsaniz yakalanin size eşlik eden ,hemnefes olabilen
kiriklarinizi tutkal misali yapıştıran,gönlünüze sımsıkı tutunan,kapısını her calisinizda ,
kimse yok mu diye sordugunuzda "buradayım " diyebilen...☀


Dost ne çok anlama geliyor.Dost candan öte işte,İkinci bir ben..Hani acınizi kederinizi sizinle yaşayan,sizinle beraber derman arayan,varlığı şifa gibi gelen,gerçekten size önem verdiği için size vakit ayıran ,insana yedek bir kalbi olduğunu hissettiren ,soluktaşiniz dost işte dost çokça manalara gelebilen.Kalbiniz buradan çarpsa ötelerden duyabilen,bir gulusunuzle kalpte çiçekler actirdiginiz,Ahmet Hamdi Tanpinar'in ifadesiyle "özledim" değil de "çokça gorecegim geldi" diyebileceginiz dost işte dost ...Barış Manço'nun ne çok severim "Bir ben var ki benim içimde,Benden öte benden ziyade" nefesiniz yani.İşte gönül kendisine benzeyene akarmis ya ,tüm bu saydıklarımi içine alan hatta daha da fazlası benim için çok kıymetli, canımm diyebildiğim sueda reyyan ablam iyi ki varsınız .İyi ki sizinle bir şekilde yollarımız kesismis.Benim için en büyük armağanın "siz" olduğunuzu unutmayın lütfen.💙Gerçekten hiç hak etmediğim halde ince düşünceniz için çooook teşekkür ederim.🙏💕

Gönlü güzel insanların gönlünde olmak en büyük servet be arkadaşlar .Biriktirilmesi zor olan ...Yarın çok geç olmadan sevdiklerinizin yüreğinden sımsıkı tutun,sımsıkı tutunun onlara ne olur.Çok sıcak samimi bir ortam burasi güzel degerlendirebilirsek,
güzel insan biriktirebilecegimiz .Geç olmadan sevgimizi ertelemeyelim.En büyük yanlisimiz bu emin olun."Bana öyle bir kelime söyle ki hiç eksilmesin "diyor ya Posta Kutusundaki Mızıka'da söyleyelim işte sevgimizi ,sevgi comerdi olalim...Değer bilelim,yarın çok geç olmadan.

Iyi ki varsınız .İyi ki buradayım ❤

https://i.hizliresim.com/0zVOAo.jpg

https://m.youtube.com/watch?v=-5CRXpzlWIM

Bugün yağmurda yürüdüm. Tabi seninle. Kimsenin olmadığı bir sokakta sulara çarpa çarpa, zıplaya zıplaya yürüdüm. Üstün başın ıslandı. Güldün. "Hadi hasta olacağız" diyerek, kolumdan tuttun, çekiştirdin hafifçe. Direttim. Gelmedim. Kafanı eğdin, yine güldün. "İnsan bu hissi unutursa, bitmiştir işte. Ona bakarken, saçma gelen bir şeyi yapıyor olsa da gülme isteği duymazsa.. Sevgi, gülümsetir " diye düşündün. "Muhakkak seviyorum onu"
Yağmur sert yağmaya başlayınca, üstüm başım ıslandığı için damlalar canımı acıttı. "Hadi gidelim" dedim elini tutarak. Koşarcasına eve gittim. Üstümü başımı değiştirdim. Bir fincan çıkardım. Kahve yaptım.. Peteğin kenarına iliştim. Sen sanki hiç ıslanmamışsın, üşümemişsin gibi, karşıma oturmuş bana gülmeyi sürdürüyordun. Çantama uzanıp içinden kağıt kalem aldım. Sana uzunca bir mektup yazdım. Mektubumda özlemekten bahsetmesem, yanımda olmadığını fark etmeyecektim bile. Hasretim dile gelince yokluğunla yüzleştim.

Seni özlüyorum adı güzel.. Bugün yağmur yağdı, yağmasa da olur ya, o işin bahanesi .. ben seni çok özlüyorum..

