• Toprak boyamaya gidiyorsunuz
    Mezarlarınız için
    Ceset torbaları küçülmüş
    Parça parça taşınıyor ölüleriniz
    Ey insan kokusu arayan insan
    Öyle çoksun ki
    Seni neden sevdiğimi unuttum.
  • Kırlangıç kanadı. Bahar dalı. Yaprak kımıltısı. Hayıt kokusu. Pamuk tarlaları. Ve bir bulanık çağ. Ve şafak üzerimize çöker tüm hinliğiyle... “İhtiyar” bir aşk mahcubiyetiyle…

    Ve buharlaşan hüzün bulutlarından kelimeler dökülür bir şairin bağrına…

    Hangi olasılığa mahkûm edildik biz? Hangi aşkın ma’dunu kılındı yüreğimiz?  Yıldızsız sabahı olmayacak uzun gecelerde yazılan alın yazgılarımızla biz.

    Ayaklarımızdan tepemize doğru tırmanan, saldıran sanrılarımız, acılarımız… Rahatsız mısın? Hayır!

    Çürümüş çorak yüreğimin pıhtılaşmış yalnızlığında, gülümseyen titrek dudaklardan göğe yükselen şarkıları arıyorum. Belki de hayal ediyorum. Belki de bir Modigliani serkeşliğiyle… Tam da bu.

    Hepimiz arıyoruz. Hepimiz. Hepimiz bu ruh kuruluğuna mahkûm edildik, bu çılgın, acıması olmayan çağda.

    Ödünç alacak bir sessizlik bile kalmadı.  Zifiri karanlık bile çekiyor kendini. Sakınıyor bizden.

    İstediğin kadar ayak izlerini silmeye çalış. Sırtına yüklenmişsen çarmıhını, yol almak mecburiyeti var Golgota’ya.  Ah, kalbin o zahmetli yollarında.

    Kendi çarmıhını taşıyan insanoğlu, bundan sonra Hangi Hira teskin eder artık seni? Nerede efendimiz? Hangi iklimin esintisi o?

    Umut mu dediniz?

    Oysa bağrı nesteren kokan yüreklerin perdahında dahi artık umut kalmamıştır. Nerede bağrından çiçekler fışkıran o şairler? Nereye kayboldular? Pişmanlıkları ve gözyaşlarını arayan dertli insanlar nerede kaldı?

    Dilini ateşe değdirebilecek cesarette kaç âşık kaldı dünyada? Yarı ak saçlarıyla ufukları delerim sanıyor insan. Ne acemice, ne aceleci, ne küstahça.

    Üstelik bağrındaki sis perdesini aralamadan; arınmadan. Hani katharsis? Bu kadar kolay mıydı?

    “Acı çekiyorum Madam, size dokunamamaktan.” “Rüzgâra dokunabiliyor musunuz ki, Mösyö?” kıvamında “gecenin sessizliğini içine çeken yürekleri” arıyor gözlerimiz. Hangimiz gecenin sessizliğini içine çekecek derecede aşkın sükûtunu yaşıyor?

    Evet, gül ancak bir yürekte kırmızılaşır. Kırmızılaşacaksa… Mühürlenmiş zamanın kabuk bağlayan yaraları ancak böyle iyileşir.

    Gül tadında. Bahar dalında. En başında… En başında… En başında…

    Olur mu? Mevsimin kendisi olmak. Esintinin. Meltemin. Kendi olmak. Ne zor bir meşakkat bu. Acayip, kocaman bir yürek gerektirir bu. Ve kocaman gözler…

    Bir ikindi mayhoşluğu yaşıyor insanlık. Dağ gibi yükü omuzlamış âşıkların masumiyeti olmasa defterini düreceğimiz bir çağ aslında bu. Hak etmiyor ki esasen.

    Çok mu erken geldik varılacak yere ey, sevgili! Hangi anlaşılmaz, karmaşık duyguların mahsulüyüz biz. Neden kurşuna dizilen çiçeklerin haykırışını andırıyor bakışların? Hangi karanfil kokusu düşlerde aramalıyım senin yazgını?

    Delişmen duygularını hangi keman notası getirir ervahı ezelden?

    Aşkın, sükûtun, gözlerindeki derinliğin, mana ikliminin estirdiği rüzgâr; hangi evresine denk geliyor bu çağın?

    Dağ çilekleriyle serpilen yaban mersini esintilileri hangi iklimin habercisi acaba?

    İnsanın bağrına sinen toprak kokusunu daha iyi hissedebildiği bir evre bu. Binlerce yılın kayası hangi sebeple yarılır? Bilemem ki? Kırlangıç kanadında saklı alın yazgısı nasıl açık eder insanı? Bundan da emin değilim.

    Duymak mı? Evrenin damıtılmış ruhu olmasın bu? Cilası mıydı acaba insan? İnsan kalmak için yegâne sebep. Sebebim olur musun ey sevgili? Sebebim…

    Körün hangi karanlıkta yüreği aydınlanır sevgili?  Sağır, uğultuyu, çağrıyı hangi sebepten ötürü duyar?

    Bazen susar ve beklersin. Çağın sızısını hissedersin. Duyarsın iliklerinde… Lakin bir çift göz gelir “anlık” diye ömre bedel olur bu… Ve içinde sen olursun. Olur musun sevgili?

    Yazgı mı denir buna? İnsanoğlu hangi şaşkınlığa gebedir? Bin beş yüz yıldır…

    Ve sonra kül rengi, delişmen kızların hayalleri süsledi dünyayı. Çopurlaşmış yüzlerin, menekşe hayallerin hatıraları belirerek… Biraz “ah” biraz “esinleme” ve biraz da düşen yaprak misali sonbahar ikliminin getirdiği umut.

    Neden kasıyorsunuz hayatı? Bir an gelir bir çift gözün baktığı bir uçurumun kenarından kendinizi bırakırsınız ebabil gibi.

    Sonra bir melek gelir armağan gibi sizi alır yıldızlara taşır. Ve siz begonvil rengi bir hayatın, Ege sahillerinde melteme karışan bir duygunun parçası olursunuz.Yoksa olmaz mı sanıyorsunuz?

    Ruhun kendini ifade etme yetisini yitirdiği bu karmaşık çağda bir begonvil çiçeğinin yaprağında bulamaz mısınız kendinizi? Bulun.

    Rahminden ölü bakışlar fırlatan şöyle bir zamanda bir bahar dalına tutunun. Bir bahar dalına…

    Ufuk Coşkun
  • MUTLU YILLAR! 😊

    2019 YILINDA OKUDUĞUM KİTAPLAR
    1. Mağaradakiler-Cemil Meriç
    2. Çakıcı'nın İlk Kurşunu (Sabahattin Ali)-Hazırlayan: Nüket Esen
    3. Kırk Ambar 2: Lehçe-t-ül Hakayık-Cemil Meriç
    4. Canım Aliye Ruhum Filiz (Sabahattin Ali)-Hazırlayan: Sevengül Sönmez
    5. Mahkemelerde (Sabahattin Ali)-Hazırlayanlar: Nüket Esen-Nezihe Seyhan
    6. Kırk Ambar 1: Rümuz-ül Edeb-Cemil Meriç
    7. Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Mektupları-İbrahim Halil Er
    8. Jurnal 2-Cemil Meriç
    9. ŞEHİT MEKTUPLARI (Bizden Size Selam Olsun)-Koray GÜRBÜZ-Hüseyin ÖZLÜK
    10. Jurnal 1-Cemil Meriç
    11. Bir Milletin Yeniden Dirilişi ÇANAKKALE-Yayın Koordinatörü:Yunus AKKAYA
    12. Işık Doğudan Gelir-Cemil Meriç
    13. İYİLİK -Bu Ramazan ve Her Zaman-Yayın Yönetmeni: Dr. Yüksel Salman
    14. Bir Dünyanın Eşiğinde-Cemil Meriç
    15. Çürümenin Kitabı-Emil Michel Cioran
    16.Bu Ülke-Cemil Meriç
    17. Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler: UYAN TÜRKİYE-İsmail Şefik Aydın
    18. Çanakkale Unutulmasın (Diriliş Destanı)-Sezgin Çevik
    19. Sporda Toplam Kalite Yönetimi ve Futbol Uygulamaları-Prof.Dr. Turgay Biçer
    20. Cesur Yeni Dünya-Aldous Huxley
    21.Âmâk-ı Hayal-Filibeli Ahmed Hilmi
    22. Huzursuzluk-Zülfü Livaneli
    23.Galileo'nun Buyruğu-Edmund Blair Bolles
    24. İtiraf-İskender Pala
    25. Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk-İskender Pala
    26. Aslını Arayan İnsan-Dr. Vesile Bolaç
    27. Hayat Üzerine Düşünceler-Tolstoy
    28. Metastaz-Barış Pehlivan-Barış Terkoğlu
    29. Sıkıntı ve Umut (Şiir)-Cahit Külebi
    30. Tarçın Dükkanları-Bruno Schulz
    31.Şehvetiye Tarikatı-İsmail Saymaz
    32.Yaratılış Ve Gayelilik (İlim Felsefe Ve Din Açısından Yaratılış Ve Gayelilik)-Prof.Dr.Hüseyin Aydın
    33.Kutsal Çemberler - Phil Jackson, Hugh Delehanty
    34.Toplum Sözleşmesi-Jean-Jacques Rousseau
    35.Kalede 1 Başına-Sunay Akın
    36.Kutlar - Gök Tanrı'nın Mühürü-Ali Çırak
    37.Beklenen Kıyamet (İslam Alimlerine Göre Kıyamet Yaklaştı mı?)-Ömer Çelakıl
    38.Kısıtlı Demokrasi Sancılı Hukuk-Sami Selçuk
    39.İstiklal Marşının Tahlili-Yaşar Çağbayır
    40.Kağnı - Ses - Esirler (Sabahattin Ali)
    41.Hayat ve Biz-Ahmed Şahin
    42.Fahrenheit 451-Ray Bradbury
    43.Kırmızı ve Siyah-Stendhal
    44.İletişim Nedir-Merih Zıllıoğlu
    45.Henüz Vakit Varken Gülüm (Seçme Şiirler)-Nazım Hikmet Ran
    46.Mezarlar Ne Söyler?-Halil Cibran
    47.Rüzgar Gülü-Halil Cibran
    48.Kendini Arayan Adam-Halit Ertuğrul
    49.Ecinniler-Dostoyevski
    50.Futbolda Altyapı Eğitimi-İsmail Topkaya
    51.Öyküler 2-Edgar Allan Poe
    52.Öyküler 1-Edgar Allan Poe
    53.Nasıl Yapmalı-Nikolay Gavriloviç Çernişevskiy
    54.Nutuk-Mustafa Kemal Atatürk
    55.Geç Ödenen Bedel-Stefan Zweig
    56.Kuş Kapanı-Stefan Zweig
    57.Gora-Rabindranath Tagore
    58.Altıncı Koğuş-Anton Çehov
    59.Hayatın Mucizeleri-Stefan Zweig
    60.Dadı-Stefan Zweig
    61.Hayatın Bilgeliği-Arthur Schopenhauer
    62.İnsan Doğası-Alfred Adler
    63.Kaçak-Stefan Zweig
    64.Böyle Söyledi Zerdüşt-Friedrich Nietzsche
    65.Türk Askeri İçin Savaş Şiirlerinden Seçmeler (1914-1918)-Sadri Karakoyunlu
    66.Kum ve Köpük-Halil Cibran
    67.İnsan Ne ile Yaşar-Lev Nikolayeviç Tolstoy
    68.Öyküler 2-Anton Çehov
    69.Öyküler 1-Anton Çehov
    70.Virata ya da Ölümsüz Bir Kardeşin Gözleri-Stefan Zweig
    71.Tek Gayemiz İnsan Olmak-Yavuzkan Duman
    72.Sokrates'in Savunması-Platon
    73.Görünmez Koleksiyon-Stefan Zweig
    74.Gezgin-Halil Cibran
    75.Bir İdam Mahkumunun Son Günü-Victor Hugo
    76.Puslu Kıtalar Atlası-İhsan Oktay Anar
    77.Meczup-Halil Cibran
    78.Türklerin Altın Çağı-İlber Ortaylı
    79.Ermişin Bahçesi-Halil Cibran
    80.Ermiş-Halil Cibran
    81.Rahel Tanrıyla Hesaplaşıyor-Stefan Zweig
    82.Alacakaranlıkta Bir Öykü-Stefan Zweig
    83.Kızıl-Stefan Zweig
    84.Bir Kalbin Çöküşü-Stefan Zweig
    85.Mecburiyet-Stefan Zweig
    86.İntibah-Namık Kemal
    87.Genç Werther'in Acıları-Goethe
    88.Milena'ya Mektuplar-Franz Kafka
    89.Korku-Stefan Zweig
    90.Babaya Mektup-Franz Kafka
    91.Konstantiniyye Oteli-Zülfü Livaneli
    92.Çavdar Tarlasında Çocuklar-J. D. Salinger
    93.Kırmızı Saçlı Kadın-Orhan Pamuk
    94.Çakırcalı Efe-Yaşar Kemal
    95.Acaib-i Alem-Ahmet Mithat Efendi

    2019 YILINDA E-KİTAP OKUDUKLARIM

    1-Seçme Şiirler-Emily Dickinson
    2-Küçük Kara Balık (Öykü)-Samed Behrengi
    3-Martı Jonathan Livingston (Öykü)-Richard Bach
    4-Zaman Krallığı (Şiir)-Serkan Taşkın
    5-Özledim...(Şiir)-İpek Yançman Ayboran
    6-Hayatımın Kelimeleri (Şiir)-Mehmet Ali Şenel
    7-Garipçi'den Öfkeli Şiirler Antolojisi (Şiir)-Garipçi ve Kadir Bayata
    8-Aşk Rüyaları (Şiir)-Mustafa Sönmez
    9-Küçük Yürek (Öykü)-Hayalkatibi
    10-İki Uçurumlu Köprü (Öykü)-Hayalkatibi
    11-İnsan Manzaraları (Şiir)-Ahmet Ulukaya
    12-İnsanım Benim (Şiir)-Ahmet Ulukaya
    13-Bir Samimi Diyalog (Şiir)-Ozan Ekici
    14-Artık Şairin Dediği Gibi Değilsin (Şiir)-Uygar Yeni
    15-Sevmek Sadece Olmak mı Yanında (Şiir)-Murat Kavşut
    16-Geride Kalanlara Tavsiyeler (Kişisel Gelişim)-Zeynel A. Çift
    17-Bilgiyle Yaşam Güzeldir (Deneme)-Bayram Alaca
    18-Kolu Kırık Kahraman (Şiir)-Ege Sarıaltın
    19. Hikaye Mezarlığı (Öykü)-Cihat Furkan Şendil
    20-Kafiye Kokusu (Şiir)-Fuat Kırgıl
    21- Umut Ölmeden Önce (Psikolojik Roman)-Burak Toprak
  • Bir çiçek, açması yasaklanmış
    bir gül ama kokusu yok,
    bir ceylan uzak tutulmuş suya
    bir soru, yanıtını arayan.Bir dağ aşınarak yaşadı, o kadın
    yırtık bir masaldan doğurdu seni
    yoruldu aşkın atı, kan işe koyuldu
    şimdi bir efsane yontuyordur
    yüzünü gömüyordur halkına
    ..
    orada insan, dünyanın korkuluğu.
  • 5.mektup

    ayrılık diye bir şey yok. bu bizim yalanımız. sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var. şimdi nerdesin? ne yapıyorsun? güneş çoktan doğdu. uyanmış olmalısın. saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi? öyleyse ayrılmadık. sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.

    zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. önce beklemekten. ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan. ıkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın. bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini..zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını, kanunlara saygı göstermesini, insanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar. ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun. ya o? ya o?

    ınsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan. zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan. ışte yaşamak maceramız bu. yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve yaşayıp beklerken ölmek!

    özleme bir diyeceğim yok. o kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası. o nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı. o tek güzel yönü bekleyişlerimizin. ınsanlığımız özleyişlerimizle alımlı, yaşantımız özlemlerle güzel. özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin. bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem. bir ışığı var. bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz. verdiğin bütün acılara dayanıyorsam; seni özlediğim içindir. beklemenin korkunç zehiri öldürmüyorsa beni; seni özlediğim içindir. yaşıyorsam; içimde umut varsa, yine seni özlediğim içindir.

    seni bunca özlemesem; bunca sevmezdim ki!
  • Saliha Bir Hanım İstiyorum   
    YAŞANMIŞ GERÇEK BİR HİKÂYE BİR DELİKANLININ GÜNLÜĞÜNDEN MUTLAKA OKUYUN!
    Yaş 25 evlilik zamanı geldi geçti derken annem yuva kurma konusunu açtı. Saliha bir kız olsun gerisi gelir diye düşünüyordum. Yakın bir akrabamızdan haber geldi. Komşuları çok dindarmış. Kızın, ailesinden daha da dine bağlı olduğunu duyunca sevindim. Gittik bir görelim görüşelim dedim. İlk ailesiyle konuştum.
    Hatta ben konuşmadım sürekli onlar konuştu; şaşırdım kaldım.
    Bir şey diyemedim.
    Kına gecesinde en iyi müzisyenler olacakmış.
    Düğünde keza…
    Ev dayalı döşeli olacakmış, emde hepsi en pahalısından.
    Araba olacakmış hem de son model; çünkü komşunun damadı sıfır araba almış geçende.
    Anne hadi kalkalım diyecektim utandım. Kızla görüştürmek istediler. İslamiyet’e uygun olarak görüştük.
    On beş bilezik, en güzel gelinlik(10 bin TL),en büyük düğün salonu… Ne diyeceğimi bilemedim. Ben Saliha bir eş istiyordum sadece. İstekleri bir türlü bitmiyordu. O anda yan taraftaki aynaya göz ucuyla kendime baktım. Görünüşümde de bir iş adamı profili yoktu. Yirmi beş dakika konuştu istekleri bitince sıra bana geldi. Senin isteklerin nelerdir? Dedi. Bir an önce kalkıp gitmek istiyordum sıkılmıştım; geleli bir saat olmasına rağmen dünya malına bağlananlarla birlikte olmak içimi karartmıştı. Tekrar sordu isteklerin nelerdir? Hayırlısı olsun, dedim kalktım. Nezaketle evden ayrıldık. Yolda giderken telefon geldi; amcam arıyordu. Yan komşuları Serhat amcanın kızı varmış. Serhat amca çok iyidir, çocukluğumdan beri tanırım kendisini. Tamam, amca geliriz, dedim.
    Serhat amcalara gitmek için hazırlanıp annemle yola koyulduk. On beş dakika sonra evlerine ulaştık. Çocukluğumuzdan sohbet açıldı, başladı beni övmeye. Kızardıkça kızardım utancımdan bir şey de diyemiyorum. Derken söz asıl konuya geldi. “Evladım seni severim maksat gençleri mutlu etmek Allahü Teâlâ’nın izniyle” dedi ve isteklerini saymaya başladı. O kadar çok şey saydı ki uykum gelmeye başladı. En sonunda da benim oğlumun kumar borcu var onu ödemeden evlilik de olmaz zaten dedi. Birden gözlerim açıldı, şaşırmıştım açıkçası. Gözümü uzun süre yerden alamadım. Serhat amca gençleri görüştürelim dedi. Bir odaya geçtik kız konuşmaya başladı. Önceki görüştüğüm kız gibi ne varsa her şeyi istiyordu. Konuşmasını çalan telefonu böldü. Açıp konuştu, kapattı. Tekrar çaldı konuşup kapattı. Sonra tekrar… Dayanamadım arayan kim diye sordum. Eski nişanlısıymış, ayrılalı on gün olmuş. Neden ayrıldıklarını sordum. Çay bahçesinde bir erkekle otururken görmüş sonra tartışmışlar, tartışma büyüyünce de ayrılmak zorunda kalmışlar. “Oturduğun kişi kimdi ki?” dedim. Çalıştığı yerdeki müşterilerinden biriymiş. Demek önceden çalışıyordunuz? “Evet, ben masörüm”, dedi. Şoktan şoka giriyordum. Beş dakikada bilmediğim bir sürü şey çıkmıştı. Evlilik amacını sordum. Nişanlısı çok rahatsız ediyormuş farklı bir hayat, farklı bir ortam istiyormuş. Açık konuşmak gerekirse hava değişimine ihtiyaç duymuş. Daha fazla dayanamayıp izin istedim, kalktım. Ben sadece Saliha bir eş istiyordum. Annemle nezaketle evden ayrıldık. Daha sonra öğrendim ki: Serhat amca arkamdan bir sürü laf etmiş. Gülümseyip: bugün öven yarın söver, dedim içimden. Artık evlilik düşüncesinden vazgeçmek üzereydim. Haftalardır dışarı çıkmıyordum. Akşamları hava almak için balkonda oturup hakikat kitapevinin kitaplarını okuyordum.(Sayfamızda paylaşım yaptığımız Mektubat kitabı ve kaynak olarak kullandığımız kitapların kitabevidir). Karşı komşumuz gece çalıştığı için akşam dokuz gibi evden çıkıyordu. On yaşındaki oğlu da babasının peşinden her gece ağlayıp dururdu. Ablası çocuğu oyalamak için balkona çıkarır ve her fırsatta benimle konuşmaya çalışırdı. Bu sık sık tekrar etmeye başlayınca bunaldım artık bir akşam kıyamet ve ahiret kitabını alıp aynı saatte balkona çıktım. Beni görünce o da balkona çıktı. Bir konu bulup yine konuşmaya başladı. ”Her akşam kitap okuyorsun nedir onlar?”. İşte beklediğim fırsat gelmişti: okumak istersen vereyim deyince, olur dedi. Besmele çekip iki üç metre uzaklıkta ki kıza kitabı attım. “Hadi gir de evde okumaya başla” dedim. Kitabı okumuş olacak ki bir daha balkona çıkmaz oldu. Evlilikten vazgeçmiştim bir eş bulmak bana uzak görünüyordu. Aradan aylar geçmişti. O zaman zarfında annemle birkaç kızla daha görüşmeye gittim; fakat netice aynı değişen bir şey yoktu. Bir salı akşamıydı içim çok daralmıştı, adeta boğuluyordum. O gece iki rekât namaz kılıp yattım. Acayip bir rüya gördüm. Birine bu rüyayı anlatmalıydım. O akşam balkonda dolunayı izlerken telefonum çaldı. Gözüm dolunayda, telefonu cebimden çıkarttım. Kimin aradığına bakmadan kulağıma götürüp telefonu açtım. Arayan ses tanıdıktı. Fakat o günden sonra hayatımın değişeceğini nereden bilebilirdim ki.
      
    Arayan, en yakın arkadaşım Aliydi. Canı sıkılmış beni çağırıyordu. Abdest aldım evin yakınındaki çay bahçesine gittim. Çocukluğumuzdan konu açıldı sonra gördüğüm rüyayı anlatmak istedim. Tozlu bir köy yolunda gidiyordum. Elimde bir tane kılıç vardı. Etrafımda ise bir sürü yılanlar… Yılanlar bir metre kadar yükseltmişler kafaları yukarıya doğru… Hepsi üzerime atılmak için zaman kolluyorlardı. Kılıçla kendimi savunuyordum. Bana yaklaşanları kılıçla öldürüp ilerliyordum. İleride uyuyan biri vardı. Bilmediğim bir ses işittim; ama ortalıkta kimse yoktu. Uyuyan kişiye baktım. O ses; yatan kişi Musab bin Umeyrdir, dedi. Sonra ileride giden iki kişi gördüm biri peygamberimizdi diğerinin kim olduğunu göremedim. Ali rüyamı yorumlamaya başladı. Düşmanlarını yenerek iyi bir neticeye ulaşacaksın dedi. Konu yine evliliğe geldi.Başımdan geçenleri anlattım.Dertliydim bu konuda, benim eşim dünyaya bağlı olmamalıydı; sadece dünyalık uğruna yaşamamalıydı. Ali sıkıntılarımı uzunca dinledi. Bu sefer o konuşmaya başladı. Evden çıkarken annem, bizim mahallede bir kız varmış onunla seni görüştürmek istiyorlar. Yok, Ali, bundan sonra kimseyle kolay kolay görüşmek istemiyorum” dedim. “Kızda pek istekli değilmiş zaten” dedi. Niye diye sordum. O da birkaç kişiyle görüşmüş daha sonra evlilikten iyice soğumuş. Ali ’ nin annesi ısrar edince de olur görüşelim demiş. Tamam dedim, yarın gideriz diye sözleştik. Rüyam gerçek mi olacaktı acaba. Bu zamana kadar sabrettim önüme gelen engelleri Allahü Teâlâ’nın izniyle aşmıştım. Ali ile vedalaşıp eve geldim. Konuyu anneme açtım. Yarın görüşmeye gidecektik. Çok heyecanlıydım. Sabah erkenden kalkıp giyindim. Heyecanım dinmek bilmiyordu. Evin içinde bir sağa bir sola yürüyüp duruyordum. İlk defa bu kadar heyecanlıydım. Öğle namazını kıldıktan sonra annemle yola koyulduk. Ali, bizi kızın evine kadar götürdü. Kapıyı çaldım. Kapıyı babası açtı eve buyur etti. Biraz sohbet ettik. Söz asıl konuya geldi. Kızın babası; evladım benim söyleyeceğim bir şey yok sen kızımla konuş bu konuları dedi. Şaşırmıştım gerçekten çünkü ilk defa böyle bir durumla karşılaşıyordum. İlk defa dünyalık bir konu açılmamıştı. Bir odaya aldılar beni kızla görüşecektim. Sandalyeye oturdum ellerim masanın üzerinde avucumun içerisinde ise terleyen ellerimi silmek için bez bir mendil vardı.Kız odaya girdi.
    Nurani yüzlüydü. Önüne bakarak konuşmaya başladı. Diğer kızlar gibi bilezikten, gelinlikten girmedi konuya. İlk sorusu namazdan oldu.
    Bana namaz kılıyor musun? Demedi. Namazı kaç dakikada kıldığımı sordu. Mesela öğle namazın kaç dakikada bitiyor dedi. On beş dakika civarında diye söyledim. Memnun oldu; sonra birikmiş ne kadar paran var? Deyince önceki görüştüklerim gibi konuşmaya başlayacak herhalde dedim.”45 bin lira var”. “Paranın zekâtını veriyor musun? “deyince yanlış düşündüğüm için utandım. Evet, veriyorum dedim. Konuşmasına ağır ağır devam etti. “Sizden önce üç kişi ile daha görüştüm hepsi de zengindi, güvendikleri tek şeyleri paralarıydı. Bütün konuşmaları paraya, zenginliğe dayanıyordu. Dine ait hiçbir bilgileri yoktu ve namaz bile kılmıyorlardı. Size ilk sorum namaz oldu; çünkü namazı doğru olan ve huşu içinde kılan bir insandan zarar gelmez. Ailesinin hakkını gözetir; haksızlık yapmaz. Herkes için en iyisini en güzelini ister. Kimseyi hor görmez ve ezmez. Böyle insanı bütün mahlûkat sever, mahlûkatın sevdiğini de Allahü Teâlâ sever. Allahü Teâlâ’nın sevdiği kul ise makbul olunan kuldur”, dedi ve konuşmasına devam etti. Zekâtı sordum; çünkü o parada fakirlerin hakkı da var. Fakirlerin hakkını gözetmeyen eşinin hakkını da gözetmez. Allahü Teâlâ ondan nasıl razı olur ki… Ne kadar doğru konuşuyordu. Konuşmaları beni çok mutlu etmişti. Dünyalık bir şey istemiyorum diye devam etti. Yan taraftaki kitaplığı göstererek okuduğu kitapları gösterdi. Görünce çok mutlu oldum; çünkü benim okuduğum Ehlisünnet âlimlerinin kitaplarını okuyormuş. Ben kızarıp terliyordum nedense, elimdeki bez mendil de iyice ıslanmıştı. Benim ise kıza soracağım bir şey kalmamıştı. Ben sormadan her şeyi anlattı. Son olarak annemle konuşmak istedi. Ben dışarı çıkmak için ayağa kalkınca elimdeki mendil yere düştü. Yere göz gezdirdim ama göremedim; dışarı çıktım. Annemle de on dakika kadar içeride konuştular. Annem çıkınca evden izin isteyip ayrıldık. İki tarafta birbirinden memnun olmuştu. Anneme içeride ne konuştuklarını sordum. Anneme nasıl davrandığımı ailemle olan ilişkilerimi sormuş; çünkü anne ve babanın razı olmadığı bir evlattan Allahü Teâlâ razı olmazdı. Eve gidince konuyu babamla konuştuk çok sevindi. Abdest aldım. Odam da iki rekât namaz kıldım. Birkaç gün önce gördüğüm rüya aklıma geldi. Elimdeki sabır kılıcıyla zorlukları aşmak nasip olmuş ve sonuca ulaşmıştım. Bugünden itibaren düğün hazırlıklarına başlayacaktık.
     
    Söz kesilip aileler arasında yüzük takıldı. Düğün konusu biraz sıkıntılı olmuştu. Akraba tarafı çalgılı olmasında ısrar ediyor; ben ise dini yönden uygun olmayacağını anlatmaya çalışıyordum. Ben yumuşak huylu oldukça onlar daha fazla üzerime geliyorlardı. Onlara göre düğün çalgılı olurmuş. Cenaze evi gibi dualar edilip mevlit okutulmazmış. Ne yapacağımı şaşırmış ve iyice bunalmıştım. Defalarca haram olduğunu anlatsam da çalgısız olması gerektiğini kabul ettiremiyordum. Bir akşam evde akrabalarla toplandık. Bu konu hakkında konuşuyorduk. Bir şartla isteğinizi kabul ederim deyince hepsi şaşırdı. Herkes gözlerini bana çevirmiş ne diyeceğimi bekliyorlardı. Öldüğümde mezara benimle girecek olan varsa ve benim yerime hesap vermek isteyen olursa kabul edeceğimi söyledim. Kimse yüzüme bakmıyordu. Utanmışlardı açıkçası. Bu konu da böylece kapamıştı. Bir perşembe günü kız tarafıyla sözleşip düğün alış verişine çıktık. Nişanlım sanki yanımda köle gibi duruyordu. Ben ne göstersem olur beğendim diyordu. Bir insan bu kadar mı mütevazı bu kadar mı ince olabilirdi. Onun bu durumunu gördüğüm zaman ben en kaliteli en güzel olan eşyaları alıyordum. Onu mutlu etmek için elimden geleni yapmak istiyordum. Evimizi döşemiştik her şey çok güzel gidiyordu. Düğün günü gelip çatmıştı. Adeta heyecandan ölecek gibiydim. Elim ayağıma dolaşıyordu. Düğün tam istediğim gibi olmuştu. Evliliğimizin ilk yılları diğer evlikler gibi tartışma ya da kavga ile geçmiyordu. Biz İslam’ın etrafında birleşmiştik. Hiçbir sorunumuz da olmuyordu. Eşimin zekâsına, güzel ahlakına, güler güzüne hayrandım. Onsuz zaman geçmiyordu. İşteyken fırsat buldukça arıyordum. Sesini duyunca da çok mutlu oluyordum. Konuşmasında içimi rahatlatan bir tesir vardı. Bunu nasıl yapıyordu bir türlü anlayamıyordum. Eve gittiğimde beni her zaman güler yüzlü karşılardı. O anda bütün yorgunluğum giderdi. Yemek hazırlarken yardım ederdim. Sen otur yorgunsun der, ben de içeri gidip otururdum. Onun üzülmesini hiç istemiyordum. Her ne isterse yerine getirmek için can atıyordum. Benden bir şey istesin diye gözlerinin içine bakardım. Arada bir arabamla gezerdik. Yine bir gün gezmek için çıkıp arabaya bindik. Dönüp bana baktı. Sabır çok güzeldir, sabır insanı bu araba gibi ulaşmak istediği yere götürür dedi. Neden böyle bir şey söylediğini anlamamıştım. Birkaç gün önce yatak odasının kapısı bozulmuş, kilidi zor açılıp kapanıyordu. Geçen gün mahallemizde hırsızlık olayı olduğu için odamızın kapısını kilitliyorduk. Bir haftadır eşimin midesi bulanıyor bunun içinde geceleri sık sık kalkıyordu. Benim uykum çok hafif olduğu için hemen uyanıyordum. O gece tekrar midesi bulanmış olacak ki kalktı. Kalktığını hissedip gözlerimi açtım ama uyandığımı anlamadı. Yavaş yavaş kapıya doğru ilerledi; fakat o anda gözlerime inanamayacağım bir olay gerçekleşti.
     
    Ben rahatsız olmayayım diye kilitli olan kapının anahtarına bile dokunmadı. Kapı kilitliydi. Eşim” Bismillahirrahmanirrahim” dedi ve kapıyı açmadan dışarı çıktı. Bu durumu görünce kalbimin atışları hızlandı; terlemeye başladım. Yataktan kalktım. Gözlerimi kapıya odaklanmıştı. Yatak odasının camından lavabonun ışığı belli oluyordu. Lavaboda elini yüzünü yıkayıp ışığı söndürdü. Ben hemen yatağa yatıp uyuyormuş gibi yaptım. Eşim kapıyı açmadan odaya girdi. Kalp atışlarım iyice artınca dayanamayıp uyanmış gibi yaparak yatakta doğrulup oturdum. Eşimin yüzüne baktım. Âdeta yüzü nurlanmış parlıyordu. Uyandığımı görünce gülümseyerek yüzüme baktı. Ne yapacağımı ne diyeceğimi bilemedim. Rahatsız mı ettim, diye sordu. Yok, çıktığını bile duymadım deyince gülümsedi ve yattı. İşe gittiğimde sürekli o anları düşünüp duruyordum. Bu nasıl olabilirdi? Akşam eve gittiğimde zile basmadım ve kapıyı anahtarımla açtım. Kapıyı açtığımda eşimi karşımda buldum. İşten geldiğimde kapıyı açmak için bekliyormuş. Selam verip içeri girdim. Elimi yüzümü yıkayıp sofrayı hazırladık. Yemeği yedik. ”Bugün neden durgunsun, bir şey mi oldu?” diye sordu. Cevap veremedim. Dün geceki olayı nasıl sorabilirdim ki. Sana bir şey söyleyeceğim diyerek elimden tutup beni ayağa kaldırdı. Gözlerinin içine bakıyordum. “Buyur söyle” dedim. ”Ben hamileyim” dedi. Ondan sonrasını hatırlamıyorum anda ayaklarım boşaldı. Düşüp kalmışım yerde. Yarım saat sonra kendime geldiğimde eşim yanı başımda oturuyordu. Yattığım yerden doğrulup eşime bakınca, utanıp yüzünü yere çevirdi. Bu habere o kadar sevinmiştim ki anlatamam. Akşamları işten eve gelirken bebek eşyaları alıyordum. Gece yattığımızda eşimle hep hayal kurup duruyorduk. Çocuğumuz belli bir yaşa geldiğinde ilk hangi kitabı okumalıydı? İlk önce namaz kitabındaki bilgileri mi öğrenmeliydi? Ondan sonra hangisini okutsak acaba İslam Ahlakını mı? Herkese Lazım olan İmanı mı okutsaydık? Yok, yok ilk önce halifelerin menkıbeleriyle kalbini yeşertmeliydi. Benim evladım Ehli Sünneti savunan Ehli Sünneti yaymak için çabalayan bir kul olmalıydı onu bu şekilde yetiştirmeliydik. Her akşam belli bir zaman dilimi içerisinde eşimle İmam-ı Rabbaninin mektubatını okuyorduk. Bir akşam okurken yorgunluktan gözüme ağrı girince eşime rica edip sesli okumasını söyledim. Gözlerimi dinlendirmek için kapattım. 212. Mektubu okuyordu. Bir ara gözlerimi açtım elindeki kitap kapalıydı.
    Gözlerimi açtığımı görünce hemen kitabı açıp gözlerini kitaba dikti. Anladım ki o kadar sayfayı ezberlemiş ve ezberinden okuyordu. Okuduğu mektup bitince durdu. Mektubatı bu zamana kadar kaç defa okudun diye sorunca bilmiyorum dedi. Peki, kitabı bitirmen ne kadar sürüyor? Bir hafta diye cevap verdi. Anladım ki eşim manevi derecelere yükselmişti. Beni rahatsız etmemek için kapıyı açmadan çıkması bir kerametti. O günden sonra eşime olan hürmet ve saygım daha da arttı. Eşim bir evliya idi. İlmihal okuduğumda anlamadığım yerleri eşime soruyordum. Öyle güzel açıklayıp anlatıyordu ki hayran kalmamak mümkün değildi. Hikmetini bilmediğim en ufak bir davranışını görsem soruyordum. O da hemen açıklar; “ilmihalin şu sayfasında yazıyor” derdi. Her haline sabrediyordu ve her haliyle de şükrettiği ortadaydı. İslamiyet’i yaşayan bir numune vardı karşımda, bu yüzden Allahü Teâlâ’ya her saniye şükretsem az gelirdi. Eşimin birkaç kerametini daha görünce dayanamadım, artık ne pahasına olursa olsun bu konuyu konuşacaktım. Her zamanki gibi işten geldim. Yemek yedik. Konuyu konuşmak için eşimi karşıma aldım. Giderek büyüyen bir heyecanla yavaş yavaş konuşmaya başladım.
      “İslamiyet’in en ince kurallarına en güzel şekilde dikkat ediyorsun. Konuyu uzatmak istemiyorum” dediğim anda eşim konuşmaya başladı. “Sabır güzel şeydir. Sabrederken şükretmek daha güzeldir. İnsan her haline sabreder ve şükrederse Allahü Teâlâ ona daha iyilerini ihsan eder”. Artık ağzımdan tek kelime çıkmıyordu. Eşimde konuşmasını bitirmişti. O günden sonra ona olan davranışlarım da daha dikkatliydim. Onu kırabilecek her şeyden uzak duruyordum. Bir akşam annem aradı. Komşu kızının iki gün sonra düğünü varmış. Beni de davet etmişler. Eşimle birlikte düğüne gittik. Her şey İslam’ a uygun düzenlenmişti. Erkekler ve bayanların yerleri farklı bölümlerdeydi. Düğündeki İslam’a uyma titizliğini görünce çok sevindim. Bir akşam kendisine balkondan kıyamet ve ahiret kitabı verdiğim kız aklıma geldi. On dakika sonra küçük bir çocuk geldi. O kızın kardeşiymiş. (Babası işe giderken arkasından ağlayan çocuk.) “Abi eğilir misin?” dedi. Eğildim, kulağıma ablasının, bana çok teşekkür ettiğini söyledi. Onun bu duruma gelmesine ben vesile olmuşum. Bunu öğrenince çok sevindim. Eşim hamile olduğu için düğünde fazla kalamadık; eve gittik. Aradan aylar geçmiş ve eşim doğum yaptı ve oğlum olmuştu. Hayatımızdan çok memnunduk. Eşimle her akşam kitap okumaya devam ediyorduk. Eşime; üstadım diye hitap ediyordum benim üstadımdı. Dünya ve ahiret saadetim için en büyük vesileydi. Geceleri rahatsız olmasın diye oğlumuz ağlayınca onu alıp başka odaya gidiyordum. Aradan iki yıl geçmiş oğlumuz büyümüştü. Eşim her fırsatta sabır ve şükretmemi telkin ediyordu. Bir zaman sonra eşim hastalandı. Zamanımızın çoğu hastanede geçiyordu. Eşimin hastalığı artmış, benim ise elimden bir şey gelmiyordu. Bir akşam işten eve geldiğimde kapıyı çalmama rağmen açmadı. İçeri girdim içeriden bilemediğim mükemmel bir koku geliyordu. İçeri girdim eşim yatıyordu. Uyuyor sandım. Uzun zaman uyanmayınca gidip uyandırmaya çalıştığımda vefat ettiğini anladım. O anda yıkılmıştım. İçim yanmıştı. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Annemi aradım gelmesini istedim. Eşimi, diğer gün defnettik. Eve girdiğimde burnuma gelen o güzel koku mezardan da gelmeye başladı. Her gittiğimde o kokuyu duyardım. Onu çok özlüyordum. Canım eşim, üstadım vefat etmişti. Söylediği gibi yapmaya çalışıyor sabretmekten başka çare bulamıyordum. Her an onu düşünüyordum. Aylar sonra eve girmek için cesaretimi topladım. Gözlerim doldu; ağlamaya başladım. Balkona çıkıp sandalyeye oturdum. Dolunay vardı. Ali’nin beni aradığı o akşam aklıma geldi. O akşam da aynı dolunay vardı. Gözlerimden yaşlar akarak dışarıya çıktım. Üstadımın, eşimin mezarına gittim. Saatlerce ağladım. O güzel kokuyu tekrar hissetmeye başladım. Arkamdan bir el omzuma dokundu. Arkama döndüm; eşim nurlar içinde arkamda duruyordu. Heyecandan bir şey söyleyemiyordum. Başım dönmeye başladı; bayılmışım.
    Uyandığımda sabah ezanı okunuyordu. Kalktım etrafıma baktım. Eşimi gördüğüm anda sabret dediğini hatırladım. Camiye gidip sabah namazını kıldıktan sonra dışarı çıkarken cebimde bir şey olduğunu fark ettim. Elimi cebime attım; bir tane mendil vardı. Eşimin evinde ilk konuştuğumuz zaman avucumun içindeki mendil, ayağa kalkarken yere düşmüştü; bulamamıştım. Eşim bulup saklamış. Mendilin bilmediğim şekilde çok güzel bir kokusu vardı.
    BU GERCEK BİR HİKÂYEDİR. LAKİN GERÇEKLİĞİNİ SORMADAN HİKÂYEDEN BİR HİSSE ALMAKTIR ÖNEMLİ OLAN, HİSSE ALANLARA NE MUTLU!
     BU HİKAYENIN YAZARI, YAZININ SONUNA EKLEDİĞİ CÜMLELER İSE ŞÖYLEDİR…
     
    ( Bu yaşananları babamın günlüklerinden derleyerek sadeleştirdim. Hikâyede anlattığım kişiler annem ve babama aitti. Doğan o çocuk bendim. Sabır ve şükür insanı en üst derecelere yükseltecek kanatlardır.) Allahü Teâlâ herkese böyle eş nasip eylesin. SON.
     
    (Kıymetli vaktinizi ayırıp okuduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Bekâr ve evli kardeşlerimizin bu kıssadan hisse alacağına inanıyorum. Bu hikâyedeki Saliha hanıma bir Fatiha bağışlamayı da ihmal etmeyelim lütfen.)
     MUSTAFA KUŞ