• Eylemsizlik, yangeldimcilik, ''Ben yapmazsam, elbet bir yapan çıkar! Benim yapamadığımı başkaları yapabilir!'' diyen kimselerin davranışıdır. Size anlattığım öğreti (varoluşçuluk) ise tam tersidir bunun: Çünkü o, ''Ancak eylem içinde, iş içinde gerçeklik vardır'' der. Hatta daha da ileri gider: ''İnsan kendi tasarısından başka bir şey değildir; kendini yaptığı, gerçekleştirdiği ölçüde vardır; yani hayatından, edimlerinin (fiillerinin) toplamından ibarettir!'' diye ekler. İmdi, öğretimizin bazı kimseleri neden kızdırdığını artık siz de anlayabilirsiniz.
  • İnsan kendi tasarısından başka bir şey değildir; kendi yaptığı, gerçekleştirdiği ölçüde vardır; yani hayatından, edimlerinin(fiillerinin) toplamından ibarettir!
    Jean-Paul Sartre
    Sayfa 55 - Say yay.
  • Eylemsizlik, yangeldimcilik, "Ben yapmazsam, elbet bir yapan çıkar! Benim yapamadığımı başkaları
    yapabilir!" diyen kimselerin davranışıdır. Size anlattığım öğreti (varoluşçuluk) ise tam tersidir bunun:
    Çünkü o, "Ancak eylem içinde, iş içinde gerçeklik vardır," der. Hatta daha da ileri gider: "İnsan kendi
    tasarısından başka bir şey değildir; kendi yaptığı, gerçekleştirdiği ölçüde vardır; yani hayatından,
    edimlerinin (fiillerinin) toplamından ibarettir!" diye ekler. Şimdi, öğretimizin bazı kimseleri neden
    kızdırdığını artık siz de anlayabilirsiniz.
  • "İnsan kendi tasarısından başka birşey değildir; kendi yaptığı, gerçekleştirdiği ölçüde vardır; yani hayatından, edimlerinin toplamından ibarettir!"

    - Jean Paul Sartre, Varoluşçuluk
  • "İnsan kendi tasarısından başka bir şey değildir; kendi yaptığı, gerçekleştirdiği ölçüde vardır; yanı hayatından, edimlerinin (fiillerinin) toplamından ibarettir!" -Jean Paul Sartre, Varoluşçuluk
  • Albert Camus’nün Sisifos Söyleni adlı kitabı, “Uyumsuz Bir Uslamlama”, “Uyumsuz İnsan”, “Uyumsuz Yaratım” ve “Sisifos Söyleni” başlıklı felsefi denemelerden oluşuyor. Camus bu kitabında, bilhassa kitaba ismini veren "Sisifos Söyleni" başlıklı denemeyle varoluşçu felsefeye bakış açısını da ortaya koyuyor.
    Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenir ve tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır. Camus, Sisifos efsanesinden yola çıkarak insanın dünyadaki varlığına dair önemli tespitlerde bulunuyor. Camus’ye göre Sisifos’un sessiz sevinci, yazgısının kendi elinde olmasıdır. Kayası kendi nesnesidir. İşte uyumsuz insan da -Camus bu sıfatı; evrenin mantığa aykırılığına gören, tutarsızlığını anlamış, her şeyi olduğu gibi kabul eden bilinçli insan anlamında kullanır- tıpkı Sisifos gibi sıkıntısı üzerinde gözlem yapmaya başladığı zaman, tüm putları susturur. Uyumsuz insan, evrene her şeyiyle evet demiştir ve bu noktadan itibaren tıpkı Sisifos gibi çabası hiç dinmeyecektir. Ve Camus "Sisifos Söyleni" başlıklı büyüleyici, şiirsel, felsefi denemesini şu vurucu cümlelerle bitirir:
    “Sisifos’u dağın eteğinde bırakıyorum! Kişi yükünü eninde sonunda bulur. Ama Sisifos tanrıları yadsıyan ve kayaları kaldıran üstün bağlılığı öğretir. O da her şeyin iyi olduğu yargısına varır. Bundan böyle, efendisiz olan bu evren ona ne kısır görünür ne de değersiz. Bu taşın ufacık parçalarının her biri, bu karanlık dağın her madensel parıltısı, tek başına bir dünya oluşturur. Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insanın yüreğini doldurmaya yeter. Sisifos’u mutlu olarak tasarlamak gerekir.”
    Camus’nün görüşleri bana, Sartre’ın Varoluşçuluk felsefesinin savunmasını yaptığı “Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır” adlı o ünlü, uzun felsefi denemesini de hatırlatıyor. Oradan yaptığım bazı alıntılar aslında iki düşünürün ne kadar paralel düşündüklerini ortaya koyar nitelikte. Alıntıları yapıyor ve yorumu okuyuculara bırakıyorum…

    “Kişi, bu tek başına bırakılmışlık içinde, kararını ancak kendisi verecektir. 'İnsancılık' diyoruz çünkü kişiye bununla, kendi içine kapanarak ve başkalarından koparak değil; ancak kendi dışında bir amaca yönelerek varlığını gerçekleştireceğini göstermiş oluyoruz. Ona gösteriyoruz ki: Ancak kurtuluş ya da bu iş için çalışmakla, yani eylemle kendini insancıl bir varlık halinde kuracaktır." (Varoluşçuluk, s. 74)
    "Eylemsizlik, yangeldimcilik, 'Ben yapmazsam, elbet bir yapan çıkar!' Benim yapmadığımı başkaları yapabilir!' diyen kimselerin davranışıdır. Size anlattığım ögreti (varoluşçuluk) ise tam tersidir bunun: Çünkü o, 'Ancak eylem içinde, iş içinde gerçeklik vardır,' der. Hatta daha da ileri gider: "İnsan kendi tasarısından başka bir şey degildir; kendi yaptığı, gerçekleştirdiği ölçüde vardır; yani hayatından, edimlerinin (fiillerinin) toplamından ibarettir!"diye ekler."(Varoluşçuluk, s. 55)
    “İnsan kendi dışında vardır, kendi dışına çıkarak var olur. Yani ancak dışa atılarak, dışta kendini yitiretek varlaşır; aşkın (transcendant) amaçları kovalayarak var olabilir. Bu yönden alınırsa, insan ilerleyiştir, aşıştır, oluştur; ilerlemenin, aşmanın göbeğindedir. Nesneleri dahi bu ilerleyişe, bu oluşa göre yakalar. Demek ki insancıl bir evrenden, insancıl öznellik evreninden başka evren yoktur." (Varoluşçuluk, s. 73)
    Yazımı, Sartre’ın insanın kendini keşfedebilmesi için anahtar niteliği taşıyan şu vurucu cümleleriyle bitirmek istiyorum:
    "Özgürsünüz, onun için kendiniz seçin, yolunuzu kendiniz bulun! Hiçbir genel ahlak size yapacağınız şeyi söyleyemez. Buna ancak siz karar vereceksiniz." (Varoluşçuluk, s. 51)

    Küçük bir not: Elimdeki kitap Can Yayınları’nın Tahsin Yücel çevirisi. Tahsin Yücel, çevirmenlik kariyeriyle göz dolduran, ödülleri olan bir çevirmen, fakat ben Sisifos Söyleni’ni okurken çok zorlandım. Kabul ediyorum felsefi bir metni çevirmek güçtür ve bu güçlüğü kısmen anlayabiliyorum ama kitap zaman zaman kullandığı kelimelerle tamamen anlaşılmaz hale geliyor. Can Yayınları’nın bu kitabı yeniden yayına hazırlaması gerektiğini düşünüyorum. Zira hem bilgilendirici hem de zihin doyurucu bu kitabı okumak -çevirinin anlaşılmazlığı sebebiyle- zaman zaman işkenceye dönüşebiliyor. Bizden söylemesi:)
  • "Eylemsizlik, yangeldimcilik, 'Ben yapmazsam, elbet bir yapan çıkar!' Benim yapmadığımı başkaları yapabilir!' diyen kimselerin davranışıdır. Size anlattığım ögreti (varoluşçuluk) ise tam tersidir bunun: Çünkü o, 'Ancak eylem içinde, iş içinde gerçeklik vardır,' der. Hatta daha da ileri gider: "İnsan kendi tasarısından başka bir şey degildir; kendi yaptığı, gerçekleştirdiği ölçüde vardır; yani hayatından, edimlerinin (fiillerinin) toplamından ibarettir!"diye ekler."