Esra Köse

Tolga Köseoğlu, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Felsefe, kafa ve kavram karışıklığımızı gidermeye yarar. Çünkü günümüzde pek çok insan birtakım zihinsel karışıklıklar yüzünden dertler ve kaygılar içinde kıvranıp durur. Gerçekten de insanlar son zamanlarda giderek artan bir sıklıkla imtiyazları haklarla, tarafsızlığı öznellikle, istemeyi ihtiyaç duymayla, fiyatı değerle, zenginliği başarıyla karıştırmaktadır. İşte bu kafa karışıklığını giderecek, kavramsal açıklığı sağlayacak olan şey, felsefedir. Çünkü felsefe, insana bir çok konuda doğru ve açık seçik düşünebilmeyi öğretir. Felsefi düşüncenin yöntemleri, insana hemen her konuda akıl yürütebilmesi için gerekli temelleri hazırlar. Böyle bir düşünce türü, insanın bir probleme birçok yönden bakabilmesini, sorunlara önyargısız yaklaşabilmesini sağlar.

Felsefeye Giriş, Ahmet CevizciFelsefeye Giriş, Ahmet Cevizci
hltsevim, Sergüzeşt'i inceledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

Kitabın Yorumu
Türk roman yazım tarihinde, gündelik hayata dair gerçek durumları anlatan ilk ve önemli yazarlardan olan Samipaşazade Sezai (Tanzimat yazarlarından/ Jöntürklerden); kendisini üne kavuşturan “Sergüzeşt“ adlı romanında/roman denemesinde; Kafkasya’dan esir olarak İstanbul’a getirilen genç bir kızın (Dilber) yaşadığı trajik esaret hayatını anlatır.
Kitabın başında yer alan yazarın 1924 tarihli önsözü, edebiyat tarihi bakımından bir vesikadır. Okuduğumuz kitap, 1989’da basılan romanın işte bu ikinci baskısının sadeleştirilmiş halidir. Bu nedenle, cümleleri uzun ve tasvirleri detaylı da olsa, dili kolaylıkla anlaşılıyor.
Romanda, Dilber’in; ucuz bir fiyata sahibesine satılması ve ilk sahibesinin yanında gördüğü zulüm, evden kaçışı, âşık olması, Mısır’a gidişi ve nihayet Nil’in girdaplarında ölümü konu edilir.
Romanın ana temasının, “özgürlük ve insan onuru” olduğunu düşünüyorum. Yazar, önsözde; “En büyük eserler duyguyla değil, fikirle yazılır.” diyor. Romanda; geleneksellik – batılılaşma çekişmesi gibi fikri konuların yanında, yazarın diplomatik görevleri ve yurt dışı geçmişinin izleri de görülüyor. Yine o dönem de sahneye konan “Faust Tiyatrosu” gibi sanatsal bir faaliyete de vurgu yapılıyor.
İlk roman denemelerinden olan “Sergüzeşt”te, yazarın anlatım tarzının günümüz romanlarından farkı daha ilk sayfalarda hissediliyor. Yazar; romanın akışı içinde, bazen romana adeta ara vererek okura açıklamalar da bulunuyor, hatta kendi hislerini de anlatıyor ve bazen doğrudan roman kahramanına samimi hitaplarda bulunarak onunla diyaloğa giriyor.
İlk klasik romanlarımızdan sayılan bu romanı fazla eleştirmek belki haddimiz değil ama okuyunca; kitapta Türk Romanının ilk hallerini, bebeklik ve emekleme dönemini görüyor, günümüz romancılığının aslında epey yol aldığını da düşünüyoruz.
Kitabı tamamlayıp, kapağını kapatınca okurun aklında; biraz karanlık ve hüzünlü olarak 130 yıl öncenin tarihi bir resmi canlanıyor. Okur, özellikle; güçlünün güçsüzü sömürdüğü, zengin - fakir ayrımının daha acımasız olduğu, daha sert bir hayat tarzının yaşandığını anlıyor.
Sonuç olarak; “Özgürlük vurgusunun ve erdemin” ön planda tutulduğu, didaktik bir yaklaşıma sahip bir roman olan “SERGÜZEŞT”i, romancılığımızın başlangıç dönemlerini okumak isteyenlere ve tabii ki; edebiyat tarihi için önemli olduğundan ortaöğretim öğrencilerine rahatlıkla tavsiye ediyoruz.