• 223 syf.
    Bir ömrün en uzun yolculuğuna!

    Dolu dolu bir anlatımla, farklı bakışıyla Ali Şeriati. Düşünürler, dini felsefe ile anlatmaya çalışınca kafir diye etiketlenmiştir. Şimdi felsefe anlatan adam söze “Selamun aleyküm” diyerek başlayabiliyor. Bu onun taraflı olduğunu değil, aydın olmanın gereğini aktarıyor. Her felsefe ve sosyoloji okuyan dinden uzaklaşmıyor. Dini anlatan edebi türlerde de çok farklı anlatımlar vardır.

    Tasavvufta. Edebi anlatımlarda devriye çok göze batmasa da şathiye ilgi çekici ve farklı bir anlatımdır.

    Hallâc-ı Mansûr'un (öl. 922) "Ene'l-Hakk" (ben Tanrı'yım veya Tanrı ile beraberim) sözü tasavvuftaki şath'ın en meşhur örneklerindendir. Hallâc-ı Mansûr, Şahabeddin-i Maktul, Bâyezid-i Bistâmî, Cüneyd-i Bağdadî, Muhiddin-i Arabî gibi birçok mutasavvıf, başka türlü de yorumlanabilen, fakat ilk bakışta şeriata aykırı düşen ve te'vil götürmeyen bu tür bazı sözler söylemişlerdir.

    "Şath" kelimesi Arapça'da alaylı söz anlamına gelir. Tasavvufta ise sûfînin kendisinden geçtiği bir sırada söylediği şeriata aykırı söz ve hareket anlamına gelir.

    İşte Ali Şeriati’nin anlatımına bakarken kelime ustalığını mananın önüne koymamak adına dikkatli ve anlam arayışı ile okuyunuz!


    Mekke’ye Yolculuk

    İster yaya ister araçla ömründe bir defa seni sen yapan gerçek benliğine git!
    Evine!
    Beytullah’a!
    Beytullah ne? Allah’ın evi!
    Neden senin?
    Çünkü Allah’ın yeryüzündeki yansıması sensin. Evet, ey çamur! Balçıktan yaratılıp zirvelere çıkan sen!


    “İbrahim'in yeryüzündeki çağrısını duymuyor musun?:
    "İnsanların içinde Hacc'ı duyur; gerek yaya gerekse uzak yollardan gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana
    gelsinler."12(Hacc, 27)
    Ve sen ey çamur! Allah'ın ruhunu ara.”

    Kişi hacca giderken kendi kendine "hac ne demektir diye sormalı ve haccın Allah'a doğru yükselmesi olduğunu bilmelidir.

    “Güçlü olmak Hacca gitmeye gücü yetmek, zengin olmak, servet sahibi olmak demek değildir. Hacc, servete zenginliğe düşen bir vergi değil, bir vazifedir, namaz gibi bir görev. Her görevi ifa etmeye güç yetirmek gibi, Hacc'ı
    yerine getirmeye güç getirmek de aklî bir şarttır!
    Burada bütün milletlerin gerçek temsilcileri kendilerine özgü ve ortak dertlerle bir araya gelip toplanırlar.”

    Hacc'da şunlar şöyle yapılmalı böyle yapılmalı gibi şeylerden ziyade Hacc'ın Müslümanlara niçin farz olduğu üzerinde durulup öğrenilmesidir.


    Amaç, Hazırlık ve Ulaşma


    “O'nu görmek için evini terk et. O seni bekliyor. İnsan varlığı, gaye, Allah'ın ruhuna yaklaşmak olmadıkça bir saçmadan başka bir şey değildir. Seni Allah'tan uzaklaştıran bütün şu ihtiyaç ve doymak bilmez arzularından sıyrıl. Dolayısıyla Hacc'a giden sonsuz insan göçüne katıl. Kâdir Allah'ı gör! Hacc için evinden ayrılmadan önce bütün borçların ödenmelidir. Yakınlarına veya dostlarına karşı duyduğun bütün nefret ve kızgınlıklar yok olmalı. içinde bir arzu doğmalı. Bütün bu jestler, bir gün herkesin başına gelecek ölüme hazırlanmada birer deneydir. Bu hareketler, kişisel ve malî arınmayı garanti eder. Vedanın son anları ve insanın geleceği sembolize edilir. Sen ve bedeninin her azası amellerinizden sorumlusunuz. Bu amel yurdundayken, hesap yurduna hazırlan. Ölmeden önce ölümü duy. Hacca git.”


    Mekke!


    Müslümanların en kutsal şehri olup Arabistan yarımadasında bulunmaktadır. Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) bu şehirde dünyaya gelmiştir. Bekke, Beledu’l-Haram, Beledu’l-Emin ve Ümmü’l-Kura, Mekke’nin diğer Bu şehrin asıl ve en meşhur adı Mekke’dir. Bu isim Kur’an-ı Kerim’de de zikredilmiştir:
    “Sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra Mekke'nin içinde onların elini sizden ve sizin ellerinizi de onlardan çeken, O'dur. Allah, yaptıklarınızı görendir.” (Fetih suresi, 24.)


    Mekke; Mek (ev) ve Rab kelimesinin birleşmesiyle oluşmuştur ve Mekke de, Beytu’r-Rab veya Beytullah manasına gelmektedir.

    Mekke kelimesinin asıl manası mukaraba’dan; yani yakınlık kelimesinden alınmıştır ve bu mekan da Allah’a yakınlığın oluştuğu mekan manasına gelmektedir.

    Mescidu’l-Haram, Arafat, Meş’ari’l-Haram ve Mina bu şehrin kutsal ve dinî mekanlarından bazılarıdır.


    Mikata Giriş ve Bir Oluş

    Mikat sınırları Cebrail (as) tarafından Peygamber (sav) öğretilmiştir. Bu sınırlar içerisinde ibadet derece olarak farklılık kazanır. Zira insan değişir.

    Bu noktada insan elbiselerini değiştirmelidir. Niçin dendiğinde çünkü kişinin elbisesi kendisi kadar karakterini de örter. Kişi elbise giymez fakat gerçekten elbiseler onu gizler. Mikat'ta elbiselerini çıkar ve bırak. Düz beyaz kumaştan kefeni giy. Herkes gibi giyineceksin. Bir parçacık halinle kalabalığa katıl bir damla olarak okyanusa dal. Gururlanma, buraya birini görmek için gelmedin. Alçak gönüllü ol, Allah'ın evini göreceksin. Kendi evini!


    Herkes aynı ihramı giyer. Hiçbir görünüm farkı yoktur. Dünyanın her tarafından gelip Hacc'a doğru yol alan kervanlar Mikat'ta toplanacaktır. Aynı yerde ve aynı zamanda karşılaşacaklardır. Allah yolunda kişi olduğu gibi değil olması gerektiği gibi olacaktır ve dönüş Allah'a dır. Kişi Allah'a dönmeye karar verir. Bütün benlik ve bencillik eğilimleri Mikat'ta gömülür.

    Haccı eda etmeden önce, insanlar insan olma özelliğini kaybetmişlerdi. Kuvvet, servet, kabile, ülke ve ırklarla kendinden kopmuşlardı. Hayatları sadece bir varolmaktan öte geçmiyordu. Sonunda hac ibadeti kendilerini keşfetmelerini sağladı. Şimdi birbirlerini bir olarak ve bir fert olarak algılıyorlar başka hiç bir şey değil.


    Niyet!

    Mikat'ta hac etmeye hazırlan, neyi niçin yapman gerektiğini bil. İhrama girdiğinde kendini Allah'a arz ederek namaza dur.

    ihramlı oluşa geçiş. Son derece bilinçli olarak inancını kalbinde duymalısın. Kalbini aşk aleviyle aydınlat. Yan ve parla, kendini tamamen unut!Geçmişteki hayatın, ihmal ve cehaletten ibarettir. Şimdi bu yaşama şeklini bırak. Tam anlamıyla Cenab-ı Allah’ın kendinin ve insanların bilincine er.


    İhramla değiş!

    İhram: Dikişsiz iki parçalı beyaz elbise. Tek tip. Kefen! Ölmeden önce ölmek için. İnsanın ihramlıyken yapmaması gereken bazı şeyleri bilmesi gerekir. Aynaya bakmamak lazım, benliğini unutmak için, güzel koku kullanma, kimseye emir verme kardeşlik havasında ol, tamamen itaât etme zamanıdır. Herkes yer yer kendisi Allah'a sesleniyor ve Kâbe'ye yaklaşıyorsun, yaklaştıkça heyecan artıyor. Kâbe ye daha da yakınız sessizlik, düşünce ve sevgi dolu gözlerin büyüdükçe büyüyor ve kıbleye dikiliyor. Burası imanın, aşkın, sevginin ve dünyanın merkezi.


    Kabe!

    Bir küp! Adı Kabe! Evet, sade taşlar üzerine dizili bir bina. Bir mezar taşı bile bundan daha süslüdür.

    Kâbe yi boş görmek ne kadar güzel orada hac için bulunduğunu hatırlatıyor. İnsanın varacağı son nokta değil. Kâbe, yön gösteren bir kılavuzdur.

    Her yan onun kendine dönüşü senin o’na dönüşün, senin tek yolun. Ona yönelebilirsin, her taraftan ve her yandan.
    Bir çıkıntısı var ona yön veren. Hicr-i İsmail! Habeşli köle, siyahi bir kadının oğlu ve onun yeri. Evet, Allah’ın evine yön veren Habeşli bir kadının mezarı! Allah onu ümmetin annesi olmaya seçmiş, değer vermiştir.

    Tavaf 7 defa sadece tek yön istikamette sonsuz olmak. Yanındaki kim bilmiyorsun. Belki üst makamda bir memur,belki çiftçi belki doktor... burda statü yok, burda süs yok... herkes sade olan Allah’a sade gel. Tüm insanlık beyaz bir dalgada tek kalp. Kâbe çevresinde insanlar daire çizerek dönerler. Kâbe Allah'ın ölümsüzlüğünü ve sonsuzluğunu sembolize eder. Dönen daireler ise yaratıklarının sürekli hareket ve değişimlerini temsil eder. Allah'ın yolu insanların yoludur; Allah'a yaklaşmak için önce insanlara yaklaşmalısın. Tavaf eden insan çağlayanın içine dalmalısın. Hacı olmanın yolu buradan geçer.

    *Hacerü'l Esved Ve Biat
    *Makam-ı İbrahim [Hz. İbrahim'in Makamı]
    *Sa’y: Hacer’in, bir annenin evladı için yakarışı. Ya Rezzak (cc) yakarmadı ve Zemzem hadisesinin yaşandığı olayın hacılar tarafından tekrarı.
    *Say’ın sonu (Taksir)
    *Büyük hac: Zilhicce’nin 8.günü Mekke’de hacı olmaya Arafat’a hazır olmaya gitmek.
    *Arafat (Cebel-i Rahme): Hz. Adem’in duasının kabul olduğu yer. Peygamber Efendimiz (sav) veda hutbesinde insanlığa seslendiği yer. Ve burda büyük hac’da (küçük hac umredir) gece ve gündüzün hacılar için çok farklı anlamları vardır.
    Meş-Ar: Meş'ar, şiâr ve şuur yeri-zamanı demektir. Hacı orada, beklenen bilinç düzeyine, gerçek şiârına erişecektir. Kâbe'de kalbini vesveselerden temizler, Zemzem'le midesini yıkar, Arafat'ta ârif olur, marifet bulur, Meş'ar'da şuura erer.

    “Hac Arafat’tır.” Hadisi şerifi bunun en güzel tanımıdır.

    *Mina: En uzun kalış.
    *Savaş Cephesi [Şeytan Taşlama: Recm]:

    “Mina’da üç putun İbrahim’i aldatmaya çalışan şeytanı temsil ettiğini hatırla.
    Birinci put [cemre-i ulâ]:'Arafat'ın düşmanı'
    İkinci put [cemre-i vustâ]:Meş'ar'ın düşmanı'
    Üçüncü put [cemre-i ukbâ]:'Mina'nın düşmanı'
    Ey hacı. Şu anda Mina'dasın. Ateşle silahını İsmail'ini kurban yerine getirdin. İbrahim gibi üç putu vur ve devir.”

    “Firavun mu?
    Karun mu?
    Bel'am-ı Bâura mı?

    Bu üç put, bu üç Kabili gücün âbidesi, bu üç İblis sembolü, tevhid karşıtı şirk teslisidir.

    Firavun'u vur; zira: "Hüküm ancak Allah'ındır".
    Karun'u vur, zira: "Mal, Allah'ındır".
    Bel'am-ı Bâura'yı vur, zira: "Din, büsbütün Allah'ındır".

    Allah'ın tabiattaki temsilcisi, insanlardır, Allah'ın yeryüzündeki ailesi insanlardır. Yeryüzünün varisleri ise layık, salih kullarıdır. Demek ki Allah'ın hükümeti, insanların elindedir. Öz kaynakların hepsi de insanların...

    Allah'ın dininden bütünüyle sorumlu olanlar da insanlardır.”



    Hac süresince yaşadığın her aşamada kendini nefsinden, istek ve arzularından, ön yargılarından, benliğinden bir şeyleri eksilterek ve yeni şeyler kazanarak özüne dönmeye başladın. Atanı İbrahim (as), annen Hacer(as) ve varis, teslimiyet timsali İsmail (as) ile yolculuk ettin.

    Tavafla tevhid inancını ilan ettin. Say ile Haccın uğraşını yapacaksın Kâbe’den Arafat'a gitmekle Ademin inişini gösterdin. Arafat’tan Mina'ya gitmekle insanın yaratılış felsefesini düşüncelerin saf bilimden saf aşka doğru evrimini ve ruhun çamurdan Allah’a [cc] doğru
    yükselişini sergiledin. İbrahim'in sahnesi Mina'dasın. Şu anda İbrahim gibi davranmalısın. O oğlu İsmail'i kurban etmek için getirmişti. Bizim İsmail'imiz Kim veya Ne?


    “Senin İsmail'in kimdir?
    Veya nedir?
    Makamın mı ? Onurun mu? Mevkiin mi? Statünmü? Mesleğin mi? Paran mı? Evin mi? Bağın mı? Otomobilin mi? Ma'sükun mu? Ailen mi? İlmin mi? Rütben mi? Sanat ve
    maharetin mi? Ruhaniyetin mi? Alimliğin mi? Elbisen mi? Adın mı? Nâmın mı? Şöhretin mi? Carim mı? Ruhun mu? Gençliğin
    mi? Güzelliğin mi...?

    Ben nereden bileyim? Bunu sen kendin bilirsin.”

    İsmail’in kurban edilmesi ve baba oğul arasında geçen konuşmalar.

    Bayram

    Nerede?
    Mina'da!
    Şaşırtıcıdır ki, Mekke'nin komşusu olan yerde! Neden hacc Mekke ve Kâbe yanında bitmezde, burada biter? Haccın bu sıralarını anlamalısın. Bu kalabalığın ortasında ne yaptığının tam anlamıyla bilincinde olmalısın. Burada düşünebilmelisin;evinin bir köşesinde veya hayallerinde değil! Hacc birlikteliği teşvik eden bir bütünlüktür. Allah [cc], İbrahim [asm] ; Muhammed [sas] ve insanlarla karşılaşılan yerdir. Haccı anlamak ve tanımlamak gidebilmek ve şimdiye kadar söylediklerimizi yapabilmek demektir.

    Mina’da Bekleyiş:

    Bayramdan sonra iki gün daha kalmalı ve oturup bütün çağların üzerinde birleştiği şu soruyu kendine sormalısın. Toplum için ne yapabiliriz? Ve cevabı bulmaya çalış. Sadece otur ve hacc boyunca ne yaptığını düşün.

    Son Şeytan Taşlamalar ve Bitiş.

    Artık hacısın. Öncenin temizlik aşamalarını Hacca niyetlenince yaptın, artık yaptıklarını düşün.

    Hacc süresince yapılan bütün davranışlar, Kur'an'ın kelimelerle anlattığı mesajı nakleder. Haccı bitirmeden önce, Kur’anı hiç olmazsa baştan sona bir kez okuman ve son suresinde bir ders çıkarman öğüt verilir.

    Felak ve Nas suresi.

    Neden son sure? Hacc’ın son aşaması vurmak olup, Kur'an'ın son suresinin son kelimeleri de bir tehlikeden uyarma konusundadır! Hacc'ın sonunda sen üç putu vurursun, Kur'an'ın sonu da üç gücü reddeder. Hacc'ın son bölümünde, Müslüman, bir tehlikeye karşı uyarılırken, Kur'an'ın son bölümünde de bir şerre karşı uyarılır. Kur'an'ın biterken şerrin bitmemesi, Peygamberliğin biterken tehlikenin sürmesi bize şaşırtıcı geliyor belki! Kur'an'ın son iki suresi, `şer'den sığınma `dan söz eder ve aynı zamanda, İbrahim [as.]’ın peygamberliğini tamamlayan, tevhidin son peygamberi Hz. Muhammed'i [sav.] uyarır. Ve Hacc'ın son iki günü, kişinin savaşmak zorunda kaldığı ve Allah’ın [cc] İbrahim'e[as.] uyarıda bulunduğu Mina'da geçer. Ve sen ey Muhammed'in [sav] ve İbrahim’in [as.] sünnetinin yolunda giden, yalnızca menasike uyman değil, fakat `şifre'leri çözmen gerekir. Mina'dan sonra nereye gidiyorsun? Ey hacı, ülkemize dönmek için Mina'dan ayrılmadan önce oturup muzaffer peygamberimizin uyarıldığı tehlikeyi anlamak için Kur'an'ın son iki suresini okuyalım. Allah'ın sevgili elçisinden sığınmasını istediği şeyleri anlamak için, şu vahiylere kulak verelim:
    "De ki: Sabahın Rabb'ine sığınırım,
    Yarattığı şeylerin şerrinden,
    Karanlığı çöküp bastığı zaman gecenin şerrinden.
    Ve haset edenin, haset ettiği zaman şerrinden ,
    Düğümleri üfleyenlerin şerrinden". [Felâk suresi]
    Ey Habilin varisi; 'babanın katilinden öc alıcı' Kabil ölmedi! Ey 'meleklerin secde ettiği','Adem'in varisi'; şeytan şimdi öc alıyor! Üç yüzü, yedi rengi, yetmiş bin hilesi olan ve insanların kalbine fısıldayan bu şerden uzak dur..
    Allah’a [cc], Şafağın Rabb'ine, 'insanların sahibine, 'İnsanların Maliki'ne ve İnsanların sevgilisine, İlahına' sığın. Ve sen ey hacı, Kurban Bayramı'ndan sonra Mina'da kal ve günde yedi kez üç putu vur! Her günü Kurban günü. Her ayı Zilhicce. Her yeri Mina ve... hayatı hacc bil.


    Felak suresi ve anlamı:


    Bismillahirrahmânirrahîm. Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.

    1- Kul e'ûzü birabbil felak
    1- De ki: "Sığınırım o sabahın Rabbine,
    2- Min şerri mâ halak
    2- Yarattığı şeylerin şerrinden,
    3- Ve min şerri ğasikın izâ vekab
    3- Karanlığı çöküp bastırdığında bir gecenin şerrinden,
    4- Ve min şerrinneffâsâti fil'ukad
    4- o düğümlere üfleyen üfürükçülerin şerrinden
    5- Ve min şerri hâsidin izâ hased
    5- ve kıskançlık gösterdiğinde bir kıskancın şerrinden!"


    Nas suresi ve anlamı:

    Bismillahirrahmânirrahîm. Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.

    1- Kul e'ûzü birabbinnâs
    1- De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, 2- Melikinnâs
    2- İnsanların hükümdârına,
    3- İlâhinnâs
    3- İnsanların ilâhına,
    4- Min şerrilvesvâsilhannâs
    4- O sinsi vesvesecinin şerrinden.
    5- Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi
    5- O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar.
    6- Minelcinneti vennâs
    6- Gerek cinlerden, gerek insanlardan.


    Kur’an biterken insanın kendisiyle olan hesabının bitmeyeceğini ilan eder.

    Ve Ali Şeriati der ki;

    "Hacc" benim gibi birinin anlama kapsamıyla
    sınırlandırılamayacak kadar derin ve zengin bir olgudur. Başka bir ifadeyle ben, "Hacc"in tamamını, bütün yönlerini kavrayacak kapasite de birisi değilim. Her gidişimde Hacc'ı bütün yönleriyle anladığımı, sonraki ziyaretimde artık bir tekrardan öteye geçmeyeceğini sanırdım. Fakat bir sonraki ziyaretimde şaşırıp kalır, "önceki ziyaretimde Hacc'dan ne anlamışım ki" diye sormadan edemezdim.

    Ve sen ey benim okurum! Sen de sanıyorsun ki benim Hacc hakkında söylediklerim, Hacc'ın bütün anlamını kapsamaktadır veya Hacc'ın manası, burada söylediğim şeylerden ibarettir. Oysa durum böyle değildir. Bu noktada
    benim iddiam şudur: burada söylediklerim, benim Hacc’dan anladıklarımdır. Sen de başka bir şekilde anlamaya çalış.

    Zira bu pratik "menâsik" risalesi veya bir ilmihal kitabı değil, fikrî bir risaledir. Bütünüyle normal bir zihnin imkan ve kabiliyet sınırları içerisinde gösterilmiş bir çabadır. Bu, rejisörü evrenin rejisörü olan bu simgesel mucizevârî gösteriyi kendi çapında tahlil etme ve denizi, bir testiye
    doldurma çabasıdır! Bu nedenle Hacc'a her gidişimde önceki bilgi ve anlayışımı tashih ettim, önceki yorumumu tekmil ettim ve yeni sırlar
    keşfettim. Öncekine nispetle her şey olan ve fakat sonrakine nispetle hiçbir şey olan Hacc bilgi ve anlayışıma yeni noktalar, keşif ve gözlemler kattım!”


    Medine!

    Peygamber (sav) tarafından Yesrib’in dönüşümü. İlk İslam ülkesi. Ensar ve muhacir kardeşliği ile düzenlenen toplum düzeni. Kardeşlik, dostluk, şehadet, cihat, yaşamak...

    Hacı oldun, İbrahim’in yolunu yürüdün. Şimdi Medine’de İslami yaşamarsan düzenini, kuralları oluşturan ve yaşatan Resule ziyarete git. Sende iç alemini dönüştürdün. Artık Yesrib değilsin.



    “Hacc'ı idrâk edip Umre'yi tamamlayarak, eve selâmette döndüler.

    Ben bir an istikbâle gittim, haddimi aştım.
    Kafile arasında mermer gibi, muhlis, aziz ve kerîm bir dost vardı. Ona dedim ki söyle bu acı ve korku ite yolculuk yapmaktan kurtulup da, Senden ebedî olarak geride kaldığım zaman düşüncemi sıkı bir pişmanlık kaplar.
    Hacettiğin için mutlu oldum, bu iklimde senin gibisi yoktur.

    Yine söyle, o yüce harîmin hürmetine nasıl sahip oldun?

    Tam ihrama girmek istediğinde, o tahrîm hususunda neye niyet ettin?
    Bütün kötülükleri ve yüce Yaratıcı'nın dışındaki herşeyi kendine haram ettin mi?
    Dedi ki hayır, ona dedim ki ilim ve ta'zîmle lebbeyk haykırdın mı?
    Hakk'ın nidasını duyduğunda Kelîm'in verdiği gibi cevap (karşılık) verdin mi?
    Dedi ki hayır, ona dedim ki Arafat'ta durup takdimde bulunduğun zaman Hakk'ın arifi ve nefsinin münkiri olduğunda, sana ma'rifetten bir esinti geldi mi?
    Dedi ki hayır, ona dedim ki Harem'e gittiğin zaman Ehl-i Kehf ve Rakım gibi, Cehennem alevi ve azabının kederiyle nefsinin şerrinden emin oldun mu?
    Dedi ki hayır, ona dedim ki (Minâ'da) kovulmuş Seytan'a cemre taşını attığın zaman, Kendi nefsinden de bütün kötü adet ve fiilleri attın mı?

    Dedi ki hayır, ona dedim ki esir ve yetimin uğruna koyun (kurban) kestiğin zaman Öncelikle Hakk'a yakınlaştığını gördün ve alçak ve aşağılık nefsi öldürüp kurban ettin mi?

    Dedi ki hayır, ona dedim ki sen İbrahim'in Makamına (makam-ı İbrahim) muttali olduğun zaman, Sıdk, itikâd ve yakîn ile kendi nefsini Hakk'a teslim ettin mi?

    Dedi ki hayır, ona dedim ki tavaf vaktinde var gücünle koştuğun zaman, Bütün Meleklerin koskoca arş etrafındaki tavaflarını hatırlayıp andın mı?

    Dedi ki hayır, ona dedim ki Safâ'dan Merve'ye doğru taksim üzere sa'y ettiğin zaman, Kendi Safâ'nda iki kevn'i gördün mü ve kalbin cennet ve cehennem düşüncesin den kurtuldu mu?

    Dedi ki hayır, ona dedim ki ikiye bölünmüş kalple Ka'benin ayrılığıyla geride kaldığın zaman, Şu anda çürüdüğün gibi, acını orada mezara gömdün mü?

    Dedi ki bu konuda söylediğin şeylerin, doğru mu yanlış mı olduğunu ben anlamadım (bilmiyorum).

    Dedim ki ey dost, öyle ise sen hacc etmedin, mahv makamında mukîm olmadın.
    Gittin, Mekke'yi gördün ve çölün sıkıntısını gümüş ile satın alıp geri geldin, Bundan böyle eğer haccetmek istersen sana öğrettiğim gibi yap.*


    *Nasr-ı Hüsrev’in şiirinden.


    Bu keşif insanda hiç bitmez. Bir keşif, bir kişisel gelişim yolculuğudur hac. İbadetin en üst noktasıdır, ve insana ömründe bir kere bu farz kılınmıştır.


    Haca ya da umreye gitmeden böyle bir deneyimi böyle bir bakış açısını okumak iyi gelebilir. Çok farklı bir bakış açısı. Alışılmışın dışında bir bakış, bir arayış, bir keşif..


    Ve dediği gibi yazarın tekrarı olsa bunun tekrarı olmayacaktır hiçbir şeyin. Hep bir farklılık hep bir yeni düşünce olacaktır. Allah isteyen ve tekrar gitmek isteyen herkese nasip etsin.


    Keyifli okumalar!
  • şimdi bu bölümü kötülük bildirgesi’nin
    harfleriyle dizmeli. kabillere seslenmeli.
    güzelliğinizden de gücünüzden de
    tiksindim; mantığınızda ve kıyasınızda
    meşrulaştırdığınız ne varsa hepsinden
    nefret ettim, diye söze girmeli,
    ama bunca harfin adına iyilik bildirgesi
    de dememeli,
    bu kitapta iyiliğin bildirgesi eksik,
    çünkü iyiliğin bir bildirgeye ihtiyacı
    olamaz, iyilik gerekçelerle
    sınırlandırılamaz,
    çünkü onun bildirgesi insanın doğasında
    yazılı, kaydı kendiliğindendir, gerekçesi
    fıtratın kendisidir,
    oysa fıtratı zorlayan kötülük,
    gerekçelerini sıralamak, mantığını
    kurmak, bildirgesini yaymak zorunda,
    yoksa fıtrat bu öz yıkıcılığa dayanamaz,
    bu zulüm altında önce kendisi ezilir.
    çünkü kötülük, kendisine şehvetle
    koşmayanların taşıyamayacağı ağırlıkta
    bir şeydir.
    bu yüzden kötülüğün bildirgeleri daima
    daha çok, daha renkli, daha cazip, daha
    çeşitlidir,
    oysa iyilik, tek ve birleştiricidir.
    öyleyse şimdi iyiliğe bir bildirge
    biçmemeli ama kör atın gördüğü rüyayı
    da rüya sonlanmadan tabir etmeli,
    bu tabirin diliyle hükmetmeli:
    yıldızlar, seyyareler, gökler taraf tutarken
    bu zıtlaşmada, bu ayrımda,
    saf tutmalı, taraf olmalı,
    belli etmeli rengini,
    çünkü âdem’in kelimeler kitabı, insanın
    varlık gerçeğini yorumluyor, oysa kabil,
    insanlığın hikâyesini kölesi olduğu
    karanlık adına
    en baştan bozuyor,
    kelimeler kitabı’nın ilk sayfasında
    dehşet verici bir hayalet olarak duruyor,
    üstelik bütün büyük yıkıcılar,
    büyük özgürlük adına,
    onun ismiyle başlayan sayfada hikâye
    oluyor.
    hepsiyle soydaş, hepsiyle isimdaş.
    hepsinin alnında onun kurbanlığının
    kanı, hepsinin kapısı onunla aynı yola
    açılıyor,
    aynı yere çıkıyor.
    oysa bu fıtrat bozumunda kötülük,
    büyük özgürlük değil,
    sadece insanı cevherinden ayırıp
    arazında yorumluyor,
    onun kutsal doğasını bozuyor,
    yerine de başka bir şey önermiyor, başka
    bir değer koymuyor,
    sınırsız özgürlük saplantısında, kural
    tanımazlığını meşru kılan üstünlük
    kıyasında, bütün değerleri tartışmaya
    açıyor yani değersizleştiriyor.
    kendi yasalarını kendisi koyarak,
    kendisinde yasa bozmaya hak-hukuk
    bularak,
    öyleyse kendisinden üstün bir ahlâk
    tanımayarak geliyor.
    oysa mutlak ahlâkın tartışması yok.
    öyleyse görece ahlâkın kıyametine
    düşme.
    bu görecelikte kıyam edene de izin
    verme.
    her şeyle her, hiçbir şeyle hiç arasında,
    ahlâkın mutlak yasasını tanımlamaktan
    korkma,
    tanımlamakla kalma,
    katıl bu tanıma,
    hatırla insanın ahenk ve düzen üzre
    yaratıldığını,
    ayır artık iyi ile kötüyü birbirinden,
    yerlerini belirle.
    bir bütün olarak kavra kavranacak
    ne varsa,
    öylece gör.
    göz yummakla dünyayı cennet
    kılacağını sanma,
    yıka gözlerini acı suyla, sen de o meşhur
    uçurumlara uğra,
    kolaycı iyimserliğin saflığıyla, aldatıcı
    küçücük hazzıyla kandırma kendini, ayıl
    artık gaflet uykusundan,
    adını sabır koyma acizliğin,
    buna tahammül deme,
    kendi masumluğunda yok olma,
    bırak, masumlar için bozulsun
    masumiyetin, masumiyet, tek kişiyi
    korur ancak: bilmemenin güvencesi,
    bilmesem daha mı iyi olurdu?
    oysa bilmeli,
    her acıyı bir kez de kendi nefsinde
    çekmeli.
    çünkü kelimeler kitabı’nın ilk iki
    kelimesinin,
    hem mukaddimesinin hem
    hatimesi’nin,
    o ezeli rekabetin varlığını reddetmekle
    çözülmez bu düğüm,
    adını anmaktan korkma kötülüğün
    ve onun bütün müştaklarının,
    mecazlarının, yan anlamlarının, defin
    yapılarının, öğelerinin, söz dizimlerinin,
    temsillerinin, tefsirlerinin, şerhlerinin,
    ezberlerinin, inkâr etme artık varlığını,
    kabul et.
    yüzleş onunla,
    görmezlikten gelme,
    azami dikkatle bak gözlerinin içine ve
    bütün ayrıntılarını fark et.
    iyiliği ancak kötülükle mukayese et.
    değil mi ki kötülük bir olmak halidir
    şunun şurasında,
    direnmemektir.
    dizginsiz bentsiz akmaktır,
    zoraki onurlandırılmış ateş krallıklarının
    azgınlığında kendini bırakmak, karşı
    koymamaktır,
    kendi kulluğunda kendi tanrılığına
    taparken,
    cazibeli ihtişamı göz boyayan bir
    gölgeler yanardağında sınır tanımamak,
    hiçbir engele takılmamaktır.
    oysa iyilik hem olmaktır hem olduğunda
    kalmaktır,
    direnmektir, yoldan çıkmamaktır,
    yani bir bakıma da olmamaktır,
    onun için bu zorlu yolda iyilik, ona
    sadık kalmayı göze alanlar için gerçek
    bir savaştır,
    mazlumların yanında saf tutmak
    kahramancadır ve iyilik azınlığı
    korkusuz olmak zorundadır.
    öyleyse şimdi baş eğmemeli.
    dikilmeli karşısına kötülüğün,
    zulmü zulümle yarıştırarak,
    kötülüğü kötülükle tartarak değil ama
    ilâhî adaletle doğrultarak dur, demeli,
    elde ne varsa, bu mücadelenin
    tarihçesinde onunla isimlenmeli.
    sözse söylemeli,
    yazıysa yazmalı,
    gayesiz değil hiçbir şey kelimeler
    kitabı’nda.
    bunca harfi seçerken, ardı ardına
    dizerken,
    yazdığına bir gaye biçmeli.
    ruh doğasına,
    acı bala öylece dönüşmeli,
    ve, bakir uykulara giriveren kabil’in
    gözdağı rüyasından ürkmemeli.
    çok taşlık çok sarp bir yol bu,
    öyle mi dedi?
    bırak desin!
    habll’in taşlarını temizlediği yolda
    yürümeli.
    göze almalı,
    itilmeyi kakılmayı,
    azınlıkta kalmayı, kınanmayı,
    horlanmayı, kovulmayı, taşlanmayı,
    hatta küçümsenmeyi
    üstüne gülünmeyi.
    aldırma, bırak gülenler gülsün,
    sen yine de atıl kaza meydanına.
    göze al bir kez de sen ölmeyi,
    ben ölürüm, sen ölürsün,
    değmez mi?
    değer, vallahi değer,
    çünkü ancak o zaman derin ve ağır
    acıların arasından pişerek ve yanarak
    geçen.
    bunca cenkleşmeden kimi selâmetle,
    kimi de, onmaz kapanmaz, açık yaralarla
    çıkabilen.
    her kaybın arkasında kayıptan büyük bir
    kazanç bulunduğunu fark eden,
    doğabilirse kendi cesedinden doğan
    insan anlarmış:
    hakikate vasıl eden çölün yolunda
    yanma yakılma da varmış,
    hayat, âdem’in tahayyülünden bile
    muazzammış,
    ve düşmez kalkmaz bir allah’mış. insan
    düşermiş ve kalkarmış.
    düşen kalkan insan ancak o zaman,
    üzerinde eksiksiz dönen gökyüzü ve
    içinde yazılı ahlâk yasasının arasında
    sakinleşebilir,
    göksel dairelerin üzerindeki geniş yolda,
    bir yıldız yağmurunun altında,
    sonsuz uyuma katılabilir,
    ancak o zaman yaratanla yaratılan,
    parça ile bütün birleşebilir.
    ruh aslına dönebilir,
    ezel güzelliğiyle yüz yüze gelebilir, kendi
    doğasında dinlenebilir, kendinden
    memnun kalabilir,
    insan, kimin düşünde görülen bir hayal
    olduğunu sezebilir,
    kendisini cennette, yitirdiği cenneti
    yeryüzünde bulabilir.
    o zaman, yutulamayan bir meyve
    ısırığında kaybedilen bilgi geri döner.
    insan, yüzünde büyük bir melek
    kanadının esintisi, hani âdem’in de
    habil'in de sırtını okşamıştı, omuzlarında
    cennetin, akan yıldız bezemeli atlas
    örtüsü, hani âdem’in de habil’in de
    sırtına atılmıştı,
    hakikat, kendisine verilir,
    insan, âdem’in kelimeler kitabı’nda
    daha ileri geçilebilir,
    kararmış sayfaları, üzerinden silgi geçmiş
    bölümleri okuyabilir, okunmayan
    kelimeleri sökebilir, unuttuklarını
    hatırlayabilir,
    kalkar gözünün bebeğindeki perde,
    öğrenir.
    bilmek, cennettir, çünkü bilmek bütünle
    birleşmektir,
    bu bilgiyle o zaman, kabil’in habil’i
    neden öldürdüğü,
    bu zulmü onun içine kimin koyduğu,
    kabil’in mazurluğunun nerede bittiği,
    cürümünün nerede başladığı,
    ve onu mücrim kılan yanının ismi
    esmâsı.
    kaderle kader arasındaki mesafede,
    iradeye rağmen iradede, kaderin
    içindeki kaderde suçlu olduğu,
    ama kaderin de üstündeki kaderle, onun
    bile masum kaldığı anlaşılır, irade
    iradeyle açıklanır,
    o zaman kelimeler kitabı’nın sırları
    arasında en fazla da zulmün ve onun
    ayrılmaz bütünü olan kaderin kâğıdı
    aydınlanır,
    ve bu anlayışla zulüm bile hükümsüz
    kalır.
    iyilik de ancak o zaman ve ancak
    kötülüğe rağmen anlam kazanır.
    o zaman Serendip yoluyla haşir sabahı
    arasında bütün yaşananların gerçek bir
    rüya olduğu anlaşılır,
    ve o rüya, sil baştan, bir gün yeniden
    yaşanır.
    bu kez bilgi de iktidar da bize râm,
    melekler yeniden selâm verir,
    cennet belki de bu dünyayı sınırsız
    bilmek ve edebilmek gücüyle yeniden
    yaşamaktır.
  • 608 syf.
    Çelişkilerle doluyuz.

    Kadın beyni ya da erkek beyni olarak ayırmaksızın ortak yön çelişkilerle dolu oluşumuz. Özde ki benliğimizden o kadar çok farklı oluyoruz ki iç konuşmalarımızda başka bir ben oluyoruz. Bu kısa monologları yürürken, yemek yerken, seyahat ederken… hemen hemen her zaman yaşıyoruz. Kenan’ı hep bu halde görüyoruz. Kendiyle konuşurken. Bu iç hesaplaşma, tartma olayı o kadar akıcı bir hale getiriyor ki, kitap akıp gidiyor.

    Türkiye’nin 60’lı yıllarının gölgesinde iki kadın bir adamın ruh halini anlatıyor. Nermin, Günsel ve Kenan. Herkesin farklı bakış açısı olsa da onları bir araya getiren yasak aşk oluyor.

    Nermin; öğretmedir. Düşüncelerini açıkça ifade eden, sevgisini belli eden, fedakar bir kadın. Bir kadın olarak Nermin’in durumunda tutuklu kaldım. Nedeni şu; eşinin istekleri, ailesinin bıraktığı izler ve fedakarlıkları arasında sıkışmış kendini adamış mükemmel kadın olduğu için. Birçok kadının eşi ve çocuğu için iş ortamından ve sosyal hayatından ayrılınca yaşadığı durumlara ayna olduğu için. Mesleğini eşi için bıraktığı için. Kimse için değişmemek gerektiğini, olduğun gibi kabul görmenin önemini aktardığı için. Sevgi adı altında kadına dayattırılan değişimler ilerde nankörlüğü getirdiği için. Erkek değiştirdiği kadını bu haliyle kabul etmemeye ve onun eski halini aramaya başlayınca kendini savunacak cümleleri erkeğe koz verdiği için. Kadınlara seslenen özgürlüğü elinden alınan kadın profiline ayna olduğu için. Nermin'in kadınların büyük çoğunluğunu temsil ettiğini düşündüğüm için ben Nermin'de tutuklu kaldım. Hep Nermin sahnesi bekledim. Kenan sevgilisi ile gezerken Nermin'in evdeki ruh haline dönüş yapılsın istedim.

    Peki neden böyle oluyor? Neden evliliklerde "Sen eskisi gibi değilsin" denilir? Kadın penceresinden aralayıp bakarsak,

    Kadınların makus kaderinde sevdiği adam için değişme talebinin sunulması vardır.

    Bu talepler nedir, nasıl davranılmalı?

    Açık bir kadınsanız eşiniz istedi diye örtünmeyin. Kapalı iseniz o istedi diye açılmayın. Bunu içinize sinen dayanaklarla yapın, birinin isteği birinin itaati mutluluğu getirmez. Kritelim bu diyorsa o şartları sağlayan insanlarla olsun. Sizi siz yapan özelliklerle sevip sonra aslında bu olmalı demesin. O olmalı dediği şey çok gerekli olsaydı sizi seçmezdi. İşinizden eşiniz istedi diye ayrılmayın. Bir kadın kendine yetebilmeli, ayakları üzerinde durabilmeli. Ömür boyu okullarda meslek uğruna amaçlarla zaman ve emek harcayıp birinin avuçlarına bu emeği sizden alacak hakkı vermeyin.

    Gerçek şu ki erkekler aşık olduğu kadını ilişkilerinde değiştirirler. Müdahale ederler. Böyle olsaydı derler, kıskanıyorum derler, seviyorum derler onları yontmaya başlar ortaya bambaşka birini getirirler. Sonra değiştirdikleri kadını dışarda aralar. Kitaptan bir alıntı ile;

    __“Hiç bırakmayacak beni. Nasıl benziyorlar. Ne hakkı var Günsel'e bu kadar benzemeye? “

    Oysa gerçek sevginin temel özelliği kişiyi olduğu gibi, neredeyse, o haliyle kabul etmesidir. O nedenle sevginin temelinde kişinin özüne koşulsuz saygı vardır.

    Dostoyevski’nin dediği gibi: İnsan, gelip geçici hevesleri olan, tutarsız bir varlıktır ve tıpkı satranç oyuncuları gibi hedefe ulaşmayı değil de hedefe giden yolları daha çok sever. Çünkü heveslerini aldıklarında hedefe giden yol uzun geldi bahanesiyle pes etmek daha kolaydır. Çünkü bu heveslerine uyan kadın geleceğini erkeğin eline bırakır. Ve hiçbir kadın geleceğini bir adamın vicdanına, aşkına, günün sonunda aklının karışmasına bırakmamalıdır. Kadın kendinden verdiği her ödünde eşiyle arasındaki heyecanı bitirir. Nermin için bunları söylemek yeterli olacaktır. Nermin nezdinde kadınlara yönelik;

    Kamu spotu değerindedir.

    Mükemmel kadın olmayın.
    İyi bir eş, anne, dişi, seksi, ev hanımı, iş kadını,
    dost, evlat, sevgili ve daha birçok şey olan mükemmel kadın, neden mutsuz olur..… .
    Çünkü bu kadınlar başkaları için yaşarlar..
    Bir ilişkide kadın, eşinin hayatını gereğinden fazla kolaylaştırdığında, iyi bir iş yapmış olmaz.
    Her sorunu çözebilen, sorumlulukları üstünde taşıyan, düzeni koruyan ve bunun için insanüstü çaba gösteren kadın, karşısındaki erkeğin genetiğini bozar.
    İnsan doğası almaya, tüketmeye eğilimlidir ve rahata çabuk alışır.
    Mükemmel kadın, her konuda başarılı olduğundan, karşısındakine yapacak bir şey bırakmaz.
    Armut piş, ağzıma düş..
    İlişkiler, paylaşım olmadan büyümez..
    Kadın ve erkeğin gelişimi, yaşamın getirdiği sorumluluklar, dersler ve çaba ile doğru orantılıdır.
    Çocuğunun okul ödevlerini kendisi yapan bir anne, evladının öğrenmesini ve yeteneklerini geliştirmesini engellediğinin farkında değildir.
    Aynı durum ilişkilerde de geçerlidir.
    Eşinin işlerini üstlenen, yapması gerekenleri onun yerine yapan, beceremediklerini bir şekilde halleden mükemmel kadın, mutsuz olmaya mahkumdur.
    İşin garip tarafı, bu yapıdaki kadınların ilişkileri,
    genellikle hayal kırıklığı ile biter.
    En çok aldatılan, terk edilen kadınlar, kusursuz kadınlardır.
    Neden aldatıldıklarını anlayamazlar.
    Üstelik, eşlerinin seçtikleri kadınlar, kendilerinden çok daha vasıfsız olanlardır.
    “Benim neyim eksikti”
    Bu cümlenin cevabı havada kalacaktır,
    hatta şok etkisi bile yaratabilir ama eksik olan kusurdur.
    İlişkiler paylaşım üzerine kuruludur.
    Mükemmel kadın, eşinin yapacaklarını üstüne aldığında, zaferlerini de elinden almış olur. ,
    Çaba göstermek uğraşmak için ortada sebep bırakmaz.
    Heyecanı, hevesi kalmayan bir eş, doğal olarak gidip, kendini göstereceği, yaratacağı başka ortamlar arar.
    Çevrenizdeki insanları bir düşünün.
    İçlerinde, mükemmel olduğuna inandığınız ama hala neden evlenemediğini ya da mutsuz bir ilişkisi olduğunu anlayamadığınız kişiler yok mu..
    Dışarıdan bakıp, dört dörtlük kadın dediklerinizle birlikte yaşadığınızı hayal edin.
    Hazır bir hayat.
    İlk başlarda çok keyifli gelse de, zaman içinde son derece sıkıcı, tek düze ve boş bir yaşam şeklini alır.
    İnsani egonuz zarar görür..
    Mükemmellik, kendinden vazgeçmek demektir.
    Sürekli başkaları için yaşamak,onların ihtiyaçlarını gidermek, onların sevdiklerini seçmek ve hazırlamak, hep başkalarını düşünmek, mükemmel kadını kişiliksiz kılar.
    Kendi hayatından vazgeçmek, saçının her telini süpürge etmek, gereksiz özveri ve fedakarlık göstermek, karşı taraftan alkış ve takdir almaz.
    Düzenli olarak bunlar yapıldığı için, görevmiş gibi algılanır ve kıymeti bilinmez.
    Kusursuz ve mükemmel olmak, sadece zarar verir.
    Eşini, çocuğunu, kendini hatta dostlarını bile zor bir psikolojik sürece sokar.
    İlişkiler paylaştıkça değer kazanır ve keyif verir.
    Mükemmel kadın mutlu olamaz.
    Başkalarının hayatını düzenlerken, kendine ait bir yaşamı unutur.
    İnsan dediğin kusurlu olur. Hataları, yanlışları ile var olur.
    Mükemmellik, insana ait değildir.
    Kusursuz veya mükemmel kadın olmayın..
    Bu sizi ancak, ruhsal köle ve yaşam hizmetçisi yapar.



    Diğer kadın; Günsel. Üniversitede tez yapıyor. Okul bitmiş iş arıyor. Siyasi olaylarla yakından ilgili gözü pek, korkusuz, heyecanlı gencecik bir kız. Tesadüfler onun yolunu Kenan’la buluşturuyor. Kenan ile arasında kontrolsüz bir ilişki başlıyor. İki karakter birbirine zıt. Çünkü fiilde Kenan’ın siyasi pek bir durumu yok. Hatta geçmişinde Günsel’i uzaklaştıracak bir durum var. Kenan, Günsel’i Nermin’le sık sık kıyaslıyor, benzerlik buluyor, aklının buğulandığı analar da çelişkiler yaşıyor. Günsel, Kenan’ın geçmişiyle bağını kuran köprü oluyor. Kenan, Günsel’in çevresiyle arasında bağlar kurmayı seviyor. Kaybettiklerini hatırlıyor. Diğer yandan Nermin’in ona sağladığı rahatlığı bulmaması Kenan’ı sorumluluk sahibi olmaya itiyor. Günsel de tatlı, sert, gizli bir maceranın karmaşık zamanlarında sığındığı limanı yapıyor, Kenan’ı. Şiir ruhlu, hırçın, gözde olmaya çalışmayan sade bir kız ve içinde bulunduğu aşk-ı devrim, vatan-ı devrim arasında yaşaya, monologlarında kendiyle çelişen, tartışan ikinci kadının hikayesi oluyor.


    Kenan. Asıl mesleği öğretmenlik. Yaşadığı siyasi bir olay sonuncunda işine son verilmiş. Eşinin destekleri ile kitapçı olmuş. Yaşadığı olağanüstü bir gece kendi halinde yaşayan Kenan’ı bambaşka bir adama çevirmiştir. Artık duyguları için yaşayan bir adamdır. Hesapsız yaşama arzusu taşıyan avare bir adam. Kilit isimdir. Kendiyle konuşmaları, yaptıkları bir dönemi ve insan ruhunu iyi yansıtır. Günsel ile hep yakın olmak istemesi ruhsal durumunu en iyi anlatan noktalar oluyor.

    “Ben seninle çay içmek istiyorum.
    Seni duymak,
    Seni görmek,
    Seni bilmek,
    Seni yanımda hissetmek istiyorum.”

    Aşkın doruklarında yaşayan Kenan’ın bu hali olağanüstü darbe öncesi bitiyor. Birçok yerde Nermin ve Günseli karşılaştırması Kenan'ın eşine benzeyen birini seçmesi pişmanlıklarının yansıması oluyor. Bir tür bocalama bazen günah çıkarma boyutuna geliyor. Değiştirdiği kadını kendinden çok uzak bir yere koyarken yine aslında ona gidiyor. Psikolojik bir eser ile karşı karşıyayız. Bu salonumuzda oturan bir karaktere o kadar yakın ki kendimizden parçalar bulduğumuz bir eser oluyor.

    Vedat Türkali insanı doğal haliyle anlatan güçlü bir kalem. Var olan tüm halleriyle anlatıyor olayları. Türk Edeb. İlk 20’de olacak bir eser. Toplumu kendi insanının ağzından anlatması, olaylara canlılık katan anlatımı zihinde sahne oluşturma gücü ile sinema havası yaratıyor. Senaryolaştırmaya çok müsait olan bu eserin filminin çekilmesi de düşünülmektedir. Umarın eser hak ettiği değeri bulur ve daha çok kişi tarafından okunur.

    Keyifli okumalar!
  • Sevgi, bir zenginlik olayıdır. Sevginin öncülü ise, onu verebilecek bireyin gücüdür. Sevgi, evetlemek ve üreticiliktir. «O, sevileni yaratmak ister.» Bir başka insanı sevmek, yalnızca bu içsel güçten doğduğu zaman bir erdemdir. Ama sevgi, insanın kendisi olma konusundaki temel güçsüzlüğünün bir anlatımı olduğunda, bir kötülüktür